İnsan nefes aldığı, düşünebildiği ve yaşamı her duyusuyla deneyimlediği tüm süre boyunca Sandor Marai kadar insan olmak ve bu olma durumunun getirdiği tüm eylem ve sıfatlar üzerine bu kadar düşünmüş; bunları gerçeğe en yakın haliyle kavrayabilmiş ve ,okurları için en güzel tarafı da, bu kadar olağanca,
samimi ve harikulade aktarabilir mi? Hiç sanmıyorum, hem de hiç. Aklımın dünebilme ve algılama ötesinin çok dışında geliyor. Ve kesinlikle karşılaşmadım böyle bir yazarla. Her şey ve hiçbir şey arasında geçen( her insan için de aşağı yukarı geçerli bir hayat tanımı aslında) geçen ömrü boyunca kendini, dostunu ve dostluğu; aşkı; ihaneti; sadakati; sözcüksel ifadelerinin ötesindeki anlamlarınca; yaşadığı durumlara vakfettiği anlamlarınca çok çok ve çok güzel aktarıyor. Üstüne sanki hayatı boyunca kafa yormamış gibi bir generalin ağzından. Sözcükleri bir gereklilik değil bir akıştaymış gibi; güneşin doğup batışı gibi olağan, kasıntınız,karışıksın, sade ve tüm gerçekliğiyle. MUAZZAM. Bu yazar muazzam, bu kitap muazzam. Güzel demek doğruyu yansıtmaz; kavrayabilmek için okunmalı ve daha çok tavsiye edilmeli
Bana kalırsa hayatta genel olarak gri alanların olması müthiş bir şey. Bu bulanık sınırlar aşırılıklara ve suistimallere yol açabildiği gibi bir yandan da sorumluluğa, seçime ve özgür iradeye de alan açarlar. Edebiyatın, felsefenin hatta bilimin alanıdır buralar. Yetişkinlerin dünyası genellikle gridir, grinin bin bir tonundadır ve zaferlerimiz gibi hezimetlerimizin de sivri uçları bu grinin aşındırıcı doğasınca törpülenir. Çocuklar siyah ve beyazda yaşarlar.