• Son nefesini vermekte olan Erasmus'un, Avrupa
    birliğine ilişkin manevi mirasını sonraki kuşaklara en
    soylu görev olarak bıraktığı sıralarda, Floransa'da, insanlık
    tarihinin en önemli ve iddialı kitaplarından biri,
    Niccolô Machiavelli'nin Principe'si (Prens) yayınlanır...Matematik açıklıkla yazılan ve amansız bir iktidar ve
    başarı politikasına ilişkin bu ders kitabında, Erasmus'un
    koyduğu ilkenin tam karşıtı, elle tutulur, gözle
    görülür somutlukla anlatılmıştır...Machiavelli, her hükümdarın ve ulusun güç
    ve iktidar isteğini, o hükümdarın ve ulusun düşünce
    ve davranışlarının en yüksek ve tek hedefi ilan eder...Machiavelli için önemli olan, iktidar ve iktidarın geliştirilmesidir;
    Erasmus için ise adalettir....Dünyaya felsefe açısından bakan Erasmus
    için politika, Aristoteles'in, Platon'un ve Aquinolu Thomas'ın
    doğrultusunda, ahlak kategorisinde yer alır: Hükümdar,
    devletin yöneticisi, her şeyden önce Tanrı'nın
    hizmetkarı, ahlaki düşüncelerin simgesi olmalıdır....Uğraşı gereği devletin yönetim mekanizmasını çok iyi tanıyan diplomat Machiavelli için ise politika, ahlakın alanı
    dışında kalan, tamamen bağımsız bir bilimdir. Tıpkı
    astronomi ve geometri gibi, politikanın da ahlakla hiçbir
    ilişkisi yoktur....Hükümdara ve devlet yöneticisine
    düşen, bulanık ve sınırlarının saptanması olanaksız insanlık
    kavramının düşünü kurmak değil.....nasıl bir satranç oyuncusu hasmına acımaz, hoşgörü göstermezse, onlar da
    karşılarındakilere aynı taş yüreklilikle davranmalı,...haklı-haksız araç ayrımı gözetmeksizin halklarına erişilebilecek
    en yüksek ölçüde yarar ve başka halklar üzerinde
    egemenlik sağlamalıdırlar. Machiavelli için iktidar
    ve iktidarın genişletilmesi en yüksek görev, başarı
    ise bir halkın hükümdarı için en önemli haktır....Tarihsel gerçekler alanında, doğal olarak Machiavelli'nin
    kaba gücü yücelten anlayışı kendini kabul ettirmeyi
    başardı.....O günlerden bu yana Avrupa tarihinin dramatik
    gelişimine barış yanlısı, uzlaştırıcı nitelikte bir insanlık
    politikası, yani "Erasmus Anlayışı" değil, fakat Principe'nin
    öngördüğü, her türlü fırsatı ne pahasına olursa olsun değerlendiren bir iktidar politikası yön verdi....Diplomatlar, kuşaklar boyunca içinde insancıl duygulara yer
    olmayan sanatlarını, acımasız bir keskin görüşlülük sergileyen bu Floransalının kitabından öğrendiler; uluslar
    arasındaki sınırlar hep kılıç ve kanla çizildi
  • Dinler dünyayı yerinden oynatır ancak gündelik yaşamda din sadece fosilleşmiş -sorgulama anlayışı baskı altına alınmış- bir felsefedir.
  • 440 syf.
    ·3/10
    Platon'un Devlet'ini sanıyorum sayfamdaki çoğu kişi okumuştur. Yasalar'ın bunun devamı olarak okunması gerektiğini söylenir. Oysa ne büyük yanılgıdır bu!

    Çoğumuz Devlet'te Modern Dünya'nın demokratik ve insani kabullerine daha uygun bir anlayışı gördük. Lakin, Yasalar hiç de böyle olmadığı gibi Devlet'in tamamen tersine dayanan fikirlere sahip.

    Platon'un aile yapısını biliriz; kendisini hem iktidara hem muhalefete yakın kesimlerden insanlarla akrabadır. Bu yüzden kendisi iki tarafı da gözlemleme şansını yakınen bulmuştur. Özgür ve soyludur, yönetimle yakından ilişkilidir. Bu da çalışmalarını siyaset ve hukuk üzerine yönlendirmesinde büyük bir etkidir. Bireyler üzerine değil de topluma dayalı görüşleri daha çok revaçtadır.

    Yasalar bu kısmın hukuk tarafını oluşturmaktadır. Fakat Platon siyasi düşüncelerini değiştirmiştir. Bunun üzerine önerdiği yasaların demokrasi ile bağı büyük oranda kopmuştur. Liberal bakış açısını tamamen terk etmiştir ve aslında bildiğimiz o klasik illiberal açıyı kurmuştur. Bunu fark ettiğinde tüm felsefesini sil baştan yapmak kaydıyla 12 kitaptan oluşan bu kitap serisini yazmıştır.
    Yasalar öncelikle özel mülkiyeti yadsır. Daha sonrasında Platon tıpkı diğer komünist akımlar gibi insanın doğasına uygun olmadığını anlayınca ceza hukukunu kullanmaya başlar. Bu öyle bir hal alır ki, tiranlığa dönüşüm hızla gerçekleşir. Kurduğu düzeni bozmaya kalkışanlar için neredeyse her türlü ceza ölüm cezası olmaya başlar. Platon ahlakınıza karışmaya başlar, giysinize karışmaya başlar, yaptığınız işe, dini tercihinize.. Bu da demek oluyor ki, bir insanın ekonomik özgürlüğü başkasına ait olduğunda, aslında tüm hayatı diğerine teslim olur. Bunu kitapta adım adım ilerlerken gördüm. Tıpkı Hitler'in Kavgam'ı gibiydi, önce neden düşman olmamız gerektiği,sonra neden öldürmemiz gerektiği anlatılıyordu. Öyle ki artık kitap sonlara doğru brnim için bir eziyetti. Her şeye tek formül insanları ülkeye hapsetmek, aksini söyleyeni terbiye etmek, olmazsa öldürtmekti. Boşa vakit kaybı oldu diyebilirim. Bana kattığı pek bir şey olmadı. Platon'u seviyorsanız,sevmeye devam etmek için Yasalar'ı okumayın.
  • «Uygar» denen insan gergin, kaskatı, robotumsu bir hal almış, içinden geldiği gibi, kendiliğinden davranma yeteneğini yitirmiş, yani kendi kendine yürüyen makina-insana, «beyin makinası»na dönüşmüştür. Artık yalnız bir makina gibi işlediğine inanmamakta, gerçekten de tam bir makina, bir robot gibi işlemektedir. Makina gibi yaşamakta, sevmekte, nefret etmekte, düşünmektedir. Dirimsel açıdan uyuşuklaşmış, doğanın kendisine bağışladığı yaşamını düzene koyma işlevini yitirmiş, en aşırı biçimi buyurgan zorba yönetim vebası olan birtakım kişilik davranışları benimsemiştir: zorba yönetim vebası, astlı-üstlü Devlet anlayışı, toplumun makinamsı yönetimi, sorumluluktan korkma, şiddetli bir ön-der arzusu ve yetke özlemi, hep birilerinden buyruk alma saplantısı, doğal bilimler konusunda makinacı görüşle düşünme, savaşta kıyasıya adam öldürme biçiminde kendini gösterir. Platon'un Devlet düşüncesinin Yunan köle pazarları arasından doğmuş bulunması rastlantı değildir.
  • Doğal bilimler insana, gerçekte, uçsuz bucaksız evrende yitip gitmiş ufacık bir böcek olduğunu anlatmaktadır. Coşkusal vebaya yakalanmış siyasetçiyse ona, hiç durmadan, hayvan değil, « siyasal bir hayvan», yani «hayvan-olmayan» özel bir varlık, bir değer yaratıcı, « tinsel, ahlaksal bir varlık» olduğunu söylemektedir. Platon'un Devlet düşününün dünyaya ettiği kötülüğü kim kestirebilir! Eğer insanoğlu siyaset cambazını bilginden daha iyi tanıyorsa, bu, hayvan olduğunun kendisine anımsatılmasını istemeyişinden, hayvan olmayı arzulamayışındandır!
  • 312 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Toprak, su, hava ve ateş. Ateşi kaldırıp, Tahta deyip girizgâhı zıplatmak isterdim ama anlatacağımız eser Homeros’un kitapları değil, saygıyı hak eder Hesiodos. Toprakla giriş yapmamın sebebi ise toprağın kendiyle uğraşanı bir nevi filozofa çevirdiğine inandığımdan dolayıdır. Bir çiftçi eğer ki öğrenmek isterse gerçeği ve hayatı anlamlandırmaksa amacı toprağa baksın yeter. Su değende bulamaç olan bu madde ne verebilir ki bize?

    En başta varlığın oluşması için bir maddeye gereksinim olduğunu vurgular toprak, ekmeden biçemezsin der insanoğluna. Bir “tohum” olmadan bir canlı ortaya çıkaramazsın! Ve uygun zamanı kollamazsan der tohum; ben yiterim, bitmemi filizlenmemi istiyorsan ise gökyüzünü izle, çevrendeki hayvanları ve bulutları “gözlemle.” İşte bu etkenleri gördüğünde sür toprağa beni ve bekle, bekle ki “sabrın” ne demek olduğunu anla! Başının öne eğilmesinden asla korkma, biliriz ki biz “olgun başak baş eğer, eğik durur.” Bil ki veremeden alamayacağın bir dünya düzeni üzerinde yaşamaktasın. Bu dünyada Aden Bahçesi (Cennet) kurallar yoktur, meyveler ağaçlarda kendi kendine büyümez, nehirlerinden ballar ve şaraplar akmaz. Sabrın sonunun selamet olduğunu görürsün, “zaman” her şey için çözümdür ve “emeğin” ne kadar kıymetli olduğunu anlarsın. Emeksiz hiçbir şeyin olmayacağına “kanaat” getirirsin ve bu kadar “çilenin” ardından ürünlerini hasat ettikten sonra anlarsın ki; doğanın kuralları asil kurallardır ve burada hiçbir şey boşuna var olmamıştır. Unutmayın ki; “Umut varsa geleceğin varlığına iman ediyoruzdur.”

    “O kafasızlar bilmezler ki,
    Yarım daha büyük olabilir bütünden...” (Alıntı #48422494 )

    Hesiodos MÖ VIII. yüzyılda yaşamış bir ozandır. Doğumu Anadolu’nun batı kısmı yani Ege’de olduğu bilinmektedir. Balıkçı bir aileden geldiği ise eserlerinden anlaşılmış olup daha sonra babasının öngörmesiyle Yunan iç kesimlerine doğru göç etmişlerdir. Göç sebepleri siyasi değil, sadece bulundukları yerde yoksul kaldıkları içindir. Kendisini eserlerinde çoban ya da çiftçi olarak itham ettiği için mesleğini bu iki meslek türünü de içerisine alan çiftçi mesleğini icra ettiğini düşündürmektedir. Tipik bir Anadolu insanı düşüncesinin yaygın olduğu eserlerinden hissedilmektedir. Bilinen ilk Yunan didaktik şiirinin yazarı ve Yunan Mitinin kurucularından biridir.

    “...ölçüsüzlükten suç doğar, suçun ürünü ise pişmanlıktır.” (Alıntı #48468564 )

    Bizlere önemi çok sonları anlaşılan iki eser bırakmıştır. Bunlardan ilki Theogonia adında olan ve 1022 dize ile evrenin varoluşu, tanrıların doğuşu ve soylarının nasıl şekillendiği anlatan epik bir eserdir. İkincisi ve daha önemlisi olan eseri ise İşler ve Günler adında olan 828 dize ile bitirilmiş eseridir. Bu eserin diğer eserden çokça farkı vardır ki; eseri bir toplum felsefesi olarak algılayabiliriz. Bu hususta Hesiodos’a iyi bir gözlemci, bilgili bir filozof ya da uyruklarının mutluluğunu arayan bir köy ekstremisti diyebiliriz. Eserin öğüt niteliği taşıması ve toplumsal bir çözüm arayışı içerisinde oluşu, okuyanına keyiften çok bilgi aktaracağı için önemlidir. Kendi deneyimlerinden de faydalanarak kardeşi Perses’e karşı dillendirdiği bu eseri; Dike – adalet, hak, hukuk – başta olmak üzere çalışmak, erdem, düzen, doğruluk gibi kavramları okuruna sunar. Ayrıca tarım, denizcilik gibi mesleklerde yapılması gerekenleri sıralar ve her şeyin bir zamanı olduğuna inandırır okurunu. Şu su götürmez bir gerçektir. Doğu, Anadolu'yu beslemiştir ve Anadolu'da Yunan'ı... Yunan beslendikçe Avrupa beslenmiştir ve bu besi son olarak deniz aşırı uzanmış, Amerika'ya ulaşmıştır... Günümüzde birçok şeyin kaynağı Yunan'dır. Peki ya Yunan'ın kaynağı... Bence Anadolu; Babil, Sümer, Asur ve Finikeliler... Finikelileri özellikle yazdım ki denizci oldukları ve denizi kullandıkları için bütün bilgi ve dahasının misyonerliği onlardadır.

    “...bilinçsizlik yanılgıyı doğurur, yanılgı ise insanı doğrudan yıkım ve belalara sürükler.” (Alıntı #48468476 )

    Homeros eğlenilecek adamsa Hesiodos evlenilecek adamdır. Hesiodos’u karşılaştırma yapacak isek kesinlikle Homeros ile karşılaştırmalıyız. Aralarında ciddi bir fark vardır. Homeros tanrılarla insanların iç içe güle oynaya yaşadıklarını betimler ama Hesiodos tam tersine tanrıların insanlardan uzak ve ayrı yaşadıklarını, çok nadir olsa da insanlarla iletişim kurduklarını yazar eserlerinde. Homeros’ta her şey tanrılara layıktır ve lükstür, Hesiodos’ta ise bu durum gözükmez. Her ikisinin de eserlerinin destan olması insani durumları tanrılaştırmasına sebep olsa da Homeros incelemesinde de bahsettiğimiz gibi İlyada eserindeki en insani karakterin Andromakhe oluşu dışında insani bir yan göremeyiz. (İlyada #45025684 ) Kısaca söylemek gerekirse Hesiodos’un 828 dizelik eseri Homeros’un 15600 dizelik eserine galip gelmiştir. Homeros’un ayrıca Platon’un Devlet kitabında Platon tarafından da eleştirilmesi, kendinden sonrakilere hiçbir öğüt bırakmadı demesi, bu üstünlüğü göreceli olsa da kabul etmemizi sağlar.

    Kısa bir Homeros’un İlyada kitabı incelemesinden kesit… #45025684
    “Andromakhe Thebaili Eetion’un prenses kızı. Hektor’un karısı ve Astyanaks’ın annesi. Eetion Yunanistan’da bulunan Thebai şehrinin kralıdır. 7 tane oğlu ve bir kızı vardır. Troya ile hem ilişkilerini sağlamlaştırmak, hem de kan bağı olması için biricik kızını deniz aşırı olarak Hektor’a vermiştir. Hektor o dönemde geleceğin Troya kralı olacağına kesin gözüyle bakılan en yiğit Priamos oğluydu. Dolayısıyla oğlu Astyanaks’ta diğer Priamos oğulları arasında en yüksek olasılıkla kral olabilecek veliaht prensti. Andromakhe Troya savaşı boyunca en çok etkilenen kişidir. Akhaların 10 yıl süren Troya kuşatmalarında askerlerin ganimet için Troya’nın civar şehirlerine saldırmaları sebebiyle Andromakhe’nin doğduğu şehre de saldırılmıştır. Şehri eline alan Achilleus Kral Eetion ile yedi oğlunu öldürmüş ve prenses olan Andromahke’nin annesini elinden geldiği kadar en iğrenç şekilde kullanmış, esir edip Troya sahillerine getirmiştir. Hatta öyle kullanılmış ki Troyalılardan kurtarmalık alıp prensesi Troya’ya teslim ettiğinde ancak üç gün yaşayabilmiştir.

    https://i.hizliresim.com/pbd5Or.jpg Paris ile Menelaus düellosu akabinde Afrodit tarafından ölümden kurtarılıp, kaçırılan Paris’i savaş alanına çağırmak için gelen Hektor’un Andromakhe’yi odasında göremeyince şehrin surlarında karşılaşmaları.

    Bu hadiselerden anlayabileceğimiz gibi savaşın en dertlisi, en insansı varlığı Andromakhe’dir. Hayatında Hektor ve oğlu dışında kimsesi kalmamış, bu sebeple iyice yalnız kalmaktan korkup, Hektor’a kaçmayı dahi teklif etmiştir.” #45025684

    Kısa bir Platon’un Devlet kitabı incelemesinden kesit… #44380780
    “Adil bir devlet kurulumda ilk önce yapılacak şeyin şairlerden, mit yaratıcılardan, hikâyecilerden başlanılmasını gerektiğini öne sürer ve bu ütopyada sansürü ileri derecede meşrulaştırır. Çünkü çocuğa küçük yaşta neyi hikâyelerseniz büyüdüğünde de o yönde bir yaşam tarzı benimsemesine olanak tanırsınız. Özellikle üçüncü kitapta Sokrates’i Homeros’un üzerine yürütüp, mitoloji yaratıcısı bu adamı yerdiğini gördüysek de onuncu kitapta bunun daha fazlasını görmekteyiz. Platon’un Homeros kitabından çekinmesinin sebebi günümüz anlayışı ile bakmak yerine; o devirde Homeros kitaplarının dini kitap olduğunu varsaydığımızda ortaya çıkar. Günümüz şiir, destan diye nitelendirdiğimiz bu kitaplar; o devrin yegâne din kitaplarıydı. En küçük bir sorunda o kitaplar açılır, onlardan bakılıp ona göre hareket edilirdi. İnsanlar o kitaplara göre yetişir; özel hayatlarından ziyade siyasal hayatlarını da buna göre düzenlerler ve Homerik kahramanların onları takip edenlere kötü örnek olmaktadır. Hatta Homeros’un iyi, hoş birisi olduğunu da söyler; ancak insanlık adına, devlet adına bir şey yapmadığını da açıkça belirtir. Ne bir Sparta Kralı ve Kanun Koyucusu olan Lykurgos olduğunu ne de Yunan Devlet Adamı Solon olduğunu söyler.” #44380780

    Theogonia eserinde bulunan varoluştan bahsetmek isterim, hani şu Prometheus’un Zeus’tan ateşi alıp insanlara sunmasını ve daha sonrasında Zeus’un insanlar için tanrılar hediyesi olan Pandora’yı insanların başına bela etmesini. Dini kitaplara da bakıldığında ilk insanların Aden Bahçesi denilen bir yerde çalışmadan, uğraşmadan yaşam sürdürdüklerinden bahseder. Prometheus’ta Zeus’tan ateşi çaldığında insanlardaki yaşam tarzı Aden Bahçesi’ndeki yaşam tarzıyla aynıdır. Çalışmadan, uğraşmadan topraktan mahsul almaktadırlar. Ancak iki tarafta tanrının gazabına uğrar ve cennet denilen cennet gibi yerden kovulurlar. Dini kitaplarda yasak meyve ile aksedilir bu hadise, mitoloji de ise Prometheus’un bu hinliği ile. Bu hadiselerden sonra artık insanların çalışmadan elde edebilecekleri bir mahsulü bulunmamaktadır, üstüne üstlük hastalıklar ve dertlerde başa beladır. Aslında bu tarz bahsedebileceğim birçok benzerlik vardır ancak konunun daha da uzatılıp, okuruna sıkıntı vermesini de istememekteyim.

    “Her yazın bir kışı var...” (Alıntı #48442665 )

    Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi iki işin ehil tarafından yapıldığı için muazzam denecek kadar güzel, sayfa yapısı yerinde. Eser kısa bir önsöz ile başlamaktadır. Arkasından 1022 dize olan yaratılış efsanelerini barındıran Theogonia adlı epik anlatım gelmektedir. Tanrıların nasıl ve ne şekilde doğduğunu da anladıktan sonra, insan olan bizlerin, nasıl hayat sürmemizi ve bize gerekli olan bilgilerin, öğütlerin yer aldığı 828 dizelik muazzam bir içerikle devam ediyor. Buradan sonra ise Sayın Azra Erhat’ın Hesiodos Eserleri ve Kaynakları adı altında bulunan muazzam bir incelemesiyle karşılaşıyoruz. Bu incelemeyi de bitirdikten sonra İsmet Zeki Eyuboğlu’na ait olan Hesiodos ile Anadolu İnsanı adlı kısa bir karşılaştırmayla karşılaşıyoruz. En sonunda ise 60 küsür sayfa olan, her zaman kitaba başvurabileceğimiz bir sözlüğün bulunması kitabı çok değerli kılmaktadır.

    “Komşunun kötüsü beladır, iyisi bir hazine...” (Alıntı #48441939 )

    Sözün özü; kitabın yazım zamanı ve içeriği bakımından ele alındığında bir ve muazzamdır. Kesinlikle bir örneğinin olmayışı ve çok ileride Romalı Kentsoylu Vergilius’un dikkatini çekmesi kitabın değerini kat be kat arttırmaktadır. Günümüzde de güncelliğini koruyan ve bu yaşam tarzını benimsemiş insanlarla karşılaştığımız için, eserin her çağa seslendiğini görmek gurur verici. Meraklısı için kesinlikle bir başucu kitabı olduğu için okunulası ve tavsiye edilesidir.

    Sevgi ile kalın.
  • 250 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    1516 yılında yazılan ve iki bölümden oluşan eserin ilk bölümünde ağırlıklı olarak hukuk düzeni üzerinde duruluyor. Thomas More idam cezalarına karşı düşüncelerini dile getirirken, insanların yaptığı hırsızlık sebebiyle asılmalarına karşı çıkıyor, aynı zamanda halkın yoksulluğuna da değiniyor. İkinci bölümde ise hayalindeki ülkenin siyasal, ekonomik, dini, toplumsal yapısını Ütopya kurgusu üzerinden anlatıyor. Ütopya'da oluşturulan toplumsal düzendeki demokrasi, özgürlük, eşitlik, hoşgörü anlayışı ve ortaklaşa mülkiyetin hakim olduğu yapı yazarın üzerinde durduğu önemli konular arasında. Erdem, ahlak, iyilik, mutluluk gibi konular üzerinde de duruyor ama bunlar Platon'un "Devlet" eserinde bahsettiklerinin yüzeysel bir özeti niteliğinde. Yazarın hayatı da Ütopya eseri kadar dikkat çekici. İyi okumalar...