aslıhan profil resmi
Potterhead.
Kadın
29 okur puanı
15 Tem 2018 tarihinde katıldı.
  • aslıhan paylaştı.
    Yaşlıları sokaklardan alın, bu insanlar neden sürekli dışarıda net söylüyorum kıçlarında kurt mu var, neden sürekli dışarıdalar.

    Bedava toplu taşıma iptal edilsin, bize bir şey olmaz mantığı ile sokaklarda tehlike saçıyorlar. Cahil bir toplum olduğumuzu ben şahsım adına biliyorum, her gün görmek nefret tohumları ekmeye başlıyor..

    Özellikle İtalya ve İspanyadan rahatlık bakımından çok farklı değiliz. Oranın yaşılıları da aynı cahilliği yaptı. Cafelerden çıkmadılar, günlük espressolarını almaya, pizzalarını yemeğe gitti. Gençler alışverişe devam etti.

    Durum... Askeri kamyonlar insan taşıyor ama YAŞAM değil ÖLÜM!

    Bu virüsü basite indirgemeye çalışan asalaklar, sürekli çeşitli hastalıklardan ölen insan olduğunu söylüyor. Evet insanlar ölüyor, kanserden, veremden, gripten ve birçok sebepten. Yalnız dünyayı etkisine alan bir salgın kısa zamanda bu kadar etki ediyor ve simülasyonlara vurulduğunda -tedavisi bulunmaz ise- milyonlara denk gelen kayıplar ortaya çıkıyor ise sen tv ye çıkıp ahkam kesemezsin.

    Bir hastahanenin 100 hastayla ilgilenmesiyle 1000 hastayla ilgilenmesi aynı değil. Kafanız bassın şuna. Evinizde oturun. Mücbir bir sebebiniz yoksa kıçınızı çıkarmayın evden. Nasıl cahil insanlarsınız siz?

    Bu düşüncesiz insanlar inatla evlerinde oturmayıp, hastaneye düşerse eğer insani olarak bakılmayı hak etseler de ahlaki olarak hak etmiyorlar.

    Net olmakta, kıvırmamakta fayda var.

    Kimin hasta olduğu, kime bulaştırdığı belli değil. Anında belli olan bir şey değil, Güney Kore gibi test rekoru da kırmıyoruz.

    Evinizde oturun. Anneniz, babanız, dedeniz, ananeniz vs laf olsun diye dışarı çıkmaya çalışıyorsa önünde dik durun ve çıkarmayın. İş yüzünden dışarı çıkmanız gerekmiyorsa, dışarı çıkmayın. Haftalık alışveriş yapın. Onuda hızlıca yapın. Eldiven kullanın, kimseyle temas kurmayın. İşinizi halledin hemen evinize dönün. Birkaç ay bunu yapmak mı, ölmek mi?

    Bu ahmaklığın bedelini hem Türkiye hem de dünya fazlasıyla ödeyecek. Rahatlığımızda boğulacağız.
  • aslıhan paylaştı.
    144 syf.
    ·1/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda başkası adına utanabileceğiniz kitaplar hakkındaki yorumlarımı izleyebilirsiniz:
    https://www.youtube.com/...4z-C7J5toYvbx7ELTtM2

    Binlerce kişinin okuduğu ve hatta yüzlerce kişinin epey yüksek puanlar verdiği, kitap fuarında bana sıkça sorulan bir kitabı yorumluyorum bugün, toplaşın. Yine çok acayip yerlere gittim...

    Sabah duşunu her gün Ganj Nehri'nde alan ve Ferrari'sini hiç düşünmeden satan bilgenin galericisi olduğu söylenen Özgür Bacaksız'ın bu "felsefe" kitabına konuk oluyoruz.

    Google'a Özgür Bacaksız hakkında bilgi almak için girdiğimizde görüyoruz ki yazar hakkında
    "Türkiye'ye felsefeyi sevdiren genç bir yazar Özgür Bacaksız." cümlesi yazıyor. Hmm, peki. E eğitimi, mezuniyeti, uzmanlık alanı neymiş bir bakalım dediğimizde ne görüyoruz? Adıyaman Üniversitesi muhasebe mezunu. Yani tam bir win-win olayı var. Ben şu an Manisa Celal Bayar Üniversitesi tütün eksperliği bölümünden mezun olup kuantum fiziği üzerine kitap yazsaydım bence daha az absürt görünürdü diye düşünüyorum. Neyse, biz incelemeye devam edelim...

    Kitabın ana felsefesi:
    "Kendine, “birilerine hiçbir zaman ihtiyacın olmayacağını” sürekli tekrarla."
    Ne kadar mantıklı değil mi? Yani Özgür Bacaksız, bu kitabını yayımlatabilmek için kesinlikle bir ağaç kesme ve boylama operatörüne, o ağaçları taşıyan kamyon şoförüne, kağıt fabrikasındaki işçilere, yayınevi sahibine, redaktöre, editöre ve özellikle de bu kitabı sadece Kitapyurdu'ndan alan 10 bin okura hiçbir zaman ihtiyaç duymamıştır bence de.

    Kitaptan yoğun bir Nilgün Bodur kokusu geldiğini söylemem gerek, yani felsefe kitabı niyetiyle alıp internet gazetelerindeki tıklama tuzağı haberlere tıklamışcasına bir tat almış oluyorsunuz. Birkaç alıntı söylemem gerek bunu kanıtlamak için:

    "Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur." (s. 11) demiş Özgür Bey. Bu düşünce güzel bir düşünce fakat işin sıkıntısı şu... Bu cümleyi dedikten 1 sayfa sonra Özgür Bey, Nietzsche'den alıntı vermekle başlıyor kitabına. E Nietzsche'nin "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." alıntısı yok muydu? Ben bugüne kadar çok çelişkili insan gördüm ama Özgür Bacaksız kadar çelişkilisini de az görüyorum. Bunu birazdan daha iyi anlayacağız.

    Kitap, 1 sayfa yazı 1 sayfa resim olacak şekilde ilerliyor. Kitabın ana temasının başkasına ihtiyaç duymamak olduğunu söylemiştim. Hemen 13. sayfasında ise bizi şu fotoğraf karşılıyor:
    https://i.ibb.co/cvdZFpN/e-satran.jpg
    Evet, satranç. Sanırım Özgür Bacaksız, dünyaca ünlü Garry Kasparov'un bile yapamadığı başkasına ihtiyaç duyulmadan oynanan tek kişilik satranç adlı bir oyunu icat etmiş. Stefan Zweig'ın bunu göremeden ölmüş olması gerçekten çok üzücü...

    Esas bomba kısımlardan birisi şu, 15. sayfada ve daha pek çok sayfada ego ile ilgili yazanlardan birisi şu :
    "Egosunun zincirine takılanlar ne âcizdir."
    Kitabın sonraki sayfalarında Sigmund Freud'dan alıntılar veren Özgür Bacaksız'ın, Freud'un id, ego ve süperegosundan zerre kadar haberi olmadığına adım kadar eminim. Çünkü bak kardeşim, ego sağlıklı bir insan olmanın baş şartlarından biri zaten. Ego, ne kadar iyi çalışırsa o kadar kimliğin bütün olur, sorgulayabilir ve kendine hakim olabilirsin. Yani senin sandığın gibi halk dilindeki ego, yanlış bir kullanımdır. Egosunun zincirine takılanlar esas insan olmayı başarabilen büyük filozof ve yazarlardır.

    19. sayfada;
    "Gözlerin... O güzel gözlerin saflığını yitirdi. Görüp de müdahale etmedin, edemedin, çürüdü gözlerin."
    diye bir alıntı geçiyor. E tamam güzel, böyle bitirseydin keşke. Hemen bir sayfa sonra bir resim paylaşılmış, o da şu:
    https://i.ibb.co/9y3JmG9/ha.jpg
    Bilmeyenler için bunun ne olduğunu söyleyeyim,
    "Psychedelic Tapestry" Yani saykodelik dokuma, işleme demek. LSD tribine giren insanların halüsinasyon gördükleri zaman neler gördüğünü temsil eden illüstrasyon çalışmaları bunlar. Yani o güzel gözlerinin saflığını yitirip çürümesi çok normal bence kardeşim.

    Kitabın içinde herhangi bir felsefeyle uzaktan yakından alakası olmayan şeyler dendikten sonra her sayfa arasında şu tür resimler var:
    https://i.ibb.co/FYK1sV5/bu-ne-la.jpg
    Biraderim, felsefe ile resimdeki kübizm akımının nasıl bir alakası var? Hayır, okur anlamaz zaten, okur gerizekalıdır, güzel bir resim der ve geçer diyorsunuz biliyorum. Ama ben geçmiyorum işte gördüğün gibi, üzgünüm.

    99. sayfada "Esnek ol, bazen Gandi, bazen Mevlana ol." demiş kendisi. Valla benim Vodafone'da esnek paketim var, ben bile istediğim zaman Gandi, istediğim zaman Mevlana, hop bugün de canım sıkıldı biraz Zeus olayım diyemiyorum. Ama bir telefon şirketi eğer bir gün tasavvuf paketi çıkarırsa eminim ki Özgür Bacaksız bu fırsattan istifade edip hemen esnek tasavvuf paketine geçecek gibi duruyor.

    Bu kadar şey dedikten sonra en son olarak bir de kitabın -evet kitabın- Instagram sayfasına bir göz atalım:
    https://www.instagram.com/felsefeklubu/
    Kitap en fazla 20-25 bin satılmış olmasına rağmen sayfanın 680 bin takipçisi var. Yorumlarda hep aynı tip baş parmaklı onaylamalar, süperler, aman ne güzeller, yani parayla sahte yorum yazdırmalar falan... Yani sayfanın epeyce bir takipçi satın aldığını ilkokul çocuğu bile anlayabilecek kapasitede.
    E kardeşim, sana sormazlar mı? Hani "Kendine, “birilerine hiçbir zaman ihtiyacın olmayacağını” sürekli tekrarla." diye? Lan zaten Türkiye'de felsefe ile ilgilenen insanları toplasan kaç kişi eder? Demek ki, kendine, takipçi satın alma hariç olarak birilerine ihtiyacın olmayacağını tekrarla olarak değiştirmen gerek o sözü.

    Duymak istediklerinizi ve hoşunuza gidecek şeyleri söylüyor diye bu tür kitaplara prim veriyorsan Allah veya inandığın hangi Tanrı ise o sana akıl fikir versin kardeşim ama ben yine de sana bir kıyak yapıp felsefeye başlangıç yapabileceğin birkaç kitap yazmış olayım. Bu iyiliğimi de unutma. Kıps.

    1- Büyük Filozoflar (Platon'dan Wittgenstein'a Batı Felsefesi), Bryan Magee
    2- Felsefeye Giriş, Ahmet Arslan
    3- Felsefeye Giriş, Kazimierz Adjukiewicz
    4- Felsefenin Temel Disiplinleri, Heinz Heimsoeth
    5- Felsefe Sorunları, Bertrand Russell

    Bonus:
    1- Felsefe Sözlüğü, Ahmet Cevizci
    2- Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder
  • aslıhan paylaştı.
    176 syf.
    Sabahattin Ali’nin vefatının üzerinden 70 yıl geçince, yani 2018 bitince yazarın bütün eserleri teliften düştü. Böylece isteyen her yayınevi, onun kitaplarını basma şansı elde etti. Nitekim uzun süredir YKY’nin bastığı kitaplar aralarında büyüklerinin de olduğu pek çok yayınevince basıldı. Hikayeler yer değişti, tek basıldı, toplu basıldı, adları değişti vesair…

    İşte öyle bir kitap da Doğan Novus tarafından basılmış. Adı, Aldırma Gönül. Doğrusu güzel bir isim tercihi. Çünkü söz konusu şiir, Türkiye’nin en popüler şarkılarından birine çevrilmişti.

    Birkaç gün önce iş yerime geldiğimde büyük bir eksiklik hissettim. Çünkü gün içinde fırsat buldukça okuyacağım kitabı evde unutmuştum. Hemen en yakın kitapçıya gittim ve orada 10 lira bedelle satılan Aldırma Gönül’le karşılaştım. Ali’nin külliyatını okumuş bir okuruydum. Şöyle bir içine bakınca tamamen alıntılardan oluşan bir kitap olduğunu gördüm. Kitap okumamaktansa, bunu okumak yeğdir diye düşündüm ve aldım. Gün içinde de bitirdim zaten.

    Kitabı Kevser Aycan Aşkım Saroğlu adlı bir hanımefendi derlemiş. Daha doğrusu kopyalayıp, yapıştırmış. Doğan Kitap editörlerinden birisi olduğunu anlıyoruz. İki sayfalık bir sunuş yazmış. Sonrası…

    Sonrası tamamen kopyala yapıştır. Hiçbir kronoloji yok, not yok, düşünce yok. Kopyala ve yapıştır…

    İnsan bir eser incelemesi yapar, alıntının kendindeki karşılığını yazar, Ali’nin hayatından bahseder, o söz yazıldığında neyi düşünmüştü, neredeydi falan… Bir şeyler yazar değil mi? Hiç biri yok. Hiçbir şey yok.

    Ölmüş bir yazarın ticari olarak sömürülmesinin sözlük karşılığıdır bu kitap…

    Bitince aklıma şöyle bir şey geldi: Kitap yazma tarifi!

    Birkaç saat içinde nasıl kitap yazılır? Buyurunuz.

    Öncelikle 1000kitap’tan bir yazar seçiyoruz. Kim olsun? Diyelim ki, Stefan Zweig. Satış değeri olan bir yazar mı? Evet. Hayırlı olsun.

    Zaten pek çok kitabını okumuştunuz ki, okumasanız da fark etmez! Hakkında yazdığınız ya da yazılmış incelemelerden birini alıp, küçük birkaç dokunuş yapınız. Kopyalayıp, yapıştırınız.
    Böylece kitabın girişi tamamdır. Eğer arzu ederseniz üstüne bir çay kaşığı kadar, aman yani, bir iki cümleyle sevgili anneme, arkadaşım falancaya diye ithaf bile yazabilirsiniz!

    Sonra, Stefan Zwieg sayfasına giriyorsunuz ve alıntıları tıklıyorsunuz. 72.734 alıntı varmış. Ama olsun, gözünüz korkmasın. En baştakileri kopyalayın…

    Mesela, “Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu"

    İşte yaptım. Ne kadar da kolay! Bir tane daha yapalım hemen;
    “Belki de insan her şeyi içine atmaktan boğuluyor zamanla...- Amok Koşucusu”

    Aaa… Valla çok kolaymış. Böyle 200 kadar alıntıyı yapıştırdığınızda bırakın. Zaten kitapta her sayfada en fazla iki alıntı olacak.

    Tekrara düşerseniz de sorun değil. Zira Aldırma Gönül’de Uzakta şiirindeki “Sen yokken nasıl yaşanır?” dizesi iki yerde geçiyor. Yazarın, daha doğrusu kopyalayanın bile dikkatini çekmemiş.

    Evet, böylece ne yaptık? Küçük bir sunuş ve 200 kadar kopyalama alıntıyla, Word belgemizi hazır hale getirdik.

    Gerisi yayınevinin işi…
    Kapak mapak ayarlarlar işte…
    Afiyet olsun…

    Birkaç ay sonra da bir Dostoyevski kitabı çıkarırız evelallah...

    Not: Kitaba 1 puan verdim. Ama o not Ali'nin değil, onun notu çok yüksek...
  • "Ben erkeğin insanından bile hoşlanıp kocamla geçinemedim. Şimdi periye nasıl varacağım? "
  • aslıhan paylaştı.
    Ben sizi sevdim oysa
    Bir alacakaranlık serinliğiydi akşamın
    Ellerinizden bir gün ışıyordu.
    Gözlerinizde mahmurluğu sabahın.

    Ben sizi sevdim oysa
    Saçlarınız nisan yağmuruna tutulmuştu.
    Daha ilk ayazda üşümüştü bir sevda
    Çakıl taşları bileklerinizi kanatıyordu

    Ben sizi sevdim oysa sevdim
    Daha çürümemişti içimde dünya.
    Mevsimler geçmemişti içimden hala.
    Durup üşüyen kırlangıçlar misali
    Ellerim alnımda gözlerim havada
    Ben sizi sevdim oysa.

    Ben sizi sevdimdi oysa
    Karanfiller soluyordu vazolarda,
    Gülcede güller ağlıyordu.
    Günlerden salı bir ayrılık düşüyordu.
    Sabahında yolların eli üşüyordu.
    Ben sizi sevmiştim oysa...


    Mona Rosa.
Potterhead.
Kadın
29 okur puanı
15 Tem 2018 tarihinde katıldı.
2020
36/60
60%
36 kitap
6.920 sayfa
1 alıntı
12 günde 1 kitap okumalı.