• 3.
    Helin duymasa bari şu dayağı ( Helin ilk aşkım , komşu kızım ilk kırığım, sınıf arkadaşım ) ama lafın gelişi o arkadaşlık, yoksa kızın benden haberi yok gibi .babamın kucağında yatağıma taşındığımı hatırlıyorum en son.
    Sabah uyandığımda ilk iş şu lanet ayakkabılardan kurtulmakti . Öğlene kadar da okul yok zaten . Ama sobalı ev bilen bilir gelde çık şu yataktan . Oturma odası hariç her yer buz gibidir.

    Bir de ödev vermiş bacağını dişledigim hiç uğraşamam. Yıkanmış yedek önlük ve artık beni ele vermeyecek farklı bı ayakkabıyla okula gittim . Henüz sabahcilar dagilmamisken arkadaşlarla buluştum , engin diye bir arkadaşım vardı 8-10 kuzen beraber takilirlardi hemen hemen aynı yaşlarda.
    Dayak yemişim ama kaçarak yediğim için gözden uzak oldu ve pek duyulmamış .enginle konuştuk haydarı dövecez . 7 yaşında karateye gidiyor ya bizim engin , neyine guvenirsin ki evladım, engin ve bir arkadaşını yanıma aldım son ders arasında , okuldaki çeşmenin arkasında haydarı kıstırdık , ben engin ve adını Yahya diye hatırladığım kuzeni .haydarla birbirimizin önlükteki beyaz yakasını yırtmak için harekete geçmişken enginde saldırdı , fakat bu haydarın arkadaşları mezarlıkta insanlara dadanan çocuklar kadar hızlı toplanabiliyorlarmis bir araya .dün tek yediğim dayağı bugün üç kişi toplu olarak tekrar yedik..

    Yirmi yıl sonra bugün o bacağını dişledigim ogretmenimle karşılaştım ne mi yaptım dersiniz . Yok artık yanlış anladiniz tabi ki bacağını dişlemedim. Onunla bu karşılaşmam bu anılarımı hatırlattı...
  • 108 syf.
    Öykülerin illa ki bir derdi ve önermesi varsa eğer ve bu şahsileştirilebiliyorsa, yazarın anlattığından fersah fersah öteye gidebiliyorsa, benim için "ölenlerin adını unutma, türkülerin, meydanların" dizelerine sahip şarkının ikiz kardeşi olmuştur. Sloganın estetiğinden kopmamış ama sloganvariliğe de yaklaşmamış öykülerdi. Mücadelenin kıyısındaki tanık yaşamların da anlatılması gerektiğini düşünmüşümdür, bence o yönde de güzel bir örnek.
    Kitapta bazen metafor yağmuruna tutulduğunuzu düşünebiliyor, keşke yazar bunları başka öykülerine de dağıtsaymış, hissine kapılabiliyorsunuz. Bu da anlatının gerçekliğinden kopmanızı sağlayabiliyor.
    Tarz meselesidir ama devrik cümle cömertliği biraz azalsa nasıl olur diye düşünmeden de edemedim. Şiirselliğe elbet katkısı vardır ama bazen akıcılığa istemeden ket vurabiliyor.
    Öte yandan Dicle'ye yedi keşke, selamlama rutinleri ve buna benzer
    pek çok Diyarbakır rituelini çok güzel yansıtmış. Yazar ileride çok güzel büyülü gerçekçilik eserleri çıkarabilir hissi uyandırdı. Hayattan cebine attığı detayları yerli yerinde ve sade kullanımı da dikkat çeken bir özelliği.
    Okumam için ısrar eden arkadaşıma teşekkür borcumdur ;) Sırada Ayna Çarpması var.
  • Bozukluğu kişilik ve yaşam biçimi haline getirenden korkmak gerekir; zira tecrübe göstermiştir ki, böylesinin tedavisi pek azdır.
    Hatice Acar
  • 200 syf.
    Kitaba ilk başladığımda bu kadar iyi olduğunu tahmin etmemiştim açıkçası. Yapılan yorumları görünce abartılıyo mu acaba diye düşünmeden edemedim lakin hiç de öyle değilmiş. Kesinlikle abartılmıyormuş . Öyle bile olsa bunu sonuna kadar hak ediyor. Kitaptan çok kısa bahsetmem gerekirse adı üstünde irade terbiyesi. İradenizde zayıf olan yönler ne? Bunları düzeltmek için neler yapabilirsiniz. İşte bunları bize anlatan bir eser. Kitabın genel içeriği böyle. Ben başka bir şeye değinmek istiyorum asıl. Kitabın bende yarattığı değişime. Kendi adıma genelde bu tarz kişisel gelişim kitaplarından pek verim alamam. Okurum fakat içinde yazanları uyguladığım pek söylenemez. İrade Terbiyesini bu konuda ayrı tutmam gerekir. Her şeyim değişti çok farklı bir insan oldum demicem tabiki. Fakat şunu söyleyebilirim bu kitap bende bir şeyleri değiştirme isteği uyandırdı. Özellikle bu benim kitabın en sevdiğim yanı oldu. İrademin hangi konularda zayıf olduğunu ne yapmam ne yapmamam gerektiğini bu kitap sayesinde öğrendim diyebilirim. Bir iki değişiklik bile yaptım. Yapmasaydım da bişey değişmezdi hiç vicdan azabı çekmezdim desem yalan olurdu heralde. Bu vicdan azabını sadece kitapta yazanları uygulayıp uygulamamakta yaşamadım kitabı anlama konusunda da yaşadım. Kitap okurken kafam başka yerlere dalıp bir cümleyi bile geri dönüp okumaktan aciz olan ben gittim 10 15 sayfayı döndüm tekrar okudum. İrademi daha kitabı okurken bile terbiye eden bir kitap. Nasıl bir kitapsa artık her açıdan hakkını vermek istiyosunuz.. Vermeyince içiniz rahat etmiyor. Aman işte okudum bitti deyip kenara atamıyor insan. Atmamalı. Velhasıl hala kitabı okumadıysanız okuyun ve okutun. Sonra tekrar tekrar okuyun :))
  • Yahudiler, bugün aralına karışmış oldukları ulusların içinde hemen daima belirli sayıda birtakım tapınış yol-yöntemlerine bağlı kalmaktadırlar, yani daha doğrusu bunu erkek Yahudiler yapmak­tadırlar, çünkü dinsel bakımdan kadınların hiçbir değeri ve önemi yoktur.
    Bireylerin bağlı oldukları dinsel yol-yöntem şunlardır: Sünnet, ki doğumdan sekiz gün sonra yapılır; on üç yaşındaki çocuk, dinsel yol-yönteme bilgi sahibi kılınır; bunların peşinden evlenme gelir ve genel olarak sinagogda kutlanır, bu sırada (taleth adı verilen) dua
    peçesi örtülünür, İbranice ilahiler, dualar okunur; son olarak ölüm­den sonra cenaze yıkanıp çıplak olarak kefene sarıldıktan sonra toprakla temas edecek biçimde gömülür.
    İnanan kişi cuma akşamı sinagoga gitmek zorundadır, sebt (yani dinlenme) günü, cuma akşamı başlar. Hazır bulunanlar Tanrı ya şükretmek için yüksek sesle ya da fısıldayarak dualar okurlar. Cumartesi günü Tanrıya ayrılmıştır. O gün sofu bir yahudi ne
    kendisi çalışır, ne de evindekilere iş gördürür.
    Yiyecek bakımından pek kesin birtakım yasaklar vardır: Do­muzlar kesilirken kanları akmamış hayvanların etlerini ve midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanlarını yemek yasaktır.
    Birçok bayramlar sinagogda olduğu gibi, tapınak görevi yapa­bilecek olan evde kutlanmalıdır. Örneğin Fısıh bayramı bu arada­dır, bu bayram dolayısıyla hamursuz ekmek yenir ve tüm tabak-çanak değiştirilir; Büyük Tövbe gününde ise sıkı bir oruç tutulur.