• Benim favori dergim olan HBT’nin bu haftaki sayısını sizlerin dikkatini dergiye çekmek için incelemeye ve özetlemeye karar verdim ve birkaç başlığı kısaca yazdım.Dergi Türkiye’nin en değerli bilim dergilerinden biri,hatta bana göre teki çünkü içinde sadece popüler bilim yok.Daha ayrıntılı yazılar da var.Ayrıca politik bilim,bilim-kültür,tekno vitrin,sudoku(benim için önemli :D) da yer alıyor.Her hafta çıkarılıyor,gazeteye benziyor ve sadece 4 lira!

    GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ İKİZLER DOĞDU

    Çinli bir biliminsanı HIV’i durdurmak için embriyo genlerine müdahale etti.İşlem Shenzen’deki Bilim ve Teknoloji Güney Üniversitesi’nde He Jiankui yönetiminde gerçekleşti.He amacının kalıtsal hastalıkların ortaya çıkmasını engellemekten veya tedavi etmekten ziyade,HIV’e karşı doğal dirence sahip az sayıda kişinin sahip olduğu özelliği insanlara kazandırmak olduğunu söylüyor.Bazı bilim insanları buna şiddetle karşı çıkıp etik olmadığını,bazıları da işlemin yanlış yapılmış olduğunu söylüyor.
    ‘’Kızlar sağlıklı olabilir,fakat gelecek nesiller bu hatanın bedelini çok ağır ödeyebilir.’’
    ‘’Bu deneyi yapmak çok zamansız,konu daha çok yeni.Ne gibi sonuçlara yol açacağı henüz bilinmiyor.İnsanoğlunun işletim sisteminin kurallarından bahsediyoruz.Sanıldığından çok daha önemli ve ciddi bir mesele.’’

    SANAL GERÇEKLİK BAŞLIĞIYLA KOKU ALMAK DA MÜMKÜN

    Kullanıcıları sanal gerçeklik dünyasına taşıyan başlıklar daha fazla gerçeklik sunabilmeleri için günden güne geliştiriliyor.Vaqso firması şimdi sanal gerçeklik deneyimine kokuları da ekledi.Bu kokular arasında zombi,barut,orman,tahta,toprak,kahve,karamel,çikolata,kızarmış koku,köri,nane,gaz,çiçek ve kadın kokusu(?) yer alıyor.

    DÜNYA ZENGİNLİK HARİTASI

    Dünya hanehalkı serveti verileri açıklandı.Geçtiğimiz yıl boyunca dünya çapında hisse senedi piyasalarında ve finansal olmayan varlık sahipliğinde devam eden artış,hanehalkı servetinde küresel bir artışa neden oldu.
    Görünen o ki ABD ekonomisi halen patlama yaşıyor.ABD,geçtiğimiz yıl küresel zenginlik stoğuna 6 trilyon dolar daha ekleyerek zirvedeki yerini sağlamlaştırdı.Birçok alanda patlama yaşayan Çin ise zenginlik seviyesini 2.3 trilyon dolar artırdı ve ikinci sırayı aldı.Buna karşın Latin Amerika geçtiğimiz yıl zenginlik seviyesinde düşüş kaydeden tek bölge oldu.

    İNSANLIĞIN MARS’A YERLEŞMESİNE 5 KALA

    Geride bıraktığımız hafta içerisinde insanlık olarak Mars atmosferine uzaktan da olsa bir kere daha konuk olduk.Uzay bilimcilerin ‘’7 dakikalık kaos’’ adını verdikleri bir ‘’hırpalanma’’ sürecini kazasız bir şekilde atlatan InSight uzay aracı kızıl gezegene iniş yaptı.
    İnsanlığın Mars üzerindeki emellerini düşünecek olursak keşif hareketlerinin devam etmesi de kaçınılmaz.Sözgelimi NASA,2020 yılında kızıl gezegene tekerlekli bir araç indirmeyi planlıyor.İşin aslı sadece NASA değil,dünyanın dört bir yanından özel girişim ve kamu destekli uzay ajansları Mars yüzeyine önce insansız,10 yıl kadar sonraysa insanlı yolculuklar planlıyor.Örneğin Avrupa Uzay Ajansı(ESA)ile Rusya Federal Uzay Ajansı(Roscosmos)ortak projesi olan ExoMars 2020…Bu proje kapsamında 2020 yılının yaz aylarında kızıl gezegenin yüzeyine araç indirilmesi ve sadece jeolojik değil,biyolojik ve iklimsel araştırmalar da yapılması planlanıyor.
    ESA ve Roscosmos’un yanı sıra Çin de 2020 yılında Mars’a araç gönderme planı yapan ülkeler arasında.Birleşik Arap Emirlikleri bile Mars’a 2021 yılında uzay aracı indirerek Arap ülkeleri arasında başka bir gezegene araç gönderen ilk ülke olmayı hedefliyor.
    Tüm bu projeler uzay ajansları kapsamında devlet destekliyken bir de Mars’a gitme planı yapan özel bir girişim var:SpaceX,Elon Musk ve ekibi,2022 yılında Mars’a göndermeyi planladıkları kargo roketiyle Mars’a yerleşmenin ilk somut adımlarını atmak istiyor.Bundan sonraki projeler ise insanı kızıl gezegene yerleştirme ve orada yeni bir yaşam kurma hedefinde.

    İki Görüş Evet-Hayır

    Saydığımız projelerin kaçı gerçekleşir onu bilemiyoruz.Ancak bu çalışmalar,insanlığın Mars’a yerleşme fikrini iyiden iyiye perçinliyor.Hal böyle olunca da karşımıza çok önemli bir soru çıkıyor:Mars’a yerleşme fikri ne kadar doğru?
    Gizmodo’nun bilim yazarı Ryan F.Mandelbaum,yaşadığımız gezegene yerleşmek için bile insanlığın ağır bedeller ödediğini ifade ederken,Mars’a yerleşme fikrine şüpheyle yaklaşıyor.Dünya’ya yerleşirken(yayılırken) yaşanan demografik ve kültürel soykırımları,ekonomik eşitsizlikleri ve çevre felaketlerini göz önünde bulundurursak haksız da sayılmaz.New Hampshire Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Chanda Prescod-Weinstein ise Güneş Sistemi’nin gizlerini çözmek uğruna Mars’a yerleşme fikrinin ‘’emperyalist’’ bir bakış açısı olduğunu ifade ediyor.Teknolojik gelişmeleri küresel ısınmayla ilişkilendiren ve emperyalizmin,21. Yüzyılda bile yerlilere,yerlilerin yaşam alanlarına ve azınlık haklarına karşı faaliyetler yürüttüğünü hatırlatan Prescod-Weinstein,haklı olarak ’’Mars’ın ekosistemini bozmaya hakkımız var mı?’’sorusunu soruyor.
    Bun karşın başka gezegene yerleşme fikrini hararetle savunan isimleri de anmadan geçmeyelim.Elon Musk,Mars’a yerleşme fikrinin olası bir 3. Dünya Savaşı’na karşı gezegenimizde yaşayan türleri korumak için esas olduğunu öne sürmüştü.Bununla birlikte geçtiğimiz aylarda hayata gözlerini yuman Stephen Hawking de Dünya’nın 100 yıl içinde yaşanamaz bir yer olacağını ve yaşanabilecek yeni bir gezegen arayışına girmemiz gerektiğini savunmuştu.
    Mars’a yerleşmenin bir yolunu bulduk diyelim,peki ama bunun bedeli ne olacak?Dünya’yı tükettik ve şimdi sıra Mars’ta mı?Veyahut sadece ayrıcalıklı bir kesimin kızıl gezegene yerleşme fikri ne kadar adil? 2070 yılında ABD,Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin Mars toprakları üzerinde savaşma ihtimalini dile getirmek komplo teorisi mi olur?

    Bu ve bunun gibi daha birçok başlık var. 142. sayısında görüşmek üzere!
  • İnsan Harası, ilk kez; Refik Erduran, Ertem Eğilmez ve Haldun Sel’in çabalarıyla 1953 senesinde kurulan Çağlayan Yayınevi tarafından yine aynı sene içinde Türkçeye B.Ersoy tarafından çevrildi.1953 ve 1956 yılları arasında birçok baskı yaptı.1960 yılında,“Gazeteci Kitap ve Yayınevi” ne ait olan baskısı,Oktay Akbal’ın iddiasına göre,yüz binden fazla sattı.Kitap kültürünün tam oluşmadığı altmışlı yıllarda,Türkiye’de böylesine bir satışın olması şaşırtıcıydı.Bu tarihi-kurgu roman, Nazilerin üstün insan ırkı (Ari veya Aryen ırk) yetiştirmek amacıyla kurdukları bir insan çiftliğini anlatmaktadır.Üstün ırk yaratmak gayesi ile Ari ırkının genç ve güzel kadınları ile savaşlarda kahramanlık göstermiş güçlü kuvvetli ve sağlıklı damızlık erkekleri, Führer’in emriyle,bir araya getiren bir tür “Épuration” yani arıtma,arındırma veyahut “Öjen Çiftlikleri”.

    “Pemberotik” ya da diğer adıyla “Rozerotik”[1] kitaplarının yazarı Fransız Louis-Charles Royer,hayalet gibi bir yazardır.İlerleyen satırlarda,2010’da yapılan son çevirinin sahibi,akademiden sevgili Hocam Emine Bogenç Demirel[2] ile yazarı irdeleyeceğiz.

    Tek Kitap,Altı Farklı Çeviri:

    Çağlayan Yayınevi 1953 basımı 135 sayfa ve 1954 basımı 144 sayfa,Çeviri: B.Ersoy
    Başak Kitabevi 1976,168 sayfa,Çeviri:Başak Kitabevi Tercüme Bürosu
    Gazeteci Kitap ve Yayınevi,1960,128 sayfa,Çeviri:Kayhan Taşkıran
    Demet Yayınları,1962,111 sayfa,Çeviri:?
    Eros Yayınları,1977,192 sayfa,Çeviri:?
    İnsan Harası–Hitler’in Kızları,Delta Kültür Yayınevi,2010,159 sayfa,Çeviri:Emine Bogenç Demirel

    Romanın Hikâyesi

    Genç,sağlıklı ve güzel kadınları kendi arzuları dışında-zorla;İkinci Dünya Savaşında kahramanlıklar gösterip madalya kazanmış sağlıklı ve tabiri caizse damızlık askerleri (eğitim veya zekâ seçici bir ölçüt değildir,yeter ki güçlü-kuvvetli olsunlar) ise kendi komutanlarının emriyle;iki Alman subayı-biri Albay Kont Gunther von Kolz ve bir diğeri Tabip Subay Doktor Heinrich Würzer-Führer’in yazılı emri eşliğinde tüm Almanya ve Fransa’daki cephelerden toplayıp,İnsan Harasına dönüştürülmüş,Bavyera’daki Venüs Köyünde bulunan W… Manastırı’na göndermektedir.Haradaki askerler,beğendikleri güzel ve sağlıklı bir kadını seçip (sanki bir genelevde kadın seçer gibi) on gün boyunca bu kadınları maddi ve manevi hizmetlerine almaktadırlar.Tek görevleri vardır askerlerin:Kadınını gebe bırakmak!Zira gebe kalan genç bakireler ya da kadınlar (kızlar için ölçüt;yaşları 25’in altında olmalı),Führer’lerinin ırkçı-sapık fikirli yeni model Almanya’sı için topuz gibi oğlanlar ve nur yüzlü kız çocukları doğurup bunları eğitimleri için orduya teslim etmek zorundadırlar.Bu tuhaf çocuk fabrikasında,hemen her türlü cinsi sapıklık ta mubahtır:Kadınlar arasında eşcinsel ilişkiler,kalabalık seks partileri vs.İnsani tüm duyguları dışlayan,adeta bir savaş makinesine yedek parça üreten “İnsan Haralarını” anlatan,kısmen erotik bir hikâyedir “İnsan Harası”.

    Neden Farklı Çeviriler?

    Altı farklı yayınevinden çıkan bu romanın iki çevirisini inceleme şansı yakaladım.İlki B.Ersoy’un 1953 tarihli “İnsan Harası” adıyla yayınlanan çevirisi;ikincisi ise Sayın Hocam Emine Bogenç Demirel’in 2010 tarihli “İnsan Harası-Hitler’in Kızları” adıyla basılan çevirisidir.Aynı romanın iki çevirisi arasındaki farklar ciddi boyuttadır.Orijinal metindeki birçok olayın-1953 basımında-çevriye hiç alınmaması düşündürücüdür.Elbette 1953 yılı,Menderes Hükümeti,o günün konjonktürel durumu,Almanya Hükümeti ile bizimkilerin iyi geçinme telaşı ve tabii ki erek okuyucu kitlenin beklentileri göz önünde tutularak ilk baskıda yapılan çok kritik SANSÜRLER göze çarpmaktadır.

    İncelediğim iki çeviri arasındaki çok kritik fark;birinci çeviride –normalde kitapta üç ana bölüm ve her bölümde alt dört kısım vardır-ilk bölümde bir kısmın neredeyse tamamı,çeviriye hiç alınmamıştır (sayfa 15-20 arası,BE çevirisi).Ayrıca yine ilk çeviride bazı paragraflar hiç çevrilmemiş ve atılmıştır (sayfa 45 veya 105 gibi).Yine ilk çeviri,ortalamanın epey altında edebi bir yazınsal dildedir.Duygular,betimlemeler çok mekaniktir.Ama Demirel’in çevirisinde,hem tüm orijinal metnin birebir çevirisi yapılmış,hem de bu vasat ama irrite edici hikâyeden oldukça edebi bir çeviri metni ortaya çıkarılmıştır.Demirel’in çevirisinde 143-144 numaralı sayfalarda SS subaylarına atıf yapılmakta,kader mahkûmu çocuk makinesi iki genç kız,sevgililerine mektupla feryat ederken,bu anlatılanlar B.Ersoy’un çevirisine–ilginçtir-hiç alınmamıştır.

    1953 çevirisindeki sansür;1.Bölüm-2.Kısımda,Öjenizm yani “Irksal Temizliğin” tarifinin ve tarihi durumunun açıklamasının yapıldığı ama çeviri metne hiç alınmadığı görülmektedir.Demirel’se;1895’te Alfred Ploetz’in eseri olan Irksal Temizliğin Temel Taslağı (Grundlinien Rassenhygenie) kitabında Öjenizm biliminin,Führer’in de yardımıyla,1934’den itibaren Alman üniversite eğitimine adapte edilmesi konusu aynen orijinal metinde olduğu gibi çeviri metne almıştır.Hatta B.Ersoy kendi çevirisinde,bir nevi otosansür yapıp–muhatapları Alman asker ve kadınları olduğundan sanırız-“Pezevenk hiç vakit kaybetmedi” (Sf.112 EBD,Sf.96 BE) ya da “kapatma,orospu” demekten bile kaçınmıştır.

    B.Ersoy çevirisinde hiç olmayan dipnotlar,Demirel’in çevirisinde okuyucunun yardımına koşmaktadır.Fransızca metinde Almanca yazılan veya savaşla ilgili Fransızca teknik sözcükler,çevrilmeden aynen yazılıp dipnotlarla açıklanmaktadır.Ayrıca Demirel,kitabın hemen sonuna “Birkaç söz” başlığında bir sonsöz notu ekleyerek,kitabın geçtiği süreçleri,macerasını,toplumsal gerçeklerle uyum içinde bazı göndermelerin sansüre maruz kalmasını,sade bir şekilde kitabın okuyucularına aktarmak istemiştir.

    ***

    İNSAN HARASI–HİTLER’İN KIZLARI’NIN ÇEVİRMENİ EMİNE BOGENÇ DEMİREL İLE YAPTIĞIM RÖPORTAJ

    Nereden aklınıza geldi bu kitabı çevirmek? Hikâyesi nedir çeviri sürecinizin?

    Bu kitapla,Lisans Bitirme tezim sayesinde tanıştım.Fransızcadan Türkçeye çevrilmiş yapıtlarla ilgili bir bibliyografya çalışmasıydı.Çeviri Sosyolojisi alanındaki çalışmalarıma ilk itiş gücünü veren de bu tezdir.Oradaki kitapların yıllara göre dağılımı,yeniden üretimleri ve arkalarındaki politik,sosyal,ekonomik, kültürel değişkenler,kaynak/erek araştırmalarına yöneltti beni.1950-1975 yılları arasında Türkiye’de popüler ürünlere olan ilginin artması ve Louis-Charles Royer’nin yapıtlarının tekrar tekrar çevrilmesi,Doçentlik çalışmamı bu konular üzerine yapmamda etkili oldu.Daha sonra,Delta Yayınevi de yazar Royer üzerine yapmış olduğum bu çalışmalar nedeniyle bir çeviri önerisi getirdi.

    Yazardan biraz bahseder misiniz? Kimdir Louis-Charles Royer? Ve kimin yazarıdır,kimler için yazmıştır?

    Yazar,sizin de söylediğiniz gibi uzunca bir süre benim için de hayaletti.Ancak Paris’te Milli Kütüphane’de ve IMEC’de yapmış olduğum araştırmalar sonucunda döneminin önemli yazarlarından biri olduğuna fark ettim ve ayrıca birçok kez sansürlendiğine de.İnternet ortamındaki araştırmalarımla Fransa’nın Rennes şehrindeki bir kitap satış sitesinden yazarın kitaplarının orijinallerine ulaşma olanağı buldum.Özellikle roman,öykü,tarihsel öyküler yazan Louis-Charles Royer 1885 yılında doğmuş;ancak ölüm tarihiyle ilgili hiçbir bilgi yok.Dünyanın her köşesinden esinlendiği AŞK’ı yazan Louis-Charles Royer,kadını aşkın,arzunun, tutkunun,baştan çıkartmanın nesnesi olarak görür.Tenten’in Hergé’si gibi anlatılarında farklı ülkelerden beslenen yazar,döneminin modasına uygun,kadın kahramanlarıyla egzotik yolculuklara çıkar.Bu yapıtlarıyla geniş okur kitlelerine ulaşmayı da başarır.

    Romanın vermek istediği mesaj sizce nedir? Kurgusunu nasıl buldunuz?

    Roman,Nazilerin üstün ırk yetiştirmek amacıyla ne kadar insanlık dışı ve akıl almaz projeleri düşünüp,gerçekleştirdiklerini vurguluyor kuşkusuz.Her ne kadar popüler bir ürün görünümünde olsa da döneminin bilimsel,sanatsal gelişmelerine gönderme yapan,politik değişimleri anlatan ilginç bir kitap.Yazarın sürekli kullandığı devrik cümlelerle örtüşen bir kurguya sahip olup,bölümlerin başlıkları okuru sürükleyici bir örgü içine alıp götürüyor.Bu arada,“Hara” terkedilerek başka ülkelere kaçırılan oralı çocukların yıllar sonra öykülerini fark etmeleriyle ilgili yazılar da uluslararası dergilerde konuyu tekrar gündeme taşımayı başarmıştır.

    İki çeviri arasındaki bu derece ciddi farklar,“Sansür” için ne diyeceksiniz?

    Zaten bu fark beni çeviri yapmaya yöneltti diyebilirim.Hele diğer çeviriler tam kopyala/yapıştır yöntemiyle yapılan ürünler.Yüksek Lisans öğrencilerimle diğer beş çeviri üzerine yapmış olduğumuz çalışmalar,arkalarındaki dönemlerin koşulları konusunda ilginç karşılaştırmalar yapabilme olanağı da verdi bize. Sizin de değindiğiniz gibi çevirideki eksiltmelerin politik nedenleri olduğu kuşkusuz.

    Çevirinizde bu derece özenli bir dil kullanmanız takdire şayan. Dili bu derece duygulu kullanma edimini nasıl elde ettiniz?

    Yazınsal çeviri,tabi ki özel ve çok emek isteyen bir alan.Edebiyat sevgisi ve bilgisi olmadan olmaz diye düşünüyorum.Burada,kariyerim boyunca dille sürekli uğraşmamın getirdiği bir avantajdan da bahsedebiliriz.

    1953’te 1 TL’ye satılan bu tip metalaşmış kitaplar günümüzde de var.Herkes okusun diye siparişle yazılan ya da kolaya kaçılıp intihal yapılan ve sudan ucuza satılan kitaplar var.Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

    Bence o günkü koşullar çok farklı;aynı arka plan geçerli değil.1953’te Refik Erduran’ın dediği gibi öncelikle saygın kitaplar basmak üzere kuruluyor Çağlayan Yayınevi.Nazım Hikmet’in isteği de zaten bu doğrultuda.Ertem Eğilmez’in Louis-Charles Royer’yi keşfetmesiyle yayınevinin de biraz sermaye oluşturması serüveni böyle bir ürün macerasına taşıyor yayınevini.Şimdiki yapıtların,bu kadar bilinçli edebiyat sevgisiyle,bilgisiyle,gerçek edebiyatçılarla yani gerekli kültürel alt yapıyla ve aynı önceliklerle yaratıldığını sanmıyorum.

    Edebiyatın Felsefe ile Sosyoloji arasındaki bağı sizce nasıl olmalı?

    Bu üçlü,ayrılamaz ve birbirini sürekli besler. Felsefe olmadan düşünemeyiz;edebiyatın tadını alamayız;sosyoloji olmadan hiçbirinin arasında ilişkisellik kuramayız.Dolayısıyla günümüz gençlerinde sıkça tanık olduğumuz,merakları oluşamayan ya da olanak bulamayan,bilgilerin ayrı ayrı çekmecelere kullanılmadan depolandığı durumdan bahsediyorum.Bilgiler arasındaki geçişliliği olanaklı kılmak ve bu bilgileri günlük pratiklerimizde kullanabilmek için, söz konusu alanları içselleştirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

    Yeni çeviri çalışmalarınız var mı? Bahseder misiniz?

    Çeşitli çeviri önerileri alıyorum; ancak şu anda akademik önceliklerimden dolayı zaman ayıramıyorum. İlk fırsatta tekrar bir çeviri yolculuğuna çıkmak istiyorum.

    İnceleme ve Röportaj: Süha DEMİREL, 26 Ocak 2014.

    ***

    Kitabın Künyesi:

    İnsan Harası
    Hitler’in Kızları
    Louis-Charles Royer
    DELTA KÜLTÜR YAYINEVİ
    Çeviren: Emine Bogenç Demirel
    Yayın Yılı: 2010
    160 sayfa
    13,5×21 cm
    Karton Kapak
    ISBN:9944216364
    Dili: TÜRKÇE

    [1] Prof.Dr.Emine Bogenç Demirel’in türettiği bir sözcüktür.

    [2]Prof.Dr. Emine Bogenç Demirel, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı Bölüm Başkanıdır.
  • "Dünyayı yorumlamak yetmez, değiştirmek de gereklidir. Ancak o zaman, insan kölelikten, çevresinin aleti olmaktan kurtulup kaderinin mimarı haline gelir."
  • "Sömürgecilerin korktuğu kesin. Onlar da, herkes gibi füzelerden, bombalardan korkar. Yıkıcı bombaların kendi eşlerinin, çocuklarının, öylesine sevgiyle oluşturdukları her şeyin üzerine düşebileceğini bugün ilk kez gördüler."
  • Büyükelçi Daniel, o zor günlerde Washington'a gittiğinde İngiliz asıllı bir bayın ona Meksika'daki komünizmden söz ettiğini anlatıyor.
    Bay Daniel ona demiş ki : " Benim tanıdığım tek Meksikalı komünist Diego Rivera'dır. İyi ama komünist diye kime derler?"
    Adam rahat bir koltuğa oturmuş, bir süre düşünmüş, sonra ayağa kalkıp bir tanım yapmayı denemiş. Bay Daniel bu tanımı beğenmemiş. Adam yine oturmuş, tekrar düşünmüş, biraz ter dökmüş, tekrar ayağa kalkıp bir tanım daha yapmış. Bu tanım da Bay Diego'nun hoşuna gitmemiş. Bu böyle sürüp giderken sonunda umutsuzluğa kapılan adam :
    " Bayım, biz canımızı sıkan herkese komünist deriz." diye kestirip atmış.
  • "Devrimler ihraç edilmez, belirli bir ülkede, çelişkiler altından kalkılmaz hale geldiğinde patlak verirler."
  • "Biz ticaretimizi yaparken yalnızca malımızı satıyoruz, eskiden olduğu gibi ulusal egemenliğimizi satışa çıkarmıyoruz."