Çalıkuşu

Çalıkuşu
@periii_
öğretmen
lisans
22 Şubat
14 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
@periii_·
·
sabitlendi
"Ancak tüm bunların gururunu mütevazı bir şekilde kabul eden, küçük bahçesini bir cennete çeviren azimli yurttaşların nasıl da keyifli olduklarını gören, yoksul bir adamın sırtındaki yükle, yorgun argın nasıl sabırla yoluna devam ettiğini fark eden, güneşin ışıklarını biraz daha fazla görmeyi dileyen insan, evet, böyle bir insan huzurlu dur. Kendi dünyasını kendi içinde yaratır; mutludur da çünkü bir insandır. Ancak çevresi ne kadar kısıtlı olursa olsun yüreğinde özgürlüğün tatlı duygusunu taşır ve istediği zaman hapishaneden çıkabileceğini bilir."

Çalıkuşu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·280 syf.·
2026 1. kitabı
Oscar Wilde
8.2/10 · 98,9bin okunma
"Atın başlığını omzuna almış, düzü- yokuşu aşarak yürüyordu. Gözlerinden akan yaşlar, yüzünü, sakalını ıpislak etmişti. Gözünü, yüzünü silmiyordu. Bunlar doğuştan tulpar, doğuştan taypalma Gülsarı için dökülen yaşlardı. Yaşlı gözlerle, yeni sabaha, tek başına dağların eteklerine doğru uçan yabankazına, uzun uzun baktı. Gözyaşları daha çok akmaya başladı. Yabankazı yolunu şaşırmış, sürüden ayrılmıştı. Arkadaşlarına yetişmek için acele ediyordu. Uç yabankazı uç! Kanatların yorulmadan arkadaşlarına yetiş! diye derin bir iç çekti. Sonra: ELVEDA GÜLSARI! Elveda dedi.
" Çay kıyısında, sönmüş ateşin dumanı belli belirsiz tütüyordu. Sönmüş ateşin başında saçları ağarmış, gocuğunu omzuna atmış yaşlı Tanabay öylece duruyordu. Yorga atın gocuğa ihtiyacı yoktu artık. Gülsarı öbür dünyaya göçmüş, Tanrı'nın yılkısına katılmıştı. Tanabay ölen ata baktı baktı da, onun Gülsarı olduğuna inanamadı: Zavallı hayvan ne kadar da zayıftı! Can çekişirken son bir çırpınışla kafasını geriye atmış, yan yatıyordu. Başında başlığının deri izleri vardı. Çatlamış toynaklarında yipranip incelmiş nalları görünüyordu. Artık bu asil toynaklar yere basamayacak, kara yolda iz bırakamayacaklardi. Ayrılık zamanı gelmişti. Gitmeliydi.."
" Koytaşın üzerinde dağları seyrederek oturan Tanabay, önce keçe çadırdan eşelenip yeni odun atılan ateşin çıtırtılarını duydu. Sonra karısının kopuzundan, insanın yüreğini yıkıp alircasina hüzünlü ezgiler geldi kulağına. Yalnızlıklar içinde kalan bir adamın hıçkırıklarını, ah dedikçe nefesiyle yel savuran çok büyük acılı bir insanın ahlarını, ıssız ve engin bozkırda başını vuracak, onulmaz derdini gömecek bir yer arayarak koşan bir adamın acı çığlıklarını andıran bir ezgiydi bu. Hiç kimsenin avutamayacağı, hiçbir şeyin merhem olamayacağı acılarla ağıdını söyleyen, ağlayan bir adamın bozlamasını anlatıyordu kopuzun telleri. " Bozla kopuz, bozla!.." Tanabay, efsanedeki o yalnız adam gibi acılıydı, yalnızdı, ağlıyordu. Bunu bilen karısı Caydar ona "Karagül- Botam" bozlağını çalıyordu."