Aslında ağrı denilen mekanizma beynin, insanlanı uyarmak için kullandığı son çareydi. Sonuçta insanın her şeyi erteleme alışkanlığı düşünüldüğünde beynin böyle bir mekanizma geliştirmiş olması çok mantıklıydı. Yani bir nevi kırmızı alarmdı ve sorun çözülmedikçe deli gibi çalmaya devam edecekti. Çünkü tembel insanı harekete geçirmenin başka bir yolu yoktu. Ama insanın tembelliğe olan aşkı o kadar büyüktü ki bu motivasyon ağrı kesici diye bir şey keşfetmesine neden olmuştu.
"Hayatın en önemli dinamikleri çatlaklardır. Çatlakları bilir misin sevgili Meryam? Inanılmaz, ilginçtirler. Hani Leonard Cohen'in bir lafı vardır. Çatlaklar kutsaldır, çünkü ışığı içeri sızdırırlar diye. Senin şu an içinde bulunduğun durum, tam da böyle bir durum işte."
Ah, Pia, o güneş yanığı teninle, o kadar güzel olan gövden ... o canlılığa dokunacak kadar yaklaşıp da uzaklaşmak zorunda kalan varlığım, şimdi kendi oturduğu apartmana dönen bu ayaklanmış gövde. Oysa yaklaşan ölüm değil mi? Yıllar geçiyor. Senin kokunu bunca yakından duymuşken ... Nereden bulacağız, yeniden bu güneşli eylül gününü?
Ama elden kaçan hayat değil mi Pia? İnsanlar yüzyıllardır bu tabuları ortadan kaldıramıyorlarsa, dahası hep yeni yeni tabular arıyorlarsa, yaşamın aslından büsbütün vazgeçmek mi gerekli? Bedenler öldürülmeli mi? Bütün o yalnız vakitlerde kabaran arzular... bunlar atılmalı mı bir yana?