Sözcüklerin, vicdanın özü olamayacak kadar yaralı olduğu bir yerden; içimde biriken kusma isteğinden ve kusamamaktan yorgun, birkaç dilek, birkaç gönül rahatlayıcı şey düşünmeye çalışıyorum. Olmuyor. Hayatın bittiği yerde nasıl durulur bilmiyorum. Gururlu mu, cesaretsiz mi, yeniden doğacak gibi hırslı mı, öfkeli mi? Nasıl durulur, durulursa ilk ne söylenir bilmiyorum. Bildiğim içimizde insanlık dileyen büyük bir parçanın yıllar boyunca yaralı ve kimsesiz kalacağı.
Özellikle bir eksiklik duygusu vardı içimde. Aslını ararsanız, her anı gerektiği gibi doldurmayı bilseydim, güzel olacaktı yaşamım.Yaşamın güçlü dalgalarını çarçur etmiştim
Ötekiler de, belki hepsi aynı bunalımları geçiriyordu. Eylemde buluyorlardı çareyi. Başkaldırdıklarına göre, yaşamı sevmiyorlardı. Neyse ki toplum kötüydü. Ya günün birinde toplum iyi olsa, ne yaparlar? Ona karşı başkaldıramazlar, o zaman da bunalımın gerçek objesi bütün çıplaklığı, bütün dehşetiyle ortaya çıkardı. Benim için bunalım gerçekti, hiçbir toplum ona çare bulamazdı. Hem zaten, bütün toplumlar kötüdür, dünya kuruldu kurulalı başarılı bir toplum görüldü mü? İnsanlar savaşlarda ve devrimlerde birbirlerini gebertip duruyor. İnsanlar kendilerini öldürtüyorlar. Kendilerini ötekinde öldürüyorlar. Belki de ölümü öldürmeye çalışıyorlar.