• Bakmayın İstanbul'da buluştuğumuza, Doğu'daydı kalplerimiz o gün. Bakmayın bedenlerimizin faniliğine, Doğu'daki çocuklarla birlikte biz de öldük o gün.

    Umursamazlık, vurdumduymazlık, çaresizlik, soğuk, ölüm, şiirsel betimlemeler ile romanın birleşimi temaları altında ortaklıklar yakaladığımız bir kitap olan Hakkari'de Bir Mevsim'i beraber konuşabilmek için oturmuştuk masaya.

    Öğretmen arkadaşlarımız anlattı, biz de dinledik onların Doğu'daki öğretmenlik görevi yıllarını. Bu kitaba karşı bir öğretmen bakış açısı vardı, bir de öğretmen olmayanların bakış açısı. Öğretmen olup Doğu görevinde bulunmuş olanlar kitaptaki empati duygusunun boşluğunu ve çağrısını, çaresizliği ve o yılları bize çok net ifadelerle anlatmıştı. Hepimizin yüzünde bir donukluk ifadesi vardı, o günkü hava yüzünden değildi pek sanki. Yüzümüze Hakkari soğuğu mu vurmuştu yoksa?

    Dışarıda kapalı havada geçen bir pazar gününü ardı arkası kesilmeyen boş muhabbetlerle geçiren güruh yerine biz o gün devleti, ulaşılamazlığı, imkansızlıkları, Ferit Edgü'nün biyografisini, sosyolojiyi, köy enstitülerini, öğretmenleri ve öğrencilerini, Doğu'daki umursanmayan ve önü kesilemeyen ölümleri, devletlerin bireyin sorunlarına yaklaşımlarını konuştuk. Açıkçası bu kitap ve onla birlikte Ferit Edgü de Türkiye'de diğer yazarlarla karşılaştırılacak olduğunda o kadar tanınmış değillerdi. Aynı Hakkari gibi, değil mi?

    Peki siz hâlâ 1k İstanbul Buluşması'na katılmadınız mı? Çok şey kaçırıyorsunuz diyebilirim. Ayda 1 kere de olsa bir pazar gününüzün 4-5 saatini bir kitabı derinlemesine ve bambaşka bakış açılarıyla irdelemek isterseniz bekleriz.

    Bir sonraki toplantımız 06.01.2019 tarihinde olacak. Bu sefer de kışın yakıştığı ülke olan Rusya'ya gideceğiz, Rus Edebiyatı'nın demirbaşlarından ve öncülerinden Puşkin'le tanışacağız. Bizim okuma grubunda işler böyle ilerliyor. Bir ay Hakkari'deyiz, diğer ay Rusya'dayız. Seçtiğimiz kitap: Yevgeni Onegin

    Toplantıya katılan arkadaşlar:
    Muzaffer Akar
    Anıl
    Oğuz Aktürk
    Ebru Ince
    Osman Y.
    Bengü
    Turhan Yıldırım
    özlem
    Yağmur.
    Ezgiperest
    mecdbrs
    Ayça
    Fırat İnan SARIÇİÇEK
    Yaz
    Esra Özbek
    Harun mert
    Ümit K.
    Roquentin
    Esra Koç
    D-503
    Gözde
    Ahmet
    Bülent Karakuş
    Esas Adam
    Şevval Erdemir
    Melike

    Eksik olan arkadaş varsa bildirirse ekleme yapabilirim.

    Toplu fotoğraf:
    https://i.hizliresim.com/QLA4dv.jpg
    https://i.hizliresim.com/XMvDz0.jpg

    Toplantı sonrası ve diğer fotoğraflar:
    https://i.hizliresim.com/dv5WV7.jpg
    https://i.hizliresim.com/y6MAO9.jpg
    https://i.hizliresim.com/GmYprN.jpg
    https://i.hizliresim.com/5adoOD.jpg
    https://i.hizliresim.com/bV5goG.jpg

    Ebru Ince olmasa biz ne yapardık temalı fotoğraflar:
    https://i.hizliresim.com/7akVGP.jpg
    https://i.hizliresim.com/MVEPMk.jpg
    https://i.hizliresim.com/qdYmXB.jpg
    https://i.hizliresim.com/9a49Bo.jpg
    https://i.hizliresim.com/gr541Z.jpg
    https://i.hizliresim.com/P1qYb6.jpg
    https://i.hizliresim.com/4jgZJp.jpg
    https://i.hizliresim.com/ADm0lz.jpg
    https://i.hizliresim.com/JZY7gW.jpg
    https://i.hizliresim.com/Wqn6OP.jpg
    https://i.hizliresim.com/36D145.jpg

    Bir sonraki buluşma
    Okunacak Kitap: Yevgeni Onegin
    Tarih: 6 Ocak 2019 Pazar
    Saat: 13:30
    Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
    Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Halitağa Cd. No:42 Kadıköy/İstanbul
  • Kendini öldürmek, hayatı aşağılamaktır.Yaşanabilecek her şeyi küçük görmek. Ne durumda, yaşamaya değer olur hayat peki? Ben neden varım, siz neden varsınız, neden besleniyor, giyiniyor, barınıyorum? Beni buna iten ne? Ne arıyorum, ne gerek var her şeyi, her gün tekrar etmeye? Kendimi neden öldürmediğimi merak ediyorum bazen... O zaman dünyayla ilgili tüm sorunlarım bitiyor. Yaşamaya ihtiyacım yokmuş gibi hissediyorum, yaşamın kendisinde bi tat bulamayacakmışım gibi.
  • Peki ama , siz insan çıkarının yalnızca doğal, olumlu konularda , yani tek bir sözcükle refahta olduğuna niçin bu kadar eminsiniz, niçin ciddi olarak inanıyorsunuz ? Aklın çıkarla ilgili konularda aldandığı olmuyor mu ? Insan refahtan başka şeyi de sevemez mi ? Belki ıstıraptan da aynı derece de hoşlanıyordur? Hatta ıstırabın saadet kadar faydalı olması da mümkündür, insanın sırasında acıyı ihtirasa varan derecede sevdiği bir gerçektir.
    Dostoyevski
    Sayfa 37 - Türkiye iş bankası yayınları
  • HOGWARTS EXPRESİ İÇİN SON ÇAĞRI!!!

    - Hızlı hızlı yürüyün, çabuk olun yoksa peron dokuz üç çeyreği kaçıracaksınız. ''Bu peron çok işlektir -ancak üstlerinde şık takım elbiselerle günlerine başlayan insanlar yerine burada pek sevgili evlatlarını uğurlama derdince, cüppeli büyücüler ve cadılar vardır.''

    - Koştunuz ve yetiştiniz. Tebrikler. Artık Hogwarts Expresi'ndesiniz.. Yemek arabası cadısı size ''Arabadan istediğiniz bir şey var mı, canlarım? Balkabağı Poğaçası? Çikolatalı Kurbağa? Kazan Pastası?'' dediğinde tercihiniz ne olurdu? Benimki kesinlikle Balkabağı Poğaçası olur(Çikolatalı Kurbağaya da hayır demem aslında). Bu yolculuğa hangi ailenin oğlu/kızı olarak katılmak isterdiniz? Kendinize mutlaka bir isim verin ve karakter seçerek devam ediyoruz...

    Harry & Lilly Potter''
    Ron & Hermione Weasley''
    Draco & Astoria Malfoy''

    - Seçiminizi yaptınız mı? Peki yolculukta size kimlerin eşlik etmesini isterdiniz? Tabii ki onlar da diğer ailelerin çocuklarından birisi olacak. Kimler iyilerin tarafında olmak ister? Kimse ölüm yiyen soyundan olmak istemez herhalde. Ama burada bir ironi var. Kanınız değil karakteriniz sizin kim olduğunuzu ortaya çıkaran şeydir.

    - Şimdi binadayız veeeee seçmen şapka hangi binaya geçeceğimize karar verecek. Bakalım seçmen şapkayı etkileyebilecek misiniz? Yoksa gönlünüzdeki yere doğrudan seçilecek misiniz?

    Gryffindor
    Hufflepuff
    Ravenclaw
    Slytherin

    - Burda da takımınızı kendiniz seçin hadi sonrasında ise maceraya hazır olun...

    - Hogwarts binasına 19 yıl sonra geldiğimde çok heyecanlandım. Tekrar aynı sahneleri hatırlamak ve içinde bulunmak beni duygulandırdı aynı zamanda, ama bu sefer başımızı belaya sokmak üzereyiz...

    - Elimde bir zaman döndürücü var. Bir düşünün!! Bununla neler neler yapabiliriz? Geçmişe gidip sevdiğimiz birinin ölmesini engellemek? Bizim için ölmüş birini? Kötülüğü yok etmeyi? Exprese dönüp biraz daha fazla Balkabağı Poğaçası yemeyi? (benim tercihim buydu) Siz olsanız bu zaman döndürücüsünü nasıl kullanırdınız?

    - Kullanırdınız tabiiki ve işler o zaman sarpa sarmaya başlardı. Sonuçta Kullanma talimatını okumadınız ve sonuçlarını bilmiyorsunuz. Ben de bilmiyordum böyle sonuçlarının olacağını ve sayfaları çevirdikçe heyecanım körüklendi. Yine de o aleti kullanmaktan geri kalmadık. Burada birde başımıza 'Lanetli Çocuk' çıkmasın mı.. (yoksa sen mi seçtin lanetli çocuk olmayı?) Asıl amacını o zaman öğreniyoruz. Ne gibi bier kötülük planlayıp, aleti kendi çıkarları için kullanacağını. Bizde boş durmadık, gücümüzü ve aklımızı kullanıp bozduğumuz şeyleri düzeltmeye çalıştık. Sonuç mu?? Tabii ki istediğimiz gibi oldu (sizin ve benim).

    - Potterseverlerin okuması gereken bir kitap ve kesinlikle tatmin edici. Tiyatro eseri gibi yazıldığına bakmayın. Beyazperdeye taşınırsa yine yer yerinden oynatacak bir kitap olmuş. Okumanızı tavsiye ederim.
  • "Peki, Müslüman adamın asırlardan beri yeryüzünün birinci sınıf sakinleri arasında yer alamayışını böyle mükemmel bir inanışla nasıl bağdaştırabileceğim?

    'Islâm iyi ama Müslümanlar kötü' demekle ezikliğin ruhsal etkilerini yenmemiz mümkün olabilir mi?"
  • Mustafa ÖZTÜRK
    Diyelim ki kâfirlerle ilişkimizi düzenlemek için ayet arıyoruz Kur’an’da.
    Biri “senin dinin sana, benim dinim bana” ayeti güzel bir ayet, bunu uygulayalım dedi. Diğeri de “dinde zorlama olmaz” ayetini uygulamak istedi. Bunlar anlaştılar, tamam, sıkıntı yok.

    Ama başka biri de çıktı “kâfirleri bulduğunuz yerde öldürün” ayetini uygulamanız için önünüze koydu.

    Şimdi soru şu: Biz bu kâfirlerle savaşacak ve nerede görsek onları öldürecek miyiz yoksa “senin dinin sana benim dinim bana, dinde zorlama yoktur” mu diyeceğiz?

    Ulema bu işi şöyle çözdü. En son gelen ayet geçerli ayettir, önceki ayetlerin hükmü tamamen kalkmıştır yani o ayetler nesh olmuştur dedi. Bakın, bazı ayetlerin hükmünün geçici olarak değil tamamen kalktığını söylediler.

    Sen neshi ister kabul et ister etme. Ümmet-i Muhammed 20. yy’a kadar neshi kabul etmeyeni müslümandan saymıyordu. Peki bazı ayetlerin hükmünün kalktığını yani nesh olduğunu kim dedi? Allah demedi, peygamber efendimiz de demedi. Kim çıkardı bunu? Ulema çıkardı. Neden çıkardı? İşte yukarıda bahsettiğime benzer sorunları ortadan kaldırmak için çıkardı.

    Oysa olay şu…

    “Senin dinin sana, benimki bana” gibi ayetler, Mekke döneminde, Müslümanların savaşacak gücü olmadığı zamanlarda gelmişti. Allah bu yüzden “rabbinin hükmü gelene kadar sabret” diyordu. Dik durmalarını ama dikleşmemelerini öğütlüyordu. Mekke dönemi böyle geçti.

    Medine’ye gelip güçlendikten sonra bu hakaretleri sürekli sineye çekmek zorunda değillerdi. Savaş ayeti geldi ve kılıçları çekebildiler. Sahabe bunu çelişki olarak görmedi çünkü her günün şartına uygun şekilde ayet geliyordu. Medine döneminin şartlarına göre de Müslümanları yurtlarından çıkarıp zulmedenlerle savaşmaları ve onları buldukları yerde öldürmeleri mümkün ve uygun olandı.

    Ulema son gelen ve “bunlarla savaşıp burunlarını sürteceksiniz, cizyeye mahkum edeceksiniz” diyen bu ayetleri nihai hukuk olarak aldı ve Ehl-i Kitap’la bundan sonra başka bir ilişki kuramayacağımızı söyledi. 1400 yıl boyunca zımmi hukuku bu mantığın üzerine kuruldu. Ehl-i Kitap’la gidip savaşacağız, ya Müslüman olacaklar ya da bize haraç verecekler. Barışın değil, savaşın esas olduğu bir hukuk… Böyle olmasına neden olan, ayetleri bağlamından koparıp “son gelen ayet diğer ayetlerin hükmünü kaldırır ve kıyamete kadar geçerlidir” diye düşünmekti.

    Oysa “fitne ortadan kalkıp din Allah’ın oluncaya kadar savaşın” ayetinin bağlamına bakınca iş değişiyor.
    Müslümanlar yani sahabiler bir müşriği öldürdüler. Öldürdükleri gün ise haram ayın içinde. Müşrikler ayağa kalkıp “Ey Muhammed, haram aya da mı saygın yok, hani haram aylarda insan kanı dökülmeyecekti” dediler. Kur’an da şöyle dedi “siz 13 yıl boyunca Müslümanlara dünyayı dar edip zulmederken iyiydi de haram ay bize gelince mi haram ay oluyor”. Evet, insan öldürmek kötüdür ama fitne daha kötüdür.

    Yani bu ayetin demek istediği -allahualem- şudur: Fitne yani inanca yönelik her türlü baskı ortadan kalkıncaya ve insanlar neye niçin inandığının hesabını hiç kimseye değil, Allah’a verecek özgürlük ortamına kavuşuncaya kadar savaşın.

    İnanç özgürlüğünü teminat altına almayı amaçlayan ayeti siz kılıçla herkesi Müslüman yapma ayetine dönüştürüyorsunuz. Çünkü ayetleri bağlamından kopuk okuyorsunuz.
  • peki ya siz hiç nefret ettiniz mi kendinizden?