Son okuduğum kitapta Dracula’dan çokça bahsedilince sanırım bu bir işaret, Dracula’yı okumalıyım dedim. Anlık bir kararla raftan Dracula’yı çektim ve okumaya başladım. Baştan söyleyeyim, bu incelemede tadınızı kaçıracak bir detay, yani bilinen adıyla ‘‘spoiler’’ yok. Kitap, 1897’de yayımlanmış, artık kült bir eser özelliği gösteren önemli bir korku romanı. Korku romanlarının belki en eskisi değil ama özellikle vampir temalı korku-gerilim romanlarının atası diyebiliriz. Kendisinden sonra yazılan vampir romanlarını etkilemiş, yüzlerce filme konu olmuş bir roman Dracula. Burada bahsedilen Kont Dracula ise Kazıklı Voyvoda olarak bilinen Vlad Dracula’dır. Hikâye o kadar benimsenmiş ve yayılmıştır ki sanki gerçekten Vlad Dracula’nın vampir olduğu gibi bir inanış ortaya çıkmıştır. Tabii bunun herhangi bir gerçekliği yoktur.
Ben normalde korku olsun, gerilim olsun bu tip konularda kitaplar okumam çünkü korkarım. Fakat artık bu alandan da eksik kalmak istemediğimden kült bir eserle okumaya başlamak istedim. İşin garip tarafıysa daha çocuk yaşlarda ‘‘Küçük Vampir’’ serisini yalayıp yutmuş, Thomas Brezina’nın korku kitaplarını da ayıla bayıla okumuş biri olarak büyüdükçe korku kitaplarından ve filmlerinden uzaklaşmış olmam.
Dracula hemen hemen baştan sonra günlük ve mektuplardan oluşan bir kitap. Bazı kaynaklarda mektup roman şeklinde adlandırılmış ama bence tam olarak öyle de değil. Mektup, hikâyenin anlatımında çok bir yer tutmuyor. Anlatımda asıl kullanılan tür günlük. Günlük şeklinde yazılmış bir roman desek daha doğru olur.
Romanın konusuna pek değinmeyeceğim. Özetini okumak isteyen her yerden bulur ve okur. Ben daha çok bu romanı önemli kılan, dikkatimi çeken bazı noktalardan bahsedeceğim. Öncelikle hikâye kurgusunun günlük ve mektuplara dayanması çok hoşuma gitti.
Ece Temelkuran'ın hayal ettiği ve her bir kuşu belli karakterlere oturttuğu 35 tane kuşu konu alıyor. Kuş metaforunu kullanarak biz insanlara da birtakım mesajlar verme gayesi de var.
Özellikle dünyamızın belli başlı bölgelerinde yer aldığını ve kısa kurgularla kuşların hangi özelliklere sahip olduğunu ve yine bu kuş türlerinin bölgede ki insanlarla olan ilişkilerini de değiniyor. Bazen şarkı ve şiirler de bazen de kendi kurguladığı kısa halk öykülerinde geçtiğini metne yedirerek anlatmış. Bu kuş türlerinin çizimleri de ayrıca eserde var ve aşırı hoş fantastik bir üslupla çizilmişler. Kısa sürede okunabilirliğiyle hoş vakitler geçirebileceğiniz bir kitap.
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/C12JEVFt6Q9
Oğuz Atay'ın en sevdiği kitaplardan birini okuyarak kendinize muhteşem bir kitap katmak ister miydiniz? O halde doğru incelemeyi okuyorsunuz demektir.
Hepimiz hayatlarımızda belli tutamaklara sahibiz Yusuf Atılgan'ın da dediği gibi. Kimi zenginliğine tutunuyor, kimi de sanatına. Kimi her ay banka hesabına gelen para miktarına tutunuyor, kimi de evlatlarına... Bizim gibi kitap kurtlarının yegane tutamağı da böyle kitaplar olsa gerek.
İşte Körleşme kitabı da tam olarak evinde yıllardır bir çocuk gibi büyüttüğü kitaplarına tutunan, Kien adındaki bir adamı anlatıyor. O da aynı bizim gibi kitaplarına karşı dış dünyadan gelebilecek herhangi bir tehdide karşı oldukça endişeli ve kitaplığına dünyadaki diğer her şeyden daha fazla önem veriyor. Anlattıklarım size de tanıdık geldi, değil mi?
Üstelik bu kitabın çok ilginç bir çeviri hikâyesi de var... Bu kitap gerçekten de Oğuz Atay'ın en sevdiği kitaplardan biriymiş. Hatta öyle ki, Oğuz Atay, çevirmen Ahmet Cemal ile yaptığı bir buluşmada bu kitabın ne kadar muhteşem olduğundan bahsetmiş ve işte bu kitap tam da o buluşmadan sonra Türkçeye çevrilmiş. Şimdi kitaba geçelim...
Toplum, kitap okuyan insanları deli olarak yargılar, bilirsiniz bunu. Bugüne kadar gerek iş hayatında gerekse de askerlikte çok şekilde kitap okumanın ne kadar boş bir uğraş olduğu konusunda oldukça boş insanlardan tavsiyeler almışımdır. Ama şu an hayatımın bütün fikirsel ve eylemsel altyapısını okuduklarıma borçluyum.
Kien de biz okurlara benzer şeyler yaşıyor kitap boyunca. Gözünü para bürümüş bir kitleye karşı savaşıyor, kitaplarıyla birleşip onlara savaş açmanın yollarını arıyor, dış dünyanın gerçekliğinden kaçmak için adeta sert
Noldorin Elflerinin Âli Kralı Fingolfin atını tek başına Angband’a sürüp, teke tek dövüşmek üzere Morgoth’a meydan okuduğunda, kapıda şu şekilde bağırdı: “Öne çık, seni korkak kral, ki kendi ellerinle savaşasın! Mağaralara saklanan, köle güdücüsü, yalancı ve sinsi, Tanrıların ve elflerin düşmanı, gel! Çünkü senin ödlek suratını görmek istiyorum.” Sonra (diye anlatılır) “Morgoth geldi. Çünkü kumandanlarının gözleri önünde böyle bir meydan okumayı reddedemezdi.” Her darbede büyük bir çukur açan büyük çekiç Grond ile savaştı ve Fingolfin’i yerle bir etti; ama Fingolfin ölürken Morgoth’un koca ayağını yere çiviledi, “ve kara kan fışkırdı ve Grond’un açtığı çukurları doldurdu.Bundan sonra Morgoth topal kaldı.”