İçinde anne olmayan her şey sendeleyip düşerdi. Anne yetişememekti. Kavuşamamaktı. Yine de beklemekti. Bir sarılısın eksikliğini yıllarca aynı göğüste taşıyıp kimseye söylememekti. Eksildikçe insanı tamamlayan yerdi. Doyurdukça sevinen, boşa gitmesin diye biriktirendi. Sabırdı. Sükûnetti. Bazen bir bohca arasından çıkan tığ işi mendildi. Bazen bir fesleğen kokusuydu. Bazen defter kenarına iliştirilmiş heceydi. Rağmen'di. Lakin'di. Fakat't. Çocukluğa açılan kapıydı. Birbirine bağlandıkça düğümlenen yutkunmaydı. Yerli yerinde duran ev, hem müstakil hem müşterek dedirtecek sığınaktı. Perdelerden koltuklara uzanan hafif bir esintiyle söylenen türküydü anne. Nakarattı. Ağıttı.
"Çatlamalar ve kırılmalar hayatın en önemli dinamikleridir. Burada önemli olan kırılmanın nasıl yaşandığıdır. Yumurtayı düşün Meryam. Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar. Yok, eğer yumurta dışarıdan kalırsa işte o zaman bir hayat son bulur. Yani içten başlamayan dönüşümler ölümcüldür. Şu an hayatın bir kabuk ve elinde duruyor. Karar senin. Bir kırılma olacak ve bu kırılmanın nereden olacağı tümüyle senin elinde."
Is, görünür kılınmış aşktır. Eğer aşkla çalşamıyor ve çalışırken sadece hoşnutsuzluk duyuyorsanız, işinizi bırakıp tapınak kapısında oturmak ve sevinçle çalışanların sadakalarını almak yeğdir.