pkk'nın 1978 yılında kurulmasından sonra apo hemen suriye'ye kaçmıştır daha sonra Filistin kurtuluş örgütü ile bağlantıya geçmiş silah ve eğitim desteğini bizzat kendilerinden sağlamıştır. pkk nın militanlarına eğitim desteği veren, yetmedi ilk kamp yerini kuran, filistin kurtuluş örgütüdür.

“KUDÜS BİZİM KIRMIZI CİZGİMİZDİR ” diye FİLİSTİN için dünyayı haklı olarak ayağa kaldırdık, Dogu Küdüs’ü Filistin’in Başkenti ilen ettik ama,
FİLİSTİN’in Türklerin Ermeni Soykırımı 100. Yıldönümü anısına hatıra pulu bastırdığını unuttuk.
Ermeni “soykırım” iddialarının 100. yılı nedeniyle Filistin’de 26.04.2015 tarihinde bir pul bastırıldı. Ermeni Haber Ajansı, pulun Filistin’de bastırıldığını duyurdu. sosyal medyada tartışma yaratan “Ermeni soykırımının 100. yılı” anısına basılmış pul için “Filistin Ermeni Soykırımının 100. yıldönümüne adanmış bir pul ” ifadelerini kullanmıştı.
O zamanlar söz konusu pula Türk İslamcı kesimden eleştiri gelmişti. Söz konusu pul için “Bu pul, Filistin hükümetinin bilgisi dışında bastırmış anı puludur” ifadelerini kullanılmıştı.
Yerlere göklere sığdıramadığımız Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas ise 18 Ocak 2016’da kutlanan Ermeni Noel Yortusuna katılmıştı. Bethlehem’de Ermeni kilisesinde yapılan törenden sonra konuşan Abbas, Ermenilerin “bu toprakların tuzu” olduklarını ve bu toprağı asla terk etmeyeceklerini dile getirmişdi.
Mahmud Abbas, Filistin halkının içinde bulunduğu vahim durumu Türk Soykırım yıllarında Ermenilerin durumuna benzetmişti. Filistin Cumhurbaşkanı Ermeni mevkidaşı Serj Sarkisyan’ı Filisein’e davet ettiğini, Sarkisyan’ın davetini kabul edeceğini ümit ettiğini söylemişti.

Türkiye tarafından devlet olarak tanınan FİLİSTİN, 40 yıldır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini devlet olarak TANIMAMAK’da ısrar eden devletler arasındadır.
Filistinlilerin PKK’nın kuruluş aşamasında PKK’lı teröristlere kendi kamplarında savaş eğitimi vermişlerdir. PKK’lı teröristler 1982 yılında İsrail’in işgalinde Filistinliler’le yan yana savaşmışlar ve 11 pkk'lı terörist ölmüş, 15’i de İsraile esir düşmüştür.
1980’li yıllarda PKK ile Filistinli Navaf Havetma ortak bir kamp yapmışlar ve birlikte bu kamplarda eğitim görmüşlerdir. Daha sonra bu kamp tamamen PKK teröristlerin kampı olarak “Mahsum Korkmaz Akademisi” olarak anılmıştır. 1992’de kapatılana kadar Mahsum Korkmaz Akademisi’de PKK teröristler eğitim görmüşlerdir. Kısaca PKK kuruluş ve gelişmesinde Filistin örgütlerinin, Filistin halkının desteği ve katkısı vardır.

Ezilen ve işkence gören Filistin halkının yanında durmak, yardım etmek bir insanlık görevidir. Ama geçmişte olanlarıda unutmamak şartı ile.
Dr.Güler

Geçmiş, Bugün ve Gelecek Kıskacında Türkiye Hizbullahı :
Türk Hizbullahı’nın bugünü ve geleceği üzerine kafa yorarken öncelikle Lübnan Hizbullahı’nın, ardından Hamas’ın, Irak’ta Mukteda Sadr hareketinin, Afganistan’da Taliban’ın serüvenlerini mercek altına almakta yarar var. Yedikleri bütün darbelere rağmen bütün bu örgütler günümüzde hâlâ ayaktalarsa ve dev güçlere kafa tutabiliyorlarsa bunun bazı nedenleri olsa gerektir. Örneğin bütün bu örgütler, bulundukları coğrafyalarda uzun bir süre geri planda kaldılar, ama direnişe öncülük eden ana yapıların zamanla yorulması, yıpranıp yozlaşmalarıyla (Lübnan’da sol hareketler ve Emel; Filistin’de El Fetih ve FKÖ; Afganistan’da geleneksel mücahit örgütlerinin tümü; Irak’ta IİDYK ve Dava) “taze kan” ve “yegane ümit” olarak geniş kitle desteklerine ulaştılar.
Türk Hizbullahı, yabancı bir ülkenin işgaline karşı savaş söz konusu olmadığı için şüphesiz bu örgütlerden farklılaşmaktadır. Fakat onları besleyen, rakiplerinin yorulma, yıpranma ve yozlaşmasının Güneydoğu’da PKK, Türkiye genelindeyse ........ için belli ölçülerde geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Hal böyle olunca Hizbullah’ın önü epey açık demektir. Hele Irak’ın parçalanması ve bunun yıkıcı etkilerinin Türkiye’yi de sarsması durumunda Hizbullah Güneydoğu’da, Lübnan Hizbullahı, Irak’taki Mehdi Ordusu veya Hamas gibi belirleyici güç haline gelebilir.

Amerika ve oyunları.
15 temmuz hainleri ofisteki ders notlarımı kaçırmış. Amerika’nın üzerime oynadığı oyunlar bitmek bilmiyor. Fetö/PKK gibi terör örgütleri beni bir rahat bırakmadı.

Kasım, Kar'ı inceledi.
09 May 11:15 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Başkarekterimiz: Ka, kitabın adı: Kar, kitabın geçtiği şehir: Kars.

Ka, bir şairdir. Almanya'da bir sürgün
olarak yaşamış, İstanbul burjuvazisidir. Kars'a gelmesinin nedeni: Seçim kampanyası ve intihar eden kızlar.
Üniversite yıllarında aşık olduğu bir kız var. Adı: İpek. O da Kars'ta ailesiyle beraber yaşıyor. Kars'a gelmenin birinci nedeni, İpek olamaz mı? Belki de olabilir.
Kars, soğuk bir şehirdir. Soğuk bir şehir olduğu için, unutulmuştur. Bazı hadiselerden sonra Kars'a bir canlılık gelmiştir. O yıllarda "türban" meselesi vardır. Okula alınmayan başörtülü kızlar çareyi intihar etme de buluyor. Kars'ı ele geçiren bir de "Siyasal İslamcılar" var. Siyasal İslamcılar, başörtülü kızları okula almayanları, destek verenleri rahat bırakmıyor. Devletin adamları da "Siyasal İslamcılar"ı rahat bırakmıyor. İmam hatip öğrencileri, ateist kimlikli insanlara karşı çok soğuk davranıyor. O kadar şey olur da Kürt olmaz mı? Bir de o dönemlerde PKK olayları da yaygın. Ateist, laik ve demokrat insanlar, yoksul insanların salt bir Tanrıya inanacağını kabul ediyor.

OP'un romanlarını tek konu üzerinde ele almak, biraz aptalca olur. Romancı, vermek istediği mesajı, direkt vermez; dolaylı bir şekilde ya da araya başka bir konu sıkıştırarak verir. Bu roman, Ka'nın öyküsü mü? Evet. Bu roman, Ka ve İpek'in aşk öyküsü mü? Evet. Bu roman, bir aşk öyküsü mü? Evet. Bu roman, unutulan Kars'ın öyküsü mü? Evet. Bu roman, Türkiye'nin öyküsü mü? Evet. Bu roman, siyasi bir kitap mı? Evet.

Kitabı okurken Kars'ın nasıl soğuk olduğunu, şehirdeki atmosferi, halkın durumunu, şehirde yaşayan insanların hayata bakış açılarını, maddi durumunu da öğreniyoruz. Belki de bu roman sayesinde unutulan Kars, hatırlanır.

Roman, 3. ağızdan anlatılıyor. Anlatan kişi, bu hikayeyi biliyor çünkü o, Ka'nın yakın bir arkadaşı. Herkes yazar olabilir ama herkes romancı olamaz. OP, yalnızca bir romancı; başka da bir şey değil. Herhangi bir saf tutmadan, farklı ideolojileri savunan insanlarının ağzından konuşabiliyor hem de açık vermeden.

Oldukça donanımlı bir kitap. OP, okurlara sıktığı kurşunlarla beyinlerinin içinde yaşayan sığ düşünceleri öldürmesini istiyor.

Ne yazık ki yaşadığımız ülkede kişinin savunduğu ideolojiye saygı duyan yok.
Bir muhafazakar, bir ateiste bakınca içinden, "Ah, zavallı, hiç yere cehennemde yanacak," der. OP bu hususu da parmak basıyor.

Ülkemizde "Siyasal İslamcılar", Atatürk'e de laikliğe de karşıdır. Onlara karşı bir kin, bir nefret besler. Bir de Kürt milliyetçilerine. Laikler de, "Siyasal İslamcılar"a karşı bir kin bir nefret besler. Kürt milliyetçisi, "Siyasal İslamcılar"ı da devlete de karşı bir kin, bir nefret besler.

Sanatın bir siyasi malzemeye dönüştüğünü, gazetecilerin "gizli güçlerinden" aldığı emirle hareket ettiğini de görüyoruz.

Risk alarak şunu da diyorum ki, bu kitap, "Masumiyet Müzesi" kitabının da habercisi. "Evet, Orhan Pamuk kitabın bir sayfasında öyle diyor," diyeceksiniz. O öyle demese de yine aynı şeyi diyecektim. Masumiyet Müzesi'nin ilk cümlesini ve kitaptan oluşan cümleleri baz alırsak dediğim kapıya çıkıyoruz. İnanıyorum ki, OP, bu kitabı yazarken Masumiyet Müzesi'nin ilk cümlesini de yazıyor. Biliyorum, hissediyorum. Belki OP'un kalemine aşinalığından cesaretlenerek öyle bir yorumda bulunuyorum.

Kitabın son sayfalarına doğru gelirken, "Oyun nerede başlıyor, gerçek hayat nerede bitiyor? Tanıdığım, kıymet verdiğim insanı ne kadar tanıyorum?"

OP, bu kitabında karın altına gizlenen hadiseleri, karın üstüne çıkarıyor. Ülkede yaşayan ideolojileri, yaşayan ideolojileri savunan kişileri kitabında işliyor.
Kışkırtıcı bir roman, aman dikkatli olun.

Ka'nın arkadaşı o hadiseyi okuyucuya vermeseydi, belki de kitaba 10 puan verirdim. O hadiseyi dile getirdikten sonra, biraz da olsa şevkimi kırdı. Ama o hadisenin nasıl olduğunu öğrenmek içinde bir an önce o hadisenin yaşadığı sayfaya gelmek istiyordum. Ka'nın arkadaşı, bir yandan şevkimi kırarken bir yandan merak duygumu zirveye taşıdı.
9 versem eksik, 10 versem fazla olacak. 9,5 veriyorum; bu bahside kapatıyorum.

https://youtu.be/z81UbmjYMgk

KİTAP AVCISI, bir alıntı ekledi.
08 May 14:35

Maalesef, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri baltalayan tek unsur, Irak'ın kuzeyinden Türkiye'ye yönelen PKK/KONGRAGEL terör örgütünün tehlikeli varlığıdır.

Küresel Barış Vizyonu, Recep Tayyip Erdoğan (Sayfa 101 - MEDENİYETLER İTTİFAKI)Küresel Barış Vizyonu, Recep Tayyip Erdoğan (Sayfa 101 - MEDENİYETLER İTTİFAKI)
tülin cankurtaran, Ziyan'ı inceledi.
 07 May 00:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Tebrik ederim, Ekber'in askeri olmuşsun!"
Hakan Günday en sevdiğim yerli yazarlardan biridir. "Ziyan" ı da askerliği merak eden bir kadın olarak büyük bir hevesle okudum. Bir ara keşke kadınlar da askere gitse diye düşünürken süratle bu fikrimden vazgeçtim. :)
Kitapta ilk dikkatimi çeken şey el değmemiş konulara yaptığı eleştiriler oldu. Vatan sevgisi ve askerlik vazifesinin yerine getirilmesinin aynı kapıya çıkmadığını anlatmış. Türk ordusunun zorunlu askerlikle verimsiz hale getirildiğinden bahsetmiş. Genel olarak da bu fikri kitaba çok güzel yedirmiş. Bu konuda her ne kadar güzel yazmış olsa da yemin töreninde aslında okumayı hayal ettiği metin kısmı Hakan Günday'ın tarzına uymamış bence. Bahsettiği bu fikirleri de aslında yeteneği ile kitaba çok güzel yedirebilirdi. (Sayfa 105)
Doğudan bahsetmiş yazar. Biraz kısa geçse de bu bölümlerde coğrafyanın zorluğunu ironik bir dille anlatmış. Hatta güvenlik amaçlı PKK'ya yakalanmamak için iki dağın arasında yapılan bir yolculuğu ve verilen molayı şöyle anlatmış:
"Gizli olması gereken, askeri bir konvoy geçişini takip edecek istihbarata sahip seyyar satıcıların varlığı bölgenin zorluğuna olan inancımızı arttırıyordu. Bölge o kadar zordu ki seyyar satıcılardan bile kaçamıyorduk!"
Zorunlu askerlik ve bedelli askerliği kıyasladığı ve 18 bin liraya yaptığı gönderme de çok hoşuma gitti.
Askerlik hizmeti boyunca kırılan gururu ve onurundan uzun bahsetmiş Günday. Komutanlarından yediği azarlar, üst devrelerin yaptığı eziyetler ve insanı deli edecek soğuklukta saatlerce tutulan nöbetler. Bunları hepimiz askerlik hatırası olarak birçok kez dinlemişizdir fakat o güle oynaya anlatılan hikâyeler aslında kaybedilen onurun kurtarılma mücadelesi gibi geliyor artık bana.
PKK'dan b*ktan bir örgüt olarak bahsediyor ve olayı siyasileştirmeden normal yaşamak isteyen bir insanın iyi niyeti ile anlamsız bir örgüt olduğunu düşündüğü bu yapıya mantıklı ve sağlam eleştirilerde bulunuyor.
"Sarıyı, yeşili, kırmızıyı çoktan dağa kaldırmışlardı! En b*ktanı da bunları onlar seçmişti! Bize en ufak söz hakkı kalmamıştı."
Günday'ın babasını kimliğinden kaynaklandığını düşündüğüm sağlam eleştirisel politik görüşü var ve kitapta bu yönünü de ustaca kullanmış. Atatürk zamanından başlayıp aslında günümüzde de fazla değişmemiş olan Türk politikasına eleştiriler bulunmakta. Her ne kadar anlattığı hikayeden Atatük'ü eleştirdiğini düşündürse de aslında Türk milletinin hem hızlı değişebilen yapısını hem de kaskatı kesilip değişime ayak diretmesini, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünden övgüyle bahsederek bu değişimlerin zamanını kollarken aslında büyük acılar çeken Atamıza da farklı bir açıdan yaklaşmamı sağladı. Hepimiz yüzeysel anlatılan Mustafa Kemal'e aşinayken O'nun bize bıraktığı sayılamayacak kadar çok olan değerleri, fikirleri inşa ederken, topluma bu fikirleri yedirmeye çalışırken ne kadar büyük tavizler verdiğini ve bu durumların O'nu ne kadar üzdüğünü derinden hissettim. Türk halkı zor olanı ilk başta başardı: SAVAŞ. Ama asıl zorluk devamında kurulmaya çalışılan özgür Türk Devleti idi. Bu konularda yaptığı tarih kitabı tadındaki anlatımları da çok beğendim. Keşke daha uzun bahsetseydi o dönemden.
Kitapta anlamadığım konular da oldu. Yaşanılan onca şey rüyaydı fakat niye kahramanımız gördü bu rüyayı? Zaman kayması mı vardı yoksa iç içe geçen ruhlar/hayatlar mı? En çok aklıma takılan ise bu kitap günah çıkarma, Ziya Hurşit'i aklama meselesi mi? O kısımlar hızlı ve kısa kesildiği için yorum yapamıyorum. Belki de yazar da bunu amaçladı; konuların tartışılmaya açık, muğlak olarak kalmasını.
Benim gibi kasvetli kitapları seven tüm psikopatlara şiddetle öneriyorum. :) Mutlaka okuyun...

Hüsnü Yılmaz, Kürtler, PKK ve A. Öcalan'ı inceledi.
02 May 19:41 · Kitabı okudu · 9 günde · 9/10 puan

Kitap A. Öcalanin pkk yı olusturma sürecinde örgüte uyguladığı psikolojik baskıyı çok güzel ifade etmis olup, bunlarla ilgili bircok örneklerde bulunmus. Dıs guçlerin örgüt oluşumundaki rolü, desteği ve yardımları; Doğu ve Güney Anadolu üzerinde oynanan oyunları cok güzel anlatmış. Bu konularda merakı olanın muhakkak okumasi gereken bir eser.

Serdar Poirot, Kürt Tarihi'yi inceledi.
02 May 08:34 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Dikkat spoiler içerir.
Yazardan Kürt dili, tarihi, siyasi geçmişi ile ilgili oldukça güzel bir araştırma eseri. Demirci Kawa destanından itibaren Kürtlerin dünyadaki yeri, kurduğu devletler, inançları, Kürtçe ve alt dilleri, bu dilin yapısı ile ilgili detaylı bilgiler verilerek başlıyor kitap. Sonrasında Osmanlının son döneminde kurulan Hamidiye Alayları, Sünni Alevi ayrımından dolayı zarar gören Kürtler ve Kurtuluş savaşındaki rolleri anlatılıyor. Cumhuriyet dönemindeki Kürt isyanları, Şeyh Sait ve Dersim olaylarının zannedildiği gibi olmadığı, en büyük isyanın Ağrı'da çıkması gibi pek çok ezber bozan bilgi de veriliyor. Sonrasında 1969'da Devrimci Doğu Kültür Ocakları'nın kurulması ile siyasi arenada başlayan Kürt sorunu, PKK ve diğer olaylar da detaylı bir şekilde anlatılıyor. Devletin bu konudaki tutumu, hazırladığı raporlar, yaşanan olaylar anlatılıyor. Mahabad Kürt Cumhuriyeti de dahil olmak üzere kurdukları devletler hakkında bilgiler veriliyor. Atatürk döneminde Kürtlerile ilişkilerin nasıl olduğu, Atatürk'ün özerklik sözü verip vermediği, Ermeni tehlikesini Kürtlere karşı nasıl kullandığı, Said Nursi'nin bu sorunun çözümü ile ilgili olarak önerileri ve daha pek çok şey anlatılıyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.