• Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor;
    "Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kimsedir. Muhâcir de Allah'ın yasakladığı şeyleri terk edendir."

    (Buhari, Bedu'l-vahy, 4.)
  • Aziz ve muhterem Müslümanlar!

    Hutbemiz, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) Allah Resulü olduğunu gösteren mucizelerine dairdir.

    Şu kâinatın sahibi, insanların içinden her bakımdan en mükemmel ve kabiliyetli, en yüksek ahlâklı bir zât-ı âlîşan olan âhirzaman peygamberi Hz. Muhammed'i (sav) resul ve ebedî rehber yapıp âlemlere rahmet olarak göndermiştir.

    40 yaşında kendisine risâlet vazifesi verilince, Allah'ın elçisi ebedî saadetin habercisi olduğunu haber vermiştir.

    Bu büyük dâvaya delil istenilince Kur'ân-ı Kerîm gibi bir fermanı göstermiş, 1000 kadar mucize fevkalâde delillerle nübüvvetini ispat etmiştir.

    O mucizeler o kadar kat'îdir ki, o zamanın inatçı kâfirleri dahi mucizelerin vuku ve vücutlarını inkâr edemediler.

    Mucizeler peygamberin Allah elçisi olduğunu gösteren nişanlardır.

    Peygamber olmayan mucize gösteremez. Başka insanlar ne kadar âlim ve akıllı da olsalar mucize göstermekten âcizdirler.

    Mucize Allah tarafından O'nun dâvasına bir tasdiktir.

    En büyük ve ebedî mucize olan Kur'ân'da "Muhammedü'r-Resûlullah", yâni "Muhammed Allah'ın Resulüdür. Her sözü ve hareketi doğrudur. O'na uyunuz! O'nu size rahmetimi müjdelemek ve azabımla korkutmak için şahit, rehber ve imam olarak ben gönderdim" buyurulmaktadır.

    Sevgili Peygamberimiz (sav) risâletini ilân edip buyurmuş ki:

    "Ben şu kâinat Halikının meb'ûsuyum. Delilim de şudur ki: Müstemir âdetini (değişmeyen kanunlarını) benim duâ ve iltimasımla değiştirecek. İşte parmaklarıma bakınız! 5 musluklu bir çeşme gibi akıttırrıyor. Kamere bakınız! Bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız! Beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız! İki üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte 200 - 300 adamı tok ediyor."

    Aziz mü'minler!

    Resûl-i Ekrem'in (sav) bütün hareketleri doğruluğunu ve ciddiyetini ispat etmektedir.

    Allah Resulü olduğunu ispat eden deliller binlercedir.

    Bir kısım insanlar yalnız simasını görmekle "Şu simada yalan yok, şu yüzde hile olamaz!" diyerek îmana gelmişlerdir.

    O'nun mucizeleri çok çeşitlidir. Risaleti umumî olduğu için envâ-ı kâinattan birer mucizeye mazhardır.

    Sultan-ı kâinatın en büyük elçisi dünyaya teşrif edince herşey O'na "Merhaba! Hoşgeldin ey şanlı Nebî!" dediler.

    Peygamberliğini ilân edip sonsuz bir hayat ve saadet müjdesi verince bütün mahlûkat O'nu alkışlamışlardır.

    Pekçok mucizelerinden birkaç misal vermek gerekirse, en büyük ve ebedî mucizesi Kur'ân-ı Kerîm'dir.

    14 asırdan beri kimse onun bir harfini değiştirememiştir. Allah'ın kitabı, Resûlü'nün ebedî mûcizesidir.

    Dertlerin devası, hastalıkların şifası, her müşkilin hal çâresidir. Kur'ân'ı görüp îman etmeyen, akıl hastasıdır.

    Bir defasında iki kişilik yemek üzerine duâ etti, 300 kişi yediler ve doydular. Hiç el sürülmemiş gibi kaldı.

    Ordu susuz kaldığı bir günde 10 parmağından 10 musluk gibi su akmış, su ihtiyacı mu'cize olarak karşılanmıştır. Et ve kemikten su akmasına bir ordu şahit olmuştur.

    Ağaç huzuruna gelip "Esselâmü aleyke yâ Resûlallah!" dedi, nübüvvetini tasdik eyledi.

    Ağaçların, taşların tanıyıp itaat ettiği bir peygamberi tanımayan, itaat etmeyen insanlara yazıklar olsun!

    Resûl-i Ekrem'in (sav) duâsıyla ve nefes-i mübârekiyle meydana gelen mucizelerinden birkaç misal vererek bu uzun dersi kısa keselim:

    Uhud harbinde Katâde ibn-i Nu'mân'ın gözüne bir ok isabet etmiş, gözünü çıkarıp yüzünün üstüne indirmişti.

    Resûl-i Ekrem (sav) mübarek şifalı eliyle onun gözünü aldı, eski yuvasına yerleştirdi.

    İki gözünden en güzeli olarak hiçbirşey olmamış gibi şifa buldu.

    Hayber gazâsmda Hz. Ali'yi (ra) bayraktar tâyin ettiği halde Aliyy-i Hayderî'nin gözleri hasta ve çok ağrıyordu. En tesirli bir göz ilacı gibi mübarek tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada şifa bularak hiçbirşey kalmadı.

    Birgün huzura bir âmâ geldi. "Gözlerimin açılması için duâ et!" dedi.

    Efendimiz ferman etti:

    "Git, abdest al! İki rek'at namaz kıl! Sonra şöyle duâ et: Allahım! Habibin hürmetine, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Hz. Muhammed'in (sav) şefaatine sana teveccüh ediyorum! Gözlerimi aç!' de!"

    O adam gitti, öyle yaptı, gözleri açıldı.

    Bedir gazasında Muavviz İbn-i Afrâ'nın (ra) Ebû Cehil laîn tarafından bir eli kesilmişti.

    Öteki eliyle elini tutup Resûl-i Ekrem'in (sav) yanına geldi.

    Allah Resulü onun elini yerine yapıştırdı. İlaç olarak tükürüğünü ona sürdü. Birden şifa buldu, yine harbe gitti. Şehit oluncaya kadar harbetti.

    Aliyyi'bni'l-Hakem'in Hendek gazasında ayağı kırıldı. Resûl-i Ekrem (sav) meshetti, dakikasında öyle şifâ buldu ki, atından inmedi.

    Nakl-i sahihle Hz. İbn-i Abbas (ra) demiş ki:

    "Resûl-i Ekrem'e (sav) mecnun bir çocuk getirildi. Mübarek elini onun göğsüne koydu. Birden çocuk istifra etti. İçinden küçük hıyar kadar siyah birşey çıktı. Çocuk şifa bulup gitti."

    Dili var fakat konuşamayan büyükçe bir çocuk Resûl-i Ekrem'in (sav) yanına geldi. Efendimiz çocuğa sordu:

    "Ben kimim?"

    Hiç konuşmayan dilsiz çocuk, "Ente Resûlullah!" deyip konuşmaya başladı.

    İşte bu misaller gibi yüzlerce misal 19. Mektup'ta, siyer ve hadis kitaplarında beyan edilmiştir.

    Evet, çok musibetlere giriftar olan nev'-i beşere Resûl-i Ekrem'in (sav) mübarek eli Hekîm-i Lokman'ın bir eczahânesi gibi ve tükürüğü Hz. Hıdır'ın âb-ı hayat çeşmesi gibi ve nefesi Hz. îsâ'nın (as) nefesi gibi mededres ve şifaresan olmuştur.

    Pekçok hasta, çocuk, akıl hastası, âmâ, dilsiz gelmiş; cümlesi şifa bulup gitmiştir.

    Şifa bulmayan kalmamıştır.

    Bizler de bu asrın Müslümanları olarak maddî ve manevî dertlerimize derman için O'na uyalım, sünnetine sarılalım, Allah Resulü'nün yolundan ve izinden ayrılmayalım.
  • Peygamber Efendimiz (sav) akşamdan kalan, ertesi gün ısıtılan yemeği asla yemezdi.
  • ALLAH rızası için lütfen okuyun ve okutturun allah rızası dedim gençler okuyun
    kıyamet yaklaştığında bunlar olacakmış Allah rızası için 5 dk ayırın MUTLAKA OKUYUN öyle saçma mesajlardan değil) bir cuma günü kuran
    okurken
    S.A.
    uykuya dalar
    rüyasında
    Peygamber Efendimiz
    onun
    karşısındadır ve ona
    şunları
    söyler:
    bir
    hafta içinde 7000 insanın öleceğini, ama hiç birinin de gerçek bir müslüman olmayacağını, son zamanlarda pek çok kimsenin
    Allah'ın (cc) istedigi düzgün ve dürüst işler yapmadığını, bu zamanların kötü zamanlar olduğunu, bu zamanda
    evli kadın ve erkeklerin
    eşlerine sadık kalmadıklarını,
    genç kızların
    erkekler gibi
    her yere
    girip-çıkıp
    gezer
    olduklarını,
    edepli
    giyinmediklerini,
    tüm gençlerin velilerine ve diğer insanlara
    saygı
    göstermediklerini,
    zenginlerin
    fakirlerle
    ilgilenmediklerini,
    artık
    sadaka ve
    zekât
    vermez olduklarını,
    insanların namaz kılmadıkları ve oruç tutmadıklarını,
    oysa mahşer gününün
    yaklaştığını,
    kısa bir zaman sonra
    gökte sadece bir yıldız
    kalacağını ve dua kapılarının
    kapanacağını,
    Kur'an'daki yazıların silinerek okunamaz olacağını güneş'in dünya'ya çok yaklaşarak
    tersten doğup
    batacağını..
    Peygamber efendimiz (sav)
    ayrıca şunları da
    ekler:
    'her
    kim bunu okurken yanında başkaları varsa onların da
    duyacağı
    şekilde
    açıktan okusun.
    bunu yapan kişiye
    Cennet de bir
    yer
    ayrılır
    ve
    her
    kim
    bu mesajı
    inanmayacak olursa, ona da Cehennemden bir
    yer
    ayrılır.
    rüyayı anlatan S.A. bunların doğru olduğuna inandırmak için
    şu yemini etmiş:
    'bunlar doğru değilse,
    gerçek bir müslüman
    gibi ölmeyeyim!'
    Peygamber Efendimiz (sav)
    yukarıdaki durum tespitinden
    sonra aşağıdaki tavsiyelerde
    bulunur:
    Günde 5 defa namaz kılın,
    Oruç tutun,
    Hırsızlık yapmayın,
    Fakirlere yardım edin.
    her kim bu mesaji 25 kişi ye dağıtacak olursa,
    3 gün içerisinde
    mükâfatlandırılacaktır.
    biri bunu yapmış ve çalıştığı firmadan zam
    almış.
    biri inanmamış, sevdiği zarar görmüş,
    bir başkası yarın yaparim
    demiş, fakat
    yapamayacak
    duruma düşmüş. ALLAHIN adı geçio müslümansın 25 kişiye dağıt/ dileğinizin gerçek olması için olmasa bile insanları imana davet etmek için imkanınız dahilinde ve sizlere külfet olmayacak madur etmeyecek bir biçimde dağıtıp paylaşın.
    okumadan içinden geçen en çok istedigin şeyi 3 kez tekrarla sonra aşağıdaki yazıyı oku
    _UNUTMA_
    önce çok istediğin 3 şeyi tekrarla.
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM''la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyul azim''AMİN.burda 7 kişi var
    HZ. Muhammedin ahlaki
    HZ. Süleymanın saadeti
    HZ. Eyübün sabrı
    HZ. Yusufun güzelligi
    HZ. Hamzanin cesareti
    HZ. Alinin bilgisi ve 124 bin Peygamberin duası seninle olsun. bu mesaj hacdan geliyor. 25 kişiye gönder bu akşam mucizeyle karşılaşacaksın ALLAH rızasi için dene. Allah rızası dediği için ihmal etme. hiçbir zaman yanıltmaz inşallah yarın güzel bir haber alırsın erteleme.
    benim görevim bitti.
  • "Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, kaimdir. O, sana Kitab'ı Hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat ve İncil'i de indirmişti." (Al-i İmran, 3/2-3)

    Kitap kelimesinin Kur'an'a işaret ettiği başka ayetler de şu şekildedir:

    "Allah Katından yanlarında olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman, -ki bundan önce inkar edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları gelince, onu inkar ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin üzerinedir." (Bakara, 2/89)

    "Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik." (Bakara, 2/151)

    Bu durumda, Hz. İsa (as)'ya öğretilecek olan üçüncü "Kitab"ın Kur'an olduğunu ve bunun da ancak Hz. İsa (as)'nın ahir zamanda dünyaya dönüşünde mümkün olabileceğini düşünebiliriz. Çünkü Hz. İsa (as) Kur'an'ın indirilmesinden yaklaşık 600 sene önce yaşamıştı. Biraz sonra detaylı olarak göreceğimiz gibi, Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde Hz. İsa (as)'nın dünyaya ikinci kez gelişinde İncil ile değil Kur'an'la hükmedeceği bildirilmektedir. Bu da ayetteki manaya tam olarak uygun düşmektedir. (Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.)

    V. Delil

    "Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir..."

    "Şüphesiz, Allah Katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir..." (Al-i İmran, 3/59)

    ayeti de Hz. İsa (as)'nın dönüşüne işaret ediyor olabilir. Tefsir alimleri genellikle bu ayetin her iki peygamberin de babasız olma özelliğine, Hz. Adem (as)'in Allah'ın "Ol" emriyle topraktan yaratılması ile Hz. İsa (as)'nın yine "Ol" emriyle babasız doğmasına işaret ettiğine dikkat çekmişlerdir. Ancak ayetin ikinci bir işareti daha olabilir. Hz. Adem (as) cennetten nasıl yeryüzüne indirildiyse, Hz. İsa (as) da ahir zamanda Allah'ın Katından yeryüzüne indirilecek olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    VI. Delil

    "...doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün..."

    Kur'an'da Hz. İsa (as)'nın ölümünü ifade eden bir diğer ayet ise Meryem Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:

    "Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." (Meryem, 19/33)

    Bu ayet Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetiyle birlikte incelendiğinde çok önemli bir gerçeğe işaret etmektedir. Al-i İmran Suresi'ndeki ayette Hz. İsa (as)'nın Allah Katına yükseltildiği ifade edilmektedir. Bu ayette ölme ya da öldürülme ile ilgili bir bilgi verilmemektedir. Ancak Meryem Suresi'nin 33. ayetinde Hz. İsa (as)'nın öleceği günden bahsedilmektedir. Bu ikinci ölüm ise ancak Hz. İsa (as)'nın ikinci kez dünyaya gelişi ve bir süre yaşadıktan sonra vefat etmesiyle mümkün olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)

    VII. Delil

    "... beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun..."

    Hz. İsa (as)'nın tekrar dünyaya geleceği ile ilgili bir başka delil ise Maide Suresi'nin 110. ayetinde ve Al-i İmran Suresi'nin 46. ayetinde geçen "kehlen" kelimesidir. Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır:

    "Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun." (Maide, 5/110)

    "Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen) de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." (Al-i İmran, 3/46)

    Bu kelime Kur'an'da sadece yukarıdaki iki ayette ve sadece Hz. İsa (as) için kullanılmaktadır. Hz. İsa (as)'nın yetişkin halini ifade etmek için kullanılan "kehlen" kelimesinin anlamı "otuz ile elli yaşları arasında, gençlik devresini bitirip ihtiyarlığa ayak basan, yaşı kemale ermiş kimse" şeklindedir. Bu kelime İslam alimleri arasında ittifakla "35 yaş sonrası döneme işaret ediyor" şeklinde çevrilmektedir.

    Hz. İsa (as)'nın genç bir yaş olan otuz yaşının başlarında Allah Katına yükseldiğini, yeryüzüne indikten sonra kırk yıl kalacağını ifade eden ve İbni Abbas'tan rivayet edilen hadise dayanan İslam alimleri, Hz. İsa (as)'nın yaşlılık döneminin, tekrar dünyaya gelişinden sonra olacağını, dolayısıyla bu ayetin, Hz. İsa (as)'nın nüzulüne dair bir delil olduğunu söylemektedirler.3 (En doğrusunu Allah bilir)

    İslam alimlerinin bu yorumunun isabetli olduğu, söz konusu ayetler dikkatle incelendiğinde kolaylıkla anlaşılmaktadır. Kur'an ayetlerine bakıldığında bu ifadenin, yalnızca Hz. İsa (as) için kullanıldığını görürüz. Tüm peygamberler insanlarla konuşup, onları dine davet etmişlerdir. Hepsi de yetişkin yaşlarında tebliğ görevini yerine getirmişlerdir. Ancak Kur'an'da hiçbir peygamber için bu şekilde bir ifade kullanılmamaktadır. Bu ifade sadece Hz. İsa (as) için ve mucizevi bir durumu ifade etmek amacıyla kullanılmıştır. Çünkü ayetlerde birbiri ardından gelen "beşikte" ve "yetişkin iken" kelimeleri iki büyük mucizevi zamana dikkat çekmektedirler.

    Nitekim İmam Taberi, Tefsir'inde bu ayetlerde geçen ifadeleri şu şekilde açıklamaktadır:

    "Bu ifadeler (Maide Suresi, 110), Hz. İsa'nın ömrünü tamamlayıp yaşlılık döneminde insanlarla konuşabilmesi için gökten ineceğine işaret etmektedir. Çünkü o, genç yaştayken göğe kaldırılmıştı?. Bu ayette (Al-i İmran Suresi, 46), Hz. İsa'nın hayatta olduğuna delil vardır ve ehl-i sünnet de bu görüştedir. Çünkü ayette, onun yaşlandığı zamanda da insanlarla konuşacağı ifade edilmektedir. Yaşlanması da ancak, semadan yeryüzüne ineceği zamanda olacaktır."7

    "Kehlen" kelimesinin açıklamaları da, Kur'an'da yer alan diğer bilgiler gibi, Hz. İsa (as)'nın tekrar yeryüzüne gelişine işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir)

    Tüm bu anlatılanlar Hz. İsa (as)'nın ahir zaman adı verilen dönemde yeryüzüne tekrar geleceğini ve insanları hak din olan İslam'a yönelteceğini ortaya koymaktadır. Kuşkusuz bu, Allah'ın iman edenlere büyük bir müjdesi, rahmeti ve nimetidir. İman edenlerin sorumluluğu ise, Hz. İsa (as)'yı en güzel şekilde savunup desteklemek ve onun insanları çağırdığı Kur'an ahlakını en doğru şekilde yaşamaktır.

    Hadislerden Deliller

    Hadis-i şeriflerde, Hz. İsa (as)'nın yeryüzüne dönüşü, dönmeden önce ve döndükten sonra gerçekleşecek çeşitli hadiseler hakkında Peygamber Efendimiz (sav) çok önemli bilgiler vermiştir. Peygamberimiz (sav)'in gelecek hakkında verdiği bilgiler "gayb" haberlerindendir. Allah ayetlerde dilediği elçilerine gayb bilgilerini vereceğini bildirmiştir:

    "O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer." (Cin, 72/26-27)

    Rabbimiz Fetih Suresi'nde de Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e rüyalar aracılığı ile bilgi verdiğini haber vermiştir:

    "Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı." (Fetih, 48/27)

    Ayette görüldüğü gibi, Rabbimiz, Peygamberimiz (sav)'e çeşitli gayb haberleri vermiştir. Bu haberler, Peygamberimiz (sav)'e ve onunla birlikte olan salih müminlere Allah'ın büyük bir desteğidir, yardımıdır.
    Peygamberimiz (sav), Allah'ın bildirmesiyle, kıyamet alametleri ile ilgili de birçok haber vermiştir. Hz. İsa (as)'nın ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez gelişi Peygamber Efendimiz (sav)'in gelecekle ilgili verdiği haberler arasında önemli bir yere sahiptir. Ahir zamanla ilgili rivayetler sahih hadis kaynağı olan Kütüb-ü Sitte'nin tamamına ve ardından İmam Malik'in Muvattası, İbn Huzeyme ile İbn Hibban'ın Sahih'leri, İbn Hanbel ve Tayalisi'nin Müsnedleri gibi en muteber hadis kaynaklarına girmiştir. Bu kaynaklardan öğrendiğimize göre Peygamberimiz (sav), Hz. İsa (as) ile ilgili çok özel açıklamalarda bulunmuştur. Hz. İsa (as)'nın ikinci gelişi konusu, "tevatür" (kuvvetli haber) derecesinde bilinen bir konu olarak hadis ilmi içinde yerini almıştır.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) hadislerinde, ahir zamanda din ahlakının tüm dünya üzerinde hakim olacağını, yeryüzüne barış, adalet ve refahın hakim olacağını bildirmektedir. Peygamberimiz (sav) bu hakimiyeti Hristiyan dünyası ile İslam dünyasını birleştirecek olan Hz. İsa (as)'nın gerçekleştireceğini bizlere müjdelemektedir. Günümüzde yeryüzünde mevcut bulunan din karşıtı felsefelerin uygulamaları sonucu toplumların içine sürüklendiği durum ortadadır. Ahlaksızlık, uyuşturucu, terör, kıtlık ve diğer birçok sorun Hristiyan ve İslam dünyasının bunlarla fikri olarak mücadele için birleşmesini gerektirmektedir. Dünyanın şu anki sosyal yapısı Hristiyan ve İslam ittifakını âdeta zorunlu hale getirmiştir. Hristiyanlığın dünya üzerindeki gelişmiş ülkelerde, liderler seviyesindeki etkisi de göz önünde bulundurulursa önümüzdeki yıllarda oluşabilecek bir İslam-Hristiyan ittifakının ne derece etkili olabileceği açıkça görülmektedir.

    Hz. İsa (as) Hakkındaki Hadisler Tevatür Derecesindedir

    Hz. İsa (as)'nın gelişi konusunda nakledilen hadisler tevatür derecesindedir. Birçok araştırmacı da alimlerimizin görüşlerinin bu yönde olduğunu aktarmaktadır. Tevatürün tanımı Büyük Lugat'ta şöyle yapılmaktadır:

    Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber.5

    İslam alimi Seyyid Şerif Cürcani, tevatür hadis kavramını şöyle açıklamaktadır:

    Haber-i mütevatir, ravileri çoklukta o dereceye ulaşan bir haberdir ki, adete göre, o kadar çok rivayetçinin yalan üzerine birleşmeleri imkansız olur. Bu durumda rivayet edilen haber hakkında lafız ve mana tutuyorsa buna, "mütevatir-i lafzi" denir. Eğer hepsinin arasında müşterek manada ittifak olmakla beraber lafızlar (sözler) arasında ihtilaf bulunuyorsa buna, "mütevatir-i manevi" denir.6

    Hz. İsa (as)'nın gelişinin tevatür derecesinde hadislerle bildirildiğine dair özel olarak bir eser kaleme alan büyük hadis alimi Şeyh Muhammed Enver el Keşmiri Et Tasrih bi-ma tevatera fi nuzuli'l Mesih isimli çalışmasında 75 tane Hadis'e ve 25 tane sahabeye ve sahabeleri görenlere ait esere yer vermiştir.
    Hz. İsa (as)'nın tekrar geleceğini nakleden alimlerin başında İmam-ı Azam Ebu Hanife gelmektedir. Ebu Hanife, Fıkh-ı Ekber adlı eserinin son bölümünde şunları bildirmektedir:

    "Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cücün çıkması, Güneş'in batıdan doğması, İsa (as)'ın gökten inmesi ve diğer kıyamet alametleri, sahih haberlerde varid olduğu vech ile, haktır, olacaktır."7

    Hz. İsa (as)'nın yeryüzüne tekrar gelişi konusu kıyametin on büyük alametinden biridir ve birçok İslam alimi eserlerinde bu konuyu detaylı olarak ele almışlardır. Bu konudaki izahlar topluca değerlendirildiğinde Hz. İsa (as)'nın ikinci gelişi hakkında İslam alimleri arasında bir söz birliği olduğu açıkça görülür. Örneğin Es Seffarini, Levami adlı eserinde, İslam alimlerinin bu konuda ittifak halinde olduklarını şöyle ifade eder:

    "Bütün ümmet, Meryem oğlu İsa'nın ineceği hususunda ittifak etmiştir. Şeriat ehlinden hiç kimse bu hususta muhalif olmamıştır."8

    Büyük İslam alimi Seyyid Alusi de, Ruhu'l Meani tefsirinde, -diğer İslam alimlerinin görüşlerinden örnekler vererek- Hz. İsa (as)'nın inişi konusunda cemaatin söz birliği yaptığını, bu konuda haberlerin manevi tevatür derecesine ulaşacak kadar meşhur olduğunu, Hz. İsa (as)'nın gelişine imanın vacip olduğunu açıklamıştır.9

    İmam Kevseri de Hz. İsa (as)'nın inişi ile ilgili görüşlerini şu şekilde bildirmiştir:

    "Hz. İsa (as)'nın inişiyle ilgili hadis-i şerfilerdeki tevatür, "tevatür-i manevidir." Sahih (sağlam) ve hasen (güzel) hadis-i şerifin her biri, farklı manalara delalet etmekle birlikte hepsi de Hz. İsa (as)'nın ineceği hususunda söz birliği içindedirler ki, bu, hadis ilminin kokusunu koklayan bir kimse için inkarı mümkün olmayan bir gerçektir? Mehdi ile Deccal'in çıkacağı ve Hz. İsa (as)'nın ineceği hususundaki hadis-i şeriflerin tevatür derecelerine ulaşmış olmaları, hadis ilmi ehlince asla şüphe edilecek bir husus değildir. İlm-i kelam ehlinden (inanç ilmiyle uğraşanlardan) bazısının kıyamet alametleriyle ilgili hadislere inanmanın vacip olduğunu kabul etmeleriyle beraber, bu hadislerden bir kısmının mütevatir olup olmadığı hususundaki şüpheleri ise, hadis ilmiyle ilgili bilgilerinin azlığından kaynaklanmaktadır."10

    Alim İbn-i Kesir ise, konuyla ilgili ayetlerin tefsirini yaptıktan ve ilgili hadisleri açıkladıktan sonra düşüncesini şöyle ifade etmektedir:

    "İşte bunlar Resulullah (sav)'den mütevatir olarak rivayet edilmiştir ve bu hadis-i şeriflerde, Hz. İsa'nın nasıl ve nereye ineceği hususu açıklanmıştır.? Hz. İsa'nın cesed-i şerifiyle dünyaya ineceği hakkında zikredilen sahih ve mütevatir hadis-i şerifler, tevile (başka şekilde yorumlanmaya) elverişli değildir. Dolayısıyla, zerre kadar imanı ve insafı olan herkesin, Hz. İsa'nın yeryüzüne ineceğine inanması gerekmektedir ki, bunu ancak şeriata zıt, Allah'ın Kitabına, Resulü'nün sünnetine ve ehl-i sünnetin ittifakına muhalif olan kimseler inkar edebilir."11

    Hadislerin tevatür olduğu konusunda yapılan bir diğer açıklama da şöyledir:

    Şevkani de İsa (as)'ın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a ulaştığını söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda:

    "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür sınırına ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa (as)'ın inmesine dair hadisler mütevatirdir." demiştir.12
  • Peygamber Efendimiz(sav); “Bir kimse kötü insanların kızacakları şeyde AllahüTeâlânın rızasını ararsa, Allahü Teâlâ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, AllahüTeâlânın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, Allahü Teâlâ onun işini insanlara bırakır.” (Tirmizi)
  • İmam Müslim, Sahihinde, Ömer b. el-Hattab'dan(ra) şunu rivayet etmiştir: Biz Allah Rasulü'nün (sav) yanındayken bembeyaz elbiseli bir adam çıkageldi... "Bana imandan haber ver." dedi. Peygamber Efendimiz (sav) "İman Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Rasullerine, ahiret gününe, hayırlısıyla şerlisiyle kadere inanmandır." buyurdu.