Kendi kendine, Jude'u düzeltmeye çalışmayacağına dair söz verirken, birini çözmenin onu düzeltmeyi de istemek olduğunu unutmuştu: Bir soruna teşhis koyduktan sonra onu çözmeye çalışmamak hem ihmalkarlık hem vicdansızlıktı.
Gece yarısı binayı dolandığı saatlerde, insan kisvesine bürünmüş bir iblis olduğunu, gündüz taşımak zorunda olduğu kostümü gece çöktü mü çıkararak doğasına dönebileceğini hissediyor.
O gece yatakta uyku tutmuyor. Willem'i tanıdığıdan beri, gideceği günün öncesinde aynı hisse kapıldı, daha onunla konuşurken bile, gittiğinde onu ne çok özleyeceğini düşündü. Şimdi gerçekten, bedenen birlikte olmalarına karşın şiddetlendi bu duygu; Willem'in varlığına öyle alıştı ki, yokluğunu daha derinden, sarsıcı hissediyor.
Akıl almaz derecede şanslı; çok kişinin gıpta edeceği bir hayat sürüyor artık: O zaman neden bunca zaman önce yaşanmış olaylan tekrar hatırlayıp tekrar tekrar yaşayıp duruyor? Neden sadece bugününden zevk alamıyor? Neden geçmişine bu kadar hürmet göstermek zorunda? Neden ondan uzaklaştıkça silinip gideceğine daha canlı, daha parlak hale geliyor?
Greene Sokak'taki evinde boy aynası yok. "Ayna istemiyorum" dedi Malcolm'a. "Ayna sevmem." Ama aslında kendisiyle yüzleşmeyi istemiyor; kendi bedenini görmek, kendi gözleriyle bakışmaktan kaçıyor.