b.

b.
@poemvolia
tumblr hesabım, poemvolia
56 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
bir dal kırıldı, düştü serçenin yuvası. bir cemre süzülür gibi kayboldu, gövdesinde ısındığı kanadı. yabancısı olmadığı biri geçti yanımdan, ezdi adımları çizdiğim yaprakları. ardından avuçlarıma iki tuzlu iz düştü, gözyaşlarımdan. bir nefes aldım, hapsolmak istediğim her damlayı bırakmazsam kaybolmayacağına inanır gibi tuttuğum toprağın kokusundan. hissetsin istedim, havanın kasvetindeydi uykularım. o gün, tenine değen rüzgârdım. avuç içlerim soğuktu. bileklerime dokundu parmakların. hissetmediğin ellerinle bir dal alıp, gözlerinde sakladığın başka hasrete yaktın. sanki anılar geçti aklının içinden. eski günlerin tozu doldu gözlerine. acıyla sızladım o an. içine çektiğin nefesle kayboldum. bilmiyordun, can içinin hüznünden almıştın soluğu. açık bırakılan pencereden içeri giren rüzgâr gibi sızmıştım yine. iyi gelirim sandığım kalbine.
Reklam
aklımdan çıkmıyor. umursamaz bir halin vardı. o gün gibi. inanmak için çabaladığım tüm düşüncelerimi yıktı. hatırlamazsın, bir plak vardı. içinde bir türkü. ölsem unutamam, unutmam onu. o gün gibi, canımın acısını dindirmek için tüm gün uyusam da geçmedi. oysa sana güvenmek için içimde verdiğim savaşı yangınla bile söndürebilirdim. acıtmazdı ateşi, gözyaşlarım kadar yakmazdı. ama senin kayıtsızlığın, her şeyden daha çok yaktı içimi. sanki bütün cümlelerim, bütün çabalarım duvarlarına çarpıp geri döndü. belki de bir kelimeyle kurtarabilirdin beni. yapmadın. şimdi açtığımda silmediğin her ses, her söz yeniden deşiyor yarayı. zaman dediğin şey, sadece izleri saklıyor. acıyı değil. uyumakla, susmakla, yok saymakla geçmiyor. içimde hâlâ söndürülemeyen bütün öfkelerin üzerinde bir kor var. güvenmek için verdiğim savaşın külleri bile duruyor ama sen bilmezsin. senin için hiçbir anlam taşımayan şeyler bunlar. sana göre o gün sıradan bir gündü, bana göre ise bir ömrün kırıldığı gün.
uykularımı çaldığın düşlerinden uyanıp, hisseder misin gecelerimi? ben ne yana dönsem, sabahları üzerime giymeden kapatamıyorum gözlerimi. her gün uyanmak, bırakılan cümlelerin virgülünde asılı kalmak gibi. şimdi huzur bulamayan nefesimi çeksem, belki de dağılırsın içimde; bir duman gibi. tenimde değil, ciğerlerimde yanar, içimde sessizce büyür tüm kırgınlığım. sınırına vardığım bir duvar gibiyim; cümlelerinin ucuna kadar gelip geçemiyorum hiçbirini. kelimeleri geri sarıyorum. sonra aynı sokaklardan dönüp duruyorum. bak, bazı yokluklar çok kalabalık oluyor insanın içinde, seninki gibi. ve ben artık, her sabah seninle uyanmasam da, her gece seninle uyuyamıyorum.
bir şehir kurdum içimde; sokak sokak sen. yıkamıyorum. çünkü unutuş, bu şehri yerle bir etmek demek. seni, bir kentin merkezine yerleştirir gibi, sessizliğiyle konuşan, suskunluğuyla haykıran sokaklarla döşedim kalbimin derinliklerine. her köşe başında bir suskunluk, her kaldırım taşında bir keşke. bir harita gibi çizilmişsin içime. ne gün doğuyor ne de gece tam kararıyor. cam kenarlarında unutulmuş hayaller, balkonlarda dile gelmemiş cümleler asılı. yağmur yağıyor bazen, senin sustuğun gibi ince ince. ve ben, her damlasında bir başka ihtimali dinliyorum. kim bilir, belki bir keşke düşer avuçlarıma; belki bir keşke, seni geri getirir sanıyorum. ne sürgün edebiliyorum seni, ne de ben kalabiliyorum.
yetemiyorum, yetişemiyorum hiçbir şeye. küf tutuyor elimi attığım heveslerim. neye uzansam, kırgınlık bulaşıyor çehreme. tutunduğum ne varsa, itiyor. çekemiyorum adımlarımı. hatalı seçimler yapıyorum. öğrenemedim gitti, tekrara düştüğüm yanlışlarımı. sanki kendimle yabancı gibiyim. bir gün çözebilirsem kaybolan düğümleri, bildiğim gibi bulamam korkusuyla geri bağlarım, diyorum. zincire vurulmuş hislerimle kalırım. nasıl olsa bilirim yalnızlığı. siz yeter ki alıştırmayın beni, su verdiğiniz çiçeklere. çünkü ben az veremiyorum. çoğalıyor vedalar, ölüyor tüm balıklarım.
Reklam