1000Kitap Logosu
Polycephaly
TAKİP ET
Polycephaly
@polycephaly
İncelemelerimi beğenirseniz sevinirim :).
298 okur puanı
15 Tem 2021 tarihinde katıldı.
2.094
Kitap
45
İnceleme
0
Alıntı
0
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Sabitlenmiş gönderi
200 syf.
·
1/10 puan
Peki Masalın Sonrası?
Kitabın başında Veronika ölmek istiyor oluşunun nedenini gayet net açıklıyor ve benim açımdan da gayet makul bir intihar etme gerekçesi var. Hayatın monotonluğu. Veronika sıradan biri ve kendisi de yaptığı yapacağı hiçbir şeyin bir anlamı olmadığını biliyor. Merak ettiğim şey şu, Daha öncesinde Sisifos Söyleni kitabında da benzer öneriler mevcuttu.Kişi hayatından bezgin,hayatın bir anlamı yok ve hayat zor. Ama hayat yaşanmaya değer. Hmm,Neden? Bir de bu kişiye verdikleri öneriler hep,hayatı geçirmek ve intihardan uzaklaştırmak üzerine kurulu oluyor,Albert Camus ciddi ciddi yazar isimleri sayıyordu. Veronika ölmek istiyor falan değil,kelimeler yanlış kullanılıyor,Veronika yaşamak istemiyor,bu ikisinin arasında çok fark var. Paulo Coelho onun istediği şeyi ölme arzusu olarak algıladığı için,negatif bir şeyi arzuluyor sanıyor. Kendini öldürmek negatif ama Veronika bilgisiz olduğu için,bunun kötü olduğunu algılayacak kapasitede olmadığı için ölmek istiyor. Sokrates'in avam düşüncelerini almış , tıpatıp aynı şablonu ölüm ve intihar konusunda kullanıyor SENE 1998 BE ,SENE 1998. * * * Sokrates'e avam diyerek ona hakaret ettiğimi söylerseniz,eleştirdiğiniz şey ben değil,halk olur . * * * Algılayamadığınız şey şu , bir kimse intihar etmeyi arzuluyor ve sen arzulamıyorsan,bunun kaynağı perspektiflerin farklı olmasıdır. Yani senin pencerendeki görüntünün sonucu olarak uygun gördüğün yaşam algısı başkasının penceresine uymuyor. Sen yaşama değer veriyor olabilirsin,bunda hiçbir sakınca yok,keşke herkes sen gibi olsa... da işte herkes sen değil . Kitapta o inanılmaz bayağı ,ölmeden önceki anda intihar ettiğine pişman olacaksın klişesi 1500. defa pişirilip tekrar önümüze sunulmuş. SENE 1998 BE,SENE 1998. * * * Seneden ısrarla söz ediyor olmamın sebebi,daha öncesinde bunların var olmasının yanında daha iyi biçimlerinin de var olmuş olması.Bir kitap yazarken,o kitaptan çok daha iyi binlerce kitap olduğunu fark etmek,bu insanları nasıl rahatsız etmiyor anlamıyorum. * * * İntihar edildiği sırada yaşanan o pişmanlığın,içgüdü olduğunu çözemediniz mi hala? Ya da intiharın güdülere en çok karşı çıkılan an olduğunu? * * * En temel ve en kuvvetli güdü,yaşama güdüsü ise intihar etmek,hayvansallıktan uzaklaşmanın en iyi yoludur. * * * Sorun intiharın doğruluğu veya yanlışlığı değil,sorun kitapta intihar etme arzusunun temel kaynağı olan monotonluk ve tekrardan üstüne basa basa söylediğim ölme arzusu olmayan ''Yaşamama Arzusu''. * * * Yaşamama arzusu hiç var olmamaya duyulan arzudur.Yaşamama arzusuna sahip olan kişi,bir fabrika hatasını düzeltmeye çalışır,yaşamın ona verilmemiş olması gerekirdi ancak verilmiştir,bu sorunun çözümünü kendi kendisi yerine getirir. * * * Veronika kitabın sonunda elbette ağzımıza ağzıma kamu spotu sokmak isteyen Paulo Coelho tarafından hayata döndürülüyor. İyi de kardeşim ,sen hiçbir sorunu çözmedin ki. Ağrı kesici yutturdun karaktere,al baş ağrını geçirdim dedin. * * * Camus'un hayata bağlama yöntemi ile çok benzer,sorunları çözmeyip,karyolanın altına itiyorlar. * * * Kitapta Veronika'nın hastanede geçirdiği süre,zaten az önce söylediğim gibi ölüm bilinci ile gelen yaşama arzusu ile geçiyor bir de iğrençliklerin en berbatı olan hayata sevgi ile bağlanılabileceği düşüncesini üstümüze fırlatıyor. Sorun şurada ki kitabın ana teması ölüm. Şu kitabı yazarken 3.5 saniye düşünseydin,Simon de Beauvoir'un şu sözlerinden çıkan anlama ulaşırdın sanıyorum ; ''Sartre'la karşılaştığım zaman,her şeyi kazandığıma inanmıştım.Onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı.Şimdi kendi kendime şunu diyorum: Kurtuluşu bir başkasında görmek,yıkılmanın en güvenli yoludur.'' Kitabı bu bakış açısıyla okursanız görürsünüz ki,Veronika'nın kafasında ''Acaba hayat güzel olabilir mi?'' düşüncesini yaratan şey hep başkaları. Zaten hastaneye girer girmez bir bilge ile karşılaşıyor,tabi bizim Paulo'nun yaratıcılığı bu kadar olduğu için tüm düşüncelerini bir karaktere aktarır ve her şeyi ona söyletir,felsefik bir iddiası olduğu halde * * * Çünkü bu kitabı fayda gayesi ile yazıyor. * * * diyalogları okumak,Cin Ali okumak bu kitabı okumaktan daha zor. Düşüncelerini satır aralarına serpiştirmek yerine bir karakter üzerinden anlatmak tüm kötü yazarların ortak özelliğidir,bir hikaye döner kitapta ve ayrıca oraya zorla sokulmuş bir Paulo Coelho vardır,ki daha kötüsü kitabın başında Paulo Coelho'yu direkt kitabın içinde de görüyoruz,bir karakterin temsil ettiği kişi olarak değil ,kendisi olarak. Bilge ile Paulo'nun düşüncelerini dinledikten ve bolca esnedikten sonra ,Veronika'yı hayata bağlamak ile görevli karakter karşımıza çıkıyor. Tekrar ve tekrar söylüyorum,hiçbir çözüm önerisi,hiçbir anti-tez sunulmuyor. Hala Veronika neden yaşamalı en ufak bir fikrimiz bile yok. Bir diğer sorun da şu,''Son günün gibi yaşa.'' mottosunu karaktere yaşatarak çözüm önerisi sunmuş gibi yapıyor. Anlaşılamayan şey şu,son beş günüm kalsa ben de gayet hayattan keyif alabilirim ama gelecek sene üniversite sınavına çalışman gerek diyorlar,sorun burada zaten. Son günün gibi yaşayacaksan,yapman gereken şey,dümdüz hayvansı hazlarla günü geçirmektir. Evet bu kesinlikle,kısa vadede hayatın yaşamaya değer olduğunu hissettir. Bunun bir çözüm yolu olup olmadığını zengin çocuklarına sorabilirsiniz. Sevginin bir çözüm olup olmadığını da , çocuğunun karnını doyuramadığı için kendini yakmaya kalkan babaya sorarak öğrenebilirsiniz. Bir kitap yazmaya kalkışıyor ama yazdığı kitapta düşüncenin d'si yok . Benim için en önemli kısım ise kitabın sonu. Veronika mutlu,Veronika ölmekten vazgeçti. AHAHHAAJLWWRHKJQWMBQWNTKÖQWWQTÖTGMQÇWMGQENMMNQWÖGQNGÖEGENQM. Sorumu başlıkta sormuştum; Peki ya masalın sonrası? Şunu söylemeliyim ki,Veronika eğer gerçekten düşüncelerinde samimiyse,gerçekten intiharı arzulamışsa, Bu intihar girişimi yinelenecektir. Çok basit bir bilimsel veriden söz ediyorum.İntihara kalkışan bir insan eğer ölmemiş ise diğer insanlara kıyasla çok daha yüksektir onun tekrardan bunu deneyecek olması ihtimali. Çünkü intihar kararı zaten intihar eyleminin gerçekleştirildiği andan ibaret değil. Veronika yüz defa intihar etmeyi düşündü ve vazgeçti, 101. seferde bunu denedi. Başarısız oldu. Yüzlerce defa daha bunu düşünecek,*atıyorum* 500. seferde tekrar deneyecek ve başarılı olacak. İntiharın düşünülmesine rağmen gerçekleştirilmediği her seferde yaşama arzusu halen daha var olmama arzusuna baskın geliyor,yani sendeki o yaşama arzusu ve yaşama kıymet biçme Veronika'da da var merak etme Paulo. Ha gerçekten intiharı düşündüğü 3. seferde intihar eden birisi var ise bak o gerçekten ''Ölmek İstiyor''dur,ama buradaki durum bu değil. Psikolojik tahlilini doğru düzgün yapamadığın bir karakteri yazmak niye? * * * Sonuçta kast ettiğim intihar anı,zihinsel intiharın %1'lik bir kısmını bile kapsamaz ve senin önereceğin her şey o kişi tarafından kendi kendisine,yaşama bağlanabilmek için tekrar ve tekrar söylenmiş,fazla kullanılmaktan paçavra haline gelmiştir. * * * Başta kısaca geçtiğim,insanı yalnızca hayatta tutmak için gerçek dışı bir yaşama itme çabasını dibine kadar hissettiriyor kitap boyunca. Sorun şu,kurgularla kendini uyuşturduğun bir yaşam,bitkisel hayattan farksız ve yaşamın tanımı bu değil. Sanırım sizde yalnızca canlı olmaya karşı bir fetiş var anlayabilmiş değilim. Ötenaziye de karşıdır sanıyorum Paulo Coelho,eğer ki gerçekten karşı ise bu durumda daha önce de söz ettiğim kendi penceresindeki görüntülerden çıkarttıklarını başkalarına da dayatma durumu var. Siz yaşamayı seviyorsunuz diye herkes sevmek zorunda değil. Sen harika kitapların ile geçinebiliyor ve kitlelerin peşine takılan fanların sayesinde kendini değerli hissedebiliyorsun ama bazı insanlar özel olduğunu söylesen bile özel olmadığı konusunda ısrar edebiliyor :))). Kendisini özel hissetmeyen bir insanı intihar etmemek konusunda nasıl ikna edebilirsin? * * * Görüldüğü üzere konu özel olmak değil,özel hissetmek yalnızca. Özel olup özel hissetmeyenler ızdırap çekerken,Paulo gibi kendini özel hisseden ancak özel olmayanlar ise ölmek istemeyin diye kitap yazıyor. * * * Kendini özel hissetmemenin,en depresif hali şudur; ''Ben ölsem de dünyadan hiçbir şey eksilmez.'' Günlük hayatta ise; ''Bütün olarak benim taşıdıklarım da herkeste var. Farklı değilim.'' . Sanırım bir anlığına incelemede pesimistliği bırakacak olursak,yaşamının değerli olması konusunun çok yanlış anlaşıldığını söyleyebilirim. Her şeyde ''tekillik'' arayacaksanız,doğduğunuz anda intihar etmeniz gerekirdi zaten çünkü dünyaya gelen tüm insanların gelişi aynı şekilde gerçekleşiyor,kısaca bu mantıklı değil. Çoğunluğa üniversite sınavına çalış deniliyor* * * Üniversite konusunu, bana battığı için sürekli geveliyorum. * * * , çoğunluğun hayatı tekdüze günler ile dolu.İnsanlar ömürleri bittiği zaman çok hızlı geçtiğini söylüyorlar çünkü hayatlarında her şey monoton ve gözler gittikçe kendini güç tasarrufu moduna alıyor. Aynı günü ilk yaşayışında 10 x keyif alırsın, 2. gün 9 x 3. gün 8 x ... 800.defa yaşadığında ise,durumun ne kadar vahim olduğunu görmek bu kadar zor olmamalı. Veronika hayata bağlanmayı kısa süreliğine başarıyor çünkü kısa süreliğine bu tekdüzelikten kurtuluyor. 365 gününün biri ilginç olan bir insanı hayata nasıl bağlayabilirsin? Sen mutlusun çünkü insanlar senin harikulade kitapların hakkında gelip sorular soruyorlar ve sen kitaplarını yetiştirmeye çalışıyorsun. ''İnsanları hayal kırıklığına uğratmamalıyım.'',''Kitabı çıkartacağım dediğim tarihte çıkartmalıyım.'' gibi,değerli olduğunu hissettiğinin yüzde yüz belli olduğu düşüncelere sahipsin,hak etmediğin halde. Görülüyor ki yaşama bağlayan şey yaptığın şeylerin değerli olduğunu hissetmek. Fakat,podyumda bir kişi olur,onu seyredenler ise yüzlercedir,soruna sahip olanlar siz podyumdakiler değilsiniz,sizin bu konuda ağzınızı açmaya hakkınız yok. Sorunu yaşayan hep o karanlıkta,kalabalıklar arasında bir başına olanlar ve istediğiniz kadar subjektif önerileriniz ile insanlara faydalı olmayı amaçlıyor gibi yapın,Veronikalar aynı acıyı yine çekecekler çünkü dediğim gibi bunu aşmanın tek yolu yaptığın her şeyin bir şekilde değerli olduğunu hissetmek,bunun başkalarına dokunmaktan geçiyor olması ise çok acınası ama yine de gerçek. Albert Camus gibi kitap okumanın çözüm yolu olduğunu düşünmüyorum * * * Gene gelecek Camus fanları,biliyorum bunu söylemiyor ama kitabın bir parçası idi bu, onun düşüncelerine saygısızlık etmek gibi bir amacım asla yok,beni kitabı anlamamak ile de suçlamayın lütfen,kasti biçimde cımbızlıyorum,karşıt görüş olarak sunabilmek için.* * *,çözüm uzun süre 1k'da alıntı paylaşmadığın zaman,birisinin sana ''Bir şey mi oldu?'' diye sormasıdır * * * Bu sevginin kurtarıcılığı değil,ilginin kurtarıcılığı . * * * ya da kendini özel hissetmek konusunda başkalarına muhtaç olmayacak "Tanrısal" seviyeye gelmelisin. .* * * İncelemeyi pozitif bitirebilmek için kendim ile çelişmek zorunda kaldım,başkalarına her halükarda mahkum olunduğunu söylememek için,tanrısallık mümkünmüş gibi konuştum ama sanıyorum mümkün değil. * * * ... Tabi ki de bu da yetmeyecektir ancak artık öneri veremediğim salt sorun tespitinden ibaret incelemeler yapmak istemiyorum,bunu benden ya da Paulo Coelho'dan dinlemek saçma ama bence de ölmek istemeyin. Başka birisi olmak ister miydiniz gerçekten? * * * Burada var olmak istememeyi,başkası olmak istemek ile özdeş tutuyorum,öyle olmasa bile . * * * Müzik zevkiniz,yemek zevkiniz,dizi/film zevkiniz,düşünceleriniz ve yaşamınızla getirdiğiniz karakter özellikleri. Supernatural değil de Fargo mu sevmek isterdiniz gerçekten? Oğuz Atay değil de Balzac ya da ? Sanmıyorum.
Veronika Ölmek İstiyor
8.4/10
· 39,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
79
136 syf.
·
10/10 puan
Daha öncesinde David Strauss incelememde sırf kendi üşengeçliğimden dolayı yalnızca ilk bölümü incelemiştim,bu sefer daha uzun olacak ama yine kitabın tümünü detaylıca incelemeyeceğim çünkü böyle yaparsam inceleme kitap ile aynı uzunlukta olacaktır. Önsöze Nietzsche,Goethe'nin ünlü sözü ile başlamış; ''Ayrıca,etkinliğimi artırmadan ya da dolaysızca hareketlendirmeden bana yalnızca bir şey öğreten her şeyden de nefret ederim.'' Bu söz bilimlerin yüzde doksanını * * * Zaman içerisinde değişmiş olan sistematik ve insanlığı bilim fabrikası haline getiren bilimden bahsediyorum,bilim bilgidir,bilgi ise düşüncenin ilk şartıdır,düşünmek için tabi ki de bilmek şart ancak bu artık neden öğrenildiği bilinmeyen bilgiler yığınının oluşmasına neden oluyor * * * tamamen anlamsızlaştırıyor benim gözümde. Serinin ilk kitabında Nietzsche şöyle bir şey söylüyor. ''...Attığı her adımda şu sorular gelir aklına:Niye? Nereden? Nereye? Ama ruhu,bir çiçeğin ipçiklerini sayma ya da yoldaki taşları kırma görevinde akkorlaşır ve ilgisinin,zevkinin,gücünün ve hırsının tüm ağırlığını bu işe verir.'' Merak ettiğim şey bu saçmalıklar ile neden uğraştıkları,neden bir insan Osmanlı'nın ne zaman kurulduğuna,kendini adar,yıllarca bunun için çalışır ve bu konuda bir şey başardığı zaman bununla övünür? * * * Daha sonra Halil İnancık örneğini yine vereceğim çünkü bu tarz bilimselcilikten gerçekten hoşlanmıyorum.Sorunum aslında böylesi insanların var olması ile değil,Halil İnancık hakkında konuşurken insanlar hep ''Hocaların Hocası'' ya da ''Hoca'' tabirini kullanıyor,böylesi düşüncesizce çalışan bir insan gerçekten hoca mıdır? * * * Bütün bunların sizinle ne ilgisi var? Bilimde de sanayi devrimindeki üretimdeki değişim yaşandı. Eskiden bir ayakkabıyı bir kişi üretir,her şeyini o yapardı,Sanayi Devrimi ile birlikte ise artık yalnızca bir parçasını yapmaya başladık,otonom hareketler için insanlar görevlendirilmeye başladı. Tıpatıp aynısı şu an bilimlerin tümünde uygulanmakta,artık dehanın bir önemi yok ----Yine ilk kitapta bu tarz bilimselciliğin dehaya kıymet biçilmememesine neden olduğunu söylüyordu Nietzsche.--- * * * İnsanlığa toplumsal olarak katkı sağlamaya çalışırken,insanın bireysel değeri dibe düşer.Bu sistemin sana söylediği şey şudur; ''Senin benliğine ihtiyacımız yok,yalnızca araştırma yapmak için kullandığımız bir robotsun.'' Bu şekilde işin yalnızca bir ucundan tutarak entelektüel üretim yapılmaya devam ederse , Robotların Yükselişi fiziksel iş gücüyle aynı hızda zihinsel iş gücünü de vuracak ve akademinin tümü kenara koyulacaktır.Bir makine,bir insanın binlerce saatini vererek öğrendiği şeyi dakikalar*belki saniyeler* içerisinde öğrenebilir ve eğer insanın yaptığı tek şey yaratıcı hiçbir şey katmaksızın çalışmaksa,bunu makineler çok daha iyi halledecektir bu yüzden insana ihtiyaç kalmayacaktır. * * * ''Elbette tarihe gereksiniyoruz ama bilgi bahçesindeki şımarık bir aylağın gereksindiğinden farklı bir biçimde gereksiniyoruz... '' Bu ''bilgi için bilgi'' düşüncesi yakın zamanda ortaya çıktı,bunu da nereye bağlayacağımı biliyorsunuz,tabi ki yine Sanayi Devrimi ve yine Kapitalizm. Niteliksel olana yönelmek yerine niceliksel ve gösterimsel olana yönelmek bu ikisi ile başladı. * * * Eğer değerli olan şey yaratıcılık değil de bilgi ise kişinin öne çıkmak için yapması gereken şey hep daha ve daha fazlasını öğrenmek olacaktır,yaratıcı bir şey üretmek her zaman ikinci planda kalacaktır çünkü istenen şey senden bu değildir.* * * Anlamak gerekir ki ne kadar fazla bildiğinizin hiçbir önemi yok! Bilginizin ne kadarını kullanabildiğinizin önemi var. * * * 100 x bilgiye sahip bir kişi muhtemelen onun ancak onda birini gerçek anlamda kullanabiliyordur,1000 x bilgiye sahip kişi ise o 10 x'i bile kullanamaz çünkü vaktini bilgisini verimli kullanmak doğrultusunda değil,hep daha ve daha fazlasını öğrenmek ile harcamıştır. * * * Nietzsche doğru yaşam örneğinin Antik Yunan'da olduğunu söylüyor ; ''...Özellikle de Yunanların zamanının bir çömezi olduğum sürece,bu şimdiki zamanın bir çocuğu olan kendim hakkında böyle zamana aykırı deneyimlerde bulunabildiğimi de söyleyeyim ki,rahat edeyim.Bu kadarını bir klasik filolog olarak sırf mesleğimden ötürü bile itiraf edebilmeliyim-bu zamanın içinde zamana aykırı olarak- yani zamana karşı ve böylelikle zamanın üzerinde ve umulur ki gelecekteki bir zamanın yararına- etkili olmaktan başka.'' Şunu söylemem gerek ki Nietzsche'nin Antik Yunan sevdasının gerçekten de işinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.Antik Yunan ile bu denli fazla vakit geçirmiş olması,bu kadar sevmesinin ana nedeni BENCE. Sonuçta bir çeşit ''Dehalar Cenneti'' olması bakımından Antik Yunan kendisinin doğruluğunu kanıtlamıştır.Daha sonrasında Rönesans Floransa'sında da aynısı görüldü.Aynı anda görülmesine imkan vermeyeceğimiz sayıda deha,düşünsel devrim yaptılar. Antik Yunan'da bu yaşandı,Rönesans'ta bu yaşandı,o halde bu mümkün,entelektüel konularda her zaman için birkaç kişi yetecektir,şu anda Türkiye'de 10-15 deha boşa harcanmaktan kurtarılsa,ülke gerçekten kalkınır,tek bir dehanın daha öncesinde bu ülkeyi kurtardığını hatırlamak gerek. ''Tarih yaşama hizmet ettiği ölçüde,hizmet etmek istiyoruz biz de tarihe - - - Bu elbette tarihe geçmek olarak da değerlendirebilir,kendi eklemem.- - - ama tarih yapmanın bir derecesi ve tarihe değer vermenin yaşamı felç eden ve yozlaştıran bir türü vardır ki: günümüzün dikkate değer semptomlarında deneyimlenmesi hem zorunlu olan hem de acı verebilecek bir fenomendir bu. Bana yeterince sık eziyet etmiş bir duyguyu betimlemeye çalıştım,kamuya ifşa ederek alıyorum intikamımı ondan.'' Daha sonrasında Nietzsche bu ''Yaşamı felç eden'' tarih yapma derecesini tanımlamaya başlıyor. ''Önünden otlayarak geçen sürüye iyice bak:bilmez dününü bugününü,oraya buraya sıçrar durur,habire otlar,dinlenir sonra,geviş getirir,sonra yine hoplayıp zıplamaya başlar... Bunu görmek çok dokunur insana,çünkü bu hayvanların karşısında övünür insan insanlığıyla,ama yine de onların mutluluğunu seyreder kıskançlıkla... Yine de nafile bir istektir bu,çünkü hayvanlar gibi olmasını istemez bunun...'' Alıntıyı daha fazla uzatmayacağım,hayvanların mutluluğu unutabilme kabiliyetinden ve salt şimdide yaşamalarından ileri gelir. Onların zihinlerinde gelecek de yoktur,geçmiş de tam da bu yüzden mutludurlar. İnsan için ise tam aksi geçerlidir; Geçmiş ''...hiçtir,daha sonra da hiçtir, ama yine de bir hortlak gibi çıkagelir ve bir sonraki anın huzurunu bozar.'' Sonuçta mutluluk hayvanlarda en yoğun şekilde görüldüğüne göre bir çeşit ''Unutabilme Becerisidir.'' Nietzsche bu yüzden yaşam felsefesi bakımından Kinikler'in en doğrusu olduğunu söylüyor ve haklıdır da. Eğer insanın ana amacının mutluluk olduğu söyleniyorsa,başarı ve diğer tüm şeyler mutluluğun arkasından geliyor ise yaşama yöntemi ufak mutluluklar ile yetinmek olmalıdır. Ancak ben buna katılmıyorum,direkt yaşamın amacının mutluluk olduğunun insanlığın en temel yanılgılarından birisi olduğunu düşünüyorum. Bu mutlulukların sıralaması da cidden umurumda bile değil,hayvansı hazlar,insansı hazlar,entelektüel hazlar. Sonuçta hayvansı hazzın peşinde olan kimse de entelektüel hazzın peşinde olan kimse de mutluluğu amaçlıyor,Nietzsche'nin fedakarlığı ve kendi esenliğini yok sayanları insanlıktan uzaklaşmak ile itham etmesini de saçma buluyorum,kendisi kesinlikle yaşama sanatını,anı,yaşam felsefesinde en tepeye koyuyor ama ben böyle düşünmüyorum.Onun mutluluk anlayışındansa Schopenhauer'un mutluluk felsefesi bana çok daha makul geliyor. * * * Schopenhauer mutlu olmanın insan için ulaşılması imkansız bir amaç olduğunu söylüyor,eğer yaşam bir şekilde yaşanmaya çalışılacaksa o kahramanca yaşamaktır diyor.Yaşamda mutluluğu birincil amaca koymaktaki sorun mutluluğun kendiliğinden gelişen bir şey olması,mutlu olacağım diyerek mutlu olamayacağın için kahramanca yaşama ulaşma ihtimalin mutlu bir yaşama ulaşma ihtimalinden daha yüksektir,ayrıca yalnızca davan doğrultusunda çalışmak bile,mutluluğu amaçlayan birinin mutluluğundan daha büyük mutluluğa ulaşmanı sağlayacaktır. * * * Yine de amacı mutluluk olan kişi şu sözü ezberlemelidir; ''Kesintisiz olduğu ve mutlu kıldığı sürece,en küçük mutluluk,yalnızca gelip geçici olan,adeta anlık bir heves,çılgın bir fikir gibi,katıksız neşesizlik,hırs ve yoksunluk arasında gelen en büyük mutluluktan,su götürmez bir biçimde daha büyük mutluluktur.'' Bu halde bir şey yapmayı amaçlayan kimse de,yani pratik pesimistler,mutluluğu hayatının ana amacı olarak belirleyenler de geçmişi unutmalıdır,elbette farklı amaçlarla. * * * Ayrıca şu söz de kulaklara küpe olmalıdır; ''Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur. Böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar'' - Jim Carrey Dev hayallere ulaşmanın mutluluk getireceğine dair inançtaki sorun,arzulanan şeyin kişiye şu anda hissettirdiği yoğun hislerin o şeyin elde edilmesinin ardından sürekli olarak hissedilmeye devam edileceği sanrısıdır.Eğer yoğunluğun sürdürülebilir olduğu bir yer arıyorsan,o hayalini kurduğun şeyin hayalidir cevap. Ancak o aynı yoğunlukta ömür boyu seninle birlikte gelebilir. Tarihi üçe bölüyoruz; Anıtsal Tarih, Antikacı ve Eleştirel. Anıtsal tarihin negatif hali basitçe şu alıntı ile açıklanabilir; ''...yalnızca,birer adacık gibi tek tek süslenmiş olgular görünür bu selin üzerinde:görülebilen birkaç kişi,doğadışı ve mucizevi bir şey gibi göze çarpar,adeta Pisagor'un öğrencilerinin ustalarında görmek istedikleri altın kalçalar gibi.'' Anıtsal tarih şu ana kadar beni de en çok ezmiş,yerin dibine sokmuş tarih okuma çeşidi.Bu bakış açısına sahip kişiler tarih anlatıyorlar ve onların tarih anlatıları bizim gözümüzde de belirdiği için Aristoteles'in Allah olduğunu zannetmeye başlıyoruz. Aristo'yu görmemiş olmak ise bu düşüncenin daha da pekişmesine neden oluyor,çok sevdiğiniz ve yaşayan bir ünlü var ise onunla bir gün tanıştığınızda muhtemelen hayal kırıklığına uğrayacaksınızdır çünkü onu heykelleştirmişsinizdir,Roma Heykellerinden birine dönüştürmüşsünüzdür o kişiyi kendi kafanızda ama gördüğünüz anda hiç de hayal ettiğiniz kadar mükemmel olmadığı ortaya çıkar. * * * Burada anıtsal tarihin insana örnek olan ve dehaya ulaşmak konusunda ona yardımcı olan yönünden değil,insanı ezen yönünden bahsettim.En azından benim adıma anıtsal tarihin negatif etkisi,pozitif etkisinden hep daha çok oldu.Ancak aynı zamanda kişinin her defasında tekerleği yeniden icat etmek zorunda kalmamasının nedeni de anıtsal tarihtir. * * * Sonuçta ''o adamsa,ben de adamım.'' değil mi? ( İmam-ı Azam Ebu Hanife ) Anıtsal tarih,Nietzsche'nin ''kendinden varoluş'' dediği şeyin zehrini her yere bulaştırıyor. * * * Kendinden varoluş,yeteneksiz hiçbir şey yapılamayacağı anlamına gelir ve kişinin sahip olduğu,olacağı her şeyin doğuştan gelme olduğu düşüncesini doğurur,bu kadınlara yalnızca kadın olduğu için zeka yoksunu olduğu ve entelektüel hiçbir şey üretemeyeceği söylenmesi ile aynıdır.Bu düşünce ile yola çıkan insan hiçbir şey üretemeyecektir gerçekten de. * * * Tarihteki kişilerin bu şekilde varolmak için doğduklarını ve onların doğuştan sahip oldukları yetenekler sayesinde bu noktaya gelmiş olduklarını düşünmek insanı yiyip bitirir ya da Nietzsche'nin deyişi ile ''Hırslıların uykusuz geceler geçirmelerine'' neden olur.Başarıyı en çok hak edenlerin hırslılar olduğu düşünülürse,bu üzücüdür. Üç tarih anlayışının da kullanması gerektiği ortada bunu düzgün kullanan kimseler için anıtsal tarihin faydası,geçmişte yaşanmış olan ''Deha''lığın yolunun gözlerin önünde olması. Anıtsal tarihi kendi faydası için kullanan,yaşama hizmet için kullanan kimse için Polybius'un sözünden bahsediyor Nietzsche; ''Eylemci kişiyi göz önünde bulundurarak,siyasal tarihin,bir devletin yönetiminin doğru hazırlanması olduğunu,başkalarının başına gelenleri anımsatma yoluyla,talihin değişikliklerine sürekli tahammül etmemiz için bizi uyaran en mükemmel öğretmen olduğunu söylüyor.'' Ardından şöyle devam ediyor; ''Burada tarihin anlamını idrak etmeyi öğrenmiş birisi,meraklı seyyahları ya da kılı kırk yaranları büyük geçmişlerin piramitlerine tırmanırken gördüğünde keyfi kaçacaktır;kendisinde taklit etme ve daha iyisini yapma isteği uyandıran yerde,eğlence ya da sansasyon peşinde,bir resim galerisinin üst üste yığılmış resim hazineleri arasında dolaşır gibi açgözlülükle dolaşan bir aylakla karşılaşmayı istemez.'' İnsanların bilimlerin işlevini anlamaktan uzak olduğunu düşünüyorum,anlaşılamayan şey edebiyatın da yaşama hizmet etmek için var olduğu,tarihin de bunun için var olduğu,matematiğin de tüm bilimlerin de bunun için var olduğu. * * * Onların bu keyif için çalışmaları,kendilerinden bahsederken sürekli övündükleri ''Hakikat Dostluklarının'' o kadar da gerçek olmadığını gösterir,entelektüel faaliyetler ile uğraşan herkeste birazcık hakikat arayışı vardır ancak onlar için esas konu,hakikat değil can sıkıntısını dindirmek,tam da bu yüzden yalnızca kendi ilgilendikleri tek bir alanda çalışırlar ve alanları çok dar bir nokta ile sınırlıdır,serinin üçüncü kitabında Nietzsche tarihi köstebek deliğine benzetecek ve bu dar görüşlü bilginlerin tarihi anlamakta çok usta olduğunu söyleyecek,çünkü onlar da birer köstebeklerdir. * * * Keyfiniz için edebiyat okuyamazsınız* * * Sürekli olarak her şeyden fayda beklemek yine bu yeni tür bilimcilikte mevcuttur ancak onların faydacılığı kendi özlerine yönelik değildir,bir fabrika için kullanılan verimlilik kelimesini kullanır onlar fayda için,daha önce de insanlardaki ve bilimin yöntemindeki bu değişikliği sanayi devrimine ve kapitalizme bağladım,aynısını burada da görmek çok kolay.Her yerde insanın davranışları,makineleri ve fabrikaları örnek almakta.Hatta yeni üretilen kelime oyunları ve benzetmeler,doğal olarak içlerinde doğdukları dünya ile alakalı olduğu için,her şey ama her şey makineler ve parçaları ile ilgili olacaktır.* * *,bir şahsın yaşantısının ürünlerini takip edip,ondan çıkarılması gereken dersi çıkartmak için edebiyat okursun,bir dönemin kültürünün bir zihindeki yansımalarını görmek için edebiyat okursun. * Kitap okuyan kişi birden fazla hayat yaşar. * Geçmişin en büyük adamlarının çizdiği yolu takip etmek ve en önemlisi Utanılası olmayan ( Leonardo da Vinci ) bir çırak olmak için tarihi okumalısın.Onların sahip olmadığı şeylere sahip olduğun halde,onları geçemiyorsan,onlarla eşit düzeye çıksan bile başarısız ve utanç vericisindir.21.yüzyılda neredeyse tüm bir insanlık önceden yaşamış ustalarından daha şanslıdır buna rağmen ustaların yanına bile yaklaşamamaktadırlar. * * * Ustalar ile aynı seviyede olur isen,yine utanılasısındır çünkü onların sahip olduğu imkanların tamamen kullanımı ile 10 x başarı elde edilebiliyorsa,o dönemin başarısızı x ,vasatı 5 x,en üst düzeyi 10 x ise şu anda bu tamamen değişmiştir, artık başarısız 5 x , vasat 10 x , üst düzey ise 20 x olmuştur ve sen 10 x olarak vasatsındır. * * * Şu anda benim elimdeki en büyük fırsat Nietzsche'nin yolunu yaşamadan,onun o yolda çıkarttığı derslerin sonuçları hayatıma katabilme fırsatı,Nietzsche hiçbir zaman Nietzsche okumadı,benim elimde ise bu fırsat var. ''Akıllı adam kendi aklını kullanır,daha akıllı adam başkalarının aklını kullanır.' - Bernard Shaw ''Kılı kırk yaranlar'' işte bunlar insanlığın yüz karaları ve entelektüel işçiler. * * * Tek görevleri hizmettir onların ve ne uğruna olduğu da belirsizdir. * * * Hayatını düzenlemek için böylesi bir fırsat sunan tarihi nasıl olur da,bu kadar ahmakça amaçlar için yerlere indirebilir,kendi oyuncağınız haline getirebilirsiniz? Gerçekten kimsenin umurunda olmamalı Osmanlının Kuruluş Tarihi. * * * Osman Bey hakkında araştırma yapılırken böylesi saçma sapan detaylara takılınıyor oluşunu görmek istemezdi zannımca,onun görmek isteyeceği şey yalnızca saygıyla anılmaktır . * * * Dostum,Tarihi neden böyle delik deşik ediyor,onun göğsüne yüzlerce defa,saygısızca bıçak saplıyorsun? * * * Kast ettiğim şey,tarihte yaşamış büyük kimselerin asla bu denli detaylı incelenmek isteneceğini sanmıyor oluşum.Onlar yalnızca öğretilerinin ve yaptıklarının kavranmasını istemişti,bu denli detaylı incelemeler onların hatalarını dev boyutta gösterir ve öğretisindeki gerçeklik bozulmaya başlar,subjektif yorumlar üstüne yorumlar yağmaya başlar,başka bir yorum başka bir yorumu etkiler ve bu böyle uzaaaarrr gider . Lütfen Tarihten uzak durun . * * * Ha 1302,ha 1299 senin için ne değişir? Sorun şu ki bu tarih algısına sahip insanlar,senin onlar gibi sayılarla ilgilenmiyor oluşunu aşağılıyorlar ve herkesin bunu söylemesi ile sen de doğru olan bu herhalde demeye başlıyorsun. * * * Reddedilme korkusu en büyük zekalarda bile vardır ve yeterince kişi söylerse herkes zamanla ikna olur,hele ki genç iken,tam da bu yüzden 7 yaşında benliğimizi okul adlı mahpusa atmıyorlar mı? * * * Devamında Eylemci kişi için Nietzsche şunları söylüyor; ''Hedefi ise herhangi bir mutluluktur,belki de kendi mutluluğu değildir,çoğu zaman bir halkın ya da tüm insanlığın mutluluğudur;tevekkülden uzak durur ve tarihten,tevekküle karşı bir araç olarak yararlanır.Çoğunlukla onu bekleyen bir ödül yoktur;en fazla ünlü birisi olma,kendisinin de sonraki kuşaklar için bir öğretmen,bir avutucu ve bir uyarıcı olabildiği tarihinin tapınağında bir şeref köşesinde yer alma adaylığından başka. Çünkü onun yasası şudur:bir zamanlar ''insan'' kavramını daha geniş kurabilmiş ve içini daha iyi doldurabilmiş bir şey,bunu sonsuza dek yapabilmek için sonsuza dek mevcut olmalıdır...'' Tam bu noktada araya girmem gerek çünkü sonsuzluğa ulaşma anlayışımızda bir sorun ve üzücü bir yön var.Evet ben de tüm emeğimi ölümümden sonra gelmesini istediğim o en yüce ün için sarf ediyorum ancak o ün SONSUZ DEĞİL!---Bu ün tam da bu nedenle gözümde değerini yitirmeye başlıyor,sonsuzluk değil ise,ha yüz yıl,ha bin, ha yüz bin.--- Evet insanlığın sonunun uzunca bir süre gelmeyeceğini varsaysak bile evren yok olacaktır ve anlaşıldığı üzere bu sonsuzluk değil,yalnızca ömrü uzatmak. Yine de ünlü olmak ve okunmak isteyen kişi bilmelidir ki,kendi döneminde okunmak,ölümünün ardından okunmanın yanında koca bir hiçtir,bu yüzden tüm emeğini ölümünden sonrası için harcamalıdır. * * * Yine de başarı hissinin yaşanabilmesi için,ölümünden sonra ünlü olacağına dair ufak deliller görmelisindir Schopenhauer gibi veya yaşamında ünlü olman gerekir,aksi halde ölümün başarısızlık hissi ile gerçekleşir . * * * ''...Çünkü öncelikle tek bir şeydir istedikleri:her ne pahasına olursa olsun yaşamak.Büyük olanın yaşamını sürdürmesinin tek olanağı olan,anıtsal tarihin o zor meşale yarışını içlerinden kim tahmin edebilir?...'' Fark edilmesi ve üzücü olan şey şu ki,büyük olanın yaşamını sürdürmesi olarak söz ediyor burada,bu yarıştan Nietzsche.Yani büyük olan kendiliğinden sonsuz olma yoluna ilerlemez,burada bir meşale yarışı vardır ve bitişi geçecek olacak kişilerin sayısı sınırlıdır.---Bu yüzden yalnızca 1k'da inceleme yapmıyor bir de maalesef takipe takip yapıyorum ya zaten.--- Yine de geçmişteki büyük olanların,kimisinin melankolisiyle,kimisinin gururu ile kimisinin de merhameti ile bu yarış çizgisini geçmiş olduklarını görüyor olmak onun için bir neşe kaynağıdır.---Bir çeşit dert ortaklığı yaşatıyor,tarihte benzer acılardan sonsuzluğa ulaşmış kişiler,onların acılarını görüyor olmak,bütün bu ızdırabı yalnız senin yaşamadığını hissettiriyor--- ''...yaşamı kale almayanın en güzel yaşadığı öğretisini bırakarak yürümüş olduğunu bilmenin,bu acı bitkinin en güzel meyvesi olduğunu düşünerek.'' Burada Nietzsche'nin bu kitapta olmayan bir sözünü anımsadığım kadarıyla söyleyebilirim. Yaşamın zirvesinde,kişinin en kötü özelliği en iyi özelliği haline gelir. Bu birisi için melankolidir,yıllar boyunca melankolisi nedeniyle vakit kaybettiğini düşünür,melankolikliğinden dolayı diğerlerinden kendini farklı hisseder ve bu farklı hissediş onu rahatsız eder.Yıllar boyunca bu en kötü duygusu*aynı zamanda en yoğun* onun için bir sorun iken,üretmeye başladığı anda onun için bir lütuf haline gelmiştir ve geçmişteki bütün acılar uçup gider bir anda ve geçmişteki kendi melankolisine karşı açtığı savaşa şaşırır kalır insan. Dostuna düşman muamelesi çekmiştir yıllarca,onunla uzlaşmak yerine sürekli olarak çatışmıştır ve onu yok etmek istemiştir. Benim için kitaptaki en rahatlatıcı kısımlardan birisini yazmak istiyorum: Şimdi zamanı yaşayan kişi geçmişe yönelik anıtsal bakıştan,eski zamanların klasik ve ender ürünleriyle ilgilenmekten nasıl bir yarar elde eder? Büyük olanın bir zamanlar m ü m k ü n olduğu ve bu yüzden bir kez daha mümkün olacağı sonucuna varır;yolunda daha bir cesaretle yürür,çünkü zor saatlerde kapıldığı,imkansız bir şey mi istiyorum yoksa,kuşkusu artık ona ayak bağı olmaktan çıkar. Yıllardır kafamda aynı kuruntu sürekli olarak dönüyor,acaba başaramayacak mıyım? Belki de abarttığım kadar yetenekli değilimdir? Gerçekten deha mıyım? Tarihte defaatle ve hiç de azımsanamayacak miktarda kişi sonsuzluğa ulaştı ancak kişi görür ki,bu azımsanamayacak miktar orana vurulduğunda binde bir bile değildir. Şu anda dirilerle yan yana yürüyen ölülerin karşısında artık kimsenin umursamadığı milyonlarca ... ölü var ve onlar gerçekten ölüler*Bu dünyaya artık bir etkileri yok,şu halde bu dünya için ölüler.* ve onların ölmüş olduğunu görmek,az önce ölmemiş olanları hatırlamanın getirdiği rahatlığı anında yok eder,yani üzgünüm ki Nietzsche'nin sözüne bu noktada pek de katılamayacağım. Ancak şu nokta önemlidir ki aynı kuruntuya Nietzsche de kapılmış ve hem de bu kuruntu deha olduğu konusunda eminken gelmiş,ben de deha olduğuma eminim ancak aynı zamanda bu kuruntu peşimi bırakmıyor.Geçmişteki dehalar ile arada benzerlik kurarak kişi kendini rahatlatabilir ve rahatlatmalıdır çünkü bu paranoyaklık olabileceğinin altında olmana neden olur.Bir örneği benim ilham perim zaten :). İncelemeyi daha fazla uzatmayacağım,aslında burada bitirmemem gerekir daha tarihin diğer iki türüne bile değinmedim ancak inceleme zaten çok uzun oldu. Felsefe kitaplarına hep uzun ancak yeterince uzun olmayan incelemeler yapmayı planlıyorum .
49
Polycephaly
tekrar paylaştı.
136 syf.
·
10 günde
·
7/10 puan
Makineymişiz
İnsan bir makinedir. Âlâ. Çok uzak ama bir o kadar yakın bir tanım. Yaşadığınızı varsayıyorum. Daha önce kitaptaki gibi doğrudan "İnsan bir makinedir." benzetmesi yapan birine rastlamamıştım. Fakat sanki bu benzetme hayatımın hep içindeymiş gibiydi okurken. Bunu iki sebebe bağlıyorum. Birincisi, insan makine benzetmesini günlük hayatta bizim de kullanıyor olmamızdan kaynaklı. Çok çalıştığınızda size makine benzetmesi yapan insanlara rastlamışsınızdır belki. "Hiç dinlenmiyor, adeta bir makine." -YKS maratonundaysanız şayet, böyle 'makine insanlarla' karşılaştırmaya maalesef maruz kalırsınız biraz :d- Bu noktada kitabın benzetmesiyle bizim benzetme tamamen ayrılıyor. Bizim benzetme makinenin uzun süre çalışmasından kaynaklı. Ve biraz da iyi bir anlamda kullanılıyor, diyorum ben. Kendinize veya çevrenize makine tanımı yaptıysanız bunu birçok şekilde yapabilirsiniz. Çok çalışmaktan, ara vermeden çalışmaktan, ne için çalıştığını bilmemekten, sürekli aynı döngü içerisinde yaşamaktan falan filan. Yaşlı Adam direkt olarak lafa makine insan benzetmesi yaparak girmiş. Genç adam elbette şaşkın. Neden bir insan ciddi ciddi çıkıp da "İnsan bir makinedir!" der mesela yani? Tonlarca tanım yaparsın istesen. Tabii altını doldurmaksa amacın, biraz düşer, kabul etmeliyim. Sonuç olarak binbir türlü tanım arasından makineyi seçmiş olmasının sebebi nedir? Bu soruya çok absürt bir cevap verilmemiş kitapta. En basit benzetmeler makine üzerinden yapılmış. Buhar makinesini oluşturan parçalar kayalarda bulunur, maden cevheri şeklinde. Bu parçalar, bu cevherlerde yıllar süren bir çabayla oluşur. Daha sonrasında çıkardığın madeni özenle işlersin falan filan. Bu sana kusursuz bir makineyi verir. Kullananlar tarafından takdir görür ve çokça tercih edilir. Çok iyi. Doğrudan kayaları kullanarak bir makine yapman da mümkün. Fakat bu, insanların tercihi olmazdı. Çünkü kırılgan, dayanıksız olurdu. Kısacası, makine diye adlandırılmak dışında hiçbir vasfı olmazdı. Kaliteli bir makinenin aldığı takdirler üzerinde kişisel hak iddia etmesi mümkün müdür? Elbette hayır. Çünkü onun beğenilmesindeki etken kendisinden değil yapılış şeklinden geldi. Kaya makine peki? Onun suçu var mı? Yok Yaşlı Adam, dile getirdiğimiz her bir cümlede dış etmenlerin direkt bir payı olduğunu ve bundan dolayı hiçbir fikrin çıktığı ağza doğrudan ait olmadığını savunuyor. Buraya önemli bir not düşmek gerek: Ortada doğal olan fikirler de var elbette. Fakat, fikre şekil vermek insanın kendisinin değil, toplama birikimlerinden meydana gelen bir yetki. Yaşlı Adam sadece Tanrı'nın düşünce yarattığını ortaya koyuyor. Öyle ki Adem'in de zeki olduğunu fakat bu özelliğinin dışarıdan bir müdahale olmadan hiçbir işe yaramadığını söylüyor. Zekâ da dış etmenlerin etkisiyle harekete geçiyor o hâlde. Burada, dış etmenlerin etkisinin sürekli söz edilmesi biraz kafamı kurcalamadı değil, zira dış etmenler her şeyimizi oluşturuyorsa hemen hemen aynı etmenleri almış iki farklı insanın olayları kendi içinde farklı yorumlaması gibi bir mevzu var. Dış etmenler bizlerin düşünce oluşturmasının esas sebebi değil, sadece bir aracı gibi bu noktada. Toplumun suç işleyen, saldırgan insanlarını incelersek, onları harekete geçiren temel etkenin sosyal çevreleri olduğunu - genelde sebep hep aynıdır - ve sosyal çevrelerinin de yine başka insanlar olan bizler olduğunu düşününce, bu noktada toplu bir değişim gerekmez mi? Dış etmenlerin kontrolü mümkün müdür? Dış etmenlerin harekete geçirdiği yaratılışsal özelikler herkeste tabii var olan bir özellik. Birbirinden görünürde farklı olan dış etmenler, toplumun belirli kısmını aynı şekilde etkiliyor. Bahsedilen buysa, zamanımıza ve daha ötesine bir dış etmen olduğumuzun farkına varmak gerici ve garip. Bir başka nokta, fedakarlık. İnsanın tek dürtüsü : Kendi Onayını Güvenceye Almak Hiç, iyilik olarak nitelendirdiğiniz davranışların arkadasında esas nedenin kendinizi beslemek olduğunu düşündünüz mü? Düşündükçe çok da iyi değilmişsiniz gibi geliyor. Eskiden bir hocam vardı. İyilik konusu açıldığında "İyilik yapmak kişinin kendisini mutlu eder, huzurlu hissettirir." diyordu. Bakın, incelemeyi yazarken aklıma o geldi. İlk kez okuduğunuzda yumuş yumuş olduğunuz tatlı bir cümle olsa da, sonrasında "Ulan ben mutlu olmak için mi iyilik yapıyorum sanki? Başkasını memnun etmek değil mi amacım? İyi de ben niye milleti memnun ediyorum?" gibi garip bir döngüye giriyorsunuz. Tabii o zamanlar o derste hiçbirimiz parmak kaldırıp bunu söylemedik. Kimimizin de çok cesareti yoktu söylemeye :d İnsanın her davranışı kendini memnun etmek amaçlı. Bugün gidip bir yaşlıyı karşıya geçirdiğinizde ekstra bir mutluluk hissetmiyorsunuz. Fakat geçirmeseydiniz hissedecektiniz. Engellemiş oldunuz. Aksini düşünmek de mümkün tabii. Yaşlıyı karşıya geçireydiniz kendi yolunuzun tersine gitmiş olacaktınız. Geçirmediniz. Kendi yolunuzdan gidiyorsunuz. Hepsi, kişisel mutluluğa çıkıyor. Tabii ki insanın topluma kendini kabul ettirme arzusu da bir başka sebep. Sevmediği veya istemediği bir müziği dinliyor fakat o müziği seven insanlarla arkadaş olabiliyor. Bu onun için yeterli. Bu konuda Freud'un Kitle Psikolojisi'ni okumuştum. İnsanların sosyal çevresinde takdir görmesi için yapamayacağı şey yok. Bu noktada Yaşlı Adam'ın bu düşüncesine katılabilirim. Bu da yine aynı kapıya çıkıyor. Dış etmen mevzusu. Toplumun, dış etmenlerin, insan üzerindeki baskısı korkunç derecede fazla. İnsanın çok sevdiği aidiyet için yapacağı her şey ona kişisel bir mutluluk sağlıyor. Bundan arınmış herhangi bir insan var mı? Yani vardır herhalde ama Knives Out filminden Wanetta gibi bir yaşam sürüyor muhtemelen. Bundan arınmanın bir yolu var mı? Noktasına gelirsek, bundan arınmayı düşünmemiz bile bir başka bir dış etmenin etkisi. Yani mutlu mesut yaşıyorsun nedir derdin, demezler mi adama? Gerçi bunu hep derler. İlk başta söylediğim bir şey vardı. Makine benzetmesinin tanıdık hissettirmesinin iki sebebi. İlkini söylemiştik. İkincisi ise eserin gerçekten Yaşlı Amca'nın söyledikleriyle ikna edici ve ciddi anlamda düşündürücü olmasıydı. İçinize işliyor bir şekilde. Kendinizi Genç Adam şeklinde hayal etmeniz muhtemel. Ben de o şekilde yapınca daha zevkli oldu. Ne yalan söyleyeyim bazen Genç Adam'ın kısımlarını atladığımı fark ederek geri döndüm. Zira onun yerlerini okuyacağıma kendim sorup kendim cevap aramışım. Vakit kaybı olmadığını düşünüyorum eserin. Belki çok fazla kitle okuduktan sonra İnsan Nedir? sorusuna çok daha absürt cevaplar buluruz, kim bilir? Yorumlarda bulur muyum bilmiyorum ama fena olmazdı. Keyifli okumalar.
İnsan Nedir?
8.4/10
· 9,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
2
35
200 syf.
·
1/10 puan
Peki Masalın Sonrası?
Kitabın başında Veronika ölmek istiyor oluşunun nedenini gayet net açıklıyor ve benim açımdan da gayet makul bir intihar etme gerekçesi var. Hayatın monotonluğu. Veronika sıradan biri ve kendisi de yaptığı yapacağı hiçbir şeyin bir anlamı olmadığını biliyor. Merak ettiğim şey şu, Daha öncesinde Sisifos Söyleni kitabında da benzer öneriler mevcuttu.Kişi hayatından bezgin,hayatın bir anlamı yok ve hayat zor. Ama hayat yaşanmaya değer. Hmm,Neden? Bir de bu kişiye verdikleri öneriler hep,hayatı geçirmek ve intihardan uzaklaştırmak üzerine kurulu oluyor,Albert Camus ciddi ciddi yazar isimleri sayıyordu. Veronika ölmek istiyor falan değil,kelimeler yanlış kullanılıyor,Veronika yaşamak istemiyor,bu ikisinin arasında çok fark var. Paulo Coelho onun istediği şeyi ölme arzusu olarak algıladığı için,negatif bir şeyi arzuluyor sanıyor. Kendini öldürmek negatif ama Veronika bilgisiz olduğu için,bunun kötü olduğunu algılayacak kapasitede olmadığı için ölmek istiyor. Sokrates'in avam düşüncelerini almış , tıpatıp aynı şablonu ölüm ve intihar konusunda kullanıyor SENE 1998 BE ,SENE 1998. * * * Sokrates'e avam diyerek ona hakaret ettiğimi söylerseniz,eleştirdiğiniz şey ben değil,halk olur . * * * Algılayamadığınız şey şu , bir kimse intihar etmeyi arzuluyor ve sen arzulamıyorsan,bunun kaynağı perspektiflerin farklı olmasıdır. Yani senin pencerendeki görüntünün sonucu olarak uygun gördüğün yaşam algısı başkasının penceresine uymuyor. Sen yaşama değer veriyor olabilirsin,bunda hiçbir sakınca yok,keşke herkes sen gibi olsa... da işte herkes sen değil . Kitapta o inanılmaz bayağı ,ölmeden önceki anda intihar ettiğine pişman olacaksın klişesi 1500. defa pişirilip tekrar önümüze sunulmuş. SENE 1998 BE,SENE 1998. * * * Seneden ısrarla söz ediyor olmamın sebebi,daha öncesinde bunların var olmasının yanında daha iyi biçimlerinin de var olmuş olması.Bir kitap yazarken,o kitaptan çok daha iyi binlerce kitap olduğunu fark etmek,bu insanları nasıl rahatsız etmiyor anlamıyorum. * * * İntihar edildiği sırada yaşanan o pişmanlığın,içgüdü olduğunu çözemediniz mi hala? Ya da intiharın güdülere en çok karşı çıkılan an olduğunu? * * * En temel ve en kuvvetli güdü,yaşama güdüsü ise intihar etmek,hayvansallıktan uzaklaşmanın en iyi yoludur. * * * Sorun intiharın doğruluğu veya yanlışlığı değil,sorun kitapta intihar etme arzusunun temel kaynağı olan monotonluk ve tekrardan üstüne basa basa söylediğim ölme arzusu olmayan ''Yaşamama Arzusu''. * * * Yaşamama arzusu hiç var olmamaya duyulan arzudur.Yaşamama arzusuna sahip olan kişi,bir fabrika hatasını düzeltmeye çalışır,yaşamın ona verilmemiş olması gerekirdi ancak verilmiştir,bu sorunun çözümünü kendi kendisi yerine getirir. * * * Veronika kitabın sonunda elbette ağzımıza ağzıma kamu spotu sokmak isteyen Paulo Coelho tarafından hayata döndürülüyor. İyi de kardeşim ,sen hiçbir sorunu çözmedin ki. Ağrı kesici yutturdun karaktere,al baş ağrını geçirdim dedin. * * * Camus'un hayata bağlama yöntemi ile çok benzer,sorunları çözmeyip,karyolanın altına itiyorlar. * * * Kitapta Veronika'nın hastanede geçirdiği süre,zaten az önce söylediğim gibi ölüm bilinci ile gelen yaşama arzusu ile geçiyor bir de iğrençliklerin en berbatı olan hayata sevgi ile bağlanılabileceği düşüncesini üstümüze fırlatıyor. Sorun şurada ki kitabın ana teması ölüm. Şu kitabı yazarken 3.5 saniye düşünseydin,Simon de Beauvoir'un şu sözlerinden çıkan anlama ulaşırdın sanıyorum ; ''Sartre'la karşılaştığım zaman,her şeyi kazandığıma inanmıştım.Onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı.Şimdi kendi kendime şunu diyorum: Kurtuluşu bir başkasında görmek,yıkılmanın en güvenli yoludur.'' Kitabı bu bakış açısıyla okursanız görürsünüz ki,Veronika'nın kafasında ''Acaba hayat güzel olabilir mi?'' düşüncesini yaratan şey hep başkaları. Zaten hastaneye girer girmez bir bilge ile karşılaşıyor,tabi bizim Paulo'nun yaratıcılığı bu kadar olduğu için tüm düşüncelerini bir karaktere aktarır ve her şeyi ona söyletir,felsefik bir iddiası olduğu halde * * * Çünkü bu kitabı fayda gayesi ile yazıyor. * * * diyalogları okumak,Cin Ali okumak bu kitabı okumaktan daha zor. Düşüncelerini satır aralarına serpiştirmek yerine bir karakter üzerinden anlatmak tüm kötü yazarların ortak özelliğidir,bir hikaye döner kitapta ve ayrıca oraya zorla sokulmuş bir Paulo Coelho vardır,ki daha kötüsü kitabın başında Paulo Coelho'yu direkt kitabın içinde de görüyoruz,bir karakterin temsil ettiği kişi olarak değil ,kendisi olarak. Bilge ile Paulo'nun düşüncelerini dinledikten ve bolca esnedikten sonra ,Veronika'yı hayata bağlamak ile görevli karakter karşımıza çıkıyor. Tekrar ve tekrar söylüyorum,hiçbir çözüm önerisi,hiçbir anti-tez sunulmuyor. Hala Veronika neden yaşamalı en ufak bir fikrimiz bile yok. Bir diğer sorun da şu,''Son günün gibi yaşa.'' mottosunu karaktere yaşatarak çözüm önerisi sunmuş gibi yapıyor. Anlaşılamayan şey şu,son beş günüm kalsa ben de gayet hayattan keyif alabilirim ama gelecek sene üniversite sınavına çalışman gerek diyorlar,sorun burada zaten. Son günün gibi yaşayacaksan,yapman gereken şey,dümdüz hayvansı hazlarla günü geçirmektir. Evet bu kesinlikle,kısa vadede hayatın yaşamaya değer olduğunu hissettir. Bunun bir çözüm yolu olup olmadığını zengin çocuklarına sorabilirsiniz. Sevginin bir çözüm olup olmadığını da , çocuğunun karnını doyuramadığı için kendini yakmaya kalkan babaya sorarak öğrenebilirsiniz. Bir kitap yazmaya kalkışıyor ama yazdığı kitapta düşüncenin d'si yok . Benim için en önemli kısım ise kitabın sonu. Veronika mutlu,Veronika ölmekten vazgeçti. AHAHHAAJLWWRHKJQWMBQWNTKÖQWWQTÖTGMQÇWMGQENMMNQWÖGQNGÖEGENQM. Sorumu başlıkta sormuştum; Peki ya masalın sonrası? Şunu söylemeliyim ki,Veronika eğer gerçekten düşüncelerinde samimiyse,gerçekten intiharı arzulamışsa, Bu intihar girişimi yinelenecektir. Çok basit bir bilimsel veriden söz ediyorum.İntihara kalkışan bir insan eğer ölmemiş ise diğer insanlara kıyasla çok daha yüksektir onun tekrardan bunu deneyecek olması ihtimali. Çünkü intihar kararı zaten intihar eyleminin gerçekleştirildiği andan ibaret değil. Veronika yüz defa intihar etmeyi düşündü ve vazgeçti, 101. seferde bunu denedi. Başarısız oldu. Yüzlerce defa daha bunu düşünecek,*atıyorum* 500. seferde tekrar deneyecek ve başarılı olacak. İntiharın düşünülmesine rağmen gerçekleştirilmediği her seferde yaşama arzusu halen daha var olmama arzusuna baskın geliyor,yani sendeki o yaşama arzusu ve yaşama kıymet biçme Veronika'da da var merak etme Paulo. Ha gerçekten intiharı düşündüğü 3. seferde intihar eden birisi var ise bak o gerçekten ''Ölmek İstiyor''dur,ama buradaki durum bu değil. Psikolojik tahlilini doğru düzgün yapamadığın bir karakteri yazmak niye? * * * Sonuçta kast ettiğim intihar anı,zihinsel intiharın %1'lik bir kısmını bile kapsamaz ve senin önereceğin her şey o kişi tarafından kendi kendisine,yaşama bağlanabilmek için tekrar ve tekrar söylenmiş,fazla kullanılmaktan paçavra haline gelmiştir. * * * Başta kısaca geçtiğim,insanı yalnızca hayatta tutmak için gerçek dışı bir yaşama itme çabasını dibine kadar hissettiriyor kitap boyunca. Sorun şu,kurgularla kendini uyuşturduğun bir yaşam,bitkisel hayattan farksız ve yaşamın tanımı bu değil. Sanırım sizde yalnızca canlı olmaya karşı bir fetiş var anlayabilmiş değilim. Ötenaziye de karşıdır sanıyorum Paulo Coelho,eğer ki gerçekten karşı ise bu durumda daha önce de söz ettiğim kendi penceresindeki görüntülerden çıkarttıklarını başkalarına da dayatma durumu var. Siz yaşamayı seviyorsunuz diye herkes sevmek zorunda değil. Sen harika kitapların ile geçinebiliyor ve kitlelerin peşine takılan fanların sayesinde kendini değerli hissedebiliyorsun ama bazı insanlar özel olduğunu söylesen bile özel olmadığı konusunda ısrar edebiliyor :))). Kendisini özel hissetmeyen bir insanı intihar etmemek konusunda nasıl ikna edebilirsin? * * * Görüldüğü üzere konu özel olmak değil,özel hissetmek yalnızca. Özel olup özel hissetmeyenler ızdırap çekerken,Paulo gibi kendini özel hisseden ancak özel olmayanlar ise ölmek istemeyin diye kitap yazıyor. * * * Kendini özel hissetmemenin,en depresif hali şudur; ''Ben ölsem de dünyadan hiçbir şey eksilmez.'' Günlük hayatta ise; ''Bütün olarak benim taşıdıklarım da herkeste var. Farklı değilim.'' . Sanırım bir anlığına incelemede pesimistliği bırakacak olursak,yaşamının değerli olması konusunun çok yanlış anlaşıldığını söyleyebilirim. Her şeyde ''tekillik'' arayacaksanız,doğduğunuz anda intihar etmeniz gerekirdi zaten çünkü dünyaya gelen tüm insanların gelişi aynı şekilde gerçekleşiyor,kısaca bu mantıklı değil. Çoğunluğa üniversite sınavına çalış deniliyor* * * Üniversite konusunu, bana battığı için sürekli geveliyorum. * * * , çoğunluğun hayatı tekdüze günler ile dolu.İnsanlar ömürleri bittiği zaman çok hızlı geçtiğini söylüyorlar çünkü hayatlarında her şey monoton ve gözler gittikçe kendini güç tasarrufu moduna alıyor. Aynı günü ilk yaşayışında 10 x keyif alırsın, 2. gün 9 x 3. gün 8 x ... 800.defa yaşadığında ise,durumun ne kadar vahim olduğunu görmek bu kadar zor olmamalı. Veronika hayata bağlanmayı kısa süreliğine başarıyor çünkü kısa süreliğine bu tekdüzelikten kurtuluyor. 365 gününün biri ilginç olan bir insanı hayata nasıl bağlayabilirsin? Sen mutlusun çünkü insanlar senin harikulade kitapların hakkında gelip sorular soruyorlar ve sen kitaplarını yetiştirmeye çalışıyorsun. ''İnsanları hayal kırıklığına uğratmamalıyım.'',''Kitabı çıkartacağım dediğim tarihte çıkartmalıyım.'' gibi,değerli olduğunu hissettiğinin yüzde yüz belli olduğu düşüncelere sahipsin,hak etmediğin halde. Görülüyor ki yaşama bağlayan şey yaptığın şeylerin değerli olduğunu hissetmek. Fakat,podyumda bir kişi olur,onu seyredenler ise yüzlercedir,soruna sahip olanlar siz podyumdakiler değilsiniz,sizin bu konuda ağzınızı açmaya hakkınız yok. Sorunu yaşayan hep o karanlıkta,kalabalıklar arasında bir başına olanlar ve istediğiniz kadar subjektif önerileriniz ile insanlara faydalı olmayı amaçlıyor gibi yapın,Veronikalar aynı acıyı yine çekecekler çünkü dediğim gibi bunu aşmanın tek yolu yaptığın her şeyin bir şekilde değerli olduğunu hissetmek,bunun başkalarına dokunmaktan geçiyor olması ise çok acınası ama yine de gerçek. Albert Camus gibi kitap okumanın çözüm yolu olduğunu düşünmüyorum * * * Gene gelecek Camus fanları,biliyorum bunu söylemiyor ama kitabın bir parçası idi bu, onun düşüncelerine saygısızlık etmek gibi bir amacım asla yok,beni kitabı anlamamak ile de suçlamayın lütfen,kasti biçimde cımbızlıyorum,karşıt görüş olarak sunabilmek için.* * *,çözüm uzun süre 1k'da alıntı paylaşmadığın zaman,birisinin sana ''Bir şey mi oldu?'' diye sormasıdır * * * Bu sevginin kurtarıcılığı değil,ilginin kurtarıcılığı . * * * ya da kendini özel hissetmek konusunda başkalarına muhtaç olmayacak "Tanrısal" seviyeye gelmelisin. .* * * İncelemeyi pozitif bitirebilmek için kendim ile çelişmek zorunda kaldım,başkalarına her halükarda mahkum olunduğunu söylememek için,tanrısallık mümkünmüş gibi konuştum ama sanıyorum mümkün değil. * * * ... Tabi ki de bu da yetmeyecektir ancak artık öneri veremediğim salt sorun tespitinden ibaret incelemeler yapmak istemiyorum,bunu benden ya da Paulo Coelho'dan dinlemek saçma ama bence de ölmek istemeyin. Başka birisi olmak ister miydiniz gerçekten? * * * Burada var olmak istememeyi,başkası olmak istemek ile özdeş tutuyorum,öyle olmasa bile . * * * Müzik zevkiniz,yemek zevkiniz,dizi/film zevkiniz,düşünceleriniz ve yaşamınızla getirdiğiniz karakter özellikleri. Supernatural değil de Fargo mu sevmek isterdiniz gerçekten? Oğuz Atay değil de Balzac ya da ? Sanmıyorum.
Veronika Ölmek İstiyor
8.4/10
· 39,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
79
DAHA FAZLA GÖSTER