Ne var ki Kur'an bulutları nasıl oluştuğunu, yağmuru nasıl yağdığını, Rüzgar nasıl ettiğini bilmeyen bir aklın ürünü olduğundan, duysal algı ile edinilen yargıları Allah'ın iradesine bağlayıp insanları kulluğa yöneltir.
Kur'an deprem gibi doğal olaylara da öznel bir yorum getirmektedir. Buradan çıkarılacak biricik sonuç kendisini kızdıran işler yapılması halinde, depremlerin Tanrının başvurduğu bir cezalandırma yöntemi olduğudur. Oysa depremin tümüyle doğal bir mekanizması olduğu gerçeği bir yana buradaki mantığın doğal sonucu depreme karşı önlem almamak olacaktır. Söz konusu ayetler, depremin tanrının cezası gördüğünden depreme karşı önlem geliştirmek kadere ve tanrıya karşı çıkmak anlamına gelecektir.
Üstelik Kuran'ın bilim karşısında sergilediği zaaf bu kadar da sınırlı değil. Bu noktada Bucaille'in yerin gökten önce yaratıldığını söyleyen fussilet 12 ile bakara 29'daki ayetlere karşılık, göğün önce yaratıldığını söyleyen naziat 30 arasındaki ciddi ilişkileri, bunlardan da daha çok surenin "gök ve yeri birlikte andığı" geri gerekçesiyle görmezden gelinmesini önerilen bir pişkinlikle; şu halde öyle anlaşılıyor ki Kur'an göklerin ve yerin yaratılışında öncelik sırası belirlememektedir! dediği anımsansın.
Evrenin kendi diyalektiğinin ürünü olan bu bilimsel gerçeklik gökler ve yer yapışıkken onları ayırma suretiyle kainatı başlatmanın mümkün olmadığını gösterir.
Burada dünyanın yoktan yaratıldığını ve ilk yaratılışta yapışık olan gök ile yerin birbirinden ayrıldığını iddia eden Enbiya 30 ve genelde Kur'an ortaya somut bir şey koymamaktadır. Bir tanrı kendi yarattığı şeyleri herkesten iyi bilmek durumunda olduğuna göre, bu durumda kabulü zorunlu Bir diğer gerçek de Kur'an'ın bir tanrı ürünü olmadığıdır.