Şa'bî diyor ki: "Bir kimse, fakirin yardıma muhtaç olduğundan daha çok kendisinin yardımdan alacağı sevaba muhtaç olduğunu düşünmüyorsa, yaptığı yardım geçersiz sayılıp yüzüne çarpılır."
(Mülk Allah'ındır ve zekât veren zat aracıdan ibarettir. Şu halde) zekât veren, Allah'ın hakkını veriyor; fakir de aldığını Allah Teâlâ'dan alıyor. Sonuç itibariyle hakikatte zekât verenle fakir arasında yapılmış bir muamele yok ki veren kimse kendisini iyilik yapıyor görsün.
Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu. O anı geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyordu.