• Sahabeden Abdullah b. Ömer (R.A.) anlatıyor: Bir gün Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bize yöneldi, akabinde şöyle buyurdular:
    “Ey muhacirler cemaati! Beş şey vardır ki, onlarla imtihan olunacağınız zaman artık cemiyette hiçbir hayır kalmamıştır.
    Ben, sizlerin o şeyler dönemine erişmenizden ALLAH Teâlâ’ya sığınırım. Bu beş şey şunlardır:
    1- Zina-fuhuş: Bir milletin içinde zina-fuhuş ortaya çıkıp, nihayet bunu aleni olarak işlediklerinde, mutlaka o millette taun yani veba hastalığı ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar yayılır.

    2- Ölçü ve tartıda hile: Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet; mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki idarecilerin zulmü ile cezalandırılır.

    Ben ekledim : Bu ölçüye sadece terazi girmez ; adam kayırma girer , akrabasını kayırma girer , ehil olmayanı kendinden diye işe alıp , kendinden değil diye ehil olanı
    işten atmak da girer

    3- Zekâtı vermemek: Mallarının zekâtını vermeyen her millet mutlaka yağmurdan menedilir, kuraklık cezasıyla cezalandırılır. Hayvanlar da olmasaydı, onlara yağmur yağdırılmaz, tek damla yağmur düşmezdi.

    Ben ekledim : Zekat verecek kadar mal biriktirmek , zekat vermemek kadar günahtır ki bir adam bir alime gelip benim zekatı hesaplayıver demiş , alim ona ; sen zekat verecek kadar mal biriktirdiğin için tevbe et sonra zekatını hesaplarız demiş,.

    4- Ahdi bozmak: Hangi millet ALLAH ve Resûlünün ahdini yani kendi aralarındaki veya düşmanla yaptığı anlaşmayı bozarsa, ALLAH Teâlâ, o millete kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve ellerindeki servetlerin bir kısmını, onlar alır.

    5- Kitabullah ile hükmetmeyi, amel etmeyi terketmek: Hangi milletin imamları yani devlet adamları, Kitabullah ile hükmetmeyip, amel etmeyip ALLAH Teâlâ’nın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtiğinde yani diğer hükümleri uygulamadığında ALLAH Teâlâ, onların azabını kendi aralarında kılar yani fitne, fesad ve anarşi gibi azablarla tazib eder, birbirleriyle savaştırır.”

    Ben ekledim : Maide 44 , 45 , 47 de kim ALLAH'ın indirdikleriyle hükmetmezse o kafirlerin zalimlerin fasıkların ta kendileridir diyor,.. Muhafazakar denenler İslam'ı güncelleştirip kadınları koministleri memnun etmeye çalışuyorlar , kendilerini peygamber makamında zannediyorlar , puta tapar gibi birine tapıyorlar ,... kendi kafalarından kanunlar uyduruyorlar ve bunu dayatıyorlar , AB yi razı edeceğiz diye ALLAH'ı kızdırıyorlar ,. Yanlışlarını söylediğinde ; ya kafirlikle itham ediyorlar , ya fetöcülükle suçluyorlar ya da vatan haini ilan ediyorlar,... Müslümanlığı ve vatanperverliği kimseye bırakmıyorlar ama ahiret var hamdolsun , orada hesaplaşırız.


    Görülüyor ki, hadis-i şerifte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ashabını öyle bir günden sakındırıyor ki: “Ben sizlerin o şeyler dönemine erişmenizden ALLAHü Teâlâ’ya sığınırım.” buyurmaktadır. Sakındırmaktan öte o günde yaşamaktan “ALLAHü Teâlâ’ya sığınma” vardır. “ALLAH Teâlâ’ya sığınırım” ifadesi ancak işin önemini vurgulamak için söylenir. “Harama el uzatmaktan ALLAHü Teâlâ’ya sığınırım, Cehennemin azabından ALLAHü Teâlâ’ya sığınırım, İmansız ölmekten ALLAHü Teâlâ’ya sığınırım” ifadeleri gibi. Sahabeye dikkat çekici başlangıç ifadesi dahi işin ehemmiyetini ortaya koyar mahiyettedir. Vurgu ağırdır.

    Ne yazık ki, hadis-i şerif sanki günümüzü anlatıyor ve bizler de o şanlı

    Resûlün sahabesini sakındırdığı, fitnelerle dolu bir dönemi yaşıyoruz. Hadis-i Şerifte sakındırılan hususlara dikkat edelim ve bulunduğumuz toplumu da uyaralım.
    Selam ve dua ile hayırlı günler dilerim....Fi emanillah
  • Medine devrinde pek çok kadın kocalarından dayak yediklerinden şikayetçi olmak için Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v) eşlerine gelir. Onlar da durumu Peygamber Efendimiz'e aktardığında Allah Resûlü, mescide gelerek sahabeyi toplar ve onlara,

    "Duydum ki kadınları dövüyormuşsunuz. Bundan böyle kadınlar dövülmeyecektir" der ve meseleyi kestirip atar.
  • Hazreti Ali (r.a) der ki: "Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) şöyle dediğini duydum: 'Herkesin kıymeti, yaptığı işin güzelliği nispetindedir.' Hâsılı kişi, gerek sözde gerek de bedenen ihsan ettiği kadar kıymet kazanır. Güzel ahlakla vasıflanıp ona göre davrandıkça, dilinden güzel sözler çıktıkça kişinin kıymeti de artacaktır."
  • Bir cümle ile ifade etmek gerekirse akıllı beslenmenin kaidesi, özü, temeli Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) Hadis-i Şerif'inde belirttiği üzere "Acıkmadan yememek, doymadan kalkmak"tır.
  • "Mekke-i Mükerreme'nin fethi sırasında Kâbe-i Müşerrefe'nin anahtarı henüz Müslüman olmamış bir ailenin elinde idi, teslim etmek istemedi. "Kimseye vermiyorum." deyince Hz. Ali de zor kullandı ve aldı anahtarı. Kâbe'nin kapısını açtı, namaz kıldılar. O, Peygamber Efendimiz'in amcazâdesi, "Bu Kâbe'nin anahtarını taşıma vazifesini bana lütfetseniz, bende kalsa, ben muhafaza etsem" diye istedi. Peygamber Efendimiz'den bu görevin kendi ailesine intikalini istedi. Ama "Emanetleri ehillerine vermenizi ve hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi Allah emrediyor."* âyet-i kerimesi indi. Onun üzerine Hz. Ali'ye Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Al bu anahtarı, o vermek istemeyen ve senin zorla elinden aldığın adama geri ver." diye hükmetti. Kendi amcazâdesine vermedi anahtarı ve iade etti."
    Mahmud Esad Coşan
    Sayfa 328 - *Nisa, 58
  • http://depo.feyyaz.org/...m/site/mezhepler.pdf
    Kitabın kendisi baskıda yok sadece PDF'si var.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında mezhep yoktu, çünkü mezhebe ihtiyaç yoktu. Sahabeler bilmedikleri meseleleri bizzat Peygamberimize danışır ve ondan öğrendiği gibi amel ederdi. Yani bir asır sonra dünyaya gelecek olan mezhep imamlarının vazifesini asrında bizzat Peygamber Efendimiz icra etmiştir. Mezhepler Peygamberimizin vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Soru sormak
    için Peygamberimizi bulamayan Müslümanlar Efendimizin sünnetini ve Kur’an’ı çok iyi bilen müctehid âlimlere sorularını sormuşlar, bu âlimler de Kur’an ve sünnetten çıkardıkları cevapları ümmete ders vermişlerdir. Bu âlimlerin verdiği fetvalar da insanlar tarafından kabul görmüş ve neticede ümmet-i Muhammed Kur’an ve sünnetin fıkhi yönünü anlamada onları kendilerine rehber yapmıştır. Bir kısım nasipsizler müstesna!

    Demek Peygamberimiz zamanında mezhep yoktu, çünkü ihtiyaç yoktu. Herkes bizzat Peygamberimizin uygulamasını görerek taklit ediyor ve bilmediğini bizzat Efendimize sorarak öğreniyordu. Mezhepler Peygamberimizden sonra çıkmış ve Efendimizin uygulamalarını ümmete ders vermiştir.
  • Çinliler itaatli olanları daha zeki diye tanımlamışlar. Almanlar şairlere, Japonlar derin düşüncelere dalan kişilere, Türkler ise mizah yeteneği olan kişilere zeki demişler.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v) ise tanımlamayı şöyle yapmış: "Akıllı kişi, nefsine hakim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise nefsini hevesine tabi kılan ve Allah'tan temennilerde bulunup durandır." (İmam Tirmizi)