• ŞEHZADE MUSTAFA’NIN ÖLÜMÜ üzerine birçok şair mersiye ve ağıt yazdı. Bunlar Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Muînî, Mustafa, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî, Şeyh Ahmed Efendi (Hayalî), Selîmî, Kâdirî ve Taşlıcalı Yahya’dır.

    Aralarında en meşhuru Taşlıcalı Yahya Efendi Mersiyesi’dir.

    Taşlıcalı Yahya Mersiyesi

    “Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı,
    Ecel celalileri aldı Mustafa Han’ı,
    Dolundu mihr-i cemali bozuldu erkânı;
    Vebale koydular al ile Al-i Osman’ı...
    Alancının o kuru bühtanı, buğz-ı pinhanı,
    Akıttı yaşımızı yakdı nar-ı hicranı...
    N’olaydı görmeye idi bu macerayı.
    Yazıklar ane ki reva gördü bu re’yi gözüm,
    Nesim-i subh gibi yerde koyma ahımızı...
    Hakaret eylediler nesl-i padişahimizi.
    Bunun gibi işi kim gördü kim işitti aceb?
    Ki oğluna kıya bir server-i Ömer-meşreb,
    İlahî cennet-i firdevs ana durağ olsun,
    Nizam-ı âlem olan padişah sağ olsun.”
  • Dışarıda hafif bir kar yağışı, kulağımda muhteşem bir müzik ve gece yolculuğu...❄🎵🌛
    (Pinhani:Dön bak dünyaya🎶)
  • durup düşünmeye zamanın olur mu?
    yitirmeden anlamaz insan
    sevdiklerin yolun sonunda
  • ".. Gökyüzünde ne çok yıldız var
    Biri parlak, biri ürkek, biri yalnız diğeri sanki burada
    İçimizde ne çok hırsız var
    Biri aldı beni götürdü sonra sattı hem de yok pahasına.. "
  • 232 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    “Pinhan” Elif Şafak’ın 1997 yılında, henüz 24 yaşındayken yazdığı tasavvuf konulu ilk romanı. Takip edenler bilir tasavvuf konulu bir de “Aşk” romanı vardı ancak yazar tasavvufçu bir yazar değil tasavvufa ilgi duyan bir kişi. Hatta bir söyleşisinde bu adı geçen iki kitabın benzer konu olan “arayış” etrafında dolandığını söyleyenlere “Pinhan’ı 24 yaşında yazan BEN ile Aşk’ı 37 yaşında yazan BEN aynı değil, o yüzden ikisinde ortaklık olmasına rağmen bu kitapların kimyası tamamen farklı.” diyor.
    .
    “Pinhan” kelimesinin sözlük anlamı gizli, saklı, gizlenmiştir. Kitaba konu edilen başkarakterin de işte böyle gizli bir durumu vardır. Bu sırrını kimseyle paylaşmayan Pinhan, çocukken kendini Dürri Baba Tekkesi’nde bulur ve kendine ait bir “hikaye”si olmadığı için orayı terk eder. İlerleyen sayfalarda Pinhan’ın yolu Nakş-ı Nigar ya da diğer adıyla Akrep Arif Mahallesi sakinleriyle kesişecektir.
    .
    Eserin karakter kısmı oldukça çok. Okurken bu kimdi, bu neredeydi gibi durumlar içerisinde kalıyorsunuz. Kaldı ki karakterler sadece insanlar değil. Cinler de bu karakterlerin içinde. Bazı karakter isimlerini çok sevdim: Bedrenk Asiye, Dertli Hagopik, Budala Tosun, Ceviziçi Tahir, Düşükçene Pakize, Hokkagülü İfakat bunlardan birkaçı. Abartı değil eserde ismi geçen yüze yakın karakter mevcut.
    .
    Romanın ana unsurunun Tasavvuf olduğunu söylemiştim. Eserin daha başında Dürri Baba Tekkesi, sonraki sayfalardaki Hezarpare Horoz Baba Tekkesi bu anlayışa bizi sürüklüyor.
    .
    Eserin arka planındaysa vahded-i vücud fikri var. Karakterimiz Pinhan doğuştan çift cinsiyetlidir. Ne zamanki bu durumunu kabul eder o zaman her şey düzelecektir. Ya da başka bir deyişle “hikaye”si tamamlanacaktır. Pinhan’ın çift cinsiyetliliği, Mahalle isimlerinin çift olması – biri erkek biri kadın- (Nakş- Nigar –Akrep Arif) hep bu vahded-i vücud anlayışına göndermedir. Çünkü bazı tasavvufçulara göre dünya-insan-kainat ve yaradan arasında benzerlikler vardır.
    .
    Kitabın gönderme yaptığı bir diğer unsur “Anasır-ı Erbaa”dır. (Toprak, Hava, Ateş, Su) Zira kitap yekûnda dört bölümden oluşmaktadır ve bu bölümlerin adları bu dört unsurdur.
    “Hal böyle iken dört unsur var insanda. Safra dediğin ateştir; tabiatı sıcak ve kuru. Kan dediğin havadır; tabiatı sıcak ve rutubetli. Balgam dediğin sudur; tabiatı soğuk ve rutubetli. Sevda dediğinse topraktır; tabiatı soğuk ve kuru.” Alıntısıyla bu dört unsurun insanda da bulunduğuna gönderme yapılmaktadır.”
    .
    Bunlar dışında eserin birçok yerinde halka, kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi, yılan, ayna, köprü, çift cinsiyetlilik gibi sembolik unsurların olması da tasavvufa yapılan göndermelerdir diye düşünüyorum.
    .
    Eserin diline sade diyemeyiz. Anlattığı dönemin dil anlayışına uygun ve tasavvufi terimleri de barındıran bir dili var. Okuyacak kişilerinse tasavvuf konusunda alt yapılarının olması gerekiyor ki anlatılanlar havada kalmasın. Aksi takdirde eser çok sıkıcı bir havaya bürünebiliyor. Zira bolca sembollerle yüklü.
    .
    Pinhan o vakit anladı ki;
    vücudu, şu koskoca varlık âleminin benzeridir. Ve vücudu şehr-i şehir-i İstanbul’un benzeridir. Ve vücudu sittinsenenin Akrep Arif, yeni adıyla Nakş-ı Nigar mahallesinin benzeridir. Ve nasıl ki kendisi iki başlı ise, işte bu mahalle de iki başlıdır.
    .
    Korktu. Gidip de varamamaktan değil, varıp da dönüş yollarını kaybetmekten değil, dönüp de geride bıraktıklarını yerlerinde görememekten değil; bir kendini bulmaktan, bulduğunu korkmaktan korktu.
    .
    Görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözüyle bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
    .
    Şimdiden keyifli okumalar…
  • ...yalandan da olsa
    Ne güzel güldün
    O akşam banaaa
    🌙
  • Öfkemden kurtar dünyayı
    Öfkemden kurtar
    Nefretten kurtar insanları
    Şiddetten kurtar

    Fikrimden kurtar bu aklımı
    Nefsimden kurtar
    Nefretten kurtar insanları
    Ölmekten kurtar

    Umut birazcık kaldıysa
    Kalan günler geri dönmek için
    İyileşmek için yeterli değil mi?