• Kadınların genellikle çok sakin olduğu sanılır, ama kadınlar da tıpkı erkeklerin hissettiğini hisseder: onlar da yeteneklerini çalıştırmaya, çabalarını belli bir alana yöneltmeye, erkek kardeşleri kadar ihtiyaç duyar; aşırı katı bir kısıtlama ve mutlak durağanlık onlara tıpkı erkeklere verdiği gibi acı verir; daha ayrıcalıklı hemcinslerinin kadınların kendilerini muhallebi yapıp çorap örmekle, piyano çalıp çantaların üzerine nakış işlemekle sınırlandırmaları gerektiğini söylemeleri dar görüşlülüktür. Eğer geleneğin kendi cinsleri için gerekli göründüğünden daha fazlasını yapmak ya da öğrenmek isterlerse onları kınamak ya da gülüp alay etmek düşüncesizliktir.
    Virginia Woolf
    Sayfa 77 - Remzi Kitabevi
  • Ben acikcasi hic begenmedim. Giris bolumunden heyecanli olacagini ummustum. Heyecanli olmadigi gibi , ne merak uyandirdi, ne sonunu sevdim. Bitsin yarim kalmasin diye okudum sonuna kadar. Olaylar orgusu kopuk oldugundan sanirim
  • ...Örneğin insanın gerçekte iradesi, kaprisleri olmayan bir piyano tuşu, org içindeki bir cıvata kadar değer taşıdığını, dünyadaki her şeyin insanın davranışlarına, şahsi isteklerine göre değil, tabiat kanunlarına uyarak, kendiliğinden meydana geldiğini öğreneceğini söyleyeceksiniz. Şu halde bütün mesele, bu tabiat kanunlarını keşfetmekte; artık ondan sonra hiçbir insan hareketlerinin sorumluluğunu taşımaz, hayat onun için kolaylaşır.
  • 1)Artemis Yayınları

    “Bu sabah Ellen nerede?” diye sordu Bayan Tarleton.
    “Çiftlik kahyamızı gönderiyor da, evde kalıp onunla birlikte hesapların üzerinden geçmesi gerekti. Bay Tarleton’la oğlanlar nerede?”
    “Ah, onlar saatler önce On İki Meşeler’e gittiler. İçki yeterince sert mi diye bakacaklarmış, sanki yarın sabaha kadar vakitleri yokmuş gibi! John Wilkes'tan onları bu gece ahırda bile olsa misafir etmesini isteyeceğim. Sarhoş beş adamla uğraşamam doğrusu. Üçe kadar iyi idare ediyorum ama...”
    Gerald aceleyle konuyu değiştirmek için Bayan Tarleton’un sözünü kesti. Kızlarının geçen sonbaharda Wilkeslar’ın evindeki barbeküden ne halde geldiğini hatırlayıp gülüştüklerini hissediyordu.
    “Siz neden bugün atınızın üstünde değilsiniz Bayan Tarleton? Nellie olmadan kendiniz gibi görünmüyorsunuz. Halbuki siz stentorsunuzdur.”
    “Stentor mu, seni cahil adam!” diye bağırdı Bayan Tarleton, Gerald’ın aksanını taklit ederek. “Sentor demek istedin herhalde. Stentor tiz mitolojideki gür sesli adama denir.”
    “Ha stentor, ha sentor,” diye karşılık verdi Gerald, hatasından gocunmayarak. “Hem tazıların peşindeyken sizin sesiniz de ondan farklı değil.”
    “Lafı gediğine koydu anne,” dedi Hetty. “Ne zaman bir tilki görsen Kızılderililer gibi bağırdığım söyledim sana.”
    “Dadı kulaklarını temizlerken senin bağırdığın kadar bağırmıyorum hiç olmazsa,” dedi Bayan Tarleton. “Hem sen on altı yaşındasın! Bugün neden atımın üzerinde olmadığıma gelince, Nellie bu sabah bir tay doğurdu.”
    Atlara duyduğu İrlandalı tutkusuyla gözleri ışıl ışıl yanarak, “Gerçekten mi!” diye bağırdı Gerald gerçek bir ilgiyle. Scarlett annesiyle Bayan Tarleton’u kıyaslarken hissettiği şoku bir kez daha yaşadı. Ellen’a göre kısraklar ve inekler hiç yavrulamazdı. Tavuklar bile yumurtlamazdı. Ellen bunlarla hiç ilgilenmezdi. Ama Bayan Tarleton’un bu konu açılınca sustuğu görülmemişti.
    “Küçücük dişi bir tay değil mi?”
    “Hayır, bacakları iki metreye yakın, güzel, küçük bir damızlık. Gelip görmelisiniz Bay O’Hara. Tam bir Tarleton atı. Rengi de Hetty’nin saçları kadar kızıl.”
    “Hetty’ye de benziyor zaten,” dedi Camilla. Sonra da uzun yüzlü Hetty ona vururken birbirine karışan eteklerin ve havada uçuşan şapkaların arasında haykırarak gözden kayboldu.
    “Benim taylar fazla tepişiyorlar bugün,” dedi Bayan Tarleton. “Bu sabah Ashley’yle Atlanta’dan gelen küçük kuzeni hakkındaki haberleri öğrendiğimizden beri yerlerinde duramadılar. Melanie miydi, neydi kızın adı? Tanrı kutsasın tatlı, küçük bir kızdı ama ne adını, ne de yüzünü hatırlıyorum. Bizim aşçı Wilkeslar’ın Uşağının karısı olur da, geçen gece gelip nişanın bu akşam duyurulacağını söylemiş, aşçı da bu sabah bize söyledi. Kızların hepsi nedense çok heyecanlandı. Zaten herkes yıllardır Ashley’nin ya Macon’daki -Burr ailesinden- kuzenlerinden biriyle, ya da o kızla evleneceğini bilir. Honey Wilkes da Melanie’nin erkek kardeşi Charles’la evlenecek mesela. Söylesenize Bay O’Hara, Wilkeslar’ın aile dışından biriyle evlenmesi kanuna aykırı mı? Çünkü eğer...”
    Scarlett, güiüşmelerin geri kalanını duymadı. Bir an için güneş soğuk bir bulutun ardına gizlenip her şeyin rengini alıp götürmüştü sanki. Yemyeşil ağaçlar hastalıklı, kızıl çubuk solgun görünüyordu; bir dakika önce pespembe olan çiçekli arsız otlar sararıp solmuştu. Parmaklarını arabanın döşemesine batırdı, şemsiyesi sallanıp duruyordu. Ashley’nin nişanlı olduğunu bilmekle insanların bunu öyle rahat konuştuğunu duymak farklı şeylerdi. Sonra bütün gücüyle cesaretini topladı Ve güneş yeniden parlarken yeryüzü kendine geldi. Ashley’nin kendisini sevdiğini biliyordu. Bu kesin bir Şeydi ve bu gece nişan duyurulacakken aşıkların gizlice kaçtığını duyunca Bayan Tarleton'un nasıl şaşıracağını düşünerek gülümsedi. Kendisi Melanie'den konuşup dururken sinsi Scarlett'ın orada oturup nasıl dinlediğini komşularına anlatacaktı. Kendi düşüncelerine dalmış gülümserken, dikkatlice annesinin sözlerinin etkisini izleyen Hetty şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
    “Ne derseniz deyin Bay O'Hara,” dedi Bayan Tarleton kesin bir ifadeyle. “Bu kuzenlerle evlenme işi çok yanlış. Ashley’nin Hamilton kızıyla evlenmesi neyse de, Honey’nin o soluk yüzlü Charles Hamilton’la evlenmesi yazık doğrusu.”
    “Honey Charlie’yle evlenmezse başka kimseyi bulamaz,” dedi zalim ve kendi popülerliğinden emin olan Randa. “Ondan başka sevgilisi olmadı ki. Charlie'nin de nişanlandıkları günden beri ona çok yakın davrandığını görmedim. Scarlett geçen Noel nasıl peşinden koşmuştu hatırlıyor musun?”
    “Sus bakayım,” dedi annesi. “Akrabalar, ikinci kuşaktan kuzen olsalar bile birbirleriyle evlenmemelidirler. Yoksa ırk zayıflar. Durum atlardaki gibi değil ki. Bir kısrağı kardeşiyle veya babayı kızıyla çiftleştirebilirsin ve kan bağlarını biliyorsan iyi sonuçlar alırsın ama insanlarda durum farklı. İyi sonuçlar da çıkabilir ama dayanıklı olmak. Siz...”
    “Bu konuda sizinle aynı fikirde değilim hanımefendi! Wilkeslar kadar iyi insanlar tanıyor musunuz? Oysa Brian Boru’nun küçüklüğünden beri aile içinden kız alıp veriyorlar.”
    “Ama artık buna son vermelerinin zamanı geldi, çünkü her şey ortada. Hadi Ashley’yi geçelim, yakışıklı şeytanın teki gerçi o da... Ama o iki küçük, soluk yüzlü Wilkes kızlarına bakın. Zavallılar! Hoş kızlar tabii ama ayakta duracak halleri yok. Ya Bayan Melanie? Çöp gibi, üstelik ruhu çekilmiş sanki. Üfleseniz uçacak. Kendine ait bir fikri bile yoktur. İşi gücü “hayır efendim, evet efendim’ deyip durmak. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Bu ailenin yeni bir kana ihtiyacı var; benim kızıllarım veya sizin Scarlett’ınızınki gibi güzel, güçlü bir kana. Beni yanlış anlamayın. Wilkeslar kendilerine göre iyi insanlar, onları sevdiğimi de bilirsiniz ama gelin dürüst olalım. Fazla yakın akraba ilişkileri olmuş. Kuru toprak üzerinde iyidirler ama inanın Wilkeslar'ın çamurlu bir toprakta koşabileceklerini sanmıyorum. Dayanıklılıklarını kaybetmişler; beklenmedik, zor bir durum olduğunda üstesinden gelebileceklerine hiç inanmıyorum. Kuru havada iyiler tamam ama ben her havada koşabilen iyi bir at isterim! Hem kendi aralarında evlenmeleri onları buralardaki diğer insanlardan farklılaştırdı. Sürekli piyano çalıp kafalarını kitaplarına gömüyorlar. Ashley avlanmaktansa kitap okumayı tercih ediyordur eminim. Evet, buna eminim Bay O’Hara! Kemiklerine bakın, inceciktir. Aile dışından güçlü kuvvetli eşlere ihtiyaçları var.”

    2) Yayınevi belirsiz, e-kitap:

    Mrs. Tarleton: "Ellen nerede?" diye sordu.
    "Bizim ırgatçıbaşını işten çıkarmak ve onunla beraber hesapları incelemekle uğraşıyor. Mr. Tarleton'la oğullarınız nerede?"
    "Ah, onlar saatlerce önce Oniki Meşeler'e gittiler. Punçu kontrol edip yeteri kadar sert olup olmadığına bakacaklardı. Sarhoş olmak için yatmaları pahasına da olsa, onları bu gece alıkoymasını söyleyeceğim. Beş sarhoş adama katlanamıyorum. Üçe kadar idare edebiliyorum ama..."
    Gerald konuyu değiştirmek için aceleyle onun sözünü kesti. Kızlarının, kendisinin Wilkesler'deki geçen ziyafetten ne halde döndüğünü hatırlayarak arkasında kıkırdamakta olduklarını hissetti.

    İrlandalıların atlara karşı duydukları büyük tutku gözlerinden okunuyordu. Scarlett yine annesini Mrs. Tarleton'la kıyaslayarak dehşete düştü. Ellen için, ne atlar, ne de inekler yavrulardı. Hatta tavuklar bile yumurtlamazdı. Ellen bu gibi şeyleri tamamen görmezlikten gelirdi. Ama Mrs. Tarleton'un böyle huyları yoktu. Gerald: "Mellie dişi bir tay mı doğurdu?"
    "Hayır, hayır uzun bacaklı bir erkek tay doğurdu. Gelip onu görmelisiniz. Mr. O'Hara. Gerçek bir Tarleton atı. Hetty'nin bukleleri gibi kırmızı."
    Camilla: "Zaten biraz Hetty'e benziyor," dedi ve vahşi kahkahalarla arabayı dolduran kumaş kalabalığı arasına saklandı.
    Mrs. Tarleton: "Kızlarımızın bu sabahki deliliğini hoş görün," dedi. "Ashley'in Atlantalı küçük kuzeni ile nişanlanacağını duyduklarından beri tepinip duruyorlar. Neydi adı o kızın? Melanie mi? Tanrı beraberinde olsun, kesinlikle iyi bir kız, ama hiçbir zaman ne yüzünü, ne de adını hatırlayabiliyorum. Bizim aşçının kocası Wilkesler'in uşağıdır. Dün gece gelip nişanının bugün ilan edileceğini söyledi. Cookie de bu sabah haber verdi. Sebebini bir türlü anlayamıyorum, ama bu haber kızları pek heyecanlandırdı. Herkes yıllardan beri Ashley'in, Maconlu Bunlardan biriyle evlenmediği taktirde o kızla evleneceğini biliyordu. Aynı şekilde. Honey Wilkes de Melanie'nin erkek kardeşi Charles ile evlenecek. Söylesenize Mr. O'Hara, Wilkesler'in kendi ailelerinin dışında biriyle evlenmeleri prensiplerine aykırı mıdır?"
    Scarlett bu sözlerin gerisini duymadı. Yelpazesini hırsla sallamaya başladı. Ashley'in evleneceğini bilmek başka, insanların bundan olağan bir şeymiş gibi konuştuğunu duymak başkaydı. Sonra yeniden cesaretini kazandı. Ashley, Scarlett'le kaçar ve evlenirse Mrs. Tarleton ne kadar şaşıracaktı. Herkese gidip anlatacaktı Scarlett'in ne sinsi bir kız olduğunu, Ashley ile işi pişirmişken, büyük bir soğukkanlılıkla Ashley ile Melanie'nin evleneceklerinden söz edilirken dinlediğini... Kendi düşüncelerine gülümsedi. Mrs. Tarleton, kesinlikle: "Ne derseniz deyin, Mr. O'Hara," diyordu. "Ben, aile içinde evlenmeye karşıyım. Zaten Ashley Hamiltonlar'ın kızıyla evlenmekle hata ediyor. Bir de Honey, ne diye evlenecek o solgun yüzlü Charles Hamilton'la?"
    Mrs. Tarleton konuşmasına devam etti: "Akrabalar evlenmemeli. Uzak akrabaların evlenmesi bile doğru değil. Kanı zayıflatır bu. Atlardaki gibi olmaz her şey insanlarda. Eğer kanlarını biliyorsanız, iki kardeşi çiftleştirip gayet iyi sonuçlar alabilirsiniz. Ama insanlar başka. Belki kibar ve asil bir aile geliştirebilirsiniz böylece, ama sağlık ve kuvvet aramayın."
    "Peki, ama bana Wilkesler'den daha mükemmel insanlar gösterebilir misin? Brian Boru'nun çocukluğundan beri kendi aralarında evlenirler. Bu yüzden, sizinle aynı fikirde olduğumu söyleyemeyeceğim. Hatta aksine bahse girerim."
    "Wilkesler'in bu işten vazgeçmelerinin zamanı geldi de geçiyor bile. Çünkü sonuçları görülmeye başladı. Ashley'i bir yana bırakalım, o yakışıklı bir şeytandır; ama Wilkesler'in solgun yüzlü kızlarına bakın! Zavallıcıklar! Küçük Miss Melanie'ye bakın. Tüy gibi ince. sert bir rüzgârla uçacak kadar çelimsiz ve ruhsuz! Hiçbir konuda kendine ait bir fikri yok. Ancak, "Evet, efendim", "Hayır, efendim," diyebiliyor. Başka bir söz çıkmıyor ağzından. Bu ailenin, benim kızıl saçlı kızlarım ya da sizin Scarlett'iniz gibi yeni, güçlü, hayat dolu bir kana ihtiyacı var. Beni yanlış anlamayın sakın. Wilkesler kendilerine göre çok iyi insanlardır; onları pek severim, ama doğruyu söylemek gerekirse, yaptıkları hiç de akıllı bir şey değil! Çok becerikli görünüyorlar, ama sözlerime kulak verin, o kadar da becerikli olduklarını sanmıyorum. Cesur, atak, güçlü bir yanları kalmamış onların. Beklenmedik bir şeyle karşılaşacak olsalar ne yaparlar acaba? Hareket kabiliyetlerini kaybetmişler sanki. Yağmur, çamur, güçlükler onlara göre değil. Kuru hava insanları olup çıkmışlar. Bana herhangi bir havada değişmeden dörtnala gidecek iri yarı bir at verin! Onunla üstesinden gelemeyeceğim iş yoktur. Ama Wilkesler'in kendi aralarında evlenmeleri, onları bu çevredeki bütün ailelerden farklı bir hale getirmiş. Ya piyanoyla uğraşır ya da kitap okurlar. Eminim ki, Ashley ava gitmektense kitap okumayı yeğler. Evet, evet, bunun böyle olduğuna inanıyorum, Mr. O'Hara! Bir de kemiklerine bakın onların. Ne kadar ince. Onlara güçlü kuvvetli kızlar ve erkekler gerek."
  • Eskiden insanlar beğensin diye içerik paylaşırdim şimdi ise sadece kendi beğendiğimi paylaşıyorum. Demiş ya düşünür, Değişmeyen tek şey değişimdir doğru söylemiş. 2 yılda beni değiştirenler, kız arkadaşlarım ve kazik atan insanlar oldu. Jazz, Blues, tiyatro, sanat olan herşey ile sarhoş oluyorum. Alkole ne gerek var, kendini bulmak için Sanat lazım insana. Piyano tuşları, gitar telleri, kara kalem dokunuşları, Elvis Presley Tınısı, Tom Cruise Oyunculuğu, Kemal Sunal Gülüşü, Şener Şen Koşusu, say say bitmez. .

    Günaydın ❤
  • "Daha "Do" nerede bilmiyorken senden bir piyano konçertosu çalmanı beklemek gibi bir şey bu!" dedim. "Öğrenebilirsin ama kendine, temel kuralları öğrenmek, pratik yapmak ve bir kaç kere de başarısız olmak için zaman vermelisin."
  • Okuyacağınız bu roman gerçek bir hikâyedir.Gerçeklerden uyarlanmış değil, gerçeğin ta kendisi bir hikâye.

    Dünyanın en tanınan piyano virtüözlerinden biri olan James Rhodes kendisini akıl hastanelerine düşüren geçmişiyle hesaplaşmaya karar verdiğinde tüm kariyerini, gururunu ve belki de biricik ailesini kaybetmeyi göze almıştır. Küçücük bir çocukken uğradığı tecavüzlerin ruhunda ve bedeninde açtığı yaraları tedavi edebilmek için tüm benliğiyle bu dünyada yapabildiği en iyi şey olan müziğe sarılsa da bu tutkusu varlığını muhasara altına alan iblisten kurtulmasına yetmemiştir.

    Gerçekten kitabı okurken gözyaşları sel olup akıyor.Ancak başa çıkma çabası ve sonunu okuyunca mutlu oluyorsunuz.Gerçek bir yaşam öyküsü olması sizi derinden etkiliyor.Tavsiyedir.