• "Atatürk, vefatından sonra karşısında yalnızca Türk Bayrağı görmek istediğini vasiyet ettiğinden, Anıtkabir'deki kabir odasında, kabrin etrafı Türk Bayrakları ile süslenmiş, kabir odasının baş istikametindeki kapısına karşıya bakan büyük bir Atatürk yüzü işlenmiştir. İşte o yüzün tam karşısındaki pencereden bakınca bir Türk Bayrağı görürsünüz. Ankara Kalesi'ndeki burçlarda dalgalanan bayrağı. Ankara'yı Atatürk'ün Ankara'sı olarak tanıyanlar, kaleyi yalnızca Samanpazarı'nda buldukları otantik eşyalar ve antikalar gibi görmez. Burası Mustafa Kemal'in Türk Bayrağını sonsuza kadar seyran ettiği yerdir."

    Dört Yön Dört Renk - Ahmet Turan Tiryaki
  • pencereden bakınca toprak ve ağaç görünmeli.
  • Hayat kısa sen hâlâ...
    Ona küs, buna gücen, şunu unutma, bunu silme. Merak etme hayat, koca bir
    silgiyle bütün bu vesveselerini ve seni siliverecek. O zaman içinde yazılı,
    okudukça içini acıtan bütün o satırlar da, vakti zamanında hücrelerini
    morarttıklany-la kalakalıcak. Erteleyebildiğin herşeyi, erteleyebildiğin
    kadar ertele. Günleri gelmiycek. Diyeceksin ki, şu çocuklar bir büyüsün.
    Diyeceksin ki, şu dönem bir geçsin. Diyeceksin ki, du bakalım.
    Hayat bu dille konuşmaz halbuki, o hep der ki: hadi çocuklar büyümeden, bu
    dönem geçmeden, durup bakmadan. Ağzında geveleyip durduğun bir sürü
    şeyi çıkarmadın, şişti, şişti, şişti yanakların. Bakınca görülüyor suratındaki o
    şi-şik ifade. Çıkarmadığın şeyler, sevgi sözcükleri, itiraflar, kırmamak için
    tuttuğun bütün o cam kırıkları hayat bittiğinde, çenenin rahatlamasıyla beraber dökülüvericek ama sessiz. Yani kimse duymayacak yine onları yazık.
    Çıkarsaydın görürdün, dünya laflarla sona ermez. Değişir en fazla.
    Ona bakmıyorsun. Nefesine bakmıyorsun. Bakmıyorsun, suya çiçeğe çocuğa.
    Bir hayaline bile bakmıyorsun. Onları ‘renkli şeyler' diye ayırmışsın. Hep
    siyahları yıkıyorsun, hep beyazlan. Siyah beyaz oldun. Hayatın bittiğini
    anladığında, ki hep geç kalınır oraya, elin aceleyle gidicek renklilere. Ama
    tutu-cak gücün olmıycak artık. Burnun duruyorken kokla, ağzın duruyorken
    öp, elin duruyorken alkış! Yok, bilmem kimler ne der, başkaları ne buyurur!
    Halbuki hayat, insanları tek tek düşürdüğü gibi rahme, tek tek alır geriye.
    Başkaları başkadır adı üstünde. Onlar ne içini bilirler, ne düşünü. Onlar
    yok ki, düşünmezsen. Bir tek sen varsın, bir bilsen. Komşu, bir penceredir.
    Başkaları, on beş dakika dedikodudur en fazla. Hayat bir pencereden
    görülmeyecek kadar büyük, ve kısa da olsa onbeş dakikadan uzundur canım.
    Kendinde kusur arıyorsun. Başkalarında kusur arıyorsun. Herkeste kusur
    var zaten. Önemli olan kusursuzu, eşsizi, biricik olanı aramak. Hayat
    bitmeden önce, onlan ödüllendiriyor bir şekilde.Diyor ki: sen hep doğru şeyi
    aradın. Bulmaktan bile mühimdir bu. Hep, diyorsun hep aynı. Güneş bir aşağı
    bir yukan, mevsimler yan yana dört tane, saat yuvarlak yirmi dört kere
    döner. Evet onlar arkanda hep aynı şeyleri yapar. Ama sandığın kadar uzun
    süre yapmayacaklar bu dansı. Bunu yapıyorlar ki, sen üzerine doğaçla. Kendi
    dansını bul, melodini tuttur, sözünü söyle. Sırf sen onlan yap diye, dönüp
    duruyor zavallıcıklar. Sana bunu bir türlü anlatamadılar.
    Bu okuduklannı unutup, sonsuz bir bekleyiş uydurup kendini soldurma.
    Hayat son nefesini alıp, seni soldurana kadar çal. Hayattan çal, çalabildiğin
    kadar. Yaptığın tek hırsızlık bu olsun. Oyunun sonunda, ‘don!’ dediklerinde,
    ellerini kaldır, bedenin çıplak olsun, hiçbir şeyi sürüklememiş, biriktirmemiş
    ol. Yüzünde bir gülümseme olsun, ‘seni alt ettim bak! gülümsememi sonuna
    kadar tuttum’ gibilerden.
  •  "Melek, cin, şeytan gibi varlıkları göremiyoruz. Görülmeyen şey yoktur" sözü, çok basit, çok yanlış, ilme [bilime] de aykırı olan ilkel bir sözdür. Bir şeyin yokluğunu ispat etmedikçe, o şeye yok demek bilimsel değildir. Bir evin arkasında üç kişi var dense, biz görmediğimiz için hemen yok dememiz ilmî [bilimsel] olmaz. Ateistlerin, en azından, "Göremediğimiz için yok da, var da diyemeyiz" demeleri gerekirdi. Bir kalemde, "Görülmeyen şey yoktur" demek, art niyetin, ateistliğin ürünüdür.

    İkinci bir husus, göz tek başına her zaman bir ölçü olabilir mi? Göz neleri görür, neleri göremez? Görünüşe aldanmamalı. Akıl, çok zaman gözün yanlışını çıkarır. Gözle pencereden Güneş’e bakınca, Güneş, bir tepsi kadar görülür. Fakat akıl, Güneş’in Dünya’dan büyük olduğunu söylüyor. Gözümüzün aldandığı açıktır. Meleğe, şeytana, cine, nazara inanmayan, elbette, "Ben gözümüzün gördüğüne inanırım. Güneş, top kadar küçüktür" diyemez. Diyemediğine göre, göz her zaman ölçü olamaz. Görmediği şeye yok diyemez.

    Mıknatısın manyetik gücünü gözümüzle göremiyoruz. Fakat demiri çekmesinden mıknatısta bir güç olduğunu anlıyoruz. Kumanda âletiyle, TV'yi veya arabayı açıp kapatıyoruz. Kumanda âletinde gözümüzle görmediğimiz bir güç, bu işleri yapıyor. O hâlde, hisse değil, akla değer vermek lazımdır.


    İnandık doğru söyledi...
  • Küçük bir pencereden bakınca denizi görebiliyordum.