Hatırladığım kadarıyla, ilkin, neden başka yere değil de ısrarla serçe parmağına bakıyorsun, dedim sözgelimi ve o da bana, yalan dünya dediğimiz şu dünyanın nerede birikeceği belli olmuyor ki Hasanım Ali, dedi.
Üstelik, o sırada sanki ellerinde çocukken kaybettiği, ama ne olduğunu bir türlü hatırlamadığı tahta bir oyuncağın ağırlığını da hissediyormuş.Bu ağırlık, ellerinden aklına sıçrıyormuş daha sonra, aklından bakışlarına, bakışlarından yüzündeki ifadeye, oradan adımlarına, adımlarından da omuzlarına, dirseklerine ve göğsüne sıçrıyormuş.