Geri Bildirim
  • SPOILER SPOILER
    Kitap içeriği hakkında bilgi içerir.

    Allah’ın indirdiği bir kitapta, kutsal bir kitabın incelemesinde “spoiler” da olur mu diyeceksin biliyorum, ama olur. Nasıl mı olur? Bakalım nasıl olurmuş.

    Okumadın ki sen bu kitabı, hem de hiç okumadın, onun için çok güzel olur “spoiler”, hatta en rahatsız edeninden. Sana sorsalar en başta Kur’an’dan hesaba çekileceğim dersin ama buna rağmen yine de okumazsın. Okusan da anlamadan Arapça olarak okursun veya ezberden okuyup boğazından farklı farklı tonlamalar çıkartarak, nağme vere vere okursun, anlamak istemezsin içindekini. Ne gerek var ki anlamaya değil mi, Allah anlasın ya yeter sonuçta(!) Hâlbuki böyle yaparak Allah’ın dediğinin aynısını geri olarak söylediğini de düşünmezsin. Din adına bir şeyler yapmak istediğinde de sana biri gelip Kur’an’dan ayet ile cevap verirse de umursamazsın o ayeti, aynı Hicr Suresi 91. ayetteki gibi; çünkü inandığın, büyüklerinden gördüklerin doğrudur senin için. Bu ayetleri anlayamayacağını ileri sürersin, dua ayetler yeterlidir çünkü senin için.


    Arapça okumak tabii ki önemlidir Kur’an’ı ama senin anlaman gerektiği kadar önemli değildir. Bak mesela sana bir örnek vereyim: Senin bir yakının sana mesaj/mektup gönderse hemen açıp okumak istersin haklı olarak. Açtın ve baktın ki bu mesaj farklı bir dilde, hadi olsun Arapça bu mesaj/mektup. Hemen Arapça bilen birine gider ve sana diline çevirmesini istersin. Haklısın, seviyorsun çünkü onu ve sana çok yakın ve öğrenmek anlamak istersin, ama en çok sevdiğim dediğin Allah’ın mesajını anlamak için uğraşamazsın, bırak yakınlığı boş ver şimdi, sana Kaf Suresi 16. ayette yazdığı gibi şah damarından daha yakın olan Allah’ın mesajını anlamak dahi istemezsin.


    Tamam o zaman anlaştık seninle, okumak istiyorsun Kur’an’ı ama bu sefer de Türkçe okumak istediğin için etrafındakilerden tepki alıyorsun. Ne diyorlar mesela sana “Kur’an Arapça indirildi ve Arapça okunmalı” mı diyorlar? Bunu derler tabii başka ne diyebilirler ki! O zaman gel onlara Kur’an’dan “spoiler” verelim, Allah’ın İbrahim Suresi’nde “Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin dili ile gönderdik” diye buyurduğu 4. ayetiyle cevap verelim. Yetmedi mi bu cevap onlara, o zaman Fussilet Suresi 3. ayetten “Bilen bir toplum için ayetleri açıklanmış, Arapça okunan bir kitaptır.” dan cevap verelim. Verdik birçok “spoiler”ı, az da olsa sustular; ama bu sefer sen Kur’an’ı anlayamazsın diyecekler, anlamak için farklı şekilde bilgilerin olması lazım diyecekler. Durdun birkaç saniye, düşünüyorsun “Allah Allah” deyip içinden, şaşkınlığını belli ediyorsun, “Allah bizlere, yarattığı kullarına anlayamayacakları bir kitap mı gönderdi” diye devam ediyorsun düşünmeye. Zumer Suresi 3. ayette “Dikkat ediniz saf din Allah’a aittir” diye yazmasına rağmen bu nasıl olur diye düşünüyorsun, hatta “Allah kendi kitabı için beni başka kaynaklara mı yönlendiriyor diye de” düşünüyorsun, ama boş verelim biz bunları, bunlar kendi düşüncelerimiz bizim. Bakalım Kur’an’da Allah bu durum için neler diyor. Birkaç “spoiler” daha verelim ama bu sefer de fazla verelim biraz. Örneğin: Kamer Suresi 17, Hud Suresi 1, Yusuf Suresi 1, Kehf Suresi 1, Nur Suresi 1, Şuara Suresi 2, Neml Suresi 1-2, Kasas Suresi 2. Sanırım bu kadar “spoiler” yeterlidir onlara. Acaba fark ettiler mi genel olarak hep surelerin başlangıcından örnekler verdik.


    Başladın okumaya ama Muzzemmil Suresi 4. ayette de yazdığı gibi ağır ağır okuyorsun, yani anlamaya çalışarak, tabir-i caizse çember yöntemi ile okuyup ayetlerin açıklamasını farklı ayetlerden alıyorsun. Bu kısımlarda işte dikkatini bir şeyler çekiyor. İçinde borçtan kurtulma duasının olmadığını görüyorsun, ne sevdiğinle evlenme duası ne de zengin olma duasının da olmadığını görüyorsun. Doğru yolu bulma haricinde ve Allah’ı anma haricinde bakıyorsun dualar da yok içinde. Burada araya girip sana bir şey anlatmak istiyorum. Yakınımda bir karı-koca vardı, çok da değerli insanlardı. Bunlar her Ramazan ayında Kur’an’ı Arapça okuyarak bitirirlermiş. Sonra kafalarına esmiş ve demişler ki hadi bu sefer de Türkçe okuyalım demişler ve başlamışlar okumaya. Birkaç sayfa okuduktan sonra kadın kocasına demiş ki “Ne olur beni durdur imanım bozuluyor.” Çünkü din diye gördüğü, uyguladığı hiçbir şeyin Kur’an’da olmadığını hatta çoğularının da aksinin olduğunu görmüş, ya korkuyor gerçekten böyle diyor ya da sağlam bir ironi yapıyor. Evet, okuyorsun ve içinde dualar olmadığını görüyorsun, bazı tarihi olaylardan bahsettiğini okuyorsun. Kadınların din adamların söylediği gibi geri planda kalmadığını görüyorsun, erkeklerin ise kadınlardan fiziksel gücün haricinde bir üstünlükleri olmadığını da görüyorsun. Kadın mesela dışarıda veya yabancı erkeklerin yanında gülemez derler ama Hud Suresi 71. ayette İbrahim Peygamber’in hanımın başka erkeklerin yanında güldüğünü görüyorsun ama gülmeye en ufak bir eleştiri olmayıp aksine müjde aldığını da okuyorsun. Yasak meyve konusunda ise hep Havva’yı suçlarlar diye biliyordun ama bir bakıyorsun Taha Suresi 115. ayette Allah değil Havva’ya tabir-i caizse Adem’e yükleniyor.

    Merakın gittikçe daha çok artıyor, mesela Hz. Muhammed’i insan üstü bir peygamber olarak tanırken artık insan üstü değil üstün “insan” olarak tanıyorsun. Hadis kitaplarında bile geçmeyen “levlake” hadisi var ya hani “sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” diye işte buna zıt bir peygamber okuyorsun. Bakıyorsun Tekvir Suresi 22. ayete Allah Hz. Muhammed için “arkadaşınız” diyor, sonra bakıyorsun Furkan Suresi 7. ayette Peygamber’in yemek yediğini ve çarşılara gidip alışveriş yaptığını okuyorsun ama yok hâlâ insandan üstün diyorlar ve bu sefer de Fussilet Suresi 6. ayeti okuyorsun ve “De ki: Ben ancak sizin gibi bir insanım” ile doğru sonuca ulaşıyorsun. Ama yok bu sefer de “ismet” diye bir şeyler çıkartıp peygamberler günah işlemez diyorlar, hak veriyorsun onlara evet işlemez diyorsun ama bu sefer de karşına “Allah seni affetsin” diye başlayan Tövbe Suresi 43. ayet çıkıyor, okumaya devam ediyorsun ve Nisa Suresi 105. ile 106. ayette Allah’ın Peygamber’e “Sakın hainlerden olma” dediğini okuyorsun, devamında da “Allah’tan af dile” kısmını okuyorsun ve onların bu dediklerini de kabul etmiyorsun. Okudukça da Tahrim Suresi 1, İsra Suresi 73-75, Muhammed Suresi 19, Fetih Suresi 1-2. ayetlerinin bu konuyu desteklediğini fark ediyorsun. Unutmadan söyleyeyim, ilerleyen zamanlarda şunu da öğreneceksin ki yukarıda bahsi geçen “levlake” hadisini İncil’de Pavlus’un yazdığı Koloselilere Mektup kısmında okuyacaksın ve İslam’ın içine nasıl girdiğini de öğreneceksin.

    Önceden dua ediyordun “Allah’ım bizi Peygamber’in şefaatine nasip eyle” diye. İşte maalesef o zamanlar bazı şeyleri düşünmüyordun. Hesap gününde Allah’tan değil de Peygamber’den şefaat isteyerek dua ediyordun, hâlbuki Fatiha Suresi’ni her gün okurken 4. ayette “maliki yevmiddin” derken “O, din gününün sahidibir” dediğini bilmiyordun. Kur’an okumaya devam ettikçe de Zumer Suresi 44. ayet, İnfitar Suresi 17-19’u okuyacak ve şefaatin yalnızca Allah’ta olduğunu görecek ve öğreneceksin. Bunlar da şaşırtacak seni. Maide Suresi 104. ayet ama seni bu kısımda rahatlatacak, etrafındakilerin hangi yanlışta olduğunu göreceksin ama bu sefer de susmak razı etmeyecek seni ve konuşmak ise çare de olmayacak sana.

    Mucizeler okuyordun birçok kitapta, birçok kişiden Ay'ın yarılmasından kafası kesilmiş bir çocuğun diriltilmesine kadar birçok mucizeler okudun ve duydun da. Bu sefer ise Rad Suresi 38'i okudun ve düşünmeye başladın, Hicr Suresi 7 ve 8 ile daha da çok düşünmeye başladın ve İsra Suresi 90 ile 93. ayetler ise sende büyük bir etki yarattı ama yine de için rahat değil bu kadar çok mucizeler duydun bu zamana kadar bunlardan biri gerçek olmalı diyorsun, Peygamber'in Kur'an haricinde mucizesinin olmadığını bilmek seni rahatsız ediyor. Rad Suresi 7. ayeti okuyorsun ("Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.") ve mucizenin gelmediğini tamamen öğreniyorsun, hatta Peygamber'in mucize gelmedi diye üzüldüğünü, üzülmekle beraber istediğini Allah'ın ise O'na gücün yeterse yap dediğini okuyorsun ve O'na cahillerden olmadı dediğini de okuyup bu konuda da doğruya ulaştığın için hem sevinip hem de düşüncelere giriyorsun.

    Evliyâ adı altında bazı kişilerin yüceltildiğine sürekli şahit oldun, sen de inanıyordun ki evliyâ diye bir şey vardı ve onlar yüceltilmiyor aksine yücelerdi ama A’raf Suresi 2 ile 3. ayeti okuduğunda da Allah’ın kendisini bırakıp insanların kendilerine evliyâ bulmasına, aralarına evliyâ sokmalarına karşı çıktığını göreceksin ama burada merak edecek ve bu kelimenin manasına bakacaksın. Veli kelimesinin çoğulu olup Allah’a dost manasına geldiğini öğreneceksin yani anlayacaksın ki Allah’a düşman olmayan herkes ve kurallarına uyan herkes artık senin için de evliyâ olacak. Bundan sonra da uçan, kaçan, seslendiğinde sana yetişen, Turkcell şebekesi gibi mükemmel çekim gücüne sahip olduğu iddia edilen kişilerin aldatmacadan başka bir şey olmadığını da öğreneceksin.

    Maun Suresi’ni okuduktan sonra ise dinde namazın öncelik değil yardımın ve iyiliğin öncelik olduğunu öğreneceksin. Bakara Suresi 62. ayet de destekleyecek bu görüşünü. Bu sefer de niye hep sorgunun namaz üzerinden yapıldığını düşüneceksin, çünkü “Vay o namaz kılanların haline ki yetimi doyurmadılar” kısmı çok düşündürecek seni. Namaz kelimesini detaylıca araştıracak ve namaz kelimesinin Arapça değil Farsça bir kelime olduğunu öğreneceksin ve fark edeceksin ki namaz kelimesini Kur’an’da da geçmiyor diyeceksin. Geçen kelimenin ise aynı anlamda kılınan namaz ile beraber birçok kelimelere eşit olduğunu da göreceksin.

    Daha birçok şeyi daha öğreneceksin. Sırat köprüsünün olmadığını, kabir azabının olmadığını, dinde hadislerin değil önceliğin ayetler olduğunu öğreneceksin. Tasavvuf denilen oluşumun ise tamamen İslam dışı olduğunu öğreneceksin. İşte burada, tam da bu zamanda tepkiler alacaksın. Peygamber düşmanı diyecekler sana, peygambersiz din olmaz diyecekler ama anlatamayacaksın kendini, sen konuşacaksın düşüncelerini söyleyeceksin ama her söylediğin söz karşı tarafta ateşe atılan odun etkisi yapacak; çünkü sen hâlâ onların gözünde peygamber düşmanı olacaksın, hâlbuki senin tek yaptığın Peygamber’i tarihte olduğu gibi Kur’an’ın içine almak olacak, hatta onlara Hakka Suresi 40 – 44. ayetlerin arasını okuyacaksın ama onlara yine de yetmeyecek. Susacaksın ama susmanda da gönlün razı olmayacak. Dediğim gibi konuşman ise hiç etki etmeyecek, belki de sadece lütfen düşünerek ve araştırarak Kur’an okuyun diyeceksin.

    Biliyorum sen okuduktan sonra bunları düşüneceksin ve böyle bir inceleme yazacaksın çünkü düşünen birisin ve önceliğin ayetler olduğunu da biliyorsun. Bunda da ben genelleme yapmıyorum zaten, kimseye hakaret de etmiyorum, inancına dil de uzatmıyorum sadece sana söylüyorum evet sana.
  • Kitaba dair çok fazla inceleme var. Biliyorum ama ben de bir şeyler söylemek istiyorum :)

     Cibran eserini tam 4 yıl elinde tutmuş ve
    "Emin olmak istedim, içindeki her sözcüğün kendimden verebileceğim en iyi sözcük olduğundan emin olmak istedim." diyor. Kitaptaki El Mustafa'ya ise " Kısaydı aranızdaki günlerim, konuştuğum sözler daha da kısaydı." diye söyletiyor. Evet, sözleri kısacıktı; peki ya söyledikleri, hissettirdikleri?..

    Evrene dair tüm paragraflar sanki eritilmiş, haddeden süzülmüş  ve birer kelimelik damlalar halinde 54 sayfaya damlatılmış gibiydi. Rehberimiz olup aklımızın ucuna oturtuyor bizleri; ordan baktırıyor zihnimize.  Kavradığımızı sandığımız değerlerimize, benliğimize ve yaşamaya dair her ne varsa defalarca düşündürüyor, düşündürüyor, düşündürüyor...
     Yazar resimlerde çizmiş bu eseri için ama ben pek yorumlayamadım resimlerini, o da benim acizliğim.

    Kitap, El Mustafa'nın kendisini doğduğu  adaya götürecek geminin gelmesiyle birlikte Orphalese halkının, ondan, gitmeden hakikatinden vermesini istemesiyle başlıyor. Ve söylenen hakikatler ile son buluyor. Hayata dair ne varsa soruyorlar sırasıyla: rahipler, yargıçlar, zengin bir adam, bebeğini göğsüne bastıran anne, çiftçi ve diğerleri.  O da hakikatinden mahrum bırakmıyor kimseyi.

    El Mitra, El Mustafa'yı şöyle selamlıyordu:
     "Ey Tanrı'nın peygamberi, ey en yüce olanın talibi." Bu sözden onu peygamber olarak gördüklerini söyleyebiliriz.
    Yazarın bir açıklanmasında ise bir tarafimda hz. İsa öbür tarafımda hz. Muhammed dediğine bakarsak iki peygamberden birini kastetmiş olabilir.
    Karakterin isminin Mustafa olması, peygamberimizin olma ihtimalini arttırıyor. Ama
     "Aşk hem taç olur başınıza hem çarmıha gerer sizi."
    hakikati ise direkt akla hz. İsa'yı getiriyor.  Genellikle de bu iki peygamberden birini kastettiği söylenmiş zaten.
    Ancak El Mustafa'nın yolculuğa çıkmadan önce halkın istekleri ve söylediği hakikatler bana Zerdüşt'ü hatırlattı. Zerdüşt de kendi dininde bir peygamber ve halkına veda konuşması yaparak her konuda fikirlerini söylüyor ve sonra dağa çıkıyor. Bu iki benzerlik dikkatimi çekti. Mitra, Zerdüştlük dinine göre ahit, anlaşmadan sorumlu ilahi varlık olarak geçiyor. Kitapta da ilahi varlık diye bahsediyordu.
    Belki de ben zorlayarak benzerlik kurmaya çalışıyorumdur, bilmiyorum.
    Zevkle okudum ve ısrarla tavsiye ediyorum. Az sayfalı ama özü dopdolu bir kitap.  Birkaç alıntı yazıyorum ki benim söylemeye çalıştıklarımdan çok daha fazlasını söylesinler...
    〰️
    Çocuklara dair;
    " Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın. Çünkü geri geri gitmez yaşam, dün ile oyalanmaz."
    〰️
    Çalışmak üzerine;
    "Ve aşk ile çalışınca kendinizi nefsinize  ve birbirinize ve Tanrı'ya bağlarsınız.

    Peki aşk ile çalışmak nedir?
    Kumaşı yüreğinizden çekilmiş ipliklerle dokumaktır, sevgiliniz giyecekmişcesine."
    〰️
    Zaman üzerine;
    "Ve bilir ki, dün, bugünün anısından ve yarın, bugünün düşünden başka bir şey değildir. " (syf.34)
    〰️
     evlilik; " Birbirinizi sevin fakat aşkı pranga eylemeyin:
    bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk...

    Ve birlikte  durun ama yapışmayın birbirinize: Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları
     Ve birbirinin gölgesinde büyüyemez meşeyle servi." (Syf.8)
    〰️
    Konuşmaya dair;
    "Ve konuştuklarınızın çoğunda, düşünce yarı yarıya katledilir.
    Çünkü enginlerin kuşudur düşünce, kelimelerin kafesinde kanatlarını açsa da uçamaz." (Syf.33 )
    〰️
    Yokluk üzerine;
    "Yokluk korkusu yokluğun bizzat kendisi değil midir?
    Kuyunuz suyla doluyken susuz kalmaktan korkmak asıl giderilemez susuzluk değil midir?" (Syf. 10)

    Kitapla ve en önemlisi sevgiyle kalın...
  • Dürüst olanın kazanabileceğini sadece kader hayal edebilirdi.
  • Allah onları, Süleyman peygamberden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir hükümdarlıkla şereflendirmiştir
  • Tecelli, Peygamber’den 700 sene sonra gazi ertuğrul ile Söğüt’te filizlendi
  • İnsanların Peygamberden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: Utanmadıktan sonra dilediğini yap! sözüdür.
    Buhari , Enbiya 54
  • #bozkırınsırrıtürkpeygamber
    #ahmetturgut
    #okudumbitti
    #puanım 7/10
    >>geç de olsa bitirdim
    Evet kurtlar vadisi Polat'ın dizide okuduğu kitap
    Kitap genel itibariyle akıcı ve sade dili sıkmıyor okuyucuyu. Konu olarak da ilgi çekici ve kurgu çok başarılı. Tabi Ahmet Turgut'a bi kaç "amma da yaptın he" dediğim yer dışında :) Ve eski Türklere (özümüze) özgü bir çok kelime öğrendim. Romanın Öğreticiliği de yadsınamaz.
    Yazarın ilk romanı olmasına rağmen gayet başarılı.
    UYARI>> Romanda milli değerler dini değerleri bastırmış. Peygamberlikten ziyade Türklük esas alınmış. İnanç bakımından çok büyük beklentilere girmeyin :) #kitabınkonusu ^^ Hz.Muhammed (s.a.v) kendisinden evvel 124 bin peygamber olduğunu rivayet etmiştir. Zaten Kuran-ı Kerimde: "Andolsun ki: Biz, her ümmete: «Allah'a kulluk edin ve Tağuttan sakının!» diye uyaran bir peygamber gönderdik. Sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasip etti, kimine de sapıklık hak oldu..." NAHL/36
    diye geçer. E hal böyleyken Ahmet Turgut da bundan ilham alarak nasıl bir Türk Peygamber olurdunun kurgusunu yapmış. Romanda Kuran-ı Kerim'i referans almış. Lakin referans aldığı ayetleri kitabın sonunda toplaması yordu beni :( bi yandan oku bi yandan arkadan ara ki bulasın.
    Roman "Öktem ve aşena (ikiz kardeşler) etrafında gelişiyor" tabi peygamberlik kavramı yerine "kutlu" kavramı kullanılıyor. Kut anlayışı da burdan geldiği hatta; ıslıklı ok, Turan, üzengi gibi bi çok türklere özgü detay var. Tabi benim en ilgimi çeken yer Türklerin daima mazlumun yanında zalimin karşısında oluşunun Türk Peygamberden ileri gelişi oldu :) #Alıntı ^^ Mazlumlara umut verip zalimlere kılıçlarımızı göstermeyi nasip eden Tanrı'ya şükürler olsun.
    Sakın unutmayın insan, Tanrı'nın en büyük delilidir, kutsaldır. Bu yüzden aman dileyene el kaldırmak yakışmaz bize. ^^
    Herkese tavsiye ediyorum