• "Söz veriyorum :bana eski durumum bağışlanırsa, evi saksılarla dolduracağım ve böceklerin evi istila etmesi pahasına,yerlerin ıslanması pahasına onlara bakacağım. Tabiatı seveceğim, insanları seveceğim yurduma yararlı olmaya çalışacağım, hiç bir düzene karşı çıkmayacağım. Herkese güleryüz göstereceğim, evleneceğim çocuk yetiştireceğim, onların altını değiştireceğim, gece uyutmak için sabırla masal anlatacağım, dedikoduları dinleyeceğim, ilgi göstereceğim, ilgi! "
  • 168 syf.
    ·1 günde·8/10
    - Bu inceleme  Anthony Burges tarzında yazılmıştır. Argo kullanılarak, bir günümden kesit anlatılmıştır ve mizah amaçlıdır.. Lütfen ona göre okuyup değerlendirin sevgili okurlar :))

    - Ben Mütevazi Anlatıcınız sabahın ayazı yüzümü deler gibi şlap şlup vururken, paldır palas evden çıkmış, şehiriçi servisine yetişmeye çalışıyordum. Telaş yalnızca benim vücudumda karıncalanan bir şeymiş meğer. Servis şoförü aracın kapısında zehrini tüttürme keyfinden kendini mahrum bırakmadan, bizi gideceğimiz yere geç götürmeyi göze alarak dumanı dışarı üflüyordu. İşte o an zumzuğu yapıştırmak istedim ama yapacaklarımı düşününce buna hiç vaktim olmadığı aklıma geldim. Şoför yerine kurulup bizi delik deşik yollardan tıngır mıngır şehiriçine götürürken o gün yapacaklarımı aklımda hizaya dizdim bile.

    - Şoför durakta bizi salladıktan sonra bir hışımla kışın içinden geçeceğimi düşünerek koşmaya başladım ve en yakın ATM'den delik ceplerimde birazcık sıcaklık yayacak kadar nakit çektim. Sonra postaneye doğru yol aldım. Oraya geldiğimde gördüğüm manzara gerçekten dehşeti andırıyordu gözümde. İçeri adım attığımda, herkes aslanmış ve benim ağzımda ölmüş ceylan varmış gibi bütün başlar bana çevrilmişti. Ne bakıyorsunuz? Ben de sizin gibi zorunlukuktan bu leş kokuyu ve sıra kuyruğunu çekmeye geldim. Sıranın gelmesi bir dert, bankodaki görevlinin hüpürdeterek ve ağzının kenarından sızdırarak çayı içişini izlemek ayrı bir dertti ve resmen o an tımarhaneye kapatılsam daha az zulüm çekerim diye düşündüm. Hey hey hey postacı ver ver ver kargolarımı.. Bir an önce ver de şuraya bağımı keseyim. Neyse postalarım sağ salim gelmiş şaşılacak şekilde. Baktım kırık dökük yırtık sökük yok bende paçayı ordan kurtardığıma sevinip, orayı bir an önce terkedip kendimi o cehennemden dışarı atarak oksijen dolu dünyanın kucağına bıraktım.

    - Mütevazi Anlatıcınız aç karnıma bikaç lokma bişey girsin diye pastanenin yolunu arşınlarken sağı solu tükürüğüyle kirleten insan curcunasını atlatmak zorunda kaldı. Keşke ağızlarına mühür vurabilsem! Pastaneci bana sıcak gülüşünden biraz fırlattı ama ekşi yüzüme o bile tebessüm ettiremedi. 2 kaşarlı poğaça alıp çıkacaktım ki birden bakışları bana dikildi. Neden benden 20 cm kısa diye resmen elindeki börek kesme bıçağını böğrüme saplayacak gibi uzatıp "size ne veriyim" dedi ama sanki kendi boyu uzasın diye bacaklarımdan biraz kesip kendine naklettirme niyetindeydi. Kesin bu niyetteysi ve ben bunu erken çakozladımda buna fırsat vermedim. Elinden poğaçaları kaptığım gibi dışarı tüydüm. Oradan bacaklarım sağlam bir şekilde çıktım ve ihtiyarın beni beklediği kahveye doğru hızlıca topukladım..

    - İhtiyar gelene kadar poğaçaları iki çayla mideye indirdim dışarıda iki volta atıp iyice sindirdim. Ohooo uykum geldi de bizim tahtalıköy yolcusu bir türlü gelmedi. Neyseki aradığımda yoldaydı da daha fazla gözmü yola dikmedim. Geldiği gibi bir kanser yakıp ızgara gibi ucunu bana doğru yakıp söndürüyordu dışarıda. Ben içeriden ona kaykılıyorum da bir an önce gelip dövüşe başlayalım diye içimden geçiriyordum.

    - Neyse yarıda kesti kanseri, son çektiği nefesin dumanını da girerken içeri verdi, saolsun benden sağlı sollu iki küfrü hakketti ama yaşım ermediğinden ona saygıda kusur etmedim. Masama teşrif ettiğinde pişpirik oynayacağımızı anlayan çakal sürüsü etrafımıza yerleşmiş, bizden önce çayları bağırmışlardı bile. Biz iki el atana kadar dörder çay yuvarladılar doymak bilmez kursaklarında. Aç olduğunuzu bilsek yemek söylerdik mübarekler, çayla karın doyurdunuz diyemediysemde aklımın köşesine kazıdım onları.

    - İhtiyar pişpirikte beni hakladı anlayacağınız. Gidip kasaya yeşil bir 20'lik bayılmak zorunda kaldım. Kaldım da içime oturdu çakalların boğazından süzülüp içini ısıtan o çayların parasını vermek. Oyundan bedava zıkkım var desek kazanla içer bu kertkenezler. Çıkarsam pabucumu yerler. İhtiyar beni kesin kağıt çalarak yendi. Yoksa nerde görülmüş, gözü görmeyen, cavlağı çekmek üzere olan bu adamın beni pişpirikte yendiği! Bikaç kağıdı kulak arkası yaptı da, beni yandaki çakallara yem etti iyi mi..

    - Hesap içime oturdu ama dışarıdaki ayazda kulaklarımı kesiyordu. Ne yapıp etmeli sıcak döşeğe kendimi atmalıydım. Hava kararmıştı, tepedeki aydede biraz teselli verdi bana yol boyu. Soğuk öyle yüzüme vuruyordu ki gözlerimden yaşlar dökülüyor, görenler ühü ühü ühü yapıyorum sanıyordu. Ben evden içeri girdiğimde hemen üzerimdeki soğuk eşyaları terkedip sıcacık ropdöşambırımı giydim ve soğuk kışın bir an önce buraları terketmesini istedim. Beni dinlemedi tabii ki. Ben de sıcak çayımı doldurup başucumda bu gün okuyacak olduğum "Otomatik Portakal" kitabını alıp, nasıl bir etki bırakacağını bilmeden, okumaya başladım.  :)))

    Ben Mütevazi Anlatıcınız kitabı okuyunca da size bu satırları karaladım... Okuyan herkese teşekkürler.

    - Kitabın anlatmak istediği şeyler de var tabiiki ama bu kişiye göre değişir. Bence kötülük yaparsanız ne olursa olsun elbet yolunuza çıkar ve sizi bunu yaptığınıza pişman eder.. Ben bu kitapta çok farklı bir şekilde içine girip, 5. karakter oldum, eğlendim ve hoşuma gitti. Yazar herşeyi argo şekilde ve açık açık anlatmış. Çok güzel, kafa dağıtıcı ve bir o kadar da iç açıcı bir eserdi. Farklı şekilde bakarsanız her şeyi görmeniz mümkün.. Umarım beğenirsiniz. Keyifli okumalar...
  • 192 syf.
    ·Beğendi·9/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Selamın hello kışın gelmesiyşe neşesi kaçan cicişler .. Eeee winter is coming... Keser döndü sap döndü , gün geldi hesap döndü !! (ŞİMDİ ONLAR DÜŞÜNSÜN!) =)) Sabah dilim damağım kültablasına dönmüş bir şekilde uyandım .. Az sağa sola bakındım .. Net ile ilgili problemler yaşıyorum uzun zamandır.. Modem ile mini bir Dandanakan Meydan Muharebesi yaptık .. Mağlup ayrılınca ve yapacak başka bir uğraş bulamayınca sabahın köründe işbu incelemeyi yapmaya karar verdim .. Uzun zamandır aklımdaydı yazmak ama işte "TEKNİK" inceleme yapmak zor biliyorsunuz ki =)) Başlık sizi yanıltmasın .. İşsiz incelemelerimden biri olmayacak bu .. Böylesi bir kitaba öyle inceleme yapmak da haddimize değil zaten .. Pek az kitapta inceleme yaparken insanları manipule etme yolunu seçerim .. Herkesin hassas olduğu konular var .. Genellikle uyarırım .. Ama bu kez açık açık , resmen taraf tuta tuta ilan ediyorum : BU KİTABI BU VATANIN TÜM EVLATLARI MUHAKKAK OKUSUN!! İnceleme diyorum ben buna ama bu aslında bu kitabın incelemesi olmayacak .. Kitapta bu yazdıklarımı okumanız olanaksız .. Ben başka kaynaklardan derlediklerimle o dönemde ordumuzun , askerimizin ne durumda olduğunu sizlere sunacağım ki kitabı okurken o günleri hakkını vererek kafanızda canlandırabilin .. O topraklarda neler olmuş , neler yaşanmış , ne şartlarda savaşılmış bilin .. Bilin ki bu toprakların da kıymetini bilesiniz ! Kısaca bu inceleme ,kitaba kendimizce ve haddimiz olmayarak yazdığımız bir update.. Sanırım anlaştık .. Saat 10: 15 .. Ben KT ile kurdum koalisyonu .. Kahvaltı sofrasında kerkinen bünyeler siz de çayınızı , kahvenizi alın .. Buyurun başlayalım CANİKOLAR !

    I. Dünya Savaşı ' nda İttihat ve Terakki' nin üç büyük paşası Talat , Enver ve Celal Paşalar , tüm cephelerde savaşmakta ..Çanakkale ' de 200 bin , Sarıkamış' ta 100 bin şehit... ( Sağolsun Enver Paşa !) Irak' ta , Bingazi 'de , Filistin' de sayılar bir muamma .. Polonya Galiç sınırında dahi savaşıyoruz .. Bir 20 bin askerimiz de orada barutla , top - tüfek sesleri ile yatıp kalkmakta .. Cemal Paşa komutasındaki Türk ordusu da Süveyş' i müdafaa ediyor İngilizlere karşı .. Tarihin görüp görebileceği en güçlü ve en alçak ordularından biriyle harpteyiz .. "ÇOCUKLARIMIZ " (bakınız evlatlarımız demiyorum en sonunda açıklayacağım için ) kıran kırana savaşıyorlar durmaksızın , nefes almaksızın , yıkanamadan , elbise değiştiremeden bir cepheden diğerine koşarak .. Güney Cephesinde ZEYTİNDAĞI ' nı okursanız tanışacağınız Cemal Paşa , Adana' dan Yemen' e kadar uzanan yolda askeri Süveyş' e yığmak telaşesi içinde.. Yol YOK! At YOK! Deve sayısı çok az ..Bu yetmiyor bir de üstüne üstlük Lawrence ' ın kandırdığı , ayaklanan bedevi kabileleri yol kesip eşkiyalığa başlıyorlar .. Şam - Mekke demiryolu uzunluğu 1300 km!!! Bakınız yazıyla B İ N Ü Ç Y Ü Z!!! İngilizden çikolatayı , konserveyi , altını alan biti kanlanmış araplar demiryollarını dinamitlemekte .. Bitti mi sandın biter mi? Tamamen çölün içinden geçerek Mekke' ye uzanan bu hattın 600 km' lik kısmı da her an ateş altında .. Sürekli çatışma.. Yani seni anlayacağın samyelleri eşliğinde çölde STAR WARS alemleri (ALL HAIL SIDIOUS!) .. Bilmiyorum ama Dünya Savaşları ve diğer savaş tarihleri , bu denli uzun bir ateş hattı sanırım ki yazmadı ! Belki Almanların doğu cephesi..

    Cemal Paşa bu hattın savunulmasının imkansızlığını anlamış olacak ki Yemen' e kadar elimizde bulunan tüm birlikleri geri çekip Süveyş Cephesine yollamak istiyor .. Telaşesinin sebebi de bu..Ancak peygamber kabrinin bulunduğu Mekke' nin savunması , Osmanlı için İstanbul' dan da önemli .. Kesinlikle geri çekilme taraftarı değil Hicaz çöllerinden.. Bu arada iki taraflı oynayan hainler de mevcut .. Söz konusu savaş olur da HAİN OLMAZ MI ?!?! Yıllardır bizim adamımız gibi gördüğümüz Mekke emiri şerif hüseyin denen alçak , İngilizlerden çil çil altınları alınca başkaldıracak.. Bak kardeşim, hemen anlaşalım .. Kırmızı tuborg içiyorum hiç şakam yok !! "Yok efendim sonradan çok pişman olmuş , zırıl zırıl ağlamıştır." falan diyecek varsa buraya yazmasın .. Zırıl zırıl ağlatırım !! Bir yudum alalım .. FÜT FÜT ! OH MİS GİBİ ! Sakin sakin devam edelim! Arapların Türkleri "BU ŞEKİLDE" arkadan vurması , Türklerin tarihte varolduğu günden beri yaşadıkları EN BÜYÜK KALLEŞLİK .. Eşi benzeri yok tarihimizde böyle bir olayın .. Bir kez Osmanlı hem müslüman, hem de arapları ümmeti olarak görmüş yüzyıllar boyu .. Müslüman müslümana , ümmet ümmete arkasına gavuru alıp bir EŞCİNSELİN klavuzluğunda isyan edemez ..Biz (yani Osmanlı) öyle bilmekteyiz o zamanlar .. Bu alçağın isyan bildirisindeki gerekçeler neler mi? Sayayım güzel kardeşim :
    İttihat ve Terakki ülkeyi yönetemiyor ,
    İçtihat dergisinde peygamber için hürmetsiz sözler kullanılıyor,
    Halifeliğin hükmü yok ,
    Kadılar yalnız mahkeme huzurunda vesika kabul edecek - gıyabında oluşan durumlar için vesika kabul edilmeyecek ( yani çamur atamayacağız istediğimize öyle kafamıza göre ) bu da Bakara Suresine aykırıdır ..
    Kısaca , yüzyıllardır birbirlerine anlatıp inandıkları teraneler ..Hemen salça olacaklar için yazayım : Bakara Suresi değil terane olan , onu dayandırdıkları , yorumladıkları yozlaşmış akıl benim bahsettiğim..

    OYSA ,bu yapılan reform ve yeniliklerin İslam ruhuna aykırı olmadığını ; meclisin , basın ve birey özgürlüklerini kısıtlamadığını , İslamı felsefesi ve inancıyla çelişmediğini bilmem kaç bin tane islam alimi yazdı dünyada bugüne dek ..

    OYSA ,Osmanlı Anadolu şehirlerine TEK BİR ÇİVİ BİLE ÇAKMAZKEN ,yüzyıllar boyunca en fakir anında dahi Sürre alayı denilen süslenmiş develerle HER YIL altınlarını , ipeklerini , Kabe' nin altın işlemeli örtülerini tek bir sene dahi aksatmadan gönderdi .. Tüm bunları göz önüne aldığımızda vaziyetler gayet nazik sizin anlayacağınız ..

    Zeytindağı ile paralellikler gösteren Medine' nin savunması tam anlamıyla deniz derya .. Anlatsam hem çok uzun olur , akşamı ederiz de sabahlar olmaz..Padişaha kafa tutan Fahri Paşa' nın yaptıklarını mı anlatayım .. Malta' ya sürgününü mü ? Zar zor ikna edildiğinde düşmana teslim olmak istemeyip
    - Size afiyet olsun , "esaret ekmeği" bizim boğazımızdan geçmez diyişini mi?
    İskorbüte yakalanıp dişleri -çeneleri düşen , jilet gibi kesen kumlu çöl rüzgarlarında kör olan , yıkanmak için sabun dahi bulamayıp çevre köylerden kül toplayıp satın alan , gece gündüz hurmanın artık kızartmasına kadar yiyip telef olan , o sıcakta artık kızgın kor haline gelen rayları ellerine yapışmasın diye kalpaklarıyla tutup onaran askerlerimizi mi anlatayım bilemiyorum..

    Yalnız iki ayrıntı var ki şu an dahi yazarken gözüme yaş yürütüyor .. Bunları siz de bilin istiyorum ..Bu incelemeyi yazmamdaki sebep budur ..

    Osmanlı o dönemde öylesine yokluk çekmektedir , öylesine bitik durumdadır ve iaşe öylesine aksamıştır ki şu muhabbet hasıl olur ..

    "... Bir gün zabitlerden biri bir torba getirdi .
    O nedir dedim ...
    Efendim , siz çekirge tavası (?!?!? ) yemediniz mi?
    Hayır!
    Çok lezzetlidir.. "

    Yukarda saydığım tüm zorluklara karşılık artık açlıktan ölmemek için çöllerde çekirge avlayan cihan imparatorluğunun askerleri ..

    Buyrun devam edelim başka alıntılar ile ..

    "...Siperlerin kısım kısım haftada bir izni vardır .Fahri Paşa bunları evvela Medine' nin küçük bahçesine götürür ve "KARAGÖZ" ( =((( ) seyrettirir.Askerlerin KARAGÖZ sevgisini iyi bilen Fahri Paşa , orduya vereceği tüm emirleri , KARAGÖZ KONUŞMALARI VASITASIYLA VERDİRİR."

    "... Eğer bazı sözleri varsa , KARAGÖZ vasıtasıyla askerlerine bildirir. Zira anlaşılıyor ki , bu köylüler ( TUCO ' nun Notu : o dönem nüfusun %90' ı köyde yaşıyor idi ) KARAGÖZÜN sözüne , gazetelerden , nutuklardan ziyade inanıyorlar."

    Çekirge yiyip bir yandan da savaşan 16 yaşındaki bu çocukların öyküsüdür aslen işte bu kitapta anlatılan.. Karagöz izleyip emirler alan , çöllerde telef olan ÇOCUKLAR ... =((

    Bir türkü vardır bilirmisiniz bilmem diyeceğim ama muhakkak %99 'unuz duymuştur .. Hepsi gitti cepheye o çocukların ama , bir , "KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR , BAKIN ÇANTASINA ACEP NESİ VAR" türküsü kaldı bizlere .. Çöl kumları üzerinde esen rüzgarlar örtüyor şimdi o ÇOCUKLARIN kemiklerini bir yorgan gibi..Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim zurna ve sazın YEMİNLİ DÜŞMANIYIM !! HİÇ SEVMEM .. Ancak rakı içerken bozlak falan dinlerim .. Yalnız hiçbir türkü bu denli anlamlı ve bu denli içli değildir benim nazarımda.. REDİF demek acemi birliğinden gelip kıtalara dağıtılan asker demek .. Ancak o günlerde , savaşın çetin koşullarında asker tükendi , ÇOCUKLARI DA askere almaya başladılar ..Redif demek gün geldi KÜCÜK ASKERLER demek oldu .. KÜÇÜCÜK ASKERDİLER ..Bu yüzden çölde "KARAGÖZ " tek tesellileri , oyuncakları idi ... MUSTAFA KEMALLER , FAHRİ PAŞALAR O DENLİ ÇOK REDİF SESİ DUYDULAR Kİ BELKİ DE BU YÜZDEN CUMHURİYETİN İLANINDAN SONRA İLK İŞLERİ BİR ÇOCUK BAYRAMI İLAN ETMEK OLDU ..
  • 47 syf.
    ·52 günde·Beğendi·8/10
    Bu inceleme CEYLAN 'a ithaf edilmiştir.. Dergiyi yerin dibine sokmuş, ben göklere çıkartmayacağım ama hakkını vereceğim. Ve incelemede ki sorularıma cevap istiyorum. İncelemene karşı inceleme yapıyorum sayın Örtmenim :)

    Buyrunuz bir bakalım... :)

    Öncelikle dergi'nin içeriği fazlasıyla dolu. Moğollar ve Hippileri beğenmişsiniz sadece. O zaman soruyorum :)?

    Moğollar röportajı kesinlikle çok başarılı. Tek başına bile dergiye değer katmış. Erkin Koray, Cem Karaca ve Barış Manço hikayeleri çok keyifliydi.

    Hippi modası ve anlatımı çok güzeldi. O döneme ait paylaşılan görseller evet büyük. Büyük olmasa nasıl okuyacağız Örtmenim bir açıklar mısınız? Küçük kare not kağıdı büyüklüğünde mi bassınlar örnek gazete manşetlerini.. :)) Büyüteçle mi okuyalım?

    Teoman'ın MFÖ 'nün ilk çıkışının kendisinde bıraktığı hayranlık yazısı da çok güzeldi. Ne yani neyini beğenmedin? :)

    1968 e gidip, o günlerin meşhur plak ve şarkılarının paylaşıldığı yazı kötü müydü? Ben çok beğendim kaçırdığım ne güzel plaklar varmış haberim yok dedim. 1963 ve 1969 yılları arası müzik piyasası ve dünya bakımından çok önemlidir. O dönemler de yapılan barışçıl eylemler sayesinde bir çok şey gerçekleşmiştir. Beatles gençliği alıp götürmüş yeni bir akım başlatmıştır. Hippiler doğmuştur. Ülkemizde ki yansımaları komik olsa da yine de bir şeyler denenmiştir.

    Türkiye'ye gösterim için gönderilen filmlerin afişleri bizim sanatçılarımız tarafından tekrardan dizayn edilip sinemalara asılırmış. Afişin ve o o afişe ait filmin incelemesinin neyini beğenmediniz.. Soruyorum efenim..:))

    Doğu Yücel.. Bir çok okur tanımıyor farkındayım. Sosyal medya kullandığım zamanlar da Doğu Yücel arkadaş listemde idi. Konuşmuşluğum da var kendisi ile. Bilimkurgu üzerine güzel kitapları var. Bence bir bakın. Türkiye de nimet :) bir çok dergiye de yazar kendileri. Burada ise yarışma da birincilik elde ettiği hikayesini yayınlamış. Ben çok beğendim. Hikaye yazan kişilere de güzel bir örnek değil midir? :) Doğu Yücel i alıp okuyun. Bir deneyin arkadaşlar.

    Kara Gözlüm Çizgiroman ı kötü müydü? :)

    Hakan Eren'in yazısı da başarılıydı.

    Dr. Gizem Şimşek 'in köşesin de ise Türk Sineması'nda korku türünün ilk örnekleri yayınlandı. Dergi'nin konsepti ile ne kadar uygun ve başarılıydı. Neyini beğenmedin? :)

    Barış Efendioğlu'nun "Nadir Kırkbeşikler" köşesi harika değil miydi?

    Turgut Özalp'in Lale Belkıs röportajı da mı kötüydü? :)

    Ve Son olarak; CEM KARACA'nın fotoroman'ı çok güzel değil miydi? Tam arşivlik bir güzellikteydi bence.. Nostalji böyle bir şey, geçmişte yapılan şeylerin bugün önümüze çıkmasını sağlıyor 45'lik dergi.

    Mecazi bir dille sevgili Ceylan Hanım'a cevap niteliğinde bir inceleme yazdım :) Buralarda ilkleri yapmayı seviyoruz :))

    Toplamam gerekirse, kesinlikle okuyunuz. O dönemi yaşayamazsınız ya da anlayamazsınız. Ama geçmişte neler yapılmış öğrenebilirsiniz. Şuan istediğiniz tarz da sokağa çıkıyorsunuz. Ama o yıllarda uzun saç, uzun sakal, gitar, kadınlı erkekli partiler, renkli saçlar, rock grupları... Çok sıkıntı konular. İşte bu dergiler veya bu tarz mecmualar bunları önümüze getiriyor.

    Ben keyifle okudum ve çok beğendim. Sonradan çıkan diğer iki sayıyı da aldım zaten. Onları da okuyup sizlere daha derli toplu bir inceleme yaparım. Bu inceleme Ceylan Hanım'a adandığı için böyle bir tarz oluştu. :)

    Alıp okuyun, pişman olmazsınız. Yeni sayılar da daha profesyonel iş çıkardıkları da net bir şekilde gözüküyor.

    Bu dergi'nin dışında Trip dergisine de bir şans verin..

    Dergiye bu kadar uzun inceleme yazmak :) Taşlayacaklar beni.. Hadi ben kaçtım.. :) İyi okumalar.. :)

    Not: Telefondan yazdım, o yüzden gördükçe yazım ve imla hatalarını düzeltiyorum. Hatalar için kusura bakmayın. . :)
  • 128 syf.
    ·1/10
    ... DÜNÜR GIOVANNI ...

    Kusura bakmazsanız incelememe kocaman bi "Piiiiiii" ile başlıyorum. bilenler Bilir hele de LM fanları , Mecnun un piiiii derken ki ifadesine hastadırlar :) Şimdi nerden çıktı bu piiii derseniz inanın şu an bu kitabı elimden bırakırken aynı Mecnun gibi bi piiiiii bu muymuş dedim bea :)) hiç adetim değildir aldığım kitaba pişman olmak ama bu duyguyu ilk Elif Şafak Ustam ve Ben ile yaşattı şimdi de Cüneyt Özdemir ...pişman oldum ya resmen tıpkı "beni bu günümden dünden ettiler" diyen İbrahim Tatlıses misali ..
    O kadar mı kötü demeyin abiler ablalar genç kardeşlerim hakkat o kadan kötü yani..o 1 i sonuna kadar haketti.. Daha dün Serdar Ortaç a 3 vermiş adamım ben :)) bugün de buna 1.. Allah 0 çekeceğim kitaptan korusun diyorum ne diyim ... bi de söylemeden geçemiycem bu sabah Serdar Ortaç ı tv de gördüm bi garip oldum kendimi "gıybet" etmişim onu çekememişim gibi hissettim :))) sahi bu inceleme gıybete giriyor mu ???? Helal lik almam lazım mı?? Ciddi soruyorum ha lütfen bilenler bilmeyenlere (bana da) anlatabilir mi???
    Neyse konuyu dağıtmadan bu ne menemen bi kitapmış da Şimal bu kadar dellenmiş derseniz eğer anlatiiim efenim.. vakti zamanında bu Cüneyt abimiz bi kanalda anchormen lik yapıyordu bilenler bilir.. karizmatik ve işinin ehli saygı duyduğum biriydi açıkçası..oydu galiba ya dimi bir de her akşam kıravat mevzuu olurdu takımıma uymuş mu uymamış mı diye twit yağmuru olur not isterdi izleyenlerden :) kişi saygı duyduğu kişiyi yakından tanımak ister ya hani ben de bu babdan araştırmış ve yazdığı kitaplardan okumak istemiştim.. en çok da Flu diye bi kitabı varmış onu merak etmiştim ya ama o da tükenmiş hiç biyerde bulamamıştım.. bu kitap da adının okkalı olmasından mıdır yada duyduğum saygıdan mıdır ya da Aşk kelimesinin o cazibesinden midir nedir Flu yoksa Olağanüstü Aşk olsun be ya diyerekten aldık işte.... aldık almasına da çarşıdan aldım bir tane eve geldim Kabak misali :) nar olması gerekirken kabak çıkmasın mı :) büyük hayal kırıklığı... aslında anlamalıydım baştaki ithaf kısmında "kayınbabam Giovanni" derken Türk usulü bi brezilya dizisi kıvamında kitap olduğunu :))) Angelina telefonu "efendim"diye açıyor, sevgilisinin anası Stefani babası Silvio çocuğun adı Omar ...ya inanın meraktan "yav bu çocuğun anası mı arap babası mı diye bakınagördüm cık arap marap yok ortalıkta :))) ha bekledim valla olay kuzey ırakta mı geçti bu bölge orası mıdır bu çakal omar çomarı savaşın ortasında mı aşık olmuştur bu kıza filan diye ama yok..tam bir fiyasko !!!! Bu Stefani ve Silvio dan olma Omar gayet rahat içki bira ot mot takılan tipler..kız da bunun eve yerleşiyor her akşam pub bira mira gez toz..kıza da içir filan..kız hamile kalsın vay efendim sen niye hamilesin diye iyice bi döv at sokağa falan.. kız kuzeninde kal sen..sona sanki sihirli deynek değmiş gibi adam ol Omar, işte arkasından kızıma layık olayım diye beşik bakmaya gitmeler... kıza taltifler ben çok değiştim Angelina demeler Angelina nın her ne olursa olsun babasıdır diye çomarı affetmeler falan filan..sonra sen ayağı kay düş karnında bebek ölsün...Küçük emrah fimleri bile bu kadar banal değil yav Cüneyt abicim :)) sen haber sun nooooolur öykü yazma olur mu ..bizi de 1 vermek zorunda bırakıp günaha sokma.. Tek bişeye kanaat getirdim londrada yaşasan da ithafta yazdığın ilk hanımın yabancı olsa da bilinç altın ve üstün komple Türk :))) bak sıfır çekmediysem onun hatrına :))
  • 79 syf.
    Yazarın daha önce okuduğum 2 kitabından olsa gerek beklentilerimin altında kalan bir kitap oldu. Kitabın son cümleleri olan 'Bu öyküyü yazdıktan sonra Hiç' e ilişkin zihin karışıklığımın bir nebze olsun dineceğini sanmıştım.Sandığım gibi olmadı. Kafam yazdıkça daha çok karıştı ' cümlesi çoğu okurun da ortak fikri olacaktır diye düşünüyorum.
    İlk başlarda kendi halinde bir Hattat'ın yalnız yaşamını, bazen geçmişini , düşüncelerini kendi iç sesiyle anlatan yazar, bir süre sonra sadece HİÇ kelimesini detaylı bir taramayla akademik tartışma seviyesinde incelemiş, kaynaklarıyla kendine gelen mesaj-maillerle de destekleyerek bu kelimenin anlamını irdelemiş, ancak sonda da dediği gibi 'HİÇ' lik hakkında şahsen bana çok bir şey katamamıştır.
    Ne olursa olsun, sırf başlardaki tespitleri , orjinal cümleleri ile bile okumaktan pişman olmadığım bir kitaptı.
  • 560 syf.
    ·11 günde·Beğendi·8/10
    Son İhanet, bir Matt Damon hayranı olarak filmlerinin tamamını ağzımın suyu akarak izlesem de okuduğum ilk Jason Bourne romanı.
    Hiç aklımda yokken hatta varlığından bile haberdar değilken bir gün D&R da 5 TL lik kampanyalı kitaplar arasında gördüm ve "ne kadar kötü olabilir ki tatilde ya da seyahatlerde okurum" düşüncesiyle hem bu kitabı hem de "Bourne Aldatmacası"nı aldım ve uzunca bir süredir kitaplığımda beklemedeydi ta ki on gün öncesine kadar.

    Kitapta kahramanımız Jason Bourne, kökleri ikinci dünya savaşına dayanan "Siyah Lejyon" adlı örgütün yıllardır hazırlığını yaptığı ABD'nin ekonomik düzenini yok edecek planını engellemek için çalışırken bir yandan da NSA ve CIA'in üstünlük savaşına kurban gitmemeye çalışmakta bazı arkadaşlara çok klasik gelebilir ama yazarın anlatımı ve konunun işlenişi oldukça başarılı sıkmadan son sayfaya kadar kendini okutan bir kitap. Ayrıca bizlerin ilgisini çekecek bir konuda kitabın bir bölümünün Türkiye'de geçmesi. Eskişehir ve İstanbul'un yer aldığı hiçte azımsanmayacak sahneler var.

    Okumaya başlayınca daha ilk sayfalarda kitaba ne kadar haksız bir ön yargıyla yaklaştığımı fark ettim ve anladığım kadarıyla bir çok kişi de benim ön yargıma sahip ki sitede kitabı kimse okumamış.

    Sonuç olarak diyebilirim ki beklentimin çok ötesinde bir kitaptı uzun bir aradan sonra - filmleri izleyenler bilir - o Jason Bourn'un yenilmez cool hallerine tanık olmak çok keyifliydi. Şu sıcak yaz günlerine heyecan ve keyif katacak başarılı bir kitap şans verirseniz pişman olmazsınız.