• Osman Pamukoğlu'nun yüksek düzeyde askeri bilgi ve tecrübelerini paylaştığı bu kitabı sıkılmadan bitirebiliyorsunuz. İçerisinde yakın tarihimizdeki gerçekleşen olaylarda durum tespitleri şeklinde karşınıza çıkıyor. Musul ve Kerkük şehirlerinin Atatürk'ün de belirttiği önemi, PKK'nın oluşumu ve geldiği noktalar, siyasilerin bu olaylara bakış açıları, 2003 yılında başlayan Irak Savaşı, Barzani ailesinin Amerika ile ilgili tavırları gibi birçok konuda bilgiler edinebileceğiniz bir eser. Tarihi sevmeyen kişilerin de bazı gerçekleri sıkılmadan görebileceği bir kitap olmuş. İyi okumalar.
  • Milletin ailesi arkadaşlarıyla başka şehirlere buluşmaya gönderiyor. Bizimkisi avm'ye göndermiyor. Neymiş efendim? Bomba patlarmış. He anne Pkk peşimde dolanıyo benim.
  • Sayfalarında yaptıkları paylaşımlar sebebiyle rahatsız olduğum için tarafımdan engellenen ve engellemede dikkatsizlik ederek gözümden kaçan okurlar huuuuu;
    Bu üyeleri tek tek yazamayacağım için sadece bir kaç hususu belirttiğim zaman kimler olduğu anlaşılacaktır.
    Niye mi istemiyorum çevremde bunları?
    Devlet , millet düşmanı okur takibi yapan ,
    Dini bütün maskesi altına gizlenerek (hiç bir toplumda benim için önemsiz ama kendilerince önemli sayılan) bir erkeğe GÜLÜM diye hitap ederek, asıllarından farklı davranış sergileyen ,
    İnsanları inançlarına göre yargılayarak taraftar toplayan, inanç ve ideolojileri ile eğlenen , Pkk lı, dinsiz , yaftaları ile iftira atarak daha çok günahkar olan,
    Hele de en önemlisi Semrâ Sultân okurun paylaştığı ileti ve alıntıları beğenen yorum yapan popülerlik yarışına destek veren okurların hiç birisini sayfamda istemiyorum.
    Lütfen beni takibi bıraksınlar. Zira ben tek tek bakıp takipten ayrılacağım, ayrıca açıklama yapma ihtiyacı duymadan. Akşamınız şen olsun:))
  • Devlet, devlet diye naralar atıp
    Devleti harcadık... daha ne kaldı?
    Millî duyguları ucuza satıp Milleti harcadık... daha ne kaldı?

    Parti merkezleri kıblemiz oldu
    Kirli-paslı giren tertemiz oldu (!)
    Kazanan kesemiz, midemiz oldu
    Ümmeti harcadık... daha ne kaldı?

    PKK 'Kürt'üm’ der, Kürtleri vurur
    Alevi, Sünni’den uzakta durur.
    Dindar karşısında laiki bulur
    Vahdeti harcadık... daha ne kaldı?

    Nereye baktıksa hoş bakamadık
    Bir düştük, bir daha hiç kalkamadık
    Sarıldık dünyaya, bırakamadık
    Ahireti harcadık... daha ne kaldı?

    Dilendik batıda, dağıttık şarkta
    Ar, namus kalmadı ev ile barkta
    Ekranda, sahnede, caddede, parkta
    İffeti harcadık... daha ne kaldı?

    Sözleri zehirli yılan ettik biz
    Her şeyi her şeyi yalan ettik biz
    Sevgiyi, dostluğu talan ettik biz
    Hürmeti harcadık... daha ne kaldı?

    Şartlandık en cani arzular için
    Koymadık tek mani arzular için
    Üç günlük nefsani arzular için
    Cenneti harcadık... daha ne kaldı?

    Vurduk, çaldık, çırptık, binbir iş yaptık Gözümüze, gönlümüze diş yaptık.
    Yöneldik israfa, gösteriş yaptık
    Nimeti harcadık... daha ne kaldı?

    Batıya saldılar bir batıl izden
    Umutlar hayaller kırıldı dizden
    Sılayı aldılar ellerimizden
    Gurbeti harcadık... daha ne kaldı?

    Zevk-safa içinde şah ile vezir
    Biri 'hâkimim’ der, birisi 'Hızır’
    Bekledik bekledik, gelmedi huzur
    Mühleti harcadık... daha ne kaldı?

    Çağ delirdi... Beden hasta, can hasta Haram dolu, riya dolu her tasta
    Akıl iflastadır, amel iflasta
    Rahmeti harcadık... daha ne kaldı?

    Ahbaplık, komşuluk nerde erenler? Duruyorsa haber versin görenler
    Söyleyin söyleyin eski yârenler
    Sohbeti harcadık... daha ne kaldı?

    Sünneti kaybettik, farzı kaybettik
    Sahabiden miras tarzı kaybettik
    Manevi talebi, arzı kaybettik
    Kısmeti harcadık... daha ne kaldı?

    Sevinmesin kimse kış geçti diye
    Ocak, Şubat biter, Mart karı yağar
    Ahlakta düşmeye görsün seviye
    Kralın Önüne soytarı yağar...

    Yıldızlar ne kadar uzaksa bize
    O kadar uzağız biz kendimize
    Eğilmiş, yıkılmış mezar taşları
    Sorun ki gerçeği anlatsın size...
    Abdurrahim Karakoç
    Sayfa 27 - 06.07.2000
  • https://m.habervaktim.com/..._detail.php?id=86743
    Terör örgütü yöneticilerinin başına 12 milyon dolar ödül koyan ABD’nin ne yapmak istediği tartışılıyor. Uzun süre tartışılacak.
    Öcalan’ı paketleyip Türkiye’ye teslim ettiklerinde Başbakan Bülent Ecevit, “Amerika neden bize bu iyiliği yaptı, anlayamadım” diye şaşkınlığını dile getirmişti.
    Bize yapılan bu iyiliğin “iyilik” cehdinden kaynaklanmadığını, ilerleyen vadede tecrübe ettik.
    Rahmetli Mahir Kaynak bir konuşmasında şöyle diyordu: “Ben, iyilik yapana teşekkür etmem. Önce niçin bana bu iyiliği yaptığını sorarım. (….) Bir gün bahçenizde yılanın başının ezildiğini görürseniz teşekkür etmekle yetinmeyin, bunu kim öldürdü diye sorun. Bugün yılanın başını ezen yarın sizin başınızı da ezer. Şu anda biz bilmediğimiz kimselerin desteğine mazharmış gibi bir hava içindeyiz. Oysa başka hedefleri, başka amaçları var ve bu amaçları hiçbirimiz bilmiyoruz...”
    Öcalan’ı veren Amerika, önce dağ kadrosunu, sonra FETÖ liderini ele geçirdi ve bu “aktörler” üzerinden Türkiye’yle oynamaya başladı.
    Çözüm sürecinin başarısızlığa uğramasının nedeni ve birinci dereceden mesulü, bu aktörlerdir. Hatırlayalım:
    PKK, önce tedricen çekileceğini (Türkiye’yi terk edeceğini), sonra da silah bırakacağını açıklamıştı.
    Çözüm süreci fikriyatı böyle oluştu.
    Daha doğrusu, Türkiye Cumhuriyeti devleti, PKK’nın gerçekten de silah bırakacağına ve savaşa son vereceğine inandırıldı.
    Çekilmenin ilk aşaması tamamlanınca “aktörler” sahne aldı.
    Önce Fetullahçı istihbaratçılar girdi devreye... Medya desteği de alarak “Oslo görüşmeleri”ni faş ettiler ve çözüm süreci aleyhinde bir hava oluşturmaya çalıştılar. Başarılı da oldular.
    Sonra “Fetullah kapatması liberaller” el aldı...
    Bu liberaller iki şey söylüyordu:
    Bir: Türkiye Cumhuriyeti devleti, kimseye sormadan, kendi başına bu işe kalkışmamalıydı. Çözüm süreci mutlaka “üçüncü göz”ün (yani Amerika’nın) riyasetinde yürütülmeliydi. (O dönemde, içinde “üçüncü göz” ifadesinin geçtiği onlarca, yüzlerce yazı yazıldı. Cengiz Çandar’ların, Mehmet ve Ahmet Altan biraderlerin, Hasan Cemal’lerin yazdıklarına bakılabilir.)
    İki: “Üçüncü göz”ün riyasetinde yürütülmeyen çözüm süreci Erdoğan’ın elini güçlendirebilirdi. Buna engel olunmalıydı. (Bazı liberaller, o dönemde şu türden yazılar yazıyorlardı: “Erdoğan’la yapacağınız dar çerçeveli barış size bir şey kazandırmaz. DEAŞ’la savaşarak bütün Batı dünyasının hayranlığını kazandınız. Bunu fırsata çevirin, daha büyüğüne talip olun, bağımsız devlet kurun...” Bir başka liberal de yine o dönemde, terör örgütü yöneticilerine şöyle akıl veriyordu: “Silah bırakmak ağırınıza gitmiyor mu? Erdoğan sizi aldatıyor. Sakın silah bırakmayın.”)
    Üçüncü gözün devre dışı bırakılmasından rahatsız olan ve PKK’ya “silah bırakmıyoruz” açıklaması yaptırarak çözüm sürecini akamete uğratanların bir diğer hedefi de “yerli çözüm süreci” diyen Erdoğan’ı etkisiz hale getirmekti.
    7 Haziran ittifakı bu amaçla kuruldu.
    Sonra “koalisyon” fikriyatı devreye sokuldu. (Çünkü AK Parti, tek başına hükümeti kuracak çoğunluğa ulaşamamıştı.)
    Koalisyon fikriyatına balıklama atlayan fırıldak AKP’lilerin hedefinde de, önce Erdoğan’ı Beştepe’ye hapsetmek, sonra da üçüncü gözün riyasetinde yürütülecek çözüm sürecine yeniden işlerlik kazandırmak vardı.
    Bu plan da işlemedi...
    Çünkü siyasi kanadı oluşturan “aktörler” (millet kararıyla ve 15 Temmuz direnişiyle) tasfiye edildi ya da “siyaseten etkisiz” konuma düşürüldü.
    Dağ kadrosundaki aktörleri de, şimdi, Amerika tasfiye ediyor.
    Yeni sürüm PKK için bu şart!
    Hülasa, “iyiliğimize” gibi görünen “ödül” kararının arkasında iyi niyet aramamak lazım...
    Çünkü terör örgütü yöneticilerinin başına milyon dolarlık ödül koyan Amerika, PKK’nın Suriye şubesi olan YPG’yi eğitmeye ve silahlandırmaya devam ediyor
  • Bu PKK, İBDA-C, Hizbullah gibi örgütlerin aynı tarihte, 1984'te Türkiye Cumhuriyeti devletine savaş açmış olmaları, aynı güçlerden buyruk aldıklarını düşündürtmesi bakımından ilginçtir.
  • Örgüt (PKK) tarafından Lübnan'da gerçekleştirilen ikinci konferansta alınan kararlar çerçevesinde; "İmamlar Birliği" oluşturulmuş, her caminin "Propaganda ve İsyan Merkezi" haline getirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu kararlar bazı cami-lerde bölücü ve irtica yanlısı bazı imamlar tarafından hayata geçirilmiştir.