• 544 syf.
    Latin Amerika edebiyatı denince benim aklıma her daim Marquez gelirdi."di"li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü sizler için fazlaca iddialı olduğunu bilsem de bendeki Marquez tabularını yıkan bir yazar oldu Allende..
    Hepinizin bildiği gibi , Şili'de 11 Eylül 1973 tarihinde, General Pinochet yönetimindeki silahlı kuvvetler, faşişt bir askeri darbe sonucu yönetime el koydu.Harekat ilk önce,Şili hava kuvvetlerinin,başkanlık sarayı La Moneda'yı bombalaması ile başgösterdi,ardından ise kara birlikleri saraya girdi ve ortalığı yerle yeksan etti.İlk hedef elbette ki, Şili'nin demokratik ve "Yoksul Babası" lakaplı seçilmiş başkanı Salvador Allende idi.Her ne kadar ,dış güçler ve darbeciler tarafından, Allende'nin o esnada intihar ettiği söylenmiş olsa da insan hakları örgütleri ve halk O'nun katledildiğinin pek tabii ki bilincindeydi.İşte yazarımız Isabel Allende ,Şili'nin bu efsanevi başkanı Salvador Allende'nin yeğeni.Darbe dönemine bizzat tanıklık etmesi vesilesiyle,kurduğu her cümle,dile getirdiği her düşünce gerçeğin ta kendisi.Zaten kendisi "büyülü gerçekliğin yazarı" olarak bilinmekteymiş.

    Kitapta hem Şili'nin hem de Şilili bir ailenin üç kuşak hayat hikâyesini okuyoruz.Sıklıkla mitolojik öğelere yer verilmiş olması çok hoşuma gitti.Masal kitabı tarzında girişi olan bu eser sonradan acılarla yoğrulmuş hayatları sunuyor bize.Isabel Allende ,kitabın kahramanları olan Rosa,Clara,Blanca ve Alba kimliklerine bürünerek yaşadıklarını ve hissettiklerini aktarıyor. Bir darbe tanığı olarak,o dönemde ,cunta muhaliflerinin toplama kamplarına yığılarak olmadık işkencelere maruz kalması bana bizi anımsattı,bu anlamda Şili ile çok benzer bir geçmişe sahibiz ne yazık ki.Kim ne derse desin bu Eylül aylarında var bi meymenetsizlik.

    Eserin ilk yayın tarihi 1982 ve bugüne dek 28 dile çevrilip,toplamda 35 milyon satış rakamına ulaşmış.Biraz aşk,biraz fantastik,çokça siyaset,çokça dram içerikli Ruhlar Evi'nin dilini,akıcılığını,tarzını,üslubunu ve içeriğini ben çok fazla beğendim.Bu beğenimde kıymetli çevirmen Nihal Yeğinobalı'nın etkisi de yadsınamaz.

    Isabel Allende ;
    1989 Amerikan Kitap Ödülleri
    2000 Seçkin Hizmet Ödülü
    2010 Ulusal Edebiyat Ödülü
    2014 Başkanlık Ödülü
    Şili Ulusal Edebiyat Ödülü
    Hans Christian Andersen Edebiyat Ödülü sahibidir.

    Eserin,1993 yapımı,başrollerinde Meryl Streep,Antonia Banderas,Jeremy Irons ve Winona Ryder'in başrollerini paylaştıkları bir de sinema uyarlaması varmış ki kitabını aratmıyormuş...
  • 276 syf.
    ·9/10
    Hiç tarih ve siyaset sahnesine damgasını vurmuş diktatörlerin babalık yönlerini, aile yaşamlarındaki tutumlarını merak ettiğiniz yahut böyle bir babanın çocuğu olmanın nasıl bir duygu olabileceğini düşündüğünüz oldu mu?
    Demir gibi sert, katı yüreklerde evlat sevgisi nasıl filizlenip yeşerirdi acaba? Kana bulanmış eller bir çocuğun başını ürkekçe nasıl okşardı, nasıl bir çocuğun üstüne titrerdi? Peki, babalığı bir kenara koyalım. Bir soyadı insanın sırtında ne denli kambur olabilirdi, bir soyadı için insan ne bedeller ödeyebilirdi hiç düşündünüz mü?
    Belki düşündünüz, belki düşünmediniz, merak ettiniz yahut etmediniz onu bilemem ancak, bildiğim bir şey varsa o da bu kitabın sayfalarında yukarıdaki soruların izini sürebileceğinizdir.
    O halde, "Bu küçük kapıdan büyük Tarih'e giriş yapın ve diktatör bir babaya, bugün bütün dünyanın onlardan nefret etmelerini istediği bir babaya sahip olma talihsizliğini yaşayan bu çocukların kaderlerini keşfedin."

    Jean- Christope Brisard ve Claude Quétel'in yönetiminde uluslararası ilişkiler uzmanları, tarihçiler ve gazetecilerden oluşan bir ekibin kolektif çalışması olarak okurlarla buluşan Diktatörlerin Çocukları, 20. yüzyıla damgasını vurmuş, pek çoğunu tarih ve siyaset sahnesinde sıkça gördüğümüz diktatörlerin çocuklarının hayat hikayelerini konu alırken, içinde ne çokça tarih ne de çokça siyaset barındırıyor. Diğer bir değişle eser, diktatör bir babaya sahip çocukların gelişim sürecinde büyüdükleri ortamı, içinde bulundukları psikolojiyi, yetiştirilme biçimlerinin onların benlikleri ve toplumsallaşma süreçleri üzerindeki etkisini, koca bir devir kapanırken babalarından miras kalan soyadı bedellerini ödemelerini çarpıcı bir biçimde gözler önüne sererken, öte yandan da elbette -bir miktar - diktatörlerin bilinmeyen yönlerini, babalıklarını, tarihten ve iktidardayken izledikleri siyasetten minik notları da beraberinde sayfalara düşmeyi ihmal etmiyor.

    Şüphesiz dünyaya gelirken hiçbirimiz ailemizi seçme hakkına sahip olmuyor ve doğumumuzla birlikte ailelerimizi ediniyoruz. Edda, Svetlana, Zoya, Li Na, Carmenicita, Fidelito, Jean-Claude ve niceleri de tıpkı herkes gibi doğan çocuklardı fakat, onların talihsizliği diktatör bir babanın çocuğu olma kadersizliğini yaşamalarıydı. Peki, diktatör bir babaya sahip olmak nasıl bir duyguydu? İktidarın getirdiği nimetler içinde yüzmek, ülkeye hükmeden bir babaya sahip olmak ve belki bir çocuğun babasına bakışıyla bundan gurur duymak mıydı? Hayır, hiç biri değildi. Bu çocukların hepsi mutsuz, hayatının her evresine diktatörlüğün getirilerinin nüfuz ettiği çocuklardı. Her biri, bir çocuğun sahip ve şahit olmak istemeyeceği bir hayatı yaşarken, çocukluklarını gerçekte olması gerektiği gibi yaşayamamışlardı. Çünkü eğer diktatör bir babaya sahipsen, uyman gereken kurallara ve çizilen profile sadık kalman gerekirdi. Her çocuk gibi sokaklarda özgürce koşturup oyunlar oynayamazdın, belli bir yaşa gelsen dahi korumalarla gezmen gerekebilirdi; çünkü sen bir diktatörün çocuğuydun ve hayatın her zaman tehlikedeydi. Üstelik o baba nefes alıyor olsa da olmasa da sırtında o soyadı bir kambur, üstünde her daim bir etiket olarak kalmaya mahkumdu. Bedel ödemen gerekebilirdi mesela; çocukluğunu, masumiyetini, seçmek istediğin geleceği feda edip bir iktidarı devam ettirmek zorunda da kalabilir yahut baba sevgisinden yoksun da kalabilirdin. Zira devlet işlerini yürütmek zorunda olan bir babaya sahip olmak bundan yoksun olmayı da beraberinde getirirdi. Hele bir de evlatlar arasında gözde olmayı başaramadıysan işin gerçekten zordu.
    Tarihi anlara şahit olduğun kadar görmemen gereken onca korkunç sahneye de (bunu yapan zalimin baban olduğu gerçeğini bile bile) şahit olarak büyürdün üstelik: kan, zulüm, işkence... Velhasıl, en sonunda bir ömrün toplamına baktığında koca bir nefretin yükünü, bedelini o babayla birlikte sen de ödemek zorunda kalırdın.

    Böylesi bir ortamda büyüyen çocukların psikolojisini, yetişkin hallerini düşünmek insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor, kanını donduruyor, öyle değil mi? Diktatörlerin Çocukları, işte böylesi bir ortamda büyüyen çocukların hayatlarına kapı aralarken, görünenin ardındaki korkunç dramı okurlarının gözleri önüne seriyor. Okurların coğrafyadan coğrafyaya Stalin, Franco, Mao, Duvalier, Pinochet, Kaddafi, Mussolini ve daha nice diktatörün bilinmeyen yönlerini keşfetme imkanı bulacağı, çocuklarının hayat hikayelerine tanık olacağı bu eser, akademik düzeyde tarih ve siyaset üzerine yoğun bilgilerden ziyade ufak seçkiler sunarak yakın döneme, bilhassa çocukların nezdinde tanık olmalarına olanak sağlayacak nitelikte bir eser. Sıkmayan, yoğun bilgi bombardımanına tutmayan bu kitabı konuyla ilgili olan okurlara bir solukta değil, yavaş yavaş (çünkü coğrafyadan coğrafyaya geçiş yapmak insanın zihnini yorabiliyor) okumalarını tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun.
  • 453 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Selam ola size akşamdan kalma ay haleleri ve dışarda ayaza gark olan kar taneleri .. İşte bir incelemeyle daha sizlerle beraberiz .. Bugün işe gitmediğim için kaleme alayım dedim bu incelemeyi .. Çok uzatmak niyetinde değilim .. Niçin bu kitaba inceleme yazıyorum önce onu bir açıklayayım .. Arkadaşım bu kitap "AZMANİSTAN" tarihi okuyacaksan çok güzel ama YETERSİZ bir kaynak .. Yani şu açıdan yetersiz ; tarih anlatımında unutulan pek çok nokta var ..Kısmi olarak yanlı bir anlatım söz konusu .. Ben bunlar unutulmasın diyerek vurdum sazın bağrına tezeneyi .. Üstünkörü bir araştırma yapıp- pekte araştırma yapmadım ama- sizler için derledim gerekenleri.. O yüzden şimdi şurda anlatacaklarımın kitapla HİÇ AMA HİÇ İLGİSİ YOK ! Dolayısıyla spoiler da yok ! Bununla beraber kitabın da nesnel ve TARAFSIZ bir Amerika tarihi ile alakası yok ..

    Hiç tarih sevmeyenler için kısa ve uygulamalı bir drama sahnesinden sizlere kitabın konusunu açmam gerekirse .. Sayın cevizkabuğu, bu insanlığa illallah dedirten , orayı burayı sömürüp bir zaman sonra gözünü anavatana çeviren ingilizler kendi aralarında da didişip düzen -nizam - dirlik komayınca kendi memleketlerinde ,napalım napalım diyorlar .. Biniyorlar gemilere alıyorlar soluğu Amerika'da .. Pek tabii sadece onlar değil .. Sadece onlar olur mu ? Çinlinin, Caponun , Fransızın falan başı kabak değil ya ! Onlar da parsayı bölüşelim diyerekten atlayıp geliyorlar kıtaya .. İlk zamanlar herşey çok güzel tabii.. Tüm kaynaklar bakir .. Bolluk bereket topraktan fışkırıyor falan fistan gülistan .. Sonra sonra aslen doğalarında olan aç gözlülükten dolayı bu milletler topluluğu ikiye ayrılıp vuruşmaya başlıyorlar kendi aralarında .. Senin anlayacağın Kuzey Tellioğulları , Güney ise Seferoğulları .. Amerika YEŞİL VADİ .. Al sana Amerikan iç savaşı cicim=)) Burdan start alan macera ile kıta içinde önce kendilerinin sonrada yerlilerin çanına ot tıkıyorlar .. İşte burda devreye ben giriyorum işi gücü OLMAYAN bir kardeşiniz olarak.. Şu anlatacaklarımın kitapta esamesi dahi yok .. Yahu arkadaş bu kadar yamukluk yapmışsın tarih boyunca, kanunsuzluğun , eşkiyalığın ve dünyanın jandarmasıyım diyip her türlü haksızlığın sözlük karşılığı olmuşsun , katliam denince adı seninle beraber anılır olmuş ; hadi bir, üç, beş olsa diyeceğim ki tamam .. Kaç üç kaç beş ?!?! Sadece yerlilere yapılanları LÜTFEN anlatıp geçmiş kitap ..

    Bakın bu kitabı okurken bilip de aklınızın bir köşesinde olması gereken bir kaç tarihi olayı YER isimleri ile ben iliştireyim şuraya ...

    TEXAS , ARIZONA, NEW MEXICO , KALİFORNİYA , NEVADA , UTAH, WYOMING 1848' de Meksikadan ZORLA ALINDI ! (dedelerimin kanını yerde kor muyum ulan ben !! ) Hawai de sonradan topraklara katılan zorla alınmış bir bölge..

    ŞİLİ : "ULUSAL KAYNAKLARI MİLLİLEŞTİRME" politikası yürüten Salvador Allende' nin katli .. Seçimle başa gelen Allende'yi içerdeki işbirlikçilerinin yarattığı kaosla yıldırmaya çalışan CIA' in faşist diktatör Pinochet 'ye el vermesi sonucu 30 bin muhalif stadyumlarda infaz edilerek öldürüldü ..

    FİLİPİNLER : 1890 larda İspanya'yla savaşan Filipinler'e , AZMANİSTAN sözde yardım ederek , kendilerine bağımlı hale getirip sömürgeleştirmeye kalktı .. Filipinlilerin ulusal kahramanı Emilio Aguinaldo olayın iç yüzünü anladı ve direndi.. Sonuç : Tuzağa düşürülen 15bin Filipinli öldürüldü .. Bugün AZMANİSTAN' ın bölgede pek çok askeri üssü var ..

    KÜBA ,: İspanya ile Küba'nın savaştığı bir dönemde AZMANİSTAN benim gemimi batırdın diyip İspanya' ya savaş ilan etti.. Sonrasında İspanya'yı yenip her ne akla hizmet ise Küba'yı işgal etti?!?!? Faşist ve AZMANİSTAN yanlısı generaller sultasında idare edilen Küba 'da bu devir Castro gelene dek devam etti .. Baktılar ki baş edemiyorlar bu kez ambargo yoluyla yola getirmeye çalıştılar .. Che'nin falan öldürülmesini bilmem anlatmaya gerek var mı ?!? Domuzlar Körfezi harekatı falan ..

    PANAMA : Kolombiya'dan kopardıkları Panama topraklarında kukla ve AZMANİSTAN yanlısı bir devlet kurdurdular .. Bu devlet de Panama Kanalı'nın işletilmesini AZMANİSTAN'a verdi .. Ülkedeki gençler ayaklandı .. İsyanlar kanla bastırıldı .. Daha sonra tekrarı yaşanmasın diyerek AZMANİSTAN tarafından bölgeye paralı asker yetiştirilmek üzere bir okul açıldı .. Mezunları bu ve benzeri olayları bastırmak üzere bolca kullanıldı .. 1989' da CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, Amerika’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışıp uyuşturucu ticaretinin kantarının topuzunu tam ayarlayamayınca ülkesi AZMANİSTAN tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü.

    NİKARAGUA 'nın ulusal servetleri yani madenleri ve ormanları AZMANİSTAN tarafından sömürülmekteydi .. Bu işe bir dur diyen çıktı .. İsmi Augusto Cesar Sandino idi .. Küçük çaplı başlattığı gerilla hareketi çok etkili oldu .. Hareketin hem kendisi , hem de harekete gelen yardımlar çığ gibi büyüdü. Halk tarafından benimsendi .. Buna müteakip AZMANİSTAN bölgeden çekilmek zorunda kaldı ama kahpeliğin bini bir para ..Sonrasında evinde pusu kurdukları Sandino'yu öldürdüler.. Kim ya da niye diye sorma caniko ! Sonuç : Nikaragualılar bugün halen daha mücadeleye devam ediyorlar ..

    SALVADOR ve HONDURAS da üç aşağı beş yukarı aynı senaryolar.. Diktatörlere karşı ayaklananların üzerine ,hakimiyet sözü verilen diktatörlerce hep ordu sürüldü .. Bu arada 1977' de El Salvador’daki askeri yönetime yeşil ışık yakan AZMANİSTAN 70 bin Salvadorlu'nun ölümüne sebep oldu..

    VENEZUELA : Sömürü düzeninden hakkını almış ve almaya devam etmiş bir başka latin Amerika ülkesi .. İsmi , Maracaibo Gölü civarında selden korunmak amacıyla sütunlar üzerine ve dolayısıyla su üstünde inşa edilmiş evleri Venedik'e benzeten ve zamanında ülkeye gelen conquistadorlar tarafından verilmiş.. Küçük Venedik demek .. Conquistadorlar kim dersen , onlar da eski zamanın AZMANİSTAN halkını sömüren İspanyol fetihciler .. İşbu ülkede de AZMANİSTAN rahat durmamış Chavez' i devirmeye kalkmıştır ..

    İRAN : Esasen bu leş kargalarına ve kurdukları "Yağma Hasan böreklerinin" ikram edildiği talan düzenine en iyi ve istikrarlı bir şekilde direnen ülkelerden biriydi .. 1950 lerde petrolü MİLLİLEŞTİRMEK isteyen Musaddık darbe ile indirildi..Yerine arabacı Pehlevi geldi .. AZMANİSTAN kısa periyotta kazanır gibi görünse de Pehlevi'nin yerine darbe sonucu gelen mollalar ile ölümcül bir düşman yaratmış oldu .. Ha yalnız AZMANİSTAN' ı arkasına alan Pehlevi , ingiltere , fransa ve AZMANİSTAN ile petrol antlaşmaları yapıp MİLLİLEŞTİRİLMESİNE müsade edilmemiş zenginlikleri satıp savarak AZMANİSTAN'a borcunu ödedi ..

    KONGO : Öncesini Karanlığın Yüreği kitabına yaptığım incelemede ( #28491745 ) zaten anlatmıştım .. 1960 ' da demokratik bir seçimle başkan seçildiğinde Patrice Lumumba, AZMANİSTAN ile ilişkileri gözden geçirmeye karar verdi.. AZMANİSTAN şirketlerinin ülkeyi sömürmesine razı olmadı .. Bilin bakalım ne oldu ? Yine kiralık ve satılık yerli işbirlikçiler vasıtası ile ülkede karışıklık çıkarıldı .. Sonrasında General Mobutu'nun darbesi ile alaşağı edilip öldürüldü ..

    JAPONYA : ATOM BOMBASI ATTILAR GARDAAAŞ !! Daha nossun ?

    GUEATEMALA : 1950'de milliyetçilik programı izleyen Arbenz, Guatemala Başkanı seçildi. Arbenz, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük miktarda kişisel yatırım yapmış oldukları United Fruit Company’yi MİLLİLEŞTİRMİŞTİ. Akçeli işler sakata binmişti sizin anlayacağınız .. Ne oldu diye sorma .. Diktatörün ismi Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas.. Ölü sayısı : 200 BİN sivil Guatemalalı..

    VİETNAM : Çekik gözlü bu kahraman insanlar tokatı bastı AZMANİSTAN 'ın yüzüne ama bilanço çok ağırdı : 4 MİLYON ÖLÜ .. Ayrıca AZMANİSTAN, My Lai köyünde mart 68' de gerçekleştirdiği katliamda silahsız 400 sivili çoluk , çocuk , kadın demeksizin katletti .. Cesetlerini dahi parcaladılar ..

    Afganistan : USAME BİN LADİN ve saz arkadaşlarını Sovyetler'e karşı savaşsın diye eğittiler .. 3 - 4 MİLYAR DOLAR yardım yaptılar .. Sonra kendi elleriyle düzenledikleri 11 Eylül olaylarını bu herifin üzerine yıkıp Afganistan'ı işgal ettiler .. Yine kendi elleriyle şimdiki İŞİD denen maymunlar sürüsünün ataları olan Taliban denilen tiplemeleri yarattılar ..

    Daha tonla var da , son bir tane daha yazayım haydi .. Bunlar övünmeyi çok seven insanlar biliyorsunuz .. sentrıl intelicıns ejınsi dedikleri , güneş gözlüklü zibidi ajanların olduğu bir istihbarat birimleri var .. Sözde uçan kuştan haberleri var bunların ..İşte , sözde bu zırtoların raporları doğrultusunda AZMANİSTAN ,1998' de Sudan'da bir silah fabrikası bombaladığını açıkladı .. Bombardıman sonrasında fabrikanın bir ASPİRİN FABRİKASI olduğu ortaya çıktı ..

    Bizim liberal bülbüllerin anlata anlata bitiremediği özgürlükler ülkesi AZMANİSTAN işte budur esasen .. Bu saydıklarım işin siyasi kısmının sadece küçük bir bölümü.. IMF , Dünya Bankası gibi kurumları , küreselleşme diye yutturulan azgın kapitalizmi , doymak bilmez kürsel şirketleri , GDO lu gıdaları falan başımıza musallat eden hep bu manyaklar .. Kitabın kapağında kızılderili emmiyi gördüğümde ben bunları da okucam diyerek sevinip almıştım .. Ben yandım sen yanma caniko !

    Ha bu arada bu AZMANİSTAN' ın yaptığı hiç mi iyi birşey yok ? Oktay Sinanoğlu cevap versin ..

    "Dünyaya demokrasi , insan hakları , hoşgörü diyen batının kendisi bu kelimelerin baş harfini dahi bilmez .BATININ TARİHİ KATLİAMLARLA DOLUDUR . AMERİKA İKİ ÖNEMLİ ŞEY ÜRETİR : FİLMLER VE SİLAH! İkisi de dünyayı fethetmek için kullanılır ...

    - ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM ! ÖRTMENİM !
    - Efendim Tuco Herrera ?
    - Bir üçüncüsü daha var örtmenim !
    - Neymiş o ?
    - DEATH METAL !!


    Eh tatlı ekşi bizim bağın KORUĞU , YAVUZ HIRSIZ AZMANİSTAN' a da TOKATI , AZMANİSTAN'ın bağrından kopan , sizin bitli deyip burun kıvırdığınız bizim tayfa atar ancak!!

    AL SANA AMERİKA !!!
    LONG LIVE DEATH METAL !! FORZA İŞSİZLİK !!

    https://www.youtube.com/watch?v=WAjiigDftE8

    Haaa bir de bunların YANLIŞ BİLİNEN bir Boston çay partisi olayı var .. Onu da yeterince alkol aldığım bir gün buraya ekleyip ,sizlere anlatıcam KİKİRİKLER ..
  • "Aptallık etme Alex. Benim yaptığımı yap. En büyüklerin yaptığını yap. Dostoyevski, Balzac, Soljenitsin gibi yap. Bok ye. Başyapıtlar böyle ortaya çıkar."

    "Başyapıtlar olacağına Pinochet olmasın daha iyi Dayı. Soljenitsin olacağına bok ve kan olmasın. Raskolnikov olacağına Dostoyevski olmasın. Savaş ve Barış’ın maliyet fiyatı fazla yüksek."
    Romain Gary (Emile Ajar)
    Sayfa 27 - Can Yayınları
  • General Pinochet, yönetimi devraldığın da, yeni kuşağın belleğin de demokratik sistemden en küçük bir iz kalmayana dek işbaşında kalacağını duyurmuştu. Bir gün silinip gidenin kendi rejimi olacağıysa hiç aklına gelmemişti.
  • 144 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Kitap Miguel Littin isimli bir film yönetmeninin hayatını konu alıyor, Gabriel Garcia Marquez Miguel Littin ile yaptığı 18 saatlik röportaj sonunda bu kitabı kaleme alıyor, Marquez’in açıkladığına göre kitap 680 sayfayı geçmek üzereyken hafif oynamalar ve kendi üslubu ile 150 sayfanın aşağısına çekiyor kitabı, ancak kitap değerinden hiç birşey kaybetmiyor Şili’nin tarihinde kara bir leke olan General Pinochet devri anlatılıyor halkın durumu, eğitim, sağlık, teknoloji, bilim nasıl yok sayılıyor ve bunların sonucun da bir ülkenin nasıl yok oluşa gittiği anlatılıyor, yeraltı direniş örgütleriyle kurulan bağlantılar, cesurca verilen kararlar ve en önemlisi de ödenmiş bedeller durumu daha da ciddileştiriyor.
    Miguel Littin o devri şöyle açıklıyor
    “Pinochet daha ihtilal yapmadan önce ilkokuldan yeni mezun olmuş çocuklar, artık ona karşı yeraltın da bir militan bir komutan durumuna geldiler.”
    Demokrasiyi birliği beraberliği kardeşliği usta bir şekilde anlatan Marquezin bu eseri okunması gereken kitaplar arasında.