• Bu kitabı daha önce okudum. Yıllar önce
    Kitap kitap değil arkadaşlar
    Belge niteliğinde bir eser
    Tamamen pkk nın iç yüzü ve deşifresi
    Mutlaka okuyun...
  • 16- AKP, terör örgütü PKK ile pazarlık masasına oturmamıştır!
    Uğur Dündar
    Sayfa 107 - Halk Kitabevi
  • Bu kitabı okumaya bir arkadaşımla başlamıştık.Kitabı bitirdiğimde arkadaşım "Kitaptaki kişiler biraz farklı değil mi? Sence de" demişti.

    Haklıydı.

    Hepsi için söyleyemem ama...
    Şimdi şöyle kitap hidayet öykülerinden oluşan akıcı bir kitap,kitap da altını çizilecek kelimeler, sözler mevcut...

    Lâkin kitabın 46. sayfasında Kur'an'ın yanına bir silah koyulmuş yanında ise ilginç bir insan ve Adem Özköse rönesans tablosu gibi Mübarek...

    Yahu silah nerede İslâm nerede...

    Evet doğru peygamber efendimiz savaşmıştır.
    Hakkımızı aramak müslümanın en kutlu görevidir lâkin silahı, savaşı en son tercihte kullanır İslâm!

    İslam huzur dinidir, uzlaşma dinidir, hoşgörü dinidir.

    Kitabın 72. sayfasında ise Harun Yahya'nın kitaplarından etkilendiği yazmaktadır Harun Yahya şu çocuk tacizcisi Adnan Oktar değil mi?

    Kitabın 89.sayfasinda "Amerika'da ikiz kulelerin Müslümanlar tarafından vurulduğu söylendi bu haber beni heyecanlandırdı müslümanlığa sıcak baktım."Baaaaak sen!!!

    Kardeşim İslâm mazlumun sesi olurken,Somali'de koli koli yardım dağıtırken, Allah'ın kitabını okurken ki ahenk mantıklı söylemler dikkatini çekmezken, masum insanlara ve onun akabinde binlerce masum Müslümanı öldürmek için bir neden olan bu olay mı seni müslümanlığa sıcak baktırdı!

    Yazıklar olsun!

    Yine aynı sayfada gerilla ismi telaffuz edilmektedir gerillayı ben PKK eylemlerinde duyarım genelde... PKK,gerilla, İslâm ne alâka kardeşim!

    İslâm ferahlık dinidir,İslâm kuşu öldü diye küçük bir çocuğa taziyeye giden, başka bir dinin lideri gelince altındaki postu veren, açlıktan karnına iki tane taş bağlayan kutlu bir peygamberin dinidir.

    Silah, Kur'an,gerilla, savaş,Harun Yahya ne alâka Adem Bey olmamış beğenmedim, okumayın okutmayın.
  • çok güzeldi. Kitabın yarısına geldiğimde Sefiller'e başladım, iki farklı tür kitabı beraber okumak iyi geliyor, biraz ondan biraz bundan.

    Kitabın içeriğinden söz edecek olursam, 3 KASIM 2002'de AKP'nin iktidara geldiği zamandan başlıyoruz.
    Alt alta paragraf şeklinde yazılmış, kitabın çıktığı 2013 yılına kadar neler olmuş Türkiye de bunları okuyoruz.

    Tutuklamalar, Ergenekon ve Balyoz davaları, getirilen kanunlar, bakanların olaylar karşısında söyledikleri kimi zaman troll kimi zaman acımasız sözleri, çözüm süreci, Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Bülent Arınç'ın Abdullah Öcalan'la ilgili çarpıcı sözleri, İmralı görüşmeleri, PKK ile olan ilişkilerimiz aklınıza gelebilecek her şeyi kronolojik olarak okudum.

    16 yıldır neler olmuş diye merak ediyorsanız, olayların iç yüzünü görmek için mutlaka okuyun..
  • 2016 yılında bir akşam işten çıkmış arkadaşlarımla bir yerde çay kahve içiyordum. Üstümüzde f16 sesleri duymaya başladık. Noluyor ki diye konuşmaya başladığımızda, 'eskiden asker meclise müdahale etmek istediğinde f16lar böyle alçak uçuş yaparmış.' dedim, daha sonrasında ayrıntılarıyla sizinde bildiğiniz elim olaylar henüz yaşanmadan.Peki 15 temmuzu neden yaşadık? Bu sürece bizi iten neydi?
    Öncelikle şunu söylemeliyim ki Fetö öyle birçoklarımızın düşündüğü gibi 2002'de varolan bir örgüt değil. Fethullah gülen, eski başbakan ve cumhurbaşkanlarından Turgut Özal'dan tutunda Bülent Ecevit'e kadar, hepsiyle ilişkilerini ileri düzeyde tutmuş, Türkiye'den giderken de önüne bir dolu imkan sunulmuştur. Yurtdışında türk okulları ve yabancılara türkçe eğitim hareketiyle de sağcısı solcusu büyük bir kitlenin takdirini kazanmayı başarmış idi. Ancak herkes cambaza bak oyununda ki gibi okullara ve türkçe öğretmesinin önemine methiyeler dizerken, Fetö'nün kendine bu okullarda yetiştirdikleri sayıları onbinleri belki yüzbinleri bulan bir ordu oluşturduğunu öngörememişti. Bu öngöremeyiş(akpartinin en büyük hatası) devlet kurumlarının, millet ve vatandan çok hizmet dedikleri hain girişime itaat eden onbinlerle dolmasına sebep oldu. Bu onbinleri aynı zamanda CIA gibi dünyanın süper gücü ülkesinin, en önemli istihbarat servisinden destek alıp, onlarada destek veriyor olduğu zaman, başedilmesi, çözülmesi ve alt edilmesi çok güç bir örgüt haline gelmiş oluyor.
    Zaten ülkede istedikleri atı koşturan hale gelmişlerken, son darbeyi vurup tamamen iktidara sahip olma hevesine giriştikleri anda, zamanlama hatası, Mit'in son anda ki dikkati ve milletin ferasetiyle, ilmek ilmek örüp 40 yıl emek verdikleri sistem, çözülmeye dağılmaya başladı. Kaderin cilvesi o ki herşeye sahip olacakları gün herşeylerini kaybetmeye başladılar. "Kaderin üstünde kader vardır!"
    Hala devam eden mücadeleler, temizlenmesi gereken isimler olsada eskiye nazaran Fetö bugün yok hükmündedir.
    15 temmuzda yaşanan elim olaylar onların sonu 'Yeni Türkiye' nin başlangıcı olmuştur. Bugünlerde yapılan yenilikler sistem değişiklikleri savunma sanayiindeki atılım, Pkk ile yapılan dev mücadele ve verilen derin yaralar, o gün verilen emeklerin meyveleridir. Bardakta ki son damla 15 temmuzdur. Topuyla mücadeleye başlanmış, halkın desteği asker içinde ki vatansever kahramanların dik duruşu sayesinde terör örgütlerine içerde dışarda derin darbeler vurulmuştur. 15 temmuz bir uyanış, hainliklerden ve bağımlılıklardan kurtulmaya başladığımız gün olmuştur.
    Kutlu olsun!!!
  • Erdoğan devrimcidir.
    "Kökten" değişim istedi ve değiştirdi...
    Halkçıdır...
    Milletini çok sever...
    Onsuz asla iş yapmaz...
    Milletine "yaşanabilir" bir dünya için çalışan tek dünya liderdir Erdoğan.
    Emperyalist-kapitalist sisteme, sömürüye, haksızlığa sonuna kadar karşı çıkan ve isyan eden kişidir.
    'Dünya beşten büyüktür' diyen odur!
    Meseleye buradan bakınca Reis'i yok etmek için kurulan uluslararası çeteyi, taşeronları CHP ile FETÖ'yü, PKK'yı ve yaptıklarını daha net görürüz.
    Reis'i halktan koparmak için ne fırıldaklar çevirdiler!
    Gezi, 17-25 Aralık Yargı Darbesi, MİT TIR'larının durdurulması ve 15 Temmuz kanlı darbesi birkaçıdır.
    Öldürmek için çete bile kurdu şerefsizler.
    Suikast girişimlerini anlatmaya gerek yok!
    Hiç durmadılar ki!
    Standard & Poor's, erken seçim kararı üzerine Türkiye'nin 'kredi notu'nu düşürdü.
    Türkiye 7.4 büyümüşken hem de.
    Provokatörler borsaların kapalı olduğu geceleri bile doları yükseltti!
    Malum yazar çizer takımı kuyruklu yalanlarla seçime yön vermeye kalktı.
    Anket firmalarının algı dolu palavraları akıllara ziyandı.
    Soner Yalçın'ın iftira makinesi aralıksız çalıştı.
    ABD ve Avrupa medyası Erdoğan'a kin kustu.
    Yabancı ajanslar seçim günü bile suikast planladı...
    Sonuç:
    CHP kaybetti.
    Reis kazandı.

    ***

    Hepsi kafayı yedi.
    Birbirine girdiler.
    'Abazan Muarrem'e çektikleri cila işe yaramadı.
    CHP ile birlikte yürüyenler kaybetti.
    PKK hariç ama…
    CHP bir şeyi başardı.
    PKK'yı Meclis'e soktu!
    Beyaz Türkler sayesinde PKK'nın partisine oy yağdı.
    İnfazlar böyle başladı.
    Yüz buldular çünkü.
    Tutarsızdır bunlar.
    Mesela Kadir Mısıroğlu'na nefret kusarlar.
    Ama Atatürk'e 'kefere' diyen Mehmet Bekaroğlu'nu mebus yaparlar.
    Hem de ikinci kez.
    Milleti aptal sanıyor salaklar.

    ***

    PKK'nın masum vatandaşları öldürmesinin sorumlusu CHP'dir.
    Boşuna lataris etmesinler.
    PKK, Ağrı'da köy bakkalı Mevlüt Bengi ile temizlik işçisi Fevzi Ertik'i öldürmekle başladı kanlı cinayetlerine...
    Sonra Lice'de bir baba oğulu infaz ettiler.
    Baba Remzi Güler 48 yaşındaydı.
    Oğlu Mahmut Güler de 24 yaşında...
    Oğlu zihinsel engelliydi.
    Bu cinayetlerle CE HA PE'nin eline kan bulaştı.
    Bunun başka izahı yok.
    Birlikte şemmamme de oynarlar artık.
    Kılıçdaroğlu PKK'nın cinayetlerini kınayamıyor!
    HDP'de aynı.
    Arkasında duruyorlar.
    Onlar da PKK'ya yaslandı.
    "Demokrasi" ve "barış" nutku atanlar zihinsel engelli Mahmut'tan ne istedi dersiniz?

    ***

    Skandallarıyla tanıdığımız ODTÜ'de ise rezalet serisi devam ediyor.
    Mezuniyet töreni yine siyasal şova döndü.
    "Zeki öğrenciler!" Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına akıl almaz hakaret içeren pankartlar taşıdı.
    'Zeki' numarasıyla millete "hayvan" dediler.
    Üstelik yönetimin gözü önünde.
    O pankartlar 'Reis'e oy veren 60 milyon insana hakaretti.
    Zekiceymiş!
    Tükürürüm böyle zekiliğe...
    Ne zekisi lan!
    'Abazan Muarrem'e 'İnce' gönderme yap ülkemin cumhurbaşkanına hakaret ha…
    Bu zekiliğe "tükürük" az gelir be!
    Ne demek istediğimi zeki çocuklar anlamıştır!
    Ayşe Arman 'Abazan Muarrem'de şeytan tüyü bulmuştu!
    Halbuki 'Abazan Muarrem' gazeteci Fuat Uğur için attığı twitte ne mal olduğunu açıkca ortaya koydu.
    Böyle bir küfürbaza ve tacizciye ülke teslim edilebilir miydi?
    Çünkü:
    Öfkesinin kontrolü yok!
    Tahammülsüz!
    Bunların tamamının ağzı bozuk.
    Yani azılı faşisttirler.
    FETÖ durmuyor.
    PKK'da…
    Gülen ölmeden, PKK bitmeden durmazlar.
    Pensilvanya'daki toplantıya değişik ülkenin 33 sözde üst düzey örgüt yöneticisi katıldı.
    Gülen bu hainlere Türkiye'ye yatırımları 'engelleyin' talimatı verdi.
    Adam kıtır kıtır kesilmeyi fazlasıyla hak etti.
    Neyse...
    Milletvekillerinin yemin töreninde PKK'cılar İstiklâl Marşı okunurken salondan çıktı.
    Tahammül edemediler milli marşımıza.
    Şu CHP, HDP'yi Meclis'e taşımasının faturasını kesinlikle ağır ödeyecek.
    Yalandan çemkirmeleri fayda etmeyecek!
    Lataris *Çırpınma.
  • Birkaç gün önce yolum bir vesileyle Beyoğlu'na, İstiklal Caddesi'ne düştü. Caddenin ortasında bir kitapçıya girdim. Belki de, "girme gafletinde bulundum" demeliyim. Bulunmaz olaydım. Mekâna adım atar atmaz kitap dolu bir masa sizi karşılıyor.
    Üzerinde yeni çıkan kitaplar var.
    Bilmeyenler için söyleyeyim, TÜİK istatistiklerine göre Türkiye'de her ay ortalama 4500 kitap yayımlanıyor. Bu kitapların yaklaşık dörtte biri ders kitabı.
    Gerisi edebiyat, tarih, sosyoloji, dini ilimler vs.
    Diyeceksiniz ki dükkân sahibi ne yapsın? Hepsini koyacak hali yok ya!
    İçlerinden bazılarını seçecek! Haklısınız, seçecek! İşte o seçme ameliyesi çok önemli. Eğer ki sadece devlet düşmanlığı yapan, terörü ve şiddeti öven, bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı'na hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmiş isimlerin kitapları seçiliyorsa orada bir kasıt var demektir.
    Ben de işte o kasıta işaret ettim. O masanın bir köşesinin fotoğrafını çektim ve şu mesajla birlikte sosyal medya hesabımdan yayınladım. "Yeter artık! Yerli ve milli bir kültür politikasının vakti gelmedi mi? İstiklal Caddesi'nin göbeğinde bir kitapçıdan..." Paylaştığım görselde 5 adet kitap göze çarpıyordu. Bunlardan biri Selahattin Demirtaş'a, biri İdris Balüken'e, biri Eren Erdem'e, bir başkası da Elif Şafak'a aitti.
    O fotoğrafta yer alan diğer kitabın başlığı ise Akademisyenlerden KHK Öyküleri'ydi.
    Eren Erdem'in kitabının başlığı ise tam bir fecaatti: Diktatör Devirme Sanatı. Kitabın kapağına baktığınızda ilk gözünüze çarpan Erdoğan'ın çizimi. Diğer bir kitap, devlete katil diyen bir bildiriye imza attığı için devlet üniversitelerinden atılanları aklama derdinde. Ötekiler de malum işte.
    Bu manzara bir kültür politikasının ürünü. Bu topraklara, bizim değerlerimize, bu millete düşman bir politikanın sonucu. Batıcı bir kültür politikasının yansıması.
    Uzun yıllara sari bir politika bu.
    Muharrem İnce'nin seçim gecesi kaçırıldığına inanan kitleyi yaratan da bu politika.
    Toplumun bir kesimini bu ülkenin değerlerine düşman haline getiren de.
    Bu bahsettiğim manzara bir tercihin sonucu. Burada yerli ve milli kültüre düşman bir yaklaşım var. Bunu eleştirmekten, daha makul, daha meşru ne olabilir?
    Ben de bunu yaptım. Eleştirdim. Bir yandan bu durumu eleştirdim. Öte yandan da özeleştiri yaptım. Bana dönüp de "geçmiş 16 yılda AK Parti bu alanda ne yaptı" diye soranlara da cevabım budur. Boşuna mı yerli ve milli bir kültür politikası üretememiş olmamızdan duyduğum üzüntüyü dile getiriyorum!
    Ben bunları yazınca yer yerinden oynadı. Hem HDP'li hem CHP'li PKK sempatizanları çıktılar sahneye.
    FETÖ'cüler girdi devreye. Önce sosyal medyada, ardından kendi mecralarında yayınlar yaptılar.
    En militan halleriyle ve büyük bir özgüvenle saldırıya geçtiler, ağza alınmayacak hakaretler ettiler. Dahası hedef gösterdiler, susturmaya, geri adım attırmaya çalıştılar.
    Cürümleri kadar yer yakarlar. Bunlara pabuç bırakacak değiliz. Fakat ortaya çıkan enerjiyi görünce ne kadar doğru bir yere vurduğumu daha iyi anladım. Bir de neyi anladım biliyor musunuz? Bunlar sadece "bu düzene dokundurtmayız" mesajı vermiyorlar, aynı zamanda bu milletin kahir ekseriyetini cahil ve kültürsüz görüyorlar.
    Uzun yıllar kitap yayıncılığı sektöründe çalıştım. Kitaplar yazdım, dergiler çıkarttım.
    Kültürel çalışmalar, sosyoloji, iletişim alanında dersler verdim. Bu süreçte gördüm ki kültürel üretim alanında mafyatik bir örgütlenme var. Batıcı ideolojiden, millet düşmanlığından beslenen bir yapı bu.
    Kim ne derse desin, bugün Türkiye'de kültür endüstrisini elinde bulunduran mafyatik bir düzen var. Bu düzen dağıtılmalı.
    Bu düzen kendi kültürüne, milletine, devlete düşman yetiştiriyor.
    Başlangıç noktasını da söyleyeyim mi?
    Bu kirli düzenin aktörlerini kayırmayı bırakalım.
    Aşağılık kompleksinden vazgeçip, özgüvenli olalım. Gerisi gelir. Nasıl ki siyasal alanda bir normalleşme ve demokratikleşme yaşandı. Aynısı kültürel alanda da yaşanmalı...