• “Okumak, sadece okumak.Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını. O zenginlerin arkadaşları birkaç finansçı, üçbeş holding yöneticisi. Üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. Oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: Aristoteles, Platon, İbn Rüşd, Faulkner, Homeros, Nietzsche, İbn Haldun...Bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin.”
  • Platon ve Aristoteles'in klasik bellek araştırmalarından beri belirli felsefi yönelimleri nasıl belirlediğini incelemekten öteye gitmeyi amaçlıyorum.
  • “Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını. O zenginlerin arkadaşları birkaç finansçı, üç beş holding yöneticisi. Üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. Oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: Aristoteles, Platon, İbn Rüşd, Faulkner, Homeros, Nietzsche, İbn Haldun... Bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?”
  • Kitabı Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Genel Kamu Hukuku dersi öneri kitapları listesinde görmüştüm. Benim için devlet denilen organizasyonun serüvenini takip eden bir seri ilgi çekici geldi. Seriyi Ağaoğulları beş cilt olarak tasarlamış, diğer kitapları da okumak istiyorum ama burada onlardan bahsedecek değilim.

    Kitap, devleti Yunan, Batı felsefesini odak alarak inceliyor, bunun nedeni olarak ise, Yunanlıların bir savunusu var, Doğu'nun pratik aklının, Batı'nın ise kuramsal aklının geliştiğini, Doğudaki seçkinlerin parayı ve ticareti sevdiklerini bu yüzden çıkarcı olduklarını, Batıda ise seçkinlerin felsefeye yöneldiğini söylüyorlar. Bu savununun yanına bir de günümüz Batı dünyasının temellerini oluşturan Antik Yunan devlet anlayışının (ve kısaca genel felsefesinin) odak alınması biraz da her zaman rağbet edilen bir akım olmasından kaynaklı olmasını sayabilirim.

    İlerleyişi açıklayacak olursam kitap öncelikle devlet, siyaset felsefelerinin Antik Yunan'da ön ayağı olan doğa felsefesini ele alarak başlıyor daha sonra bu alandaki okulları açıklayıp, Sokrates, Platon ve Aristoteles ile Epikürcü ve Stoacı felsefelerin incelemesini yapıyor. Kitabı okumanım faydalarından birisi size devlet, toplumbilim, siyaset ve felsefe alanında bir sürü okunacak esere işaret etmesi.

    Kitabı okumanın asıl sağlayacağı fayda ise günümüz kurumsal yapılarının teorik temellerinin Antik Yunan'da nasıl işlendiğini görebilmeyi sağlıyor. Bunun yanında verilen genel felsefe bilgileri de düşünürlerin siyasal öğretilerinin daha kolay anlaşılmasını sağlıyor, umarım serinin ileri kitapları da beni bu kadar memnun ederler.

    Dokuz puan vermemin nedeni ise yazarın bazı alanlarda kendi düşüncelerinden çok alıntılarla açıklama yapma yoluna gitmesi ve bu durumda alışılan üslubun birden kopmasıyla anlamayı güçleştiren bir durum oluşması.
  • Hayret etmek, pathos olarak felsefenin arkhe sidir.

    Yunanca arkhe sözcüğünü bütün anlamıyla anlamalıyız. O, birşeyin nereden başladığını dile getirir. Ama bu "nereden", ondan yola çıkılırken geride bırakılmaz, aksine arkhe, arkhein fiilinin dile getirdiği şeye, egemen şeye dönüşür. Hayret etme pathbs’u öyle basit olarak felsefenin başlangıcında durmaz, örneğin elleri yıkamanın cerrahi operasyondan önce olması gibi. Hayret etmek, felsefeyi taşır ve ona baştan sona egemendir.

    Aynı şeyi Aristoteles söyler (Met. A2, 982 b): dia gaz. to thaumezein hoi anthropoi kat nun kaiproton erxsanto philosophein. "Zira insanlar, hayret etmek içinden geçerek hem şimdi, hem de ilk olarak felsefenin egemen başlangıcına vardılar" (felsefi düşünmenin başladığı noktaya ve felsefi düşünmenin yol alışım baştan sona belirleyen şeye vardılar.)

    Platon ve Aristoteles’in burada sadece, hayret etmenin felsefi düşünmenin nedeni olduğunu saptadıklarım düşünmek; oldukça yüzeysel ve her şeyden önce Yunanca düşünmemek olurdu. Onlar bu düşüncede olmuş olsalardı, o zaman bu, şu demek olurdu: herhangi bir zaman insanlar hayret ettiler, yani varolana, varolanın varolmasına ve ne ise o olmasına hayret ettiler. Bu hayret tarafından harekete geçirilen insanlar, felsefi düşünmeye başladılar. Felsefe başladıktan sonra neden olarak hayret etme, fazlalık olur ve böylece ortadan yok olur. Sadece bir uyarıcı olduğundan dolayı, yok olabildi. Ancak: hayret teme, arkhe’dir: felsefenin her adımına baştan sona egemendir. Hayret etmek pathos’tur.

    Pathos’u genelde passion, tutku, duygu taşkınlığı diye çeviririz. Ama pathos, paskhein ile, acı çekme, tahammül etme, katlanma, taşıma, kendini bırakma, kendini tarafından duyumlandırılma ile bağ içindedir. Böylesi durumlarda pathos’u her seferinde iç-duyum hali olarak çevirmek riskli olur: iç duyum haliyle, duyum hali içinde olma ve bunun tarafından belirlenmiş olmayı kastediyoruz. Yine de bu çeviriye kalkışmak zorundayız, çünkü pathos’u yeniçağ-modern anlamda psikolojik olarak tasarlamaktan bizi yalnızca bu koruyabilir. Pathos’u iç - duyuru hali olarak anlarsak, ancak o zaman thaumezein’i, hayret etmeyi de daha iyi tanımlayabiliriz. Hayret sırasında kendimize tutunuruz (être en arrêt). Varolanın karşısında, onun varolması ve nasılsa öyle ve başka türlü olmaması karşısına adeta geri adım atarız. Hayret etme, varolanın varlığı karşısında geri adım atmayla son bulmaz, aksine o, bu geri adım ve kendine tutunma olarak aynı zamanda karşısında geri adım attığı şey tarafından ona doğru çekilir ve adeta tutsak alınır. Böylece hayret etmek, dispozisyondur, öyle ki varolanın varlığı, bu dis-pozisyon içinde ve onun için kendini açar. Hayret etmek, Yunanlı filozoflara varolanın varlığına uygun olarak konuşmayı sağlayan iç - duyum halidir.