• Film önerisi isteyenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum..

    1- Yağmur Adam (Otizm)
    2- Benim Adım Sam (Zeka geriliği olan bir baba ve kızı)
    3- Sol ayağım (Fiziksel engeli olan bir adam)
    4- Guguk Kuşu (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    5- Aklım Karıştı (Psikiyatri kliniğinde geçen olaylar)
    6- Akıl Oyunları (Şizofreni)
    7- Wilber Ölmek istiyor (İntihar ve Depresyon)
    8- İçimdeki Deniz (Ötenazi isteyen bir adam)
    9- Kimlik (Çoklu kişilik bozukluğu)
    10- Şanslı
    11- Atlı Karınca
    12- Zenne
    13- Siyah Kuğu (Mükemmliyetçilik psikolojik gerilim)
    14- Gözlerimi de Al (Karı koca ilişkisi)
    15- Karanlıktakiler (Sosyofobi- cinsel taciz)
    16- Otomatik Portakal (Vicdan deneyi- vicdan var mıdır? var edilebilir mi?)
    17- Sineklerin tanrısı (İnsanların medeniyetten uzaklaştıklarında “id” lerinin nasıl devreye giridğini anlatıyor)
    18- Babam Büfe (Fakir bir aile yapısı)
    19- Benny’nin Videosu (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    20- Funny Games (Psikolojik gerilim – Aile ilişkileri)
    21- Hayat güzeldir (Nazi Almanyası, baba oğul ilişkisi)
    22-İnsomnia (Polisiye , gerilim uyuyamayan bir polisin maceraları)
    23- Akıl defteri (Hafıza Kaybı)
    24- Tehlikeli ilişki (Freud- jung)
    25- Dövüş kulübü (Saldırganlık)
    26- Ceket (Psikolojik gerilim)
    27- Truman şov (Kurgu bir yaşamda insan psikolojisi)
    28- Makinist (Uykusuzluk problemi- insomnia)
    29- Gizli pencere (Paranoya)
    30- Nietzsche Ağladığında
    31- Sen ne dilersen (İki kız kardeşin ilişkisi
    32- Dönüş (Aile içi ilişkiler)
    33- Yirmi Üç (Takıntılı kişilik)
    34- Sil Baştan (İki farklı kişiliğin beraberliği- bilinçte yolculuk)
    35- Piyano öğretmeni (Aşırı tutucu bir kişilik ve beraberinde getirdiği cinsel sapkınlığı anlatan bir film)
    36- Takva
    37- Büyük balık (Baba- oğul ilişkisi)
    38-Abim evin tek çocuğu (Aile ilişkileri- özellikle kardeş ilişkisi üzerinde durulmuş)
    39- Beyza’nın kadınları (Çoklu kişilik bozukluğu)
    40- Max ve Mary (Asperger sendromu)
    41- Babam ve Oğlum
    42- Benim Adım Khan / Konusu: Rizwan Khan Otizm türü rahatsızlığı olan sperger sendromu hastasıdır..
    43-Beşir'le Vals
    44- İnception
    45- 3 İdiot
    46- Her Çocuk Özeldir
    47- 28 Gün (Bağımlılık ve Alkol)
    48-Yukarıya Bak (Animasyon)
    49- Sybil
    50- Oğul Odası
    51) Ekim Düşü
    52) Muhteşem Üçlü
    53) Gökten İnen Melek
    54) Son Armağan
    55) Kırmızı Köpek
    56) Tavuklar Firarda
    57) Neşeli Günler
    58) Yumurcak (Yabancı Film)
    59) Altına Hücum
    60) Düşler Ülkesi
    61- Gen
    62- Ölü Ozanlar Derneği
    63- The Game
    64- Black (Kör bir kız çocuğunun hayatı)
    65- Billy Elliot
    66- Forrest Gump
    67- Atlıkarınca
    68- Tavşan Deliği
    69- Herkes Mi Aldatır?
    70- Mozart ve Balina
    71- Good Will Hunting (Can Dostum)
    72- American Psycho
    73- Rüzgar gibi geçti
    74- İn Treatment (Dizi Film, her bölüm bir danışma seansıdır)
    75- Lie To Me (Beden Dilini Anlatmaktadır)
    76- Sherlock Holmes (Psikolojik analizler ve vaka çözümlemeleri)
    77- Umudunu Kaybetme
    78- Zindan Adası
    79- Zoraki Kral
    80- Öğretmenim Mori
    81- Özgürlük Yazarları (Varoş bir okulda bir idealist öğretmenin verdiği mücadele)
    82) The Mentalist (Dizi)
    83- Uçurtmayı Vurmasınlar
    84- Kelebek Etkisi
    85-Çıldırış
    86- Ghajini
    87- Kuzuların Sessizliği
    88- Kır Zincirlerini
    89- Aile Babası
    90- Başkalarının Hayatları
    91) K Pax (Uzaydan geldiğini söyleyen bir adamın ilginç anlatıları)
    92) Shine (Pırıltı) (Sıradışı kabiliyetli bir çocuğun müzikteki başarısı ve ailesini bir arada tutma çabası anlatılmaktadır)
    93) Tabutta Rövaşata (Evsiz barksız bir adamın (hüzünlü) hikâyesini konu edinir)
    94) Anayurt Oteli (Otel müdürünün birbirine benzeyen olaylar içinde, iç dünyasındaki fırtınaları dizginlemeye çalışmasını anlatır)
    95) Kader ve Masumiyet (Hayat kadınına saplantılı bir adam olan Bekir (Haluk Bilginer), hapisten yeni çıkmış amaçsız biri olan Yusuf (Güven Kıraç) ve annesinin hamileyken yediği dayaktan dolayı sağır ve dilsiz doğan Çilem (Melis Tuna) etrafında gelişen sıradan olayları ele alır)
    96) Six Feet Under (Dizi) (Geçimlerini başkalarının ölümlerinden kazanan bir ailenin hikâyesi)
    97) Fil (Elephant) (Okulda şiddeti konu alıyor
    98) Prestij (Önceleri birlikte çalışan iki sihirbazın daha sonra rekabete ve hatta düşmanlığa dönüşen öyküsü anlatılmaktadır
    99) Korkuyorum Anne (İnsan nedir ki? Film bunu merak ediyor)
    100) Mama-Anne-(2013): Anne babalarının öldürülmesinden sonra ormanda kaybolan iki kız kardeşin hikayesi. Kızlar yıllar sonra kurtarılır ancak yeni hayata adapte olabilecekler mi ?
    101) Life Of Pi -Pi'nin Hayatı- (2012): Okyanusun ortasında bir salda mahsur kalan Pi'nin hayatta kalma savaşı. Pi keskin zekası ile bu savaşı kazanacak mı acaba ? Dev kaplan ile birlikte yaşamayı öğrenip adaya varacak mı ?
    102) Lorenzo'nun Yağı(1992): 7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    103) Fil Adam-The Elephant Man (1980): Genetik şekil bozukluğu. John Merrick'in hayatının anlatıldığı filmde John Merrick' in görünüşünden dolayı gördüğü kötü muamele ve biz insanların yapabileceği kötülüğün sınırının olmadığını gözler önüne seren bir baş yapıt.
    104) Yazı- Tura (2004): Doğu Anadolu bölgesinde askerlik yapan iki gencin hayatları boyunca atlatamadıkları travmalarını ele alıyor film.
    105) Cennetin Rengi (1999): Dramatik bir İran filmi. Görme engelli Muhammed'in çevresini sadece dokunarak ve duyarak anlamaya çalıştığı masalsı hikayesi. Baba evlilik planlarını bozacağından korktuğu Muhammed'ten kurtulabilecek mi ?
    106) Cennetin Çocukları (1997): Yoksul bir ailenin çocukları olan Ali ve Zehra'nın aynı ayakkabıyı paylaşmasının öyküsü.
    107) Mozart ve Balina(2005): Otizmin bir türü olan Asperger sendromlu olan iki gencin aşk hikayesi. Donalt ve Isabella toplumun baskısını, asperger sendromunun getirdiklerini yenip ortak bir hayat kurabilecekler mi ?
    108) 21 Gram(2003): Bir kaza sonucu yolları kesişen 3 kişinin yaşadıklarını ele alan filmde ayrıca "şans" denen şeyin geçmiş, şimdi ve gelecek zamanda hayatları nasıl etkilediği ele alınmıştır.
    109) Şifre Merkür(1998): 9 yaşında otistik bir çocuğun Amerikan hükümeti güvenlik birimi tarafından yapılan hiç kimsenin çözemeyeceği bir şifre olan "merkür"ü kırması ve başından geçenler anlatılmaktadır.
    110) Maraton-Marathon(2004): otistik Cho-won' un yılmamak ve yorulmamak prensibi ile devam ettirdiği hayatını ele alıyor film.
    111) Kelebekler Hürdür- Butterflies Are Free(1972): Don, ailesinde, toplumdan uzak hayatını devam ettirmeye çalışan bir genç. Yaşadığı yerde hippi bir kız olan Jill ile tanışır aşık olurlar. Jill Don'a yaşama sevinci aşılayabilecek mi ?
    112) Kelebeğin Rüyası(2013): Veremli iki şairin 2. dünya savaşı döneminde halka şiiri sevdirme çabası ve kendi geleceklerini kurabilme adına gösterdikleri çabayı ele alıyor film.
    113) Ben X(2007): Ben otistik bir gençtir. Çevresiyle uyum sorunları yaşamaktadır. Ben, internet ortamında oynanan bir oyunda gerçek hayatında olduğunun tam tersi bir hayat kuracaktır kendisine.
    114) Koro(2005): Müzik öğretmeni Clement yatılı bir okula müdür olarak atanır. Kendisinden bu yatılı okuldaki çocukları rehabilite etmesi beklenilir ancak çocukların umursamazlıkları ve baskıcı eğitim sistemi başlarda onu hayal kırıklığına uğratır ancak Clement müziğin gücünü kullanacaktır.
    115) Ron Clark'ın Hikâyesi-The Ron Clark Story(2006): Gerçek bir hikayeden alınan filmde öğretmen Ron Clark'ın öğrencilerinin hayatını nasıl etkilediğini izleyiciye sunan biyografi filmi.
    116) İnception-Başlangıç(2010) : Rüya içinde rüya. Bilim kurgu ve aksiyon dolu bir film. Filmin başrol oyuncusu Leonardo Dicaprio için zihnin bilinçaltı derinliklerinde saklı değerli bilgileri çalmak için rüya görme anı kadar daha değerli bir an olamaz.
    117) Erkek Severse (1994): Alkolizmin pençesinde bir aile ve bu ailenin bu büyük soruna rağmen sevgi ve aşk ile birbirlerine destek olma çabaları
    118) Saklambaç(2005): Annesi intihar ettikten sonra Emily depresyona girer psikiyatrist olan babası kızına yardımcı olmaya çalışır ancak kendisi de çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Yeni taşındıkları evde Emily hayali bir arkadaş edinmiştir.
    119) Benden Bu Kadar(1997): Udall "obsesif kompülsif" başarılı bir yazardır.
    120) Kevin Hakkında Konuşmalıyız(2011): Çocuk gelişimi ve anne çocuk ilişkisini ele alan filmde anne Eva kariyerini ve planlarını bir kenara bırakarak çocuğu Kevini dünyaya getirir. Ancak Kevin toplumsal normlardan uzak kurallara aykırı bir hayat yaşar, çete gruplarına katılır. Anne Eva çocuğunun davranışlarından dolayı derin bir sorumluluk duymakta ve nerde hata yaptığını sorgular.
    121) Tehlikeli Oyun-Die welle (2008): 1967 yılında Kaliforniya'da geçen gerçek bir olayı perdeye aktaran filmde insanları robotlaştıran ideolojilerin insanlar ve toplum üzerindeki etkisi ele alınıyor. The Wave grubu ilk başlarda dayanışma, saf bir birliktelik olarak ortaya çıkmışsa da durum kontrolden çıkmaya başlar ve farklı boyutlara ulaşır
    Toplum psikolojisi nasıl harekete geçirilir nasıl bir tehlikeli bir hal alır, bunu anlatıyor. Olay bir lisede geçiyor. Basit bir proje ödevi olarak başlayan hareket, çok tehlikeli bir hale dönüşüyor.
    122) Experiment (Deney): Bir bilim adamı grubunun, hapishane ortamına deney yapmak amacıyla girmesini ve sonrasında işlerin çığırından çıkmasını konu almaktadır.
    123) Billy Elliot(2000): Billy 11 yaşında bir çocuktur ancak yaşına fazlasıyla olgundur. Yeri geldiğinde babası ve abisi ile birlikte grevlere katılmaktadır. Ancak Billy bir gün bale yapmak istediğini söylediğinde ailesi nasıl bir tepki verecektir ?
    124) 12 Kızgın Adam-12 angry man (1957): Grup psikolojisinin, yabancı düşmanlığının kararları vermede ne kadar etkili olduğunu ortaya koyan bir film. Filmde babasını öldürmekle suçlanan latin amerikalı genci suçlu bulan 11 jüri üyesi ve genci suçsuz bulan 1 jüri üyesinin arasında geçen muhteşem diyologlar.
    125) İçinde Yaşadığım Deri(2011): Tarantula adlı romandan çevrilen filmde Ünlü bir plastik cerrahın kaza sonucu yanan eşine deri yaratmak için 12 yıl boyunca uğraşması, eşinin intiharı ve bu intihar sonucu psikolojik travma yaşayan küçük kızını konu alır ancak olanlar sadece bunlarla sınırlı kalmayacaktır. Plastik cerrahın kızı tecavüze uğrar ve baba intikam için tecavüzcü üzerinde deri deneyleri yapar.
    126) Amedeus (1984):8 dalda Oscar ve birçok ödül kazanan filmde ünlü besteciler Amadeus Mozart ile Antonio Salieri' nin başından geçenlere tanık olacaksınız.
    127) Beethoven'i Anlamak -Copying Beethoven (2006): Beethoven' ı daha iyi, daha yakından tanımak isteyenler için güzel bir film. Sağırlığı giderek artmakta olan Beethoven son bestesini bitirmeyi hedeflediği sürede bitirip başarısına başarı katabilecek mi ?
    128) Küçük Gün Işığım(2007): Hoover ailesinin küçük bireyi yarışmaya katılmak için ailesini ikna eder ve calofirniya' ya doğru eğlenceli bir yolculuk başlar.
    129) Bir Zamanlar Anadolu'da(2010): Bir Nuri Bilge CEYLAN filmi. Filmde cinayet soruşturmasında doktor ve savcının 12 saatlik gerilimli hikayesi.
    130) Baran -Yağmur(2001): Majid Majidi yapımı bir iran filmi. Büyük bir kinin derin bir aşka dönüşmesinin hikayesi.
    131) Kulübe-Enter Nowhere(2011): Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    132) Kız kardeşimin Hikâyesi(2009): Kate adından çocukları olan çift kısa bir süre sonra çocuklarının lösemi olduğunu ve ilik nakli yapılmazsa bir kaç yıldan fazla yaşayamayacağı bilgisi ile hayatları altüst olur. Çift bir çare olarak Anna adında bir bebek daha yaparlar ve 11 yaşında kate'e böbrek nakli yapılması gerekmektedir. Ancak anna kendisinin bu amaçla kullanılmasına karşı ailesine dava açar.
    133) Dorothy Mills(2008): Ailesini trafik kazasında kaybeden bir psikiyatrist ve daha sonrasında yolları kesişen aynı kazadan kurtulan bir kız çocuğu ile yaşadığı garip olaylar.
    134) Uyanış -Awakenings- (1990) (Dr. Sayer, uzun süre bilincini kaybetmiş hareketsiz bir nevi koma durumunda olan hastalarını iyileştirmek amacıyla çabalamaktadır. L-Dopa adlı ilacı deneyecektir ancak pahalı olduğu için sadece bir kişi üzerinde deneyecektir. Ancak ilacın yan etkileri de kaçınılmazdır.
    135) Behzat Ç. -Seni Kalbime Gömdüm-
    136) Aynı Yıldızın Altında (2014) – 3 yıldır troid kanseri ile boğulan 16 yaşındaki bir genç kız ve kanserli hastalar için oluşturulan terapi grubunda yaşadıkları.
    137) Lorenzo’nun Yağı(1992) –7 yaşına kadar diğer çocuklar gibi normal bir hayat yaşayan Lorenzo amansız bir hastalığın pençesinde bulur kendisi. Gerçek bir hikayeden alınan filmde lorenzonun ailesinin mücadele azmini göreceksiniz. Ailesi Lorenzoyu bu amansız hastalıktan kurtaracak ilacı bulabilecek mi ?
    138) Sevgili Öğretmenim (1967) – Asıl mesleği mühendislik olan Thackeray iş bulamadığından öğretmenlik yapar. Ancak idealist öğretmenimizi okulun haylaz öğrencileri rahat bırakmayacaktır. Thackeray pes edecek midir ?
    139) Tedavi – The Great Hypnotist(2014) – Xu, alanında uzman bir o kadar da ukala çinli, bir psikiyatristir. Hayalet gördüğünü iddia eden hastasına inanmamakta ve hastasını hipnoz terapisine alacaktır.
    140) Musaranas (2014) – 1950 İspanyasında geçen psikolojik gerilim filminde Montse agorafobisi (açık alan korkusu) bir bireydir. Hayatı bir apartman dairesinde geçmektedir. Montse hayatının kalanını bu apartman dairesinde mi geçirecek yoksa başına çok daha farklı olaylar mı gelecek ?
    141) Edit ve Ben (2009)– Psikoloji bölümü okuyan genç zekasını arttırmak amacıyla kendisine çip taktırır ancak içinde yapay bir benlik olması nedeniyle birçok tuhaf olay yaşayacaktır. Bir yandan da otistik olan matematik dehasının gizli araştırmanın formülünü çözmesi Edit ile yakınlaşmasını sağlar.
    142) İnfaz-Calvary (2014)– Psikolojik ögelerin yer aldığı bir kara komedi filmi. Günah çıkartmak için Rahibi ziyaret eden bir adam rahibe onu öldüreceğini söyler ancak rahip adamın yüzünü görememiştir. Rahip bir yandan ölüm hazırlıkları yaparken bir yandan da bu adamın kim olduğunu bulmaya çalışır.
    143) Koku -
    144) Yalanın İcadı –
    145) 12 yıllık esaret
    146) Şeytan Üçgeni -Triangle (2009) – Arabasıyla giderken çaptığı bir martı nedeniyle trafik kazası geçiren Jess, bu kazanın hayatının değiştireceğini sonradan öğrenecektir.
    147) İhtiyarlara Yer Yok (2007)- Birçok ödül alan filmde uyuşturucu çetelerinin kanlı bir pazarlığına denk gelen Moss'un hikayesine yer verilmektedir. Moss parayı alıp gidecektir ancak akşam yaralı birisine yardım amacıyla tekrar dönecektir. Ancak başına neler geleceğinin farkında değildir
    148) Yüksek Tansiyon (2003)– Psikopat bir katilin evdekileri teker teker öldürmesini ele alan gerilim dolu bir film.
    149) İhtiyar Delikanlı -Old Boy (2003)– Muhteşem bir psikolojik film. 15 yıl boyunca tek başına bir odada esir tutulan bir adam ve yaşadıklarının hikayesi. Aklını yitirmemesi için Oh Dae-Su' ya şizofreni ilaçları verilmektedir. Oh Dae-Su bu esaretten kaçıp kurtulabilecek mi ?
    150) Yalın Ayak -Barefoot(2014) – Annesini kaybetmiş, psikiyatrik bir hasta olan Daisy, zengin bir ailenin çocuğu olan Joy ile tanışır. Romantik komedi tadında saflık ve masumiyet dolu bir film.
    151) Kayıp Otoban -Lost Highway (1997) – Fred, eşinin geçmişinden habersiz onunla evlenir ancak işler yolunda gitmeyecektir. Fred' in kişilik bölünmesi yaşaması, cinayet, bir korku hikayesi ..
    152) Enter Nowhere -Kulübe (2011) – Gizem dolu izlenilesi bir film. Film ormanda kaybolan 3 gencin bir kulübede buluşması ve bir türlü kurtulamamalarını ele alıyor. Bu gençler farklı zamandan ve mekandan mı gelmişler ?
    153) Onur Savaşı (2012)– Küçük bir kız tarafından cinsel istismar ile suçlanan ve sonrasında da toplumsal histeriye maruz kalan bir adamın dramatik hikayesi. Film birçok ödül almıştır.
    154) Etki Altında Bir Kadın (1974) – Bir ev kadınının eşi ve çocuklarıyla kendini var etme çabası. Mabel'in manik davranışları, çok fazla gülmesi gibi bir çok psikolojik rahatsızlığı ile eşi baş edebilecek mi ? Toplumsal eleştiri ögelerini de barındıran film ağır gelebilir ancak izlenilmesi tavsiye edilir.
    155) Trainspotting (1996)-(Psikolojik, Macera, Uyuşturucu kullanımı)
    156) Öldüren Sis -The Mist (2007) – Tutucu insanların bulunduğu bir kasaba ve bu kasabada bulunan hür düşünceli gençler..
    157) İntihar Odası (2011) – ( Farklı bir birey olan Dominik depresyonun eşiğine gelmiştir. Ailesinden ilgi görmeyen ve sürekli dışlanan Dominin kendini internet oyununa verir. İşte bundan sonra olanlar olur.
    158) Davetsiz -The Uninvited (2009) – Annesinin ölmesi üzerine travma yaşayan ve bir süre psikiyatri kliniğinde yatan genç bir kızın hikayesi. Babasının bir hemşire ile evlenmesi genç kızın depresyon yaşamasına neden olacaktır.
    159) Bir Rüya İçin Ağıt (2000)– Uyuşturucu bağımlılığı olan bir genç ve televizyon bağımlılığı olan annesi arasında giderek yükselen bir uçurum ve iletişimsizlik.
    160) Şampiyon -The Wrestler (2008) – Ünlü bir güreşçinin kalp krizi sonrası şov dünyasına veda etmesi ve tezgahtar olarak işe başlaması. Ailevi bağları bozulmuş bir adamın hikayesi.
    161) Bipolar (2014) - Harry çekingen bir adam ve aynı zamanda bipolar bozukluğu olan bir hastadır. Yeni bir tedaviyi denemek üzere bir kliniğe yatar ve tüm günü kamera ile izlenilecektir. Harry düzelme gösterebilecek mi ?
    162) Kukla - The Beaver (2011) – Sıkıntılarla dolu günler sonrası hayatını ve ailesini yeniden keşfe çıkan bri adamın hem esprili hem de duygu yüklü hikayesi.
    163) Phobe Harikalar Diyarında (2008) – Geniş bir hayal gücüne sahip olan bir çocuk ve kendini Alice Harikalar Dünyasında piyesi için olan rolüne fazlasıyla kaptırması nedeniyle kendini birden bu dünyanın içinde buluverir.
    164) Sineklerin Tanrısı (1963) - Bütün yetişkin insanların öldüğü bir uçak kazasında hayatta kalan küçük bir grup küçük çocuk ve hayatta kalma savaşları.
    165) Aklım Karıştı (1999) Bir gencin 18 ay boyunca akıl hastanesinde kalışı ve yaşadıkları
    166) Ara (2008) - Tek bir apartman dairesinde geçen filmde 4 kişinin birbirini seven ve aldatan, kıran ama bırakmayan hikayelerini ele alınmaktadır.
    167) Aç Gözünü (1997) – Psikolojik gerilim filmi. Çok güvendiği güzel yüzünü kaybedince Cesar'ın hayatı çok farklı bir yöne doğru gidecektir.
    168) Beyaz Köpek (1982) (Klasik Koşullanma) Eski sahipleri tarafından sadece siyahları saldırması ve öldürmesi yönünde eğitilmiş bir köpek. Yeni sahibi bu köpeğin koşullamasını söndürebilecek mi ?
    169) Büyük Yalnızlık –
    170) Cennet –
    171) Gölgesizler –
    172) Güneş Yanığı –
    173) Küçük Kıyamet
    174) Solaris –
    175) Gerçeğe Çağrı –
    176) Küp –
    177) Ölüm Kitabı (Misery)
    178)Esaretin bedeli
    179)godfather 1-2
    180)kaplumbağlarda uçar
    181)bajrangi bhaijaan
    182)rab ne de bana di jodi
    183) Ekşi Elmalar
    184)Azap yolu
    185) Öteki
    186) Kadın kokusu
    187) La la land
    188)Benim komşum bir melek
    189)Bay hiçkimse
    190) Yaralı yüz
    191) Paramparça köpekler ve aşklar
    192) Ateş böceklerinin mezarı
    193) Cesur yürek
    194) Gladyatör
    195) Özgürlük yolu
    196) The İntouchables ( Can dostum )
    197) Aynı Yıldızın Altında
    198) Leon ( Sevginin gücü )
    199) Lucy
    200) Karanlıkta dans
    201) Remember ( Hatırla)
    202) Zorba
    203) Peekay
    204) Ekmek ve çiçek
    205) Sarhoş atlar zamanı
    206) Kirazın tadı
    207) Kış uykusu
    208) Üç maymun
    209) Şimdi yada asla
    210) Piyanist
    211) Yeşil yol
    212) Prestij
    213) Çingeneler zamanı
    214) August Rush
    215) Amelie
    216) Otomatik Portakal
    217) Ucuz Roman
    218) Rezervuar köpekleri
    219) Zincirsiz
    220) Kanlı elmas
    221) Adalet
    222) Schindler'in listesi
    223) Er Ryan'ı kurtarmak
    224) V for vandetta
    225) Köprüdeki kız
    226) The revenant ( Diriliş)
    227) Gone girl ( Kayıp kız )
    228) Titanic
    229) Nostalghia
    230) Libertarias
    231) Özgürlüğe giden uzun yol

    Film listesi Facebook/Yeraltı Edebiyatı Sayfası Admin’inin kişisel tercihleri ve sayfa üyelerinin desteği ile oluşturulmuş, yaklaşık bir yıldır faydalanmakta olduğum listedir. Ben sadece aracıyım, sitede böyle bir ihtiyaç gördüğüm için paylaştım. Teşekkürler oluşturulmasında emeği geçenleridir.
  • '' Her meslekte duvara bir simge asmaları ne kadar ilginç , değil mi? Mesela , bir rahibi görmeye gitmiş olsaydım , duvarında haç ve İsa olacaktı. Bu bir haham olsaydı , duvarında bir yerlerde mutlaka Davut'un Yıldız ya da bir menora olurdu. Değersiz politikacıların hepsi duvara ya Lincoln ya da Washington'ın portresini asar. Bunu yasaklayan bir kanun olmalı gerçekten. Doktorlar muayenehanelerinde mutlaka kalp , diz ya da başka bir organın plastik modellerinden olsun isterler. Bildiğim kadarıyla Silikon Vadisi'ndeki her bilgisayar programcısı çalıştığı bölmenin yan tarafına Bill Gates'in resmini koyup her gün ona tapıyor. Senin gibi bir psikanalistin ise , Ricky , Aziz Sigmund 'un portresine ihtiyacı var. Böylelikle bu odaya giren herkes kuralları kimin koyduğunu bilir. Sanırım böylelikle doğruluğu sorgulamaya açık kurallarımız biraz olsun haklı görünür. ''
  • Her Yer TAKSİM, Her Yer DİRENİŞ! Sloganı ile önce Türkiye’nin dört bir köşesine, Daha sonra Dünyanın her bir köşesine ulaştı..! ve bu haklı Direniş dünyada yankı uyandırdı.. #occupygezi etiketi, uzun süre Twitter gündemine ortak oldu. Ve Türkiye de uzun süredir yaşanmamış bir birleşme yaşandı!

    Gezi Parkı Direnişinin 5.Yılı Kutlu Olsun…! AVM yapacaklardı, Parkı Yenilediler.. Şimdi Bu öyküye Kulak verin…! Gezi Parkı’nı yad ediyoruz.. O günlere dönüyor, Direnişin nasıl başladığına, neler olduğuna ve nasıl bittiğine hep birlikte göz atıyoruz.. Haydi başlayalım!

    Kısaca Nasıl başladı?
    27 Mayıs’ta başladı aslında her şey. Taksim Yayalaştırma Projesi kapmasında birkaç ağaç yerinden söküldü ve taşındı. Sonra Taksim Dayanışma grubu eyleme başladı ve çadır kurup, gezi parkında sabahladı.
    28 Mayıs’ta bir milletvekili gezi parkına geldi ve dozerlerin önüne geçti. Yıkım durdu. Polis Müdahalesi geldi.. Kırmızılı Kadın Fotoğrafı bu tarihte anlam buldu… Direnişin İlk Simgesiydi https://ibb.co/eC2Z3J
    29 Mayıs Polis yine eylemcilere müdahale etti. Çadırlar yakıldı. Tepki artıyordu…
    30 Mayıs günü sabaha doğru sert bir müdahale geldi. O zamanlar eyleme destek sayısı çok değil. Bugünden sonra tepki daha da artacaktı…
    31 Mayıs İşte şimdi her şey değişmeye başladı. Direniş Vücut buldu ve büyük illerde yayılmaya başladı. Her akşam direniş için halk sokağa çıkmaya başladı.
    1 Haziran ‘da iş değişti… Kadıköy’den Taksim’e yürüyüş başladı. Boğaz köprüsü yürüyerek geçildi. İstiklal Caddesi’ne gelmeden, Beşiktaş’ta müdahale başladı… Yalnız Direniş tüm gücüyle bütünleşti ve birleşti. İşte şimdi Gerçekten Direnme Zamanıydı..!
    Biberine Gazına, Copuna Sopasına.. Eyvallah!!!!

    Kısa bir hatırlatma sonunda genel görüşlerimi paylaşacağım. Öncelikle kitap içeriğinde bu bilgiler ve daha fazlası bulunuyor. Gazetecilerin çekmiş olduğu, tabi ki yalaka basında çıkmayan görüntüler ve duvar yazılarına ulaşabiliyorsunuz. Tekrar tekrar bakıp, o günler de yaşananları hafızama taşıyorum. İyi niyetli başlayan gösterilerin sonunda maalesef ölümler yaşandı… Hepsine değineceğim…

    Öncelikle şunu belirteyim ki, Anayasal haklarımız gereği, izin almadan toplanıp tabi ki görüşlerimizi bildirmek için toplanabiliriz. Bu bizim anayasal haklarımızdan sadece biri. Biz saksı mıyız efendim, her dediğinize evet diyelim..! Demedik işte, Diktirtmedik Oraya AVM falan…

    Eylemler esnasında kendilerini dev aynasında görenler, aslında sandıkları gibi olmadıklarını anladılar... Toplanan halka takmadıkları ad, söylemedikleri laf kalmadı… Şiddet göstermelerine rağmen, güvenlik güçlerinden kat be kat fazla olan gruplar kesinlikle Devleti’nin polisine zarar verecek bir eylemde bulunmadı.. Bizler oradaydık.. Canlı şahitleriyiz.. Yalan yazan basın bugünde yazıyor… Gezi Eylemlerini yayınlaması gereken büyük medya organları, TV'de PENGUEN belgeseli yayınlıyordu. Genç nüfusun mizah yaklaşımı, yüksek oranda her yerde vücut buldu. Hem sosyal medya hem de sokaklar, pankartlar bu orantısız zeka ile cevap veriyordu…! Şiddete Karşılık = Orantısız Zeka tabi ki galip geldi.. Akıllı Telefonlar ve Twitter kullanım rekorları kırdı. İnternet yavaşlatıldı, kesildi. Evlerinde ki WİFİ ağlarının şifresini yayınlayanlar oldu. Gerçekler bu fotoğraf ve videolar ile ortaya çıktı.

    Polisler ve Ruh Halleri üzerine;
    Eylemler esnasında, polislerle birlikte muhabbet ettik, onlarla konuştuk, birlikte yemek yedik. Sarıldık onlara. Gözlerinden yaşlar aktı çoğunun, çünkü kendi halkına el kaldırmak istemiyorlardı. Emir kulu idiler ama yine de bazıları, bunu kendi içlerinde hesaplaşmaya çevirdi. Yanlış olan buydu. Bir çok polis memuru, o dönemde görev bıraktı. El kaldıramam dedi, Türk Bayrağı elinde olan Vatandaşıma vuramam ben dedi..! Size o günleri şöyle anlatayım.. Şehir dışından bir çok polis gücü getirildi.. Bu polisler evlerinden uzaklaştı.. Eylem süresi boyunca izin yapmadılar.. Otellerde değil, otobüslerde ve sokakta uyudular.. Restorandan değil, onlara verilen plastik tabaklardaki menüleri yediler. Banyo yapamadılar.. Eşlerinden, çocuklarından, sevdiklerinden ayrıydılar. Uykusuzdular, sinirliydiler.. Çünkü bilerek bu halde olmaları sağlandı. Çünkü bakın, bunun sebebi işte onlar dendi.. Bu durumda sağduyuyu kaybettiler ve istenmeyen birçok olaya neden oldular. https://ibb.co/cRckcd

    Eylemler hem yurt içi hem yurt dışında büyük destek gördü. Yaşlısı, genci, çocuğu dışarıdaydı… Tek amaçları GEZİPARKI eylemcilerine destek olmaktı. Bir ağaca bile muhtaç ülkemizde, birileri her yeri betonarmeye çevirmeye çalışıyordu. Ne vardı da bu kadar büyüdü_? Ne vardı da milletini dinleyemez hale geldi iktidar sahipleri? Ne olmuştu da bu kadar uzlaşmadan uzak bir tavır sergilediler?

    Her gün, gün içerisinde birkaç kez devletimizin başındakiler basın toplantısı yaptılar.. Gittikleri yerlerde daha sert üslup kullandılar. EMRİ ben verdim dediler..! Valiler SERT müdahaleye YEŞİL ışık yaktılar…! Çevik Kuvvet ekipleri ORANTISIZ GÜÇ kullandılar. Günü geçmiş, kanserojen madde işçeren gazları kullanımın dışında, insanların yüzlerine sıktılar. Plastik mermiler ile ÖLÜM nedeni olabilecek yerlere nişan aldılar ve bir çok sivil yaralandı. Ellerindeki coplarla tüm güçleri ile vurdular. Karşısındakinin tek kalkanı eliydi.. KIRDILAR! Yetmedi Kafasını KIRDILAR… Bir polis memuru, eline aldığı silahı ile etrafa gelişi güzel ateş açtı.. ve bir kişi hayatı kaybetti.. ÇAPULCU dediler, Dış güçler dediler.. Yalnız sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydık… Ve anayasal hakkımızı kullandık. Karşılığında ise ÖLDÜK, YARALANDIK, SAKAT KALDIK…! Ama yılmadık, DİRENDİK!

    O günlere dönüp, Gezi Parkı Eylemleri esnasında, ORANTISIZ ZEKA kullanılarak yazılmış yazılara bakalım..

    Polise İltifat: https://ibb.co/heLqSd
    Devrim Televizyonlardan Yayınlanmayacak... https://ibb.co/m3d27d
    Sıkma Demiyorum Hobi Olarak Yine Sık …. https://ibb.co/gGNZLy
    Buralara Yaz Günü GAZ Yağıyordu…. https://ibb.co/kQOr0y
    Polis Kardeş Gerçekten Gözlerimizi Yaşartıyorsunuz… https://ibb.co/bSyDDJ
    Devlet büyüklerimizin açıklamalarına istinaden… https://ibb.co/mncODJ
    Sıkıntı Büyük… https://ibb.co/cDaFSd
    Hiç susmuyordu mesela.. Güzel cevap.. https://ibb.co/mQXend
    Çare Drogba… https://ibb.co/num5Sd
    Slogan Bulamadım… https://ibb.co/dMuvtJ
    Alkol Yasağı da Nasibini Aldı… https://ibb.co/c3upLy
    Bu Halk Bir Harika Dostum… https://ibb.co/niXFtJ
    Korkma La, Biziz Halk… https://ibb.co/iMEH7d
    Rabbime Sordum, DİRENGEZİ dedi… https://ibb.co/dRsWYJ
    Bunların daha fazlası kitapta mevcut.. Kendi çektiğim bir çok fotoğraf da var ama burada hepsini paylaşamayacağım..

    Gezi Parkı eylemleri sırasında, Çantamda bir kitap vardı.. O da Lord Kinross’un ATATÜRK kitabıydı. Benimle birlikte oda direnişe gelmişti. Gezi Parkında Kütüphane vardı.. Okumayan ÇAPULCU kalmayacaktı… https://ibb.co/nfWN7d Çocuklar mutluydu…. https://ibb.co/fHWGYJ Müdahale olmasaydı hiçbir şey olmayacaktı.. Devlet, yanlışından dönüp kabul edecekti ve ne maddi ne manevi hiçbir zarar gerçekleşmeyecekti. Halk kendi vatan Toprağında savunmaya geçti. Tek savunması, şiddete karşılık akıldı.

    Havuz medyasına servis edilen her haber çürütüldü,
    Bacımın üzerine işediler dediler, yalan çıktı…
    Camide içki içtiler dediler yalan çıktı. Bu durumu yalanlayan müezzini sürdüler…
    Numarasız kasklarla halka öfke kustular, vurdular, kırdılar ve bunu savundular..
    PALALI yobazları, eylemcilerin üzerine saldılar.. Devlet kontrolü kaybetti..
    Taksim esnafı ağladı… Onlara sığınanları ihbar etti.. İş yapamıyoruz dediler. Günümüzde ise hepsi kepenk kapatıyor. Oh olsun…!
    DOLAR kuru 0,20 Kuruş arttı, ÜLKE ELDEN GİDİYEEAHH dediler… Çığırtkanlık yaptılar..
    DOLAR ŞUAN 4,60 ama ses çıkartmıyorlar……

    Barışçıl bir eylem, Devlet tarafında iyi yönetilmedi. Ötekileştirilen insanlar hedef gösterildi. Adlar takıldı, Parmak ile işaret edildiler.. Bir çok sanatçı eyleme destek verdiği için tutuklandı yada işlerinden oldu, bir çoğu yurt dışına gitmek zorunda kaldı ve 2018 yılındayız dönemeyenler var. BASIN’ın ne kadar yalaka olduğu net bir şekilde ortaya çıktı, HALK TV yaptığı yayınlar ile yeni bir yayıncılık ortaya çıkardı! Halkın Televizyonu olduğu gösterdi.. Eylemlerin sonuna doğru, insanların dağıtılmasından sonra ana akım medya ancak haber yapmaya başladı. Yalan haber yapma silsilesi başladı. Hepsi yalandı ve çürütüldü.
    Her eylemin maddi sonucu olacaktı ama SARAYLARA milyarlarca harcayan devletimizin, karşılayamayacağı bir hasar değildi. BİZ zaten o hasarları vergimizle ödemiştik. Biraz kullandık o kadar..
    Eylemler durmaya yakın.. DURAN adam ortaya çıktı.. Meydanda öylece duruyordu. Tepkisizdi.. Bomba falan taşıyor sandılar.. Sadece duruyordu.. Bu bir çeşit eyleme döndü.. ve DURAN adam eylemi ile insanlar yolda durmaya başladı, Meydanlar duran insanlarla doldu taştı.. Buna da katlanamadılar.. Duran insanlara gaz sıktılar, copladılar.. Ve dağıttılar. Her bir eylemsizliğe, şiddetle karşılık verdiler.

    Ülke birlik oldu… Taraftarlar birlik oldu.. Farklı kültürler birlik oldu.. Farklı görüşler birlik oldu.. Sadece kendini dev aynasında görenler kendilerini kaybetti.. Ama; başarılı olamadılar..

    Bu eylem DİKTA’ya karşı verilmiş en net cevaptır….! Ne yapmak istedilerse yapamadılar.. AVM yerine, şuan çok güzel bir park var Taksimde.. Gidin oturun, çocuğunuzu gezdirin.. Nefes alın… Ama bunları yaparken milyonlarca kişinin DİRENİŞİ sayesinde olduğunu unutmayın… Bu direniş esnasında kaybettiklerimizi sakın unutmayın.. İnsanları sakın yargılamayın, onlar sadece insandı.. Masum canlar ne yazık ki katledildi ve siyasete alet edilip, ölü bedenlerinden Ocu, Bucu, Şucu denilerek ötekileştirmeye devam ettiler. Ama halk bir defa birleşmişti yemediler…

    Eylemler sırasında 15 Kişi hayatını kaybetti. Bir insanı yeniden yaratabilir misiniz? Öyle bir gücünüz var mı? Haşa diyor bir çoklarınız şuan.. Evet biliyorum öyle bir gücümüz yok.. Peki basit miydi bu kadar insanın ölmesi ve üzerlerinden karalama yapılması… Orada ben, sen o.. Hiç fark etmez.. Gazete almaya giderken bile basit bir plastik mermi, göze doğru nişan alınmış gaz fişeği yaşamınıza sebep olabilirdi. Havada ki gaz bile sizi kalp krizinden öldürebilirdi. Bu masum insanlar boş yere ölmediler ama arkalarında gözü yaşlı aileler bıraktılar…

    İncelemeyi toparlarken, BİZ kitabına yazmış olduğum incelemeyi de sizlere öneriyorum.. #29990590 Çünkü Dikta’nın boyunduruğu altında yaşamayı kabul edersen; sadece kalbi atan bir kukla olursun. Yanlışa yanlış diyemiyorsan; sadece nefes alan bir beden olursun. Sana söyleneni sorgulamadan kabul ediyorsan, aklı olan ama kullanamayan bir robota dönüşürsün...

    Diyeceğim o ki; BOYUN EĞME!!!

    Kitap içeriğinde ki görsellerde emeği geçen tüm foto muhabirlere teşekkürlerimi iletiyorum.. Alın, arşivinize katın.. Tükiye’nin geçmişinde büyük bir etkisi bulunan bu barışçıl eylemi asla unutmayın…!

    Türkiye Gezi ile Direndi…. Doğa Kazandı….!
  • ÖLÜME MEKTUP YAZAN "ADAM"... ("KuP KuP BoY" is paying his TRIBUTE... )

    Ekrana bakıyorum şimdi ..Ne yazsam , nasıl bir giriş yapsam diye ..O' nun ölüm haberini aldığım gün , tvlerde vakıf bahcesinin içindeki dozerler falan geliyor gözümün önüne .. Dozerlerin eksozlarından çıkan kara ,kapkara dumanlar .. Nasıl rahatsız oluyorum o an o dumanlardan anlatamam ..Cd lerimi , plaklarımı bardak altlığı yapsalar o dakika gözümde yok hiçbiri.. "Çocuklar koştursun üzerimde" mısraları geliyor aklıma .. Hiç görmediğiniz , hiç tanımadığınız , bir kez dahi konuşma fırsatınız olmamış bir adam bu.. Öyle yakın ki size , bir imza gününe gitseniz , kimin adına imzalayayım kitabı dese darılırsınız beni nasıl tanımadın diye .. Sanki senelerdir tanıyorum ben kendisini .. Pekçok arkadaşımın ölüm haberini aldım , akrabalarım falan .. O dozer sesleri ..O anki hissiyat bir garip .. Acı , hüzün , fiziki mücadeleyi kaybediş ama zihinsel savaşla gelen zafer mukayese dahi edilemez benimkilerle .. Hem de katıksız saf inkar edilemez bir zafer .. Öyle ki , düşmanları bile adını saygıyla anmak zorunda kalmışlar sonrasında.. Sanki bir gladyatörü izliyorum ölürken ..Yüzlerce hasmını yere sermiş ve o serdiği adamlardan oluşan ceset dağlarının üzerinde oturmuş , az sonra son nefesini verecek olan.. Hem üzülüyorum , hem de bir garip gurur var içimde.. Ölüme son kazığını da attın gittin diye seviniyorum içimden ..

    Ertesi gün kalktım .. Ertesi gün daha da bir garip!!! Nasıl anlatayım size bunu bilemiyorum ki..Sanki hiç sahip olmadığınız , ama uzun süredir kullandığınızı düşündüğünüz bir eşyanızı kaybetmişsiniz .. Hayat daha ekşi , kekremsi ,acı ve ardındaki hava daha buhranlı .. Hiç içmemiş olanlar için şekersiz çayın ilk yudumu gibi .. Cardiodan çıkıp pastaneye koşup ,fındıksız fıstıksız ,safi gülsulu (IYYY!!!) güllaç almak zorunda kalmak gibi .. Yemek sepetine sipariş verdiğin , çilingir sofrasına katık yapacağın 3 porsiyon acılı adananın yerine bir karışıklık sonucu ,plastik bir kap içinde kısırı gömüp eline bıraktıkları anda yaşadığın haklı cinnet gibi.. Kolajlayıp zerk etmişler beynine o an .. 3' ü 5' i bir arada .. Kimi zaman ayrı ayrı saldırıyorlar falan .. Olguların , duyguların , şahısların şimdiki zamandan - dili ,-mişli geçmiş zamana geçişleri yaşanan o an bir bakıma .. Normalde yaşı ilerlemiş olanların aksine bu yaştaki insanlar için ölüm olgusu daha farklıdır ..

    Ölmüştür karşındaki ..
    Üzülürsün ..
    Özlem vardır içinde ..
    Göremeyecek olmaktır seni o an üzen ..
    Çünkü KARŞINDAKİDİR ölen ..
    Kendini koymazsın o kefeye ..
    Hiç aklına gelmez ..
    Birgün seni de koyarlar o kefeye..
    İşte o an kendimi de düşündüm bir nebze..
    Yaşım ve aklım elverdiğince..

    - KuP KuP BoY - (hep goygoy yapmayalım dedik..)

    Aziz Nesin devam etsin az da ..

    "...İnsan nice ölüm gerçeğini , bu gerçeklerin en gerçeğini benimsese bile , yine de kendisinin öleceğine bütün gerçekliğiyle inanamıyor! İnanmıyor çünkü insanın bir şeye , bir olaya ,bir olguya tam inanabilmesi için , onu bikaç kez yaşaması , tekrar etmesi gerekir. Oysa biz ölümü kendimizde değil , BAŞKALARINDA yaşarız.Ölüm , bizim yaşayamayacağımız , kendimizde tekrarlayamayacağımız bir olay olduğu için de, birtürlü kendi öleceğimize bütün gerçekliğiyle inanamayız.Elbet ölecegeğiz deriz, öleceğimizi biliriz ama - bunu başkalarında görüp bildiğimizden - tam bilgi değildir.Yani biz ölmeyeceğimizi sanırız.Kendimizi ölmeyeceğiz sanınca , dostlarımızda bizimle birlikte var olacaklarından ve biz de onlarla birlikte var olacağımızdan , kendimiz olan dostlarımızın da öleceğine inanmayız ..."

    Ve ölüm öyle bir olgu ki , safi o şahsı değil , onunla birlikte anıları da , bambaşka dünyaları da alıp götürüyor .. Ardında bilinmezlik.. Hiç kalkmayan bir sis bulutu .. Hep toz duman .. Bilinmeyenlerle başbaşa kalıyor kişi.. Aziz Nesin 1915 doğumlu..Vakti zamanında Birlikte Yaşadıklarım ve Birlikte Öldüklerim diye 2 ayrı klasör açmış.. Tek bir kitapta toplamakmış amacı tüm sevdikleri ve sevmediklerini.. Ömrü vefa etmemiş maalesef..O dosyaları ,Nesin Vakfı eski yazıdan günümüz türkçesine çevirip aranje ederek yayınlamış..600 küsür sayfalık bu kitabı ben üçüncüye okudum ..Diyebilirim ki , tamamlanıp yayınlansaydı çok ses getiren bir eser olacağı kesin .. Sevdiklerini sevmediği yönleriyle , sevmediklerini ise hakkını vererek takdir ettiği taraflarıyla aktarmış notlarına ..Safi notlardan da oluşmuyor pek tabii bu kitap.. İçinde çeşit çeşit dergiye gönderilen yazılardan tutun da , yazarlar arasındaki mektuplaşmalara ve yaşanılan anılara , gazete haberlerine varıncaya kadar pek çok doküman var .. Türk Edebiyatının kulis arkası desem hiç yanlış olmaz.. Kimler var diye sorma .. Bir bu kadar daha isim yazmam gerekir ..Ama şunu söyliyeyim ki cidden apayrı bir lezzet bu kitap.. Hani herkes diyor gülüyorsun Aziz Nesin okurken .. Evet cidden çok güldüğüm yer oldu bu kitabı okurken .. Bir o kadar da sinirden parmağımı, tırnağımı kemirdiğim an da cabası ..

    Bir kaç örnek vereyim size ..

    Bir gece vakti Sait Faik' le beraber onu yakan , sürüm süründüren eski aşkını aramak için İstanbul' un karanlık sokaklarına daldığınızı , o kadının evine gittiğinizi hayal edin Aziz Nesin ile.. Onu bir başkası ile gören Sait Faik' i avutmak için bir meyhanede soluğu aldığınızı ..

    Yaşar Kemal ile beraber İlya Ehrenburg ' un evine girişte Jean Paul Sartre ve Simone De Beauvoir ile selamlaşmak, tanışmak isteyen çıkmaz mı aranızda ? Bu karşılaşma sonrası Ilya Ehrenburg ile sohbet sırasında yaşananları size anlatamam .. Yaşar Kemal' in duvarda asılı bir goblen halının üzerinde gördüğü desenler üzerine , halıyı Türk halısı sanması sebebiyle dönen muhabbet .. Tarif edemiyorum .. Aziz Nesin halının goblen olduğunu biliyor ama uyaramıyor falan .. Rezilliğin daniskası tabii =)) Bu kızgınlığını öyle bir yazmış ki kitapta belki 30 40 kez okudum .. Her okuduğumda yerlere yuvarlandım =)) LEZZET TARİF EDİLEMEZ ..AKTARAMIYORUM .. 404 : NOT FOUND!

    Ya Sabahattin Ali' nin ölümü sonrası mahkemelerde sorgulara katılmak isteyeniniz ? Onun son eşyalarını , yeşil yazan dolma kalemini görmek isteyeniniz ? O yeşil yazan dolma kalem ile Jack London ' ın Demir Ökçe'sini almancaya çevirişinin ve ardından gelenlerin öyküsünü okumak isteyeniniz ?

    Kemal Tahir ile bir polis arabasına tıkılıp ,gözaltına alınıp , mahkum olup Sultanahmet Cezaevi' nde aynı hücrede ayakuçlu başuçlu yatarken sarf edilen sözler .. Akıllardan geçenler .. Kemal Tahir ' in 13 senelik mahpusluğu..

    Zar tutan Tahsin Saraç' la Cem Kitabevinde tavla atıp , adını hep duyduğunuz ama pekçoğunuzun bir kez dahi açıp okumadığı Fazıl Hüsnü Dağlarca ile tanışmak istemez misiniz ?

    Rıfat Ilgaz ve yaz kış sırtından çıkarmadığı paltosunun öyküsünü bilmek isteyeniniz?

    Cengiz Aytmatov ile kısa bir sohbet edip , Yılmaz Güney'e mektup yazalım , Hasan Hüseyin Korkmazgil' den mektup alalım diyenler?

    Attila İlhan' ın şairliğe ilk başladığı dönemler .. Nazım Hikmet ve yıktırılan Tan gazetesi ..6 7 Eylül olayları dönemleri?

    Uzun ama gayet zevkli bir yolculuk bu .. Yüzlerce isimle tanışmakta cabası..

    Çok uzattım farkındayım ama bunu yazmazsam cidden olmayacak .. Sabah tesadüf eseri hem kendi , hem de dedemin dergi ve mecmualarını karıştırırken rast geldim .. Sapsarı bir Varlık Dergisi ..75 yılı..Bu yazıyı oturdum , üşenmeyip yazdım tekrar .. Biraz aceleye geldi ama olsun .. Niçin yazdığımı da açıklayayım .. Marcel Proust bir daha kalkmamak üzere yatağa düşmüş.İmamın kayığına binmesi an meselesi.. Gözlerini bir anda aralayıp , "bana" demiş , "hemen son yazdıklarımı getirin! O son ölüm sahnesini baştan aşşağı yanlış yazmışım ve bunu ancak şimdi anlıyorum." Aziz Nesin de geçirdiği bir kalp krizi sonrası o an aklından geçenleri anılarında yazar.. Daha doğrusu ölümü yazamadan ölecek olmasına üzülüyordur yazdıklarında..Hatta sevgili https://1000kitap.com/nishtiman , Sizin Memlekette Eşek Yok Mu incelemesinde buna da değinmiş ( #17989992 ) . Hal böyleyken , Aziz Nesin ölümünü yazamadı hiçbir zaman .. AMA ÖLÜME BİR MEKTUP YAZDI .. Buyrun okuyun ..

    Canalıcıma ;

    " Uykumdayken , kancıkcasına baskın verme ! Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!! Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış , canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım.Düşün ki ben seni , varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim.Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel! Sana olan saygımı yitirtme bana.Gürrültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil , bir de ben bileyim yeter. Gelişin , herkesleri ayağa kaldırmasın.Tam bana göre , bana uyan bir davranışla gel.Sessiz sessiz , sürdürdüğüm bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun , susuk gel! Çünkü benim için geleceksin , beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil.Uykumda birden bastırma ki , bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın.Saygıyla ayağa kalkıp seni buyur edeyim.Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim. Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup , bana bir de sen çektirmeye kalkma! Her ne çektimse hepsine güleryüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım ,sevinçlerimi el 'le bölüştüm.Sonum da böyle olsun isterim.Bilirim, güçlüsün..KİMSELERE EĞİLMEMİŞ BAŞIM, senin önünde eğilebilir ; ama bana bunu yaptırtma! Bana yaşamamı yadsıtıp ,sonunda beni kendimden utandırtma! Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme! Güleryüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni...

    DİMDİK YAŞADIM , sen de beni dimdik kucakla , al götür.Pusu kurma , arkadan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına... Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim.Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var , şimdi yok olalım.Bekletme beni.Elini çabuk tut.Herşey birden bire olup bitsin.

    - BU CEZA BANA YETER! -

    Sen öyle bir kesin gerçeksin ki , sana yalan da söylenmez.Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiçbirini kıskanmadığımı bilirsin; iyi yürekliliğimden değil, hiçbirini kendimden büyük görmediğimden...Yine bilirsin , yaptıklarımla da yapmayı tasarlayıp dahaca yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğim mühlet içinde , tasarladıklarımı yapamadımsa , evet , suç kimsenin değil, benim...Bu ceza yeter bana ; çünkü acısını duyanlar için CEZALARIN EN AĞIRIDIR.

    Herkes gibi ben de seninle ilk ve son olarak yalnız bikez karşılaşacağım.Bu karşılaşmamız, nerede , ne zaman , nasıl olsun diye, zaman zaman değişik istekler geçirdim içimden.Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu.Kahramanlar ilk savaşlarında ölmeyen , son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır.Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar.Savaşın , yaşam boyu sürdüğünü , yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öeyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp, " Merhaba!" diyebileyim. Bir zamanlar da uzun uzun yaşayıp bitkiselliğe dönüşmeyi , bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim.Şimdiyse , ne kahramanlık gösterisinde , ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.Dilersen , en beklemediğimi sandığın zaman gel.Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın ,beynimde bir kıymık gibi ...Korkmadan bekliyorum gel!!!

    - HİÇ KORKTUM MU? -

    Nice yaşadımsa , seninle baş başa , diş dişe döğüştüm.Pekçok kez yendiğim de , yenildiğim de oldu.Canım ki , en kutsal olan herşeyim benim. Onu elbet bana yakıştığı gibi ayakta , saygıyla , yiğitçe vermek isterim ; TESLİM OLMADAN...Bir armağan gibi vermek canımı! Sen de , yeniğin kalemini - Kİ O KALEM HEP KILIÇTI - teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz , arı - duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi. Kimselere demedim ,sen de kendine of dedirtme bana.Ne kahramanlıkta ,ne bitkisellikte , işte şimdi olduğum gibi bir sıra, ELİMDE KALEM ; önümde kağıtla daktilom , böyle bir zamanımda gel! İstersen gece , istersen gündüz, istersen yazın , istersen kışın gel ; kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki , kendi gözümde kendimiküçültme bana, kimseden su istetme, yardım diletme bana...Seninle yiğitçesine döğüşmedim mi? Bunları istemeyi hak etmedim mi? Bana ille de of dedirteceksen , hiç olmazsa bunu ikimizden başkası duymasın.Bunca yıl durmaksızın karşı karşıya savaşmış iki savaşçıyız.Üstelik benim savaşım , seninkinden çok daha yüceydi.Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben , sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum.Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı ? Bir an olsun korktum mu , ya da kaçmayı düşündüm mü?

    -ÖLÜMÜ HAK ETMEK İSTERİM -

    Birazcık daha yaşayabilmek için , birazcık daha iyi yaşayabilmek için , bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi? Yaşamayı hak etmeye çalıştığım gibi , ölümü de hak etmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya , ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım.Bir güzel ada , atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi? Benim katkımda atlasta görünemeyecek denli küçücük olsa da , var.Ne mi yaptım ? Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi .Ama ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.Saygıyla, gel bekliyorum. "

    Yazılış tarihi 9 Haziran 1974 imiş.. Varlık dergisinde yayınlanış tarihi Eylül 1975

    İŞBU SATIRLARIN YAZARINI ÖLÜM ,TESLİM ALIRKEN İKİ ELİYLE BAŞININ ÜSTÜNE SAYGIYLA KALDIRARAK ALDI.. İZMİR' DE BİR OTEL ODASINDA ÖLDÜĞÜNDE , ELİNDE KALEM-KAĞIT ,ÖNÜNDE DAKTİLOSU VARDI ...

    Işıklar içinde uyu AZİZ "BABA" !!!

    Ve pek tabii bonusumuz : https://www.youtube.com/watch?v=UHzWhCIP3qg

    Bu da benim bonusum olsun : 3:46 ' ya alayım .. 2 yudum "MAZOT" , 2 adet DUZLU FISTIH..

    https://www.youtube.com/watch?v=pcgFTZU9sew
  • En çok istanbula benzeyen gözlerini sevdim
    gözlerinde devrik cümleler gibi bakan kederi
    esirgeyen bağışlayan aşkın adıyla başladım sana
    erkekliğim bedeninde kimbilir kaç kez hatim indirdi
    kimbilir kaç kez yazdım kendimi arka sayfalarına hayatının
    faili meçhul bir cinayet haberi gibi kırlangıç fırtınalarına benzeyen yüzünü sevdim
    jilet yansıması gibi yüzüme çarpan yüzünü
    yüzünün avuçlarımdaki yasa dışı hüznünü
    hani geceyarıları gökgürültülerine kulak kabartır gibi
    hani bir ırmağın kendini denize dökmesi gibi
    hani iki arada bir derede telaşlı sevişmeler gibi
    hani anlarsın ya suçüstü bir aşk gibi
    bulup bulup yitirmeyi sevdim seni ustura suskunluğuna benzeyen ellerini
    bana olmadık şeyler düşündüren ellerini
    beni içimin gizlisinden alıp her karartma gecesi
    en argo şiirlere rehin bırakan ellerini sevdim
    bana bu kenti bu ülkeyi ve bu dünyayı
    bana bu en ahlaksız çağını zamanın
    bana güneydoğudaki çocuk ağlamalarını unutturan
    dokunduğun heryerinde bedenimin
    sigara yanığı tırnak çiziği yaralar açan
    bana kendi uçurumlarında çığlıklar yakıştıran
    ellerini sevdimaruz veznine benzeyen yalnızlığını sevdim.

    Ben senin kendi yalnızlığında
    iş çıkışlarındaki caddeler gibi çoğalmanı
    cuma akşamları beyoğlunun çalgılı sokakları gibi
    bir korsan gösteriye dört koldan katılmak gibi
    içimde kalabalıklaşmanı sevdim
    çocukluğuma benzeyen yalanlarını
    yalanlarında yakaladığım gerçeklerini
    gerçekler ki zaten saatli maarif takvim yapraklarının
    arkalarındaki maniler gibidir bu ülkede
    ülkelerini sevdim her gidişinin ardındaki mide kanamalarımı
    nöbetçi eczanelerin uykusuz kalfalarıyla korkuttum
    korkularını da sevdim
    düşmemek için bir elinle sımsıkı tuttuğun
    merdiven korkuluklarına benzeyen korkularını
    mutedil dalgalı denizlere benzeyen sevişmelerini
    sevişmelerindeki acemi dilsiz alfabesini
    patladı patlayacak bir fırtınanın tam ortasında
    kendini ölüme bu kadar genç hissetmeni
    senin gecikmelerini sevdim tebdil-i kıyafet beni sevmeni sevdim
    dudaklarında bir karanfil gibi ısırdığın fahişe gülüşünü
    komisyon vermemek için bir otobüs durağında
    tam on altı yerinden bıçaklayıp kaçarak pezevengini
    sadece kendin için sattığın gülüşünü sevdim
    bir şiire benzeyen uzaklıklarını sevdim
    yalnız denizlerde kürek çektiıim uzaklıklarını
    bir mülteci gibi bana hep ülkemi özlete
    kendimden kaçtıkça seni bulduğum
    sana gittikçe kendime vardığım uzaklıklarını
    imkansızlığını sevdimben seni arkamda bırakacağım en son sözcük gibi
    ben seni bir intihar gibi sevdim.

    Ben senin gözlerini daha önce de gördüm
    hani ter kokulu bir belediye otobüsünde
    cüzdanını çarptığım kadından kaçarken
    sırtımdan vurulup da ellerine düşmüştüm ya
    hani bileklerimi jiletlediğim bir akşam
    başucumda oturup saçlarıma dokunmuştun
    aramızdan imkansız şarkılar geçiyordu
    çocuk bahçeleri gibi umutsuzdunben senin gözlerini daha önce de gördüm
    hani ıssız bir sokağın yankılanması gibi
    hani son dizesi henüz yazılmamış bir şiir gibi
    dudaklarımdan uzak okyanusların bütün mavisini
    dudaklarımdan söyleyemediğim bütün sözcükleri
    bir öpüşte çekip almıştın ya haniben senin gözlerini daha önce de gördüm
    hani birinci şube kapısında dipçiklendiğim akşam
    hani bir paket sigara için yeni pabuçlarımı sattığım akşam
    hani bir gülüşüne gül olduğum akşam
    hani bir damlasına gözyaşının la ilahe illallah
    bin dolunayı kurban ettiğim akşam
    hani yaklaştıkça kendine doğru kaçan bir ufuk
    dokundukça kendine kapanan bir kapı
    uçurumlarında sesimi yitirdiğim bir çığlık
    ve suskunluğunda burnumun direğini sızlatan
    zifiri karanlığında kendimi aradığım bir çocukben senin gözlerini daha önce de gördüm
    ben senin gözlerinde daha önce de öldüm.

    Bu şehri benzetebildiğim kadar sana benzettim
    en sensiz gecelerimde rum batakhanelerinde girit rakısı içtiğim
    sabahlara kadar sokaklarında ana avrat dümdüz gittiğim
    denizlerine kustuğum caddelerinde yittiğim bu şehre
    meydanlarında on bin ağızdan on bin lanet ettiğim
    köprülerinde ateşler yakıp aşka boyun eğdiğim
    çingene rengi şiirler söyledim diye polislerine rüşvet verdiğim
    karakollarında körkütük kan işediğim bu şehre
    gündoğumlarında salya sümük ağlayıp kendime geldiğim
    kalbimi varoşlarına sığdıramadığım bu şehre benziyorsun
    sen çaresizliğimin jilet yarası
    annemin konfeksiyon atölyelerindeki hüznünü öğüten
    şehir hatları vapurlarında çocukluğumu sattığım
    iki yakasını biraraya getiremediğim bu şehre benziyorsun en çok
    uğruna bileklerimi kestiğim orospulara benziyorsun
    imkansızlığın anlamı kadar imkansızsın artık
    kalbime dinamitler döşüyorsun.

    Geçmiş bir zamandı kalabalıktık
    gelincik tarlalarında bahar çağrıları gibiydi yüzün
    hayra yorulmayacak düşler gibiydin
    bir ayeti ezberler gibi ezberliyordum yüzünü
    sen susuyordun
    kuşatılmış bir kent nasıl susarsa öyle
    elimi kolumu sallaya sallaya dolaştım senin o ıssız caddelerinde
    dilimde dinamitler patladı öyle doluydum ki
    uzatsam ellerim göğe değecekti sanki gökyüzüme dokunsan ağlayacatın
    mavinin kaç tonu var bulutlardan öte
    ağladığın zaman anlayacaktın çığlık çığlığa sevişmeler gibiydin
    dağ koyaklarında eşkiya ateşleri gibi gizli
    ve namlu yatağında sabırsız bir mermi kadar gerçektin
    sendin
    senin ellerindi akdenizdi
    senin gözlerindi bir balıkçı teknesi gibi heyamollarla geçip gitti
    sendin
    hiçliğimin ilk gecesiydin olmadık şarkılar dinliyorum şimdi
    en ölümcül intiharlar besteliyorum uykulardan uyanıp
    zaman zaman mavi yüzlü çocuklar adıyorum tarihe
    sonra susuyorum
    sonra mutlaka bir şiirle bağırıyorum senibütün umutsuzluğumu
    bir mayın patlaması gibi gibi bin parçaya ayır
    yarın olsun
    sen ol
    gözlerin olsun
    ve hep olsun
    aşkın hiçliğimin önüne barikatlar kursun
    ne dersin
    yolundan dönebilir mi bu kurşun.

    İşte yine gittin
    ortalığı toplamadım
    karnımı doyurmadım yağmura bile aldırmadım
    örneğin darmadağın ettiğin alnım
    yaktığın ateşin koru
    yatağıma bıraktığın deniz kokusu
    ve kalbimden silmeyi unuttuğun parmak izlerin
    öylece duruyor cinayet delilleri olarak
    kanıtlasın diye yokluğunu aklında bir yerlerde yüzde hesapları
    ondalık kesirler ve enflasyon oranları
    toplanıp çıkarılamayacak
    bölünüp çarpılamayacak kadar karmaşık
    hiç bilinmeyenli bir denklemi çözmek için
    sözlüye kalktım
    aşkın kare kökünü aldım sen çıktın
    ezbere anlattım bütün intihar yöntemlerini
    ve bütün matematik kuramlarında
    sıfırın kendine bölünemediğini herşey bir hesap hatasıydı
    yani oradan bakınca vardın
    buradan bakınca yoksun
    alnımdan güvercinler havalanıyor görmüyorsun
    dudaklarım ne zaman bir sözcüğe dursa
    kalbim iki rekat aşk için kıblene dönüyor bilmiyorsun.

    Zamanı bin parçaya bölüyorum her sabah
    her parçaya bin gül ekiyorum koklamıyorsun
    avuçlarımda ormanlarını biriktiriyorum
    dağlarına çıkıyorum yağmurlarını yağıyorum
    ırmaklarını döküyorum okyanuslarıma duymuyorsun
    bütün fiil çekimlerimi senin öznene
    bütün aylarımı senin gecelerine
    bütün sabahlarımı senin alnına
    ve bütün sancılarımı seni doğurmaya adıyorum
    katlime ferman çıkarıyor gözlerin
    şiirler tutukluyor ellerimi anlamıyorsun
    kendimi sırtlayıp apansız giriyorum hudutlarına
    mayın tarlalarında acemi bir asker gibi
    nasıl bir telaş içinde kalbim
    nasıl firar ediyorum kendimden yakalamıyorsun
    seni hep büyük harflerle düşünüyorum parantez içinde
    ve hep adını tanrının adıyla yazıyorum okumuyorsun
    bir denklemin en bilinmez noktasına koyuyorum seni yakışıyorsun
    kılıçtan geçirilmiş bir ordunun son neferi gibiyim
    yorgun ve terli suskun ve aç mahçup ve yenik
    bir sabah ezanı gibi dolaşıyorum sokaklarda
    - abonman vay bilet vay
    yüreğim dolunay.

    Sırtımda iki bıçak yarası
    birbirini bulamayan iki ırmak yatağı
    ve yağmurun camlarda bıraktığı
    jilet kesiği su yolları gibiyim şimdi
    bir cinayet dolaşıyor ki parmaklarımda öyle kalleş
    ne zaman yokluğuna açsam gözlerimi
    ellerim şairliğimi ispiyonluyor kağıtlara
    sabıka kayıtlarımın arasında unutulmuı bir kadın
    bulut yüzlü gök yüzlü yağmur yüzlü
    yazsam hiçbir şiire sığmaz
    yazmasam ellerimde kalır hüznü.

    Avuçlarını bir yokluğa benzetirdim
    ve ne zaman avuçlarına sığınsam
    aşka ve hiçliğe dair kederler gelirdi aklıma hiçliğe dair kederler gelirdi aklıma
    aklıma gelen başıma gelirdi
    sen giderdin
    sen gidince ben de giderdim
    biterdimben bütün başka kadınlarda seninle sevişmiştim
    seviştiğim bütün kadınlarda seni sevmiştim.

    Gün ortalarında ateş böcekleri kadar yalnız ve sahipsizim
    artık gitme
    yokluğuna uzamasın ellerim.

    Bir göçmen türküsü gibi sevdim seni
    bir vatan nasıl özlenirse öyle özledim
    çingene kızların ceyizleri kadar rengarenk
    bıçkın delikanlıların yürekleri kadar yalansız
    ve anamın ak sütü gibi helaldim sana
    şimdi terkedilecekse bir sehir
    senin gibi terkedilmeli
    bir yaranın kabugunu kanatır gibi
    bir martı havalanır mı dudaklarımın arasından
    maviye keser mi hüznüm
    bırak bu dalgalar kırılsın dilimde
    kan tadında bir bakış olsun yüzüm.

    Rezil rusva oldum şiirlerime uykusuzluktan
    beynim kalbime yaylım ateşler açıyor şimdi
    öyle yoksun öyle yoksun ki
    içimde bir vatansız gibi dolaşıyorsun
    şakaklarıma dayadığım bir revolverin
    son kurşunu gibi saklıyorum seni
    ben burada dudaklarımı ısırıyorum
    sen orada kanıyorsun
    sen kanadıkça bana benziyorsun
    ben kimselere anlatamadıkça ellerini
    sen bile ben olduğunu bilmiyorsun.

    Bir hiçliğe demir atmıştık seninle
    ışıklarımız sönüktü pusulamız bozuk
    bir kere bir olalım demiştim eşittir birdi
    kendine bölünemeyen tek sayıydı o unutmuştuk
    beyoğlunun arka sokaklarındaydık
    belki de beyoğlu bizim arka sokaklarımızdaydı bilinmez
    nefeslerimizde nasıl bir anason kokusu
    ve gülücüklerimizin arkasında nihavent makamında kanayan
    nasıl fitil işlemez bir şiş yarasıydı hüzün
    yağmur arabesk bir şeydi bu saatlerde içimize işliyordu
    sen siyanür buharı gibi dolaşıyordun içimde
    yasaklanmış afişler gibiydi yüzün
    yüzünde bir serçe kendine uyandı bir tek ben gördüm
    bu yüzden benim bile umurumda değildi artık
    bir mayıs bin dokuz yüz yetmiş yedide
    bu sokaklarda kaç kez öldüğüm.

    Ben sana bir uzun yol şöförü gibi geldim
    gözlerimden şerit şerit akıyor hala serseriliğim
    üç kağıtçılara uykumu kaptırdım yankesicilere şarkılarımı
    şarkılarım ah çocukluğumun allı güllü şarkıları
    güldüm mü bu yüzden bir çocuk gibi gülerim
    ve kimseler görmez benim dışıma ağladığımı
    (artık suskunluğu kendinden menkul bir aşkız
    aşkın hiçliğe vardığı noktadayız)
    ben senden bir uzun yol şöförü gibi gidiyorum
    cantamı topladım artık arkama bile bakmıyorum
    hangi kapı daha yakındır bana bilinmez
    hangi deniz daha uzak
    kalsam
    gözlerin beni sırtımdan vuracak.

    Yağmur yağıyordu
    bütün aşk siirleri böyle başlar biliyorum
    ama yalanım yok yağmur yağıyordu
    bir tek ben ıslanıyordum
    (bir ateşi beraber koruduk rüzgardan
    avuçlarımızda bir yerlerlerdeydi aşk
    bir sigara içimlik zaman kadar yakın
    aramızdaki masa kadar uzak)
    dokuz kalibrelik iki mermi çekirdeği gibi
    ceplerimi ısıtıyorsun şimdi
    yastığımın altında ruhsatsız bir silahsın sen
    bütün aramalardan saklıyorum seni.

    Kalabalık bir sokağında yürüyorduk zamanın
    omuzlarımız çarpıştı bakıştık
    ben gözlerindeki yalazı çaldım kimse görmeden
    sonra arkama bile bakmadan kaçtım senin arka sokaklarında arıyorlar beni
    kalbim sabıkalı
    adım komiserlerin uyurken bile aklında
    sen gözlerindeki yalazı çaldırmış bir mağdursun artık
    ihbar ediyorsun beni karakollara iki şişe şaraba satacağım seni
    biri rüşvet olsun polis amcalara.

    Ben orospu kasıklarda uyumuşum dokuz ay on gün
    hangi genelevin hangi odasında hangi uykusuz şöför
    çarpıştıysa anamın döl yolunda bilinmez
    dna testlerinden dna testlerine koşmuş kadın
    ille de bir babam olsun diye
    her ne kadar kimyasal yapıları birbirine benzese de gözyaşlarımızın
    benimkiler biraz daha piçtir sevgilim
    gerisi inleyen nağmeler
    gerisi uzun hikaye kafa kağıdımdaki baba adım beyoğludur
    bana sorarsan tüm istanbul geçmiş kadının üstünden ya neyse
    gözlerim üçüncü sınıf muhallebici dükkanlarının
    sinekli vitrinlerinden yansıyorsa sevgilim
    ceplerim gönlüm kadar zengin olmadı benim
    gerisi zil zurna sosyalizm
    gerisi uzun hikaye sana viski bardaklarının üzerindeki parmak izlerini anlatmış mıydım
    ucuz viski bardaklarının üzerindeki parmak izlerini
    anam konsomasyona giderdi üç kuruş beş paraya
    assolistler gerdan kırar göbek oynatır
    ben bally koklardım hayat bilgisi niyetine
    sana bally kokusunu anlatmış mıydım sevgilim
    gerçi gerisi halusinasyon
    gerisi uzun hikaye bana bu çatal dil babalarımdan mı kalma
    muhtemelen aşıktı onlar da yattıkları her orospuya
    belki de bu yüzden bir denizim olmadı hiç
    süslü püslü yelkenliler düşünemedim hiç
    oysa ben ölmeyi böyle anlamıştım
    oysa ben bu martıları senin için ağlamıştım
    senin için hazırlamıştım döl yollarımda hayatı
    mesela sular gibi çocuklar doğuralım diye
    mesela suları maviye boyayalım diye
    susalım diye be sevgilim anlarsın işte
    en kurak yerlerimizde birbirimize susayalım diye
    kendimi senin mecburi istikametlerinde mi yitirdim
    işte gerçek bu sevgilim
    gerisi uzun hikaye.

    Gözlerindeki istanbulu gördün mü nina
    ben gördüm
    istanbul ya bu
    sokar böyle her şarkıya burnunu
    yürek desem artık modası geçmiş bir laf
    kalp desem mayın tarlası
    alkol acemisi bir yeni yetme gibi içimin
    en olmadık yerlerine anason kusuyorum nina
    bütün sözcükleri jiletliyorum bu akşam aç parantez
    elma dersem cık armut dersem çıkma istanbul ya bu
    hani o en orospu halini bilirsin ya istanbulun
    hani arkadan vuracakmış gibi bakar ya adama
    parantezi kapat nina
    gözleri istanbulun en kalleş haliydi
    benim ellerim kaburgalarımın arasında
    ve iş işten çoktan geçmişti bu dilde bir şiir yazmamıştım hiç
    ağzımda kükürt gibi çiğnememiştim sözcükleri
    kıl kadar yalanım varsa namerdim nina
    ne me quitte pas... ne me quitte pas.

    Yarın çok geç olabilir sevgilim
    mesela yarın ben ölebilirim
    ağır ağır demir alır gibi limanından yaralı bir gemi
    kıyısız bir denize açılabilirim
    artık ne bir fırtına anlatabilir beni sana
    ne de alelacele seviştiğimiz zamanların tehlikesi
    yarın kendimi bir yaprak gibi dökebilirim sonbahara
    yarın kendimi bu şiir gibi kanatabilirimyarın çok geç olabilir sevgilim
    yarın çocuklarımız bile olamayabilir
    gülüşlerini şimdiden sana benzettiğim
    gülüşlerini şimdiden dudaklarına armağan ettiğim
    denizlere gebe kalamayabilirim yarın çok geç olabilir sevgilim
    bir kılıç kınından sıyrılıp boynumu vurabilir
    bir kent bütün sokaklarımla beni alıp götürebilir
    yarın çok geç olabilir sevgilim
    bilirsin tahammüle kısıtlıdır serseriliğim
    öyle deli sevişmeler adadım ki ben sana
    yarın çok geç olabilir.

    Sana bütün insanlığımla gelmiştim
    kavgalarım yenilgilerim ve bütün varoluşlarımla
    dilimde artık unutulmuş eski bir denizci lehçesi
    yüzümde hep vedalaşır gibi bakan gözlerimle
    yalansız riyasız ve dolambaçsızdım
    sana bir dağ getirmiştim küçük bir dağ
    henüz doruklarına çıkılmamış
    sana bir ülke öyle bir ülke ki
    sokaklarında çarpışıp
    ölmeyi deneyeceğim şimdien terbiyesiz şiirlerle seviştim her gelişinde
    her gidişinde intiharlar özledim
    bekleyişlerinde eskiyen yüzüm
    yağmurlar biriktirdi her mevsimden
    uzun upuzun bir köprü oldum önünde
    geç beni yürü beni bul beni diyeyenildim
    dünyanın bu en aşifte yüzünü
    asil bir duruş gibi yüzüme yakıştırmayı
    yalanları yalanlarla dölleyip sahte cümleler kurmayı
    ve plastik aşklar yaşamayı beceremedim
    ucundan kenarından tutmaktansa
    bir kez dokunup yanacağım seni
    doğmamış bir çocuğu yetim bırakıp
    ölmeyi deneyeceğim şimdi...

    Şiir: Uğur Özakıncı
  • Hastalar da insan mıdır, doktorlar da, o da bu da ben de insan mıyım? İnsan mıyız? Gerçekten insanca yaşıyor muyuz? Ego savaşları yapmadan, tanrısal davranışlara bürünmeden, kalp kırmadan, ön yargısız düşünerek geçiyor mu günlerimiz? Maddesellikle yoğrulmuş bünyemiz ne kadar doğru, içten ve anlamlı adımlar atabiliyor?.. Düşünen duru bir aklın ve sevginin birleşimi sonucu çıkan cevheri kimler bulabildi? Sözlerimizin büyüklüğünü idrak edip dilimizden çıkanları öylece savuranlardan mıyız yoksa? Hangi kalplerde bulanıklık yapacak, hayatında olumsuz değişimlere sebebiyet verecek diye durup düşünüyor muyuz diye uzayıp giden bir silsile..

    Yazar plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi profesörü.
    Kaleme aldığı konularla duyarlılığına, empatisine, yeri geldiğinde isyanına tanık oluyoruz. Hastanede yaşadığı ya da gördüğü doktorların hastalara karşı takındığı tavırların onu rahatsız edişi , kendi iç muhasebesi karşımızda beliriyor. Manevi lezzete önem verdiğini, hassaslığını '' Ah şu kelimeler, cümleler. Biraz daha özenle seçilseler. Ben de onları özenle seçebilsem.'' sözüyle kanıtlıyor. İçtenliğe de ayrı bir önem veriyor. '' Bana içtenliği verin. İçtenlik benim olsun. İçtenlik bizim olsun. Bizim olan içtenlik olsun. ''
    ''İnvitro değil invivo olalım.'' diyor.
    İnvitro:Deney tüpünde olan biten
    İnvivo: Hayatın içinde olan biten.

    Yer yer tıbbi terimler verip anlatması ve açıklaması öğrenmek adına güzel idi. Bir de TUS sınavını nasıl kazanabiliriz yazısında verdiği tavsiyeleri beğendim, dershane gibi ticari amaçlı yerlere gitmenin anlamsızlığı üzerinden kendi iç disiplinli çalışmamız ve doğru kaynakları edinmemiz dahilinde kazanabileceğimize dair ümidvari tavsiyesi kulağımıza girecek cinsten.^_^
    Farklı bakış açılarıyla bakmamıza olanak sağlıyor bazı konu ya da durumlarda. Okurken hiç böyle düşünmemiştim dediğim zamanlar oldu ve empati kurarak ben olsam ne yapardımlara götürdü ve bu durumu sevdim . Bana göre samimi ve içten bir kitap idi.

    Kitapta yazım yanlışları mevcuttu çoğunluğu iki ünsüzün yan yana geldiği yabancı dilden gelen kelimeler. Acaba yazar bilerek mi yaptı düşüncesine itti çünkü bloğunda da rastladım bu tarz yazımına. Bloğundaki yazıların samimiyetini de ayrı seviyorum hocanın. Öznel bir anlatım olduğu için bazı cümlelerine katılmadığım da oldu. Bu kadar anlatacaklarım ^_^

    Buradan kitabı merak ettiğimi ve okumayı istediğimi bilen ve sürpriz yapıp bana uçuran kitabın yanında paha biçilemez samimiyet kokan yazısıyla kalbime daha da taht kuran canım bal kardeşime çok teşekkür ederim. Varlığına çokça iyikiler diyorum .Bir de demeden geçemeyeceğim bu site çok güzel dostluklar barındırıyor ^_^ nice güzel, anlamlı dostluklar kurabilmek dileğiyle.

    Ah pek tabi şarkımızda gelsin insanlar olarak bir garibiz diyerekten
    The Doors https://www.youtube.com/watch?v=j0Mz_IqpZX8