• Allah’a Yakın

    Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] buyurmuşlar ki: “Size benim en çok sevdiğim ve kıyamet gününde bana en yakın olanınızı söyleyeyim mi?” “Evet yâ Resûlallah, söyle” dediler. Buyurdu ki: “Ahlâkça en güzel olanınızdır. Onlar insanlara sokulup onlarla ülfet ederler.”

    Hz. Ali [radıyallahu anh] şöyle demiş: “Güzel ahlâk sahibi olarak çağırılanlardan olmak istersen yasaklardan kaçın.” Güzel ahlâk, dünyada güzellik, ahirette olgunluktur. Kötü ahlâk ise ameli bozar. Mutasavvıflardan birine güzel ahlâktan sorulmuş, şöyle demiş: “Sevileni vermek, her hususta güler yüz göstermektir.”

    Hâris el-Muhâsibî de şöyle demiş: “Güzel ahlâk eziyete katlanmak, az kızmak, güleç yüzlü, tatlı sözlü olmaktır.” Bâyezid-i Bistâmî [kuddise sırruhû] şöyle demiş: “Halkın Allah’a en yakın olanı, O’nun yaratıklarına karşı geniş yürekli davranıp tevazu gösterenlerdir.”

    Semerkand Takvimi
  • Azrail’in Güzelliği
    İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda:
    “-Fatma” dedi, hiç de çekinmeyen bir tavırla… Ve ekledi:
    “-Eğer beni hafız yapmazsanız, kayıt yaptırmak istemiyorum.”
    Böyle tehdit edercesine konuşması, onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:
    “-Korkmayın küçük hanım, siz isteyin hafız da yaparız, hoca da!..”
    O küçük gözlerinin içi parıldadı birden.
    Annesi:
    “-Hocahanım, çocuk işte, kusuruna bakmayın. İlle de hâfız olacağım der, başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamber Efendimiz, “Hâfız olanlara cennette taç giydirilecek!” buyurmuşlar herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, biz bu kadar duyduk anladık!..”
    Kendisini teselli etmek ihtiyacı hissettim:
    “-Tabii teyze, ne demek!.. Keşke herkes sizin gibi duyduklarını hemen kabul etse de teslim olsa… Siz hiç merak etmeyin, kızınız önce Allah’a sonra bize emanet!..”
    Kadıncağız elime yapıştı. Öpecekken ellerimi geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı.
    “-Hocahanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkiler öpülmeye layık!..”
    “-Estağfirullâh teyze!” dedim . “O âhirette belli olur.”
    Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda Fatma’nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm.
    “-Küçük nasıl kalacak, bu kadar uzaklarda…”
    Zaman ilerledikçe Fatma’nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip çeşitli sorular soruyordu.
    Birgün:
    “-Hocam hâfız olmak için Kur’ân’ı bitirmek mi lazım?” diye sordu.
    Ben de:
    “-Tabii ki hepsini ezberleyeceksin ki, “hâfız” adını alacaksın.”
    Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki… Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti.
    Derslerim arasında onlara sürekli Kur’ân ezberlemekle işin bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum.
    Talebelerden biri:
    “-Hocam” dedi. “Fatma’nın annesi, abdestli olmayanların hâfızlara dokunamayacağını söylemiş. Bu doğru mu?” diye sordu.
    Çok ilginçti doğrusu. İçimden “mâşallâh!” dedim. Ve onların sorularına da cevap vermek için, “Osmanlı zamanında atalarımız Kur’ân’a ve hâfıza kıymet verdiklerinden öyle yaparmış.” dedim.
    Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi âdetâ kendilerini ulaşılması zor, vitrindeki altın gibi görüyorlardı.
    “Görsünler” dedim kendi kendime… Bu yaşta, buralara gelmişler. Allah’ın kelâmını ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu.
    Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatma’nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyordu. Birgün dersini 2 kez aksatınca sormak zorunda kaldım:
    “-Ne oldu, yoksa anneni mi özledin?”
    Sert bir şekilde bana döndü. Solgun yüzüne bir ciddiyet gelmişti:
    “-Hayır”, dedi.
    “-Öyleyse neden moralin bozuk? Sık sık da hasta oluyorsun!” dedim.
    Yalvarır gibi oldu. Gözleri dolmuştu:
    “-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyip de gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum. Allâh’ımdan çok korkuyorum. Buraları terk edersem, bana âhirette hesabını sormaz mı?”
    Dilim dudağım bağlandı. Bir şey diyemedim. Suçlu bile hissettim, kendimi. O küçük kalbte bu ne îmandı, Yâ Rabbi! Onu hayranlıkla izliyordum.
    Birgün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahlillerden sonra, arkadaşım olan doktor hanım:
    “-Hocahanım, derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder.” dedi. Şaşkınlıkla:
    “-Neden?” diye sordum. Bana:
    “-Belki üzülecek, hatta inanmayacaksın ama, bu talebe “kanser!..”.
    Âdeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü.
    Hastâneden ayrılırken Fatma’ya hiç bir şey diyemedim. O ise hâlimi anlamış gibi, bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma eğilerek:
    “-Hocam” dedi. “Azrail insanların canını alırken nasıldır?”
    Ağlamamak için zor tutum kendimi:
    “-Mü’min kullara karşı çok güzel bir sûrettedir.” dedim.
    Mırıldandı:
    “-Belki hafız olamam, ama Elhamdülillah mü’minim!” diye.
    Hâfız olmak için Kur’an’ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım. Demek ki hastalığını biliyordu.
    Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü artık dayanılmaz acılar içinde kıvranıyordu. Evine gitmesi gerekiyordu. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek, mahcûbiyetle:
    “-Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız!..”
    “-Ne demek!.. Nasıl kızarım sana..” dedim. “Hem sonra, sakın üzülme hâfızlığımı bitiremedim diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hâfızlar zümresinden yazmıştır inşâallâh!” dedim.
    Öyle sevindi ki! Sarıldı boynuma:
    “-Gerçekten ben şimdi hâfız sayılır mıyım? Anne bak duydun değil mi?” Hüngür hüngür ağlıyordu.
    Ya Rabbi, bu ne aşktı!
    Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul olurdu.
    Böylece Fatma’yı gözyaşları ile Erzurum’a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hâfızlık tâcını merak ettiğini, bunun rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.
    Birgün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma’nın annesiydi karşımdaki ses… Ağlamaklı bir sesle:
    “-Hocahanım Fatma’yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okur musunuz?” deyince, ben de dayanamadım ağlamaya başladım.
    Annesi beni teselli edercesine telefonu kapatmadan:
    “-Size ölmeden önce şunu söylememi istedi”, dedi. Hıçkırarak:
    “-Anneciğim, hocama söyle!.. Azrâil söylediğinden de güzelmiş.”
    “Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp kelâmına sımsıkı sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır mısın hiç?”
  • Peygamber Efendimiz ? buyurmuşlar ki ; "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz. " ()
  • "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." Tirmizî, Kıyâmet-53.
  • Peygamber Efendimiz buyurmuşlar ki ; "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." Tirmizî, Kıyâmet-53.
  • Peygamber Efendimiz ? buyurmuşlar ki ; "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." Tirmizî, Kıyâmet-53.
  • 1. Niyet mühim, hem de çok. Niyet ettim Allah rızası için oruç tutmaya. Bu asgarisi niyetin, olmazsa olmazı! Peşinden kalben şöylece niyaz eylense pek güzel olur: Ya Rabbi! Orucu sen emrettin, ben tutmaya gayret ediyorum ama acizim, bilmem, güç yetiremem. Peygamber Efendimiz başta olmak üzere sevdiğin kulların oruçlarını nasıl tutuyorsa bana da öylece oruç tutmayı nasip eyle. İmsaktan iftara kadar geçen vakitlerde razı olduğun kullarının hâli nasılsa benim hâlimi de onlar gibi eyle. Orucumun katında kabul edilmiş oruçlar gibi olması için bana yardım et. Bu niyeti gün içinde de ara ara hatırlayıp kalbimizi yoklamalı: Kavlimiz üzere misin ey kalbim? Peşi sıra kalplerin sahibine yönelerek niyaz etmeli: Yardımını esirgeme, lütuf buyur ki emrettiğin üzere kalabilsin ahvalim...

    2. Kur’ân-ı Kerim okumalı. Bütün oruçlu müsait vakitleri Kur’ân-ı Kerim okumakla tezyin etmeli. Özellikle sabah namazını kılmadan evvel ve ikindi namazının akabinde mutlaka okumalı. Kişinin Rabbiyle konuşur gibi okuması emredilmiş, hatta kalbiniz takat getiriyorsa, ayetler o an size iniyor gibi okumanız... Okuma bilmeyenler mukabele dinleyebilir, tefsir okuyabilir, bildiği sureleri ezberden tekrar edebilir. Unutmayalım, Allah dostları ramazan-ı şerif boyunca zaruri ihtiyaçlar dışındaki bütün vakitlerde Kur’an-ı Kerim’le meşgul oluyorlar, muhtemel ki bir bildikleri var.

    3. Namazları camide cemaatle kılmaya gayret etmeli. Teravih namazı ihmal edilmemeli. İmkân varsa her akşam farklı bir camide huzura durmalı teravih vakti. Kudemâ böyle yapardı. Her günün teravihi insana bir başka hediye bırakır, o hediyeler mübarek on bir aylarda işe yarar, lazım olur derler. Nasıl işe yarar, neye lazım olur, ben bilmem. Sahura kalktığımızda da hiç olmazsa iki rekât teheccüd namazı kılmalı, uyumamışsak gece namazı. Namaz güzeldir, Güzel’in (s.a.s) gözünün nurudur.

    4. Nice kimseler vardır ki tuttukları oruçtan geriye açlık ve susuzluktan başka bir şey kalmaz buyurmuşlar. Allah muhafaza! Böylelerden olmamak için cümle azalar ile oruç tutmaya gayret etmeli. Gözümüz harama nazar etmezse, başkasının ayıbını görmezse, Mushaf’a, kitaba nazar eder, emredilenle meşgul olursa oruç tutmuş olur. Ayağımız yasaklanan yerlere, günaha, zulmete varmaz; camiye, tekkeye, ilim meclisine, dost ziyaretine varırsa oruç tutmuş olur. Ellerimiz abdest nurunu zayi edecek işlerden ırak durursa, yetim başı okşar, fukara karnı doyurur, ihtiyaç sahibinin elinden tutarsa oruç tutmuş olur. Dilimiz yalandan, gıybetten, dedikodudan, incitmekten kaçar, zikirle, salavatla, ilimle, güzel sözle hiç bir şey bilmiyorsa sükûtla meşgul olursa oruç tutmuş olur. Bütün azalar mühimdir ama öyle sanıyorum ki diline ve gözüne oruç tutturabilen meselenin yarıdan çoğunu halletmiş demektir. Yürüdükçe incelen bir yolda yürümek gibi kul olmak. Bütün azaların içine kalbi de dâhil ediverse insan; orucu oruç olur galiba, kendisi ramazan. Düşünsenize kalbe Hak’tan gayrı tek bir şey gelmiyor, masiva giremiyor oruçlu müminin kalbinden içeri. Allah Allah!

    5. Gün içinde insan dilini damağına yapıştırıp kalbine Allah dedirtmeye gayret etse pek güzel olur. Hem dil malayani ile meşguliyetten kurtulur hem kalp orucun kapısından girer içeri. Yola çıktık diyelim filan yere varıncaya kadar konuşmayacağım ve dilsiz dudaksız Allah dedirteceğim kalbime diyeceğiz. Bir işle meşgulüz diyelim, bu işin şu kadarı bitinceye kadar “Allah de kalbim” diyeceğiz. Oraya vardık mı yeni bir hedef daha belirleyeceğiz, o işi bitirdik mi yeni bir durak daha bulacağız. Sevileni sevenden ayırmak olmaz. Salavatı da ilave edeceğiz zikirlerimizin ardı sıra.

    6. Oruç, imsakla iftar arasında tutulan bir ibadettir ama bu oruçluya iftarla imsak arasında dilediği gibi hareket etme hakkını vermez. Şöyle misal verelim: Kızdığı adama sövmek için iftar vaktini bekleyenler var, oldu mu şimdi! Sövmek, incitmek, gıybet, dedikodu, yalan, harama nazar oruçluyken yapılırsa orucu sakatlar; iftardan sonra yapılırsa oruçluyu!

    7. Bırakın orucu bozan şeyleri anlatadursun yıllardır anlata anlata bitiremeyenler. Siz orucu bozmayan şeylerden bir liste yapın kendinize. Yetim başı okşamak orucu bozmaz, fukaraya ikram etmek orucu bozmaz, hatim indirmek orucu bozmaz, Allah demek...

    8. Peygamber Efendimiz’in Ramazan ahvali anlatılırken en çok dikkat çekilen hususlardan birisi de cömertliktir, coşkun seller gibi olurlarmış bu ayda. Ona benzemeli biraz, isteyeni boş çevirmemeli, isteyemeyeni arayıp bulmalı, fukaraya iftar ettirmeli, eşe dosta ikram etmeli. Herkes gücü yettiğince cömert olmalı. Ne kadar verdiğimizden ziyade nasıl verdiğimize bakılıyor sanırım. İhlasla ikram edilen bir tas çorba an gelir binlerce kişilik iftar sofrasından ağır basar terazide, bilemeyiz. Ona da imkânım yok diyen tebessüm etmeli, selam vermeli, dua almaya bakmalı. Böyle de olur.

    9. Fitreleri son güne bırakmadan, belirlenen rakamın da gücümüz yettiği kadar üstüne çıkarak vermeli. Şimdiden ve çokça verelim ki ihtiyaç sahibi işini görsün mübarek ayda, belki bayrama hazırlığını yapsın. Verirken mahcup etmeden mahcup olarak, muhtaç olduğunu hissettirmeden muhtaç oluşumuzu hissettirerek vermeli. Üsluba riayet şart! Zekât ekseriyetle ramazanda verilir bizde. Cömert olmalı. Bize kaldı zannettiğimizin bizim malımızı kirleteceğini; bizden gitti zannettiğimizin bize kalanı tertemiz eyleyeceğini bilerek hak ne ise o fazlasıyla yerine getirilmeli.

    10.Çocuklara Ramazan’ı ve orucu sevdirmeli. İsteklerini reddederken asla ve asla içinde “oruçlu olmak” ve “Ramazan” geçen cümleler kurmamalı. Bilakis, bu isteğini aslında yapamam ama bugün oruçluyum seni kıramam demeli. Çocuk, orucu anne babasını daha sinirli hale getiren bir şey olarak değil, mülayim, neşeli, muhabbetli olmalarına sebep olan bir ibadet olarak tanımalı.

    11. Özellikle iftar vakitlerinde ümmet-i Muhammed’e dualar etmeli. Kardeşlerimize birlik, uhuvvet, istikamet, vakar dilemeli Rabbimizden. Borçluların edası, dertlilerin devası, hastaların şifası için dualar etmeli bereketli vakitlerde. Borcun yokken borçluya, derdin yokken dertliye, hastalığın yokken hastaya dua etmek ne kadar güzeldir.

    🍂 Serdar Tuncer 🍂
  • PEYGAMBER
    EFENDİMİZ
    ALEYHİSSALATÜ
    VESSELAM buyurmuşlar ki

    Sizler İMAN etmedikçe CENNETE giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman ETMİŞ olmazsınız’