Emrah Korkut, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Malerman Kafes'te göremediği korkuyu o kadar iyi anlatmıştı ki, burada da herkes aynı şeyi bekliyordu. Ancak Kırmızı Piyano, Kafes'in devamı değil; yazar burada, son ana kadar, kaynağı ve ne olduğu bilinmeyen bir sesi, iki zamanlı bir anlatımla, çok iyi bir şekilde hikayenin ana unsuru haline getirmiş. Kırmızı piyano, Malerman'ın farklı anlatım yeteneği sayesinde, "merak"ı diri tutmayı başaran bir eser olmuş. Gerçi "son" bölümler konusunda birden mutlu sona bağlaması biraz gerilim hevesini kırsa da insanın, Kırmızı Piyano okunmaya değecek bir kitap. Ayrıca Gölün Dibindeki Ev'i de okuyuduktan sonra Malerman'ın konu bulma konusunda sıradışı bir yeteneği olduğunu düşünmeye başladım.

Carnival of Rust, bir alıntı ekledi.
9 saat önce

Parmaklarınızın piyano klavyesi üzerinde nereye zıpladığına kafa yormaya başladığınızda, parçayı çalamaz hale gelirsiniz.

Incognito - Beynin Gizli Hayatı, David EaglemanIncognito - Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman
Berkay, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · Puan vermedi

Parmaklarınızın piyano klavyesi üzerinde nereye zıpladığına kafa yormaya başladığınızda, parçayı çalamaz hale gelirsiniz.

Incognito - Beynin Gizli Hayatı, David EaglemanIncognito - Beynin Gizli Hayatı, David Eagleman
nihan kibar, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
19 May 21:48 · Kitabı okudu · Beğendi · 4/10 puan

Kafes daha güzeldi evet sonu iyi değildi ama daha zevkle okudum ondan sonra bu kitap olmamış. Baştan sona sıkıcı geldi bana yine de yazarın emeğine sağlık

Mayıs 2018 Etkinliği : Hikaye 32
Yazar: Umut S. Balcı
Hikaye Adı : Çardaktaki Kadın
Link: #29764363

Kenan, uyku ile uyanıklık arasında geçirdiği gecenin sabahında yağmurlu bir güne uyandı. Yağmur, evinin bulunduğu sokakta adeta senfoni orkestrası edasıyla konser veriyor, bu konserden büyük bir hoşnutluk duyan Kenan, uyku ile uyanıklık arasında geçirdiği gecenin yorgunluğunu bir nebze olsun unutuyordu. Yağmurdan duyduğu hoşnutluğu biraz daha arttırmak istiyor olacak ki yatağından kalkıp, yaklaşık yedi adım karşıya doğru yürüyerek pencereye yaklaştı. Apartmanın ikinci katından sokağı bir müddet seyrettikten sonra pencereyi açtı ve onu karşılayan mis gibi toprak kokusunu ciğerlerine doldurdu. Yağmurlu havanın meydana getirdiği toprak kokusu, ciğerlerinin yanı sıra, zihnini de son birkaç haftadır uzak kaldığı piyanosunu çalma isteğiyle doldurmuştu. Odasının en köşesinde bulunan; bir süredir kullanılmamasından dolayı tozlanmış, boyasında hafif eskimeler olan duvar piyanosunun başına oturdu ve yağmurun, sokağındaki gürül gürül konserine Beethoven’den "Fırtına Sonatı"yla katıldı. Artık, yağmurun dışarıda yağmasının yanında Kenan'ın da parmakları tuşlara yağıyordu...

------------------------------------------------
Bir müddet sonra piyanist adam kendi kendine vermekte olduğu konseri; yağmurun hızlanmasından ve bunun sonucunda yağmur damlalarının, açık bıraktığı penceresinden odasına hücum ettiğini fark etmesinden dolayı yarıda kesmek zorunda kaldı. Piyanonun başından kalktı. Biraz keyfi kaçmış bir şekilde "ne değişken bir hava böyle" diye söylenerek pencereyi kapatmaya yöneldi. Gökyüzüne baktı. "Eminim biraz sonra da güneş çıkar" diyerek pencereyi tam kapatacakken yine onu gördü. Uzun saçlı, kumral, sağ gözünün hemen altında küçük bir beni olan ve kendisine çok sevecen bir ifade katan kahverengi gözleriyle bu kadın; apartmanın bahçesinde yağmurdan korunmak adına bir çardağa sığınmış, ara sıra Kenan'ın penceresine bakarak orada bekliyordu... Kenan hemen kendini pencereden sakındı. Yatağına oturdu ve "artık eminim" dedi, düşünceli bir ifadeyle.

Gerçekten de emindi... Bu kadın, Kenan ne zaman piyano çalmaya başlasa apartmanın bahçesinde olur ve piyano sesleri kesilene kadar da oradan ayrılmazdı. Kenan başlarda bu kadının sadece piyano çalışını dinlemeye geldiğini düşünüyordu, fakat sonra sezgisi ona farklı bir şeylerin olduğunu söylemeye başladı. Bugün bu kadını tekrardan görmesi ve yağmura rağmen burada onu dinliyor olması, Kenan'ın bu kadının buraya geliş nedenin farklı olduğundan emin olmasına sebep oldu.
"Derhal bu kadınla konuşmalıyım ve asıl nedenini anlamalıyım" diye düşündü. Tekrar pencereye yaklaştı. Kadının hâlâ orada olduğunu umarak, tıpkı başını siperden dikkatlice çıkarmaya yeltenen asker edasıyla pencereden usulca baktı. Kadın hâlâ oradaydı, fakat gitmeye hazırlanıyordu. Kenan telaşa düştü. Hızlıca günlük elbiselerini giydi. Çalışma masasındaki evinin anahtarını ve cüzdanını alıp odasından çıkmaya yeltendiği sırada masadaki şiir notlarına gözü seğirdi. Nedense zihni yeni yazmaya başladığı bir şiire takılmıştı.
Şiirin bir bölümü şöyleydi;

Nefes aldı rıhtım, son gemi de yola koyulunca.
Mutluydu, o gün de getirmişti görevini yerine.
Çekilecekken karanlığın ardında dinlenmeye;
Bir kadın geldi, yaslandı omuzlarına kaygısızca.
Belli, arıyordu yitirdiği umutlarını yalnızca.


"Garip" dedi Kenan ve aniden bu telaşı içinde, yazmış olduğu şiiri okuyor olmanın gereksizliğini fark ederek odadan ve de evden çıktı.

Telaşlı adam apartmanın bahçesine ulaştığında, çardaktaki kadını görmesiyle birlikte telaşı son buldu. Kadına doğru ilerledi. Henüz onu fark etmeyen kadın, şemsiyesinin bozulmuş mekaniğiyle uğraşıyordu. “Merhaba hanımefendi” dedi Kenan, sesindeki kararlılıkla. Kadın, şemsiyesiyle uğraşmaya kendisini öyle kaptırmış olacak ki, iki adım ötedeki adamı duymadı. Kenan kadına tekrar seslendi: “Merhaba hanımefendi”. Kadın en nihayetinde adamı duydu ve bakışlarını adamın mavi gözlerine çevirdi. O anda büyük bir heyecana kapılarak, üstelik ağlamaklı bakışlarıyla kadın: “Ona ne kadar da benziyorsunuz!" dedi. Adama doğru hamle yapacakken bütün vücudunun titrediğini hisseti ve olduğu yere bayıldı. Kenan şaşkınlıkla kadını yerden kaldırmaya yönelirken içinden kadına cevaben diyebildiği tek şey “kime?” oldu…

------------------------------------------------
Kadın, çardaktaki bir masada; baygınlık durumundan henüz kurtulmuş ve az önce bayılmasına sebebiyet veren surata ara ara bakarak sessizce oturuyordu.
“Beni çok korkuttunuz hanımefendi” diyerek söze girdi Kenan. Ve ekledi: “Umarım biraz daha iyisinizdir?”
“Evet, daha iyiyim şimdi. Şu sıralar biraz bitkinim de, o yüzden bayılmış olmalıyım. Sizi de korkuttuğum için özür dilerim.” dedi ve ayağa kalktı, gitmeye yöneldi. Bu esnada Kenan, kadının gitmeye yönelmesiyle birlikte zihnine sorması gereken sorular hücum etti, kadının yorgun ifadesine ilk defa dikkat ederek:
"Sizi her piyano çalışımda burada görüyor olamam bir tesadüf mü?" dedi ve ekledi: "Ayrıca bayılmadan önce de beni birine benzetmiştiniz, acaba benzettiğiniz kişinin kim olduğunu sormamda bir sakınca var mı?" biran bu soruları sorarak kabalık ettiğini düşündü...

Kadın masaya tekrar oturdu. Hafif gözleri dolmuş bir şekilde söze girdi:
"Hayır, beyefendi, beni her piyano çalışınızda apartmanın bahçesinde görüyor olmanız tesadüf değil. Sizi dinliyorum, çünkü bana 6 ay önce kaybettiğim nişanlımı hatırlatıyor piyano çalışınız. Piyanonun sesleri sanki onun ruhundan kopup da bana ulaşıyormuş gibi hissediyorum ve yüreğim biran onunla yakınlaşıyor...Ve ayrıca bugün gördüm ki, piyano çalışınızın yanında yüzünüz de bana bundan sonra onu hatırlatacak!.." dedi ve kırmızı yağmurluğunu masadan aldı, hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

Kenan istemeden de olsa büyük bir yarayı deştiğinin farkına vararak özür dilemeye yeltendiyse de, kadının oradan hızlıca uzaklaşmasından dolayı bu mümkün olmadı.

------------------------------------------------
Üç gün sonra Kenan, müthiş bir iç sıkıntısıyla uyandı. (daha doğrusu bu iç sıkıntısı yüzünden doğru dürüst uyuyamamıştı) Muhakkak ki sıkıntısının kaynağı: Üç gün önce konuştuğu kadının, kalbindeki yarasına istemeden de olsa dokunmasıydı. Bu yüzden Kenan, kadını tekrardan görüp özür dilemek için erkenden onu aramaya koyulacaktı. Fakat onu arayabileceği hiçbir yerin olmadığını fark edince ne yapacağını bilemedi. Çaresizlik durumu, içindeki sıkıntıyı katbekat arttırıyordu. Yaradılışından gelen her şeyi kafasına takma huyu, her zaman olduğu gibi yine başının belası olmuştu. Bir nebze olsun kafasını rahatlatmak adına sahile gitti.

Kalabalıktı sahil, bir sürü insan vardı. “Herkes ne diye gelmiş buraya sanki” gibi bir düşünce geçti kafasından. Etrafına şöyle bir baktı; mutlu insanlar, mutsuz insanlar, düşünceli insanlar sahil boyunca seriliydi. Bir süre yürüdükten sonra yorulmuş olacak ki boş bir bank bulup oturdu. Banka oturduğunda dikkatini kırmızı yağmurluk çekti. Nedense bu yağmurluğu daha önce gördüğünü düşündü. Yağmurluğu eline aldı, o esnada yağmurluğun cebinden bir kâğıt ve nişan yüzüğü düştü. Nişan yüzüğünü biraz inceledikten sonra kâğıda baktı. Kâğıtta tek bir kelime yazılıydı: “Sonsuza kadar”. Kenan büyük bir dehşete kapıldı ve o anda, anladı yağmurluğu daha önce nerede gördüğünü. Bununla birlikte anladığı başka bir şey vardı ki o da; çardaktaki kadını bir daha göremeyecek olduğuydu…

Kenan akşama doğru evine geldi. Kendisini çok kötü hissediyordu. Odasına girdi, çalışma masasına adeta kendisini çuval gibi bıraktı. Masadaki devrilmiş çay bardağını kaldırdı. Dirseklerini masaya koydu ve başını ellerinin arasına aldı. Düşündü ve sonra yaptığı tek şey: Son günlerde aklından çıkmak bilmeyen şiirinin bir kelimesini değiştirmek oldu;

Nefes aldı rıhtım, son gemi de yola koyulunca.
Mutluydu, o gün de getirmişti görevini yerine.
Çekilecekken karanlığın ardında dinlenmeye;
Bir kadın geldi, yaslandı omuzlarına kaygısızca.
Belli, arıyordu yitirdiği 'sevdiğini' yalnızca.

ÇARDAKTAKİ KADIN (Mayıs ayı hikâye yazma etkinliği için yazılmıştır)
Kenan, uyku ile uyanıklık arasında geçirdiği gecenin sabahında yağmurlu bir güne uyandı. Yağmur, evinin bulunduğu sokakta adeta senfoni orkestrası edasıyla konser veriyor, bu konserden büyük bir hoşnutluk duyan Kenan, uyku ile uyanıklık arasında geçirdiği gecenin yorgunluğunu bir nebze olsun unutuyordu. Yağmurdan duyduğu hoşnutluğu biraz daha arttırmak istiyor olacak ki yatağından kalkıp, yaklaşık yedi adım karşıya doğru yürüyerek pencereye yaklaştı. Apartmanın ikinci katından sokağı bir müddet seyrettikten sonra pencereyi açtı ve onu karşılayan mis gibi toprak kokusunu ciğerlerine doldurdu. Yağmurlu havanın meydana getirdiği toprak kokusu, ciğerlerinin yanı sıra, zihnini de son birkaç haftadır uzak kaldığı piyanosunu çalma isteğiyle doldurmuştu. Odasının en köşesinde bulunan; bir süredir kullanılmamasından dolayı tozlanmış, boyasında hafif eskimeler olan duvar piyanosunun başına oturdu ve yağmurun, sokağındaki gürül gürül konserine Beethoven’den "Fırtına Sonatı"yla katıldı. Artık, yağmurun dışarıda yağmasının yanında Kenan'ın da parmakları tuşlara yağıyordu...

------------------------------------------------
Bir müddet sonra piyanist adam kendi kendine vermekte olduğu konseri; yağmurun hızlanmasından ve bunun sonucunda yağmur damlalarının, açık bıraktığı penceresinden odasına hücum ettiğini fark etmesinden dolayı yarıda kesmek zorunda kaldı. Piyanonun başından kalktı. Biraz keyfi kaçmış bir şekilde "ne değişken bir hava böyle" diye söylenerek pencereyi kapatmaya yöneldi. Gökyüzüne baktı. "Eminim biraz sonra da güneş çıkar" diyerek pencereyi tam kapatacakken yine onu gördü. Uzun saçlı, kumral, sağ gözünün hemen altında küçük bir beni olan ve kendisine çok sevecen bir ifade katan kahverengi gözleriyle bu kadın; apartmanın bahçesinde yağmurdan korunmak adına bir çardağa sığınmış, ara sıra Kenan'ın penceresine bakarak orada bekliyordu... Kenan hemen kendini pencereden sakındı. Yatağına oturdu ve "artık eminim" dedi, düşünceli bir ifadeyle.

Gerçekten de emindi... Bu kadın, Kenan ne zaman piyano çalmaya başlasa apartmanın bahçesinde olur ve piyano sesleri kesilene kadar da oradan ayrılmazdı. Kenan başlarda bu kadının sadece piyano çalışını dinlemeye geldiğini düşünüyordu, fakat sonra sezgisi ona farklı bir şeylerin olduğunu söylemeye başladı. Bugün bu kadını tekrardan görmesi ve yağmura rağmen burada onu dinliyor olması, Kenan'ın bu kadının buraya geliş nedenin farklı olduğundan emin olmasına sebep oldu.
"Derhal bu kadınla konuşmalıyım ve asıl nedenini anlamalıyım" diye düşündü. Tekrar pencereye yaklaştı. Kadının hâlâ orada olduğunu umarak, tıpkı başını siperden dikkatlice çıkarmaya yeltenen asker edasıyla pencereden usulca baktı. Kadın hâlâ oradaydı, fakat gitmeye hazırlanıyordu. Kenan telaşa düştü. Hızlıca günlük elbiselerini giydi. Çalışma masasındaki evinin anahtarını ve cüzdanını alıp odasından çıkmaya yeltendiği sırada masadaki şiir notlarına gözü seğirdi. Nedense zihni yeni yazmaya başladığı bir şiire takılmıştı.
Şiirin bir bölümü şöyleydi;

Nefes aldı rıhtım, son gemi de yola koyulunca.
Mutluydu, o gün de getirmişti görevini yerine.
Çekilecekken karanlığın ardında dinlenmeye;
Bir kadın geldi, yaslandı omuzlarına kaygısızca.
Belli, arıyordu yitirdiği umutlarını yalnızca.


"Garip" dedi Kenan ve aniden bu telaşı içinde, yazmış olduğu şiiri okuyor olmanın gereksizliğini fark ederek odadan ve de evden çıktı.

Telaşlı adam apartmanın bahçesine ulaştığında, çardaktaki kadını görmesiyle birlikte telaşı son buldu. Kadına doğru ilerledi. Henüz onu fark etmeyen kadın, şemsiyesinin bozulmuş mekaniğiyle uğraşıyordu. “Merhaba hanımefendi” dedi Kenan, sesindeki kararlılıkla. Kadın, şemsiyesiyle uğraşmaya kendisini öyle kaptırmış olacak ki, iki adım ötedeki adamı duymadı. Kenan kadına tekrar seslendi: “Merhaba hanımefendi”. Kadın en nihayetinde adamı duydu ve bakışlarını adamın mavi gözlerine çevirdi. O anda büyük bir heyecana kapılarak, üstelik ağlamaklı bakışlarıyla kadın: “Ona ne kadar da benziyorsunuz!" dedi. Adama doğru hamle yapacakken bütün vücudunun titrediğini hisseti ve olduğu yere bayıldı. Kenan şaşkınlıkla kadını yerden kaldırmaya yönelirken içinden kadına cevaben diyebildiği tek şey “kime?” oldu…

------------------------------------------------
Kadın, çardaktaki bir masada; baygınlık durumundan henüz kurtulmuş ve az önce bayılmasına sebebiyet veren surata ara ara bakarak sessizce oturuyordu.
“Beni çok korkuttunuz hanımefendi” diyerek söze girdi Kenan. Ve ekledi: “Umarım biraz daha iyisinizdir?”
“Evet, daha iyiyim şimdi. Şu sıralar biraz bitkinim de, o yüzden bayılmış olmalıyım. Sizi de korkuttuğum için özür dilerim.” dedi ve ayağa kalktı, gitmeye yöneldi. Bu esnada Kenan, kadının gitmeye yönelmesiyle birlikte zihnine sorması gereken sorular hücum etti, kadının yorgun ifadesine ilk defa dikkat ederek:
"Sizi her piyano çalışımda burada görüyor olamam bir tesadüf mü?" dedi ve ekledi: "Ayrıca bayılmadan önce de beni birine benzetmiştiniz, acaba benzettiğiniz kişinin kim olduğunu sormamda bir sakınca var mı?" biran bu soruları sorarak kabalık ettiğini düşündü...

Kadın masaya tekrar oturdu. Hafif gözleri dolmuş bir şekilde söze girdi:
"Hayır, beyefendi, beni her piyano çalışınızda apartmanın bahçesinde görüyor olmanız tesadüf değil. Sizi dinliyorum, çünkü bana 6 ay önce kaybettiğim nişanlımı hatırlatıyor piyano çalışınız. Piyanonun sesleri sanki onun ruhundan kopup da bana ulaşıyormuş gibi hissediyorum ve yüreğim biran onunla yakınlaşıyor...Ve ayrıca bugün gördüm ki, piyano çalışınızın yanında yüzünüz de bana bundan sonra onu hatırlatacak!.." dedi ve kırmızı yağmurluğunu masadan aldı, hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

Kenan istemeden de olsa büyük bir yarayı deştiğinin farkına vararak özür dilemeye yeltendiyse de, kadının oradan hızlıca uzaklaşmasından dolayı bu mümkün olmadı.

------------------------------------------------
Üç gün sonra Kenan, müthiş bir iç sıkıntısıyla uyandı. (daha doğrusu bu iç sıkıntısı yüzünden doğru dürüst uyuyamamıştı) Muhakkak ki sıkıntısının kaynağı: Üç gün önce konuştuğu kadının, kalbindeki yarasına istemeden de olsa dokunmasıydı. Bu yüzden Kenan, kadını tekrardan görüp özür dilemek için erkenden onu aramaya koyulacaktı. Fakat onu arayabileceği hiçbir yerin olmadığını fark edince ne yapacağını bilemedi. Çaresizlik durumu, içindeki sıkıntıyı katbekat arttırıyordu. Yaradılışından gelen her şeyi kafasına takma huyu, her zaman olduğu gibi yine başının belası olmuştu. Bir nebze olsun kafasını rahatlatmak adına sahile gitti.

Kalabalıktı sahil, bir sürü insan vardı. “Herkes ne diye gelmiş buraya sanki” gibi bir düşünce geçti kafasından. Etrafına şöyle bir baktı; mutlu insanlar, mutsuz insanlar, düşünceli insanlar sahil boyunca seriliydi. Bir süre yürüdükten sonra yorulmuş olacak ki boş bir bank bulup oturdu. Banka oturduğunda dikkatini kırmızı yağmurluk çekti. Nedense bu yağmurluğu daha önce gördüğünü düşündü. Yağmurluğu eline aldı, o esnada yağmurluğun cebinden bir kâğıt ve nişan yüzüğü düştü. Nişan yüzüğünü biraz inceledikten sonra kâğıda baktı. Kâğıtta tek bir kelime yazılıydı: “Sonsuza kadar”. Kenan büyük bir dehşete kapıldı ve o anda, anladı yağmurluğu daha önce nerede gördüğünü. Bununla birlikte anladığı başka bir şey vardı ki o da; çardaktaki kadını bir daha göremeyecek olduğuydu…

Kenan akşama doğru evine geldi. Kendisini çok kötü hissediyordu. Odasına girdi, çalışma masasına adeta kendisini çuval gibi bıraktı. Masadaki devrilmiş çay bardağını kaldırdı. Dirseklerini masaya koydu ve başını ellerinin arasına aldı. Düşündü ve sonra yaptığı tek şey; son günlerde aklından çıkmak bilmeyen şiirinin bir kelimesini değiştirmek oldu;

Nefes aldı rıhtım, son gemi de yola koyulunca.
Mutluydu, o gün de getirmişti görevini yerine.
Çekilecekken karanlığın ardında dinlenmeye;
Bir kadın geldi, yaslandı omuzlarına kaygısızca.
Belli, arıyordu yitirdiği 'sevdiğini' yalnızca.
...

Cinan Tütüncü, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
19 May 15:49 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Güzel tasvirlerle ve geçen ortamlarla beklentiyi doruğa taşıyarak, sonunda hayal kırıklığına uğratıyor. Zorla bu kadar oldu demiş sanki yazar. Sanırım KAFES in ötesine geçemeyecek sevgili Josh :(

Atila Demirtaş, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
17 May 19:06 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Philip tonla ve grubu the danes in bir sonraki hit şarkıları için umutsuzca ilham arama çabaları,Amerikan ordusu ,bu sesin kaynağını bulmak için Philip ve arkadaşlarını bir göreve göndermek istiyordu.Bu keşif yolculuğu,kızgın çöl kumları arasında gömülü kalmış bir gizemin kalbine yapılan bir yolculuğa dönüşecekti. Amerika’da gözlerden saklıbir hastanede ellen isimli bir hemşire,vücudundaki tüm kemikleri kırılmış bir hastaya bakıcılık yapıyordu.Hasta nasıl bu şekilde yaralandığını bilmiyordu fakat vücudu mucizevi bir hızla iyileşiyordu. Başına gelenler hakkında her geçen gün daha çok şeyi hatırlayan bu gizlemi hasta,Ellen’ı hiç beklemediği bir yolla sokacaktı. Peki gizemli hastanın Afrika’da ki olaylarla ne gibi bir ilgisi vardı?

Rümeysa Nil Korkmaz, Kırmızı Piyano'yu inceledi.
17 May 17:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitabı sınav haftam da başlamıştım başlamamam gerektiğini biliyordum ama başlamıştım kitabı bitirdiğimde Kafesin biraz aşağısında aşağısında kalsa da Gölün Dibindeki Evden bir tık yüksek bir kitaptı Malerman yine çok akıcı bir dille yazmış bu kitabı biraz konusuna değinecek olursam eğer konusu bir Müzik grubunun askeri istihbarat tarafından (yanlış hatırlamıyorsam) çölde bir sesin kaynağını aramaları ile çağrılması sonucunda yaşanan olaylar Bence konu ilginç de kitap güzeldi Malerman'ın hangi kitabıyla başlasam diye düşünüyorsanız Bence kırmızı piyano ile başlamalısınız Çünkü Kafes ile başlayınca beklentileriniz yüksek oluyor ve hayal kırıklığına uğruyorsunuz