Bir kitap ki hikayesinin derinliklerine elinizden tutup götürebiliyor sizi.Bu kitap bana on sene önce yanlışlıkla(!) alınmış ve rafta okunmayı bekliyormuş, iyi ki bekliyormuş.Eğer herhangi bir zamanda herhangi bir kitap olarak okusaymışım çok yazık edermişim.
Nazan Bekiroğlu’nun edebiyatı en güzel şekilde kullanması,her ne kadar hikayede ki kişiler hayal ürünüdür dese de tarihin gerçekleşi yaşananların yalnızca isimlerini değiştiriyor.Her savaş bizim,ölen her masum canımız,her askerin yarası göğsümüzü dağlıyor.
Kitap okudukça sizi derinlerine çekiyor.Hem hikayenin devamı ı heyecanla bekliyor ve bu sebeple hızlı okuyorsunuz hemde bir an önce bitecek ve onlardan ayrılacağım diye hüzün duyuyorsunuz bu nedenle son bölümü okumak üç günümü almış olabilir :)
Bir yanınız Trabzon’un hırçın dalgalarında bir yanınız İran’ın kurak topraklarında.Kitaba ara vermek zorunda kaldığınızda Setterhan’ın yaralı kalbini kalbinizde iyileştirmeye çalışırken Zehra’nın masumluğu yüzünüzde tebessüm oluşturuyor.Demem o ki herkese sevgiyle tavsiye ederim.
Dünya bir ırmaktır,biz dışarıdayız bu ırmaktan;ırmağa düşen gölgemizdir ancak.
Her şeyin gölge olduğunu bir kere fark edince,artık can acısada bir acımasa da bir.O zaman bitmez zannettiğin her türlü çile de biter.Hem öyle bir biter ki artık bitse de fark etmez bitmesede fark etmez.
İnsan ya arzularının ya da korkularının tutsağıdır: Kimilerinin uykusu sahip olamadıklarına sahip olabilme arzusundan kaçar,kimilerininse sahip olduklarını kaybetme korkusundan… Geleano’nun tesellisi (Tepetaklak)