• 432 syf.
    ·158 günde·Beğendi·9/10
    Bir babanın oğlu ve iki arkadaşı ile motosikletsel ve içsel yolculuğunun hikayesidir.
    Bu yolculuğun gerçek resimleri için bkz: http://venturearete.org/...nal-1968-trip?page=1

    Hemen belirtelim "Motorcuyum kitabı da okuyayım diye aldım" diyorsanız bırakacağınızı garanti edebilirim.
    Motosiklet kullananların çoğunun okumaya heves edip de "ağırlığını" gördükten sonra okumaktan vazgeçtiği kitaptır.
    Ayrıca kitap-kurtlarının çoğunun bir iki defa eline alıp bıraktıklarını da duymuşluğum vardır.
    Kendimin de ikinci elime alışımda bir solukta bitirdiğimi itiraf etmeliyim.
    Türkçe’ye çevrilmeden önce Oğuz Atay’ın elinden düşürmediği kitaptır, Günlükler’inde geçer. Çevrilmesine onun ne kadar etkisi olmuştur bilemem.
    Felsefeye giriş için bir başlangıç olabilir diyenler de vardır ama bence felsefeye başlama kitabı hiç değildir, "felsefe hakkında sıfır km yim, bir bebek kadar masumum" diyorsanız bence Jostein Gaarder'in Sofi’nin Dünyası ve Allain de Botton'un Felsefe’nin Tesellisi kitaplarıyla başlamanızı öneririm.
    Felsefeye ilginiz ve az da olsa bir alt yapınız yoksa okuması ve anlaşılması zor bir kitaptır.
    Yolculuğun amacı yolun kendisidir. Jaspers'in ifadesiyle, felsefe yolda olmaktır. fikriyle yazılmış bir yol hikayesinde felsefi çıkarımlar yapılmaktadır.
    Zen’den bahsetmiyor diye bir yorum yapılan yorum Zen’in ne olduğunun bilinmediğinden kaynaklanan bir durumdur, zira kitabın tamamı modern bir dille, batı yaşantısının içinde batı enstrümanları ile zen anlatımı.
    Romantizm ile klasik arasındaki farkı, tümevarım tümdengelim, a-priori, hume, kant’ın saf aklın eleştirisi, Platon’un Phaedrus’u, Chautauqua tarzı ile motisiklet bakımı ve yol üzerinden anlatılıyor, yersen…
    “Ama, özne-nesne ikiliğini ortadan kaldırmak için öğüt üstüne öğüt verilirken en büyük ikilik, benimle Phaedrus arasındaki ikilik konusuna değinilmedi. İkiye bölünmüş zihin konusuna.” Phaedrus, arka planda asıl hikâyesi anlatılan ana karakterin “öteki ben”i (önceki beni denilebilir mi?) dir.
    Kulturbâer. 'Kültür taşıyıcı' (İsveçce).Kültür taşıyıcı bir kitap, kültürü, bir katır gibi sırtında taşır. Kimse oturup da kültür taşıyıcı bir kitap yazayım dememelidir. Kültür taşıyan kitaplar, nerdeyse kazara ortaya çıkar. Kültür taşıyıcı kitaplar kültürel değer varsayımlarına meydan okurlar ve bunu kültürün, verdikleri savaşımın amaçladığı yönde değişim göstermekte olduğu bir zamanda yaparlar genellikle. Bu kitapların yüksek nitelikli olması gerekmez. Tom Amca'nın Kulübesi edebi bir başyapıt değildi ama kültür taşıyıcı bir kitaptı. Tüm kültürün köleliği reddetmek üzere olduğu bir anda çıktı: İnsanlar onu kendi yeni değerlerinin bir portresi olarak gördüler ve olağanüstü bir başarı haline geldi. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı'nın başarısı da bu kültür taşıyıcılığı fenomeninin sonucu gibi görünüyor. Bu kitapta anlatılan zorunlu şok tedavisi bugün yasaklanmış durumda. Bu, insan özgürlüğünün çiğnenmesi olarak görülüyor artık. Kültür değişmiştir. Bu kitap, maddi başarıya karşı kültürel bir ayaklanmanın baş- gösterdiği bir zamana da rastlamıştır.
    Kitapta adı geçen bazı kavramlar:
    PHAEDRUS ilk olarak Platon'un Mektuplarında geçen kurgusal kahramanlardan birisidir. Bundan başka Robert M. Pirsig'in Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı ve bu kitabın devamı olan Lila adlı kitaplarında geçen bir roman kahramanıdır. Pirsig bu karakteri Platon'dan hareketle oluşturmuştur. Aklın ve akılcılık geleneğinin temsilcisi olan Platon'da Phaedrus, yazının doğası üzerine Platon'un kuşkularını dile getiren bir kişiliktir. Pirsig'in bu karakteri yeniden değerlendirme sebebi bu yanları dolayısıyladır. Pirsig'in özellikle ilk kitabı Zen ve Motosiklet Bakım Sanatında Phaedrus, arka planda asıl hikâyesi anlatılan ana karakterin öteki benidir. Felsefi iç hesaplaşmasını gidebileceği kadar derinlere götüren ve orada bir tür kişilik bölünmesiyle her şeyini kaybetme noktasına gelen karakter, ikinci bir ben olarak Phaedrus'u yaratmış ve onunla hem kendi geçmişinin hem de felsefe tarihinin köklü bir sorgulamasına yönelmiştir. Pirsig burada, Phaedrus aracılığıyla, akılcılık geleneği dediği Platon'dan beri hüküm süren felsefe geleneğinin izini sürmekte, tüm temel kategorileri kuşkuyla sorgulamakta ve yadsımakta, değerlerin yeniden değerlendirilmesi denilebilecek bir tutumla epistemolojik, ontolojik, etik ve estetik meseleleri yeniden gündeme getirmekte; hem de teknoloji, eğitim, sistem gibi pek çok yan konularda mevcut düşünce tarihinin ve tarihsel pratiklerin açmazlarını göstermektedir. Sözcüklerin, felsefi kavramların ve değerlerin kaynağının ne olduğunu sorgulayan Phaedrus, Nitelik Metafiziği'nden sözeder. İkinci kitap Lila'nın alt başlığı, söz konusu sorgulama devam ettirildiği için Ahlakın Sorgulanması şeklinde yer alır.
    Neyin düşünce ve neyin madde olduğu hakkında mantıksal netlik yokken Niteliğin düşünce mi yoksa madde mi olduğunu nasıl söyleyebilirdi ki?
    Nitelik olayı, Niteliğin nedeni olduğu sanılan özne ve nesnenin nedenidir!

    CHAUTAUQUA: 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında oldukça popüler olan bir yetişkin eğitimi ve sosyal hareketiydi. Chautauqua meclisleri 1920'lerin ortalarına kadar kırsal Amerika'da genişledi ve yayıldı. Açık hava ve çadırlarda halk eğitimi maksadıyla konferans, konser ve oyunlar düzenleyen bir kurumdu.
    HAMAHLATLIK: squareness "kare şeklinde olma, iri yapılılık, geri kafalılık, dürüstlük " şeklinde verilmiş. Sanırım küntlük ve hamlık da denebilir. Yazar “ Hamahlatlılığın kısa ama yine de etraflı bir tanımı;Niteliği entelektüel yönden tanımlanmadıkça yani parça parça ediliğ sözcüklere dökülmedikçe anlayamamaktır denilebilir. Hamahlatlık. Ha şöyle. Bu her şeyi özetliyor. Hamahlatlık. Niteliği çıkartırsanız geriye hamahlatlık kalır. Niteliğin yokluğu hamahlatlığın esasıdır.
    Bu terimle hayatımda ilk defa karşılaştığım için kitabın çevirmenine kızdığımı da belirtmeliyim. Ama düşününce onun yerine öyle basitçe koyulacak başka bir kelime var mıdır merak ediyorum.
    JULES HENRİ POINCARE: Kitapta matematikle ilgili önemli buluşları olan bu bilim insanından da bahsediliyor.
    Poincare şöyle buyuruyor:
    "Bilim gerçeklerden kuruludur, tıpkı evin tuğlalardan kurulu olması gibi. Ancak gerçeklerin toplanması bilim değildir. Tıpkı bir küme tuğlanın ev anlamına gelmemesi gibi.
    Mantıkla kanıtlarız ama sezgiyle keşfederiz. Nasıl eleştirileceğini bilmek iyidir, nasıl oluşturulacağını bilmek daha iyidir."
    Devam niteliğinde yazarın "Lila" adlı diğer kitabının bulunduğunu da belirtmekte yarar var.
  • ”Ütopyalar Güzeldir” Dedirtecek Dünyanın Her Yanından 10 Kitap Kasabası ve Köyü

    Ne yalan söyleyeyim kitap kasabalarını daha önceleri birkaç kez duymuş da varlıklarına pek inanamamıştım. Düşünsenize bir ufak yerleşim bölgesi var; şehre yakın ama ondan ayrı ve merkezinde kitaplar var. Yalnız sahaflar, kitabevleri de değil; her yıl düzenlenen festivallerle de yöre halkı sanata, kitaba, edebiyata, kültüre doyuyor. Herhalde insanların bir arada bulunmasına vesile olan en güzel aktivitelerin başında da kültür, sanat etkinlikleri gelir.

    1. Urueña, İspanya
    Madrid’e iki saatlik bir mesafede bir ütopya yaşıyor, desek mübalağa etmiş olmayız herhalde. Edebiyatı seviyor ve İspanya’ya gitme planları yapıyorsanız size şahane bir haberimiz var. İspanya’nın Orta Çağ’dan kalma bir kasabası olan Urueña’da ülkenin ilk kitap köyü ile karşılaşacaksınız. Bu köye vardığınızda bir sur ve kaleyle karşılaşırsınız. Yerleşkede 12 farklı kitapçı ve bunların her yıl düzenlediği birbirinden renkli etkinlikler var. Kitapçıların birçoğu da belli bir konu üzerine yoğunlaşan, adeta tematik diyebileceğimiz kitaplarla sarılı. Sözgelimi içinde şarapların geçtiği bilim kurgu romanlarını bir kitapçıda, boğa güreşini içeren eserleri bir diğer kitapçıda, farklı edebî eserleri de öteki kitapçıda bulabilirsiniz. Ayrıca okuma, yazma uygulamaları için de tahsis edilen özel yerler ziyaret edilesi bir diğer alanı oluşturuyor. Yetmedi: halka açık okumalar, çeşitli sergiler, kitap ciltleme kursları, illüstrasyon eğitimleri de köyün düzenlediği aktiviteler arasında. Urueña, Valladolid Havaalanı’na 28 km uzaklıktadır.

    2. Bécherel, Fransa
    Burası, köyde 15’ten fazla kitapçı bulunduğu için ‘’Kitaplar Köyü’’ olarak da anılır. Çevrenin kırsal ve tabiat manzarası insanı şair yapar mı bilinmez ama muazzam bir görsel şenliktir. Köy, 12. asra kadar uzanan bir hikayeye sahipse de bir kitap pazarı ve turist kasabası olarak kendini yeniden şekillendirir. Her ayın ilk Pazar gününde yapılan kitap pazarı etkinlikleri, hafta sonları gerçekleştirilen şiir okuma faaliyetleri köyün en popüler organizasyonlarından birkaçı. 700 kişilik mevcudiyeti olan köyde ilaveten sanat galerileri ve kitap kafeler de var. Rennes – Saint-Jacques Havaalanı köye en yakın havaalanıdır.

    3. Hay-on-Wye, Wales
    Galler, İngiltere sınırındaki köy dopdolu kitapları ve her sene bitmeyen organizasyonlarıyla dünyanın en tanınan kitap köylerinin başını çeker. Özellikle yaz başlarında yaptıkları Hay edebiyat festivalleri, adlarının duyulmasını en çok sağlayan etkinlik. Köyün bir kitap kasabasına dönüşme atılımları 1961’de ilk ikinci el kitapçıyı açmasıyla başlar. Kitapçıyı açan Richard Booth adlı bir kitapsever, o dönem ABD’deki pek çok kütüphanenin kapatıldığını duyduğu gibi kitap biriktirmeye başlar. Bir çığa dönüşen bu ufak kartopu sayesinde bölgede pek çok kitapçı açılmaya başlar. 1.600 nüfuslu köy, ev sahipliği yaptığı pek çok kitapçının yanı sıra sizi antikacı dükkanlarıyla da karşılar. En yakın havaalanı ise Bristol’dur.

    4. Jinbōchō, Japonya
    Burası Tokyo’da yer alır ve şehirden öyle çok da uzaklarda değildir. Aksine Tokyo’nun merkezinde yer alan bir mahalledir. Bu mahalle öncelikle etkileyici sanat ve tasarımıyla dikkat çeker. Bu görsel şovun ardından sizi pek çok ikinci el kitapçı ağırlar. Özellikle çok sayıda eski Japon kitaplarını bulabileceğiniz mahalle, pek çok otantik eşyanın da sunulduğu bir yer. Moda severlerin ve vintage moda dergilerini merak edenlerin özellikle ilgilenebileceği birkaç kitapçı da var. Bölgenin bir kitapçı mahallesine dönüşme serüveni ise 1913’te gerçekleşmeye başlar: bu yıl bir üniversite profesörü olan Shigeo Iwanami tarafından açılan bir yayınevi, ardından pek çok kitapsevere de ilham olur ve durum giderek sükse yapmaya başlar. Lokasyon olarak; Tokyo Tren İstasyonu’na yürüyerek 25 dakikalık mesafededir.



    5. Saint-Pierre-de-Clages, İsviçre
    Burası İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgelerinden biridir. Pitoresk bir ortamda yer alan köy, spor ve kültürel faaliyetlerin gırla gittiği önemli bir kültürel nokta. Zira İsviçre Alpleri’nin hemen dibinde bitiyor. Bu konumu gereği yürüyüş, kayak ya da kızak faaliyetleri gerçekleştirmek mümkün. Köyde bulunan pek çok antika kitapçıyla İsviçre’nin tek resmî kitap köyü olarak bilinir. Ayrıca kitap festivali ile dünya çapında da fevkalade tanınır. 1993 senesinde ilk kez düzenlenen “Fête du livre” adlı kitap festivali, bundan sonra her Ağustos düzenlenir hale gelir ve amaç kitap sevgisine dikkat çekmektir. Buradaki on kadar kitapçıda pek çok eski, ilk baskı, antika kitapları bulmanız mümkündür. Cenevre’ye ortalama 2 saatlik bir mesafede olan bölgede aynı zamanda 50’ye yakın şarap mahzeni var.

    6. Mundal, Norveç
    Jostedalsbreen buzulunun yakınlarında yer alan kasaba, 1995 yılında Norveç Kitap Kasabası olarak seçilir. 300 nüfuslu bu sakin yerleşke insanlardan daha fazla kitaba sahip olan kasabaların da başında gelir. Zira burada, bölge geneline yayılan 150.000 kadar kitapla zengin bir ikinci el kitap dünyası yaşıyor. Yayılan, diyerek neyi kast ediyoruz? Kitapları yalnızca kitapçılarda bulamayacağınızı. Bölgede yer alan bir bakkalda, postanede, terk edilmiş bir hangarda da şahane kitaplar bulmanız mümkün. Dünyanın en izole kitap kasabalarından biri olarak ziyaretçilere kapılarını Eylül ile Mayıs arasında açıyor. Norveç’in güneybatısındaki Bergen’in 250 kilometre kuzeydoğusunda yer alan kasaba buradan araba ya da tekneyle 4 – 5 saat sürüyor. Uçak seçeneği de var: Sogndal’dan 45 dakikada uçakla varabilirsiniz.

    7. Redu, Belçika
    Vallahi Sait Faik’in dediği şu lafı tekrarlasak yeridir: ‘’Seyahatler çekiyor içim.’’ 400 civarında bir nüfusu olan bölgede 40 kadar kitapçı var. Avrupa kıtasındaki ilk kitap köyü olarak bilinen bölge ikinci el kitaplardan antika kitaplara, çizgi romanlardan herhangi bir edebî esere kadar zengin çeşitliliği ile bilinir. Kitaplarının çoğu Fransızca olsa da pek çok farklı dilde de kitaplar bulabilmek mümkün. Paskalya zamanı düzenlenen FêteduLivre kitap festivali bölgeyi en meşhur eden aktivitelerin başında gelir. Tüm bunların yanı sıra kırsalda güzel ve sakin gezintiler yapabilir, yürüyüşlere katılabilirsiniz. Kitapların ve sessizliğin içinde bulunmak için harika bir kaçış noktası olsa gerek. Brüksel’in 130 kilometre güneydoğusunda olan köye en yakın havaalanı Brüksel Güney Charleroi’dir.

    8. Óbidos, Portekiz
    Portekiz’in Orta Çağ’a kadar dayanan kasabası oldukça sağlam kale duvarları ile çevrili durumda. Kale surlarında yapabileceğiniz bir gezinti kitapçılardan önceki en iyi aktiviteniz olabilir. En belirgin olarak; şiir, fotoğraf, çocuk edebiyatı, seyahat, doğa, macera gastronomi, din ve şarap hakkında yazılan kitapları bulabilirsiniz. 1970’de açılan belediye müzesi de tarih kitaplarını muhafaza etmesi bakımından oldukça işlevsel ve önemli bir konuma sahip. Ekim aylarında yapılan Óbidos’unFolio Uluslararası Edebiyat Festivali de bölgenin en popüler aktivitelerinden biri. Bu organizasyon sayesinde kasabayı pek çok sanatçı ve kitapsever de tanıma ve gezme şansı buluyor. Lizbon’dan 45 dakikalık bir mesafedeki bölgeye en yakın havaalanı Lizbon Portela Havaalanı’dır.

    9. Bredevoort, Hollanda
    Tarihin öyle kadim dönemlerine uzanır ki bölgeyi içeren en eski belgelere 1188’de ulaşılır. Hollanda’nın Aalten bölgesindeki köy Almanya sınırına yakınlığı ile de bilinir. 2003 yılında bir kitap kasabası haline gelen bölgede yaklaşık 1.500 kişi ikamet eder. Ayrıca 1993’te Ulusal Kitap Kasabası seçilerek onurlandırılır. Kasabada 20 kadar ikinci el ve antika kitapçı var. Her ayın belirli günlerinde yapılan kitap pazarları da bölgenin dinamiğini hep yüksek seviyelerde tutuyor. Şair ve müzisyenlerin gösterileriyle dolu bir de tiyatrosu var. Amsterdam’ın 160 kilometre doğusunda, Düsseldorf’un da 100 kilometre kuzeyinde yer alan bölgeye en yakın havaalanı Düsseldorf Uluslararası Havaalanı’dır.

    10. Wigtown, İskoçya
    Listenin son şahaneliğine gelirken kendimi ‘’Gezgin olmalısın dostum’’ diye kendime öğüt verirken buldum. Yani buraları, hiç değilse birkaçını gezmeden gözlerimi yummak hiç mi hiç istemem. Bu kasabanın da pitoresk, yani adeta bir tablo gibi olduğunu söylemekle başlayalım. 1998’de Ulusal Kitap Kasabası seçilerek onurlandırılan bölgede 250.000’den fazla kitabın yer aldığı 10 kitapçı var. Müzik, tiyatro ve çeşitli performans sanatlarıyla kasabanın kültürel etkinliklere verdiği önemi de söylemek gerek. Diğer kitap kasabalarından farklı olarak burada The Open Book adlı bir kitapçı var ki; size birkaç günlüğüne kitapçı olma deneyimini de sunar. Alt katı kitabevi, üst katıysa stüdyo daire olan The Open Book’ta en fazla 2 hafta kalabilirsiniz. Bu süre içinde kitapçıda çalışabilir, üst kattaki stüdyo dairede kalabilir, boş zamanlarınızda da size verdikleri bir bisiklet ile gezintiye çıkabilirsiniz. Kasaba Glasgow’un 150 km güneyindedir. Glasgow Prestwick Havaalanı’na arabayla 1.5 saatte ulaşılabilir.
  • ‘Aşağı kültürün estetik standartları öz üzerinde durur, biçimi tümüyle gördüğü işleve indirger, soyut fikirlerle, hatta çağdaş toplumsal sorunların kurgusal biçimleriyle bile görünürde hiçbir ilgisi yoktur. Sonuç olarak, yüksek ve üst-orta kültürden hemen hemen hiçbir alıntı yapılmaz, hiçbir şey uyarlanmaz. Aşağı kültür de ahlak oyunlarına önem verir ancak kendini birincil olarak aileye ilişkin ve bireysel sorunlarla ve bu sorunlar çerçevesinde uygulanabilecek değerlerle sınırlı tutar. Böylece aşağı kültür içeriği, çelişkili davranış biçimlerine göz kırpan, kışkırtıcı baştan çıkarmalara karşı nasıl olup da geleneksel işçi sınıfı değerlerinin hep kazandığını gösterir. Kültürün egemen değerleri, alt-orta sınıf kültüründe olduğundan çok daha abartılı bir biçimde dramatize edilir, sansayonel bir hale getirilir; iyi ile kötünün ayrımı vurgulanır. Çoğunlukla melodramatik olan aşağı kültür romanında dünya iyi kahramanlarla kötü adamlar arasında çok kesin bir biçimde bölünmüştür; ne olursa olsun, eninde sonunda iyiler kazanır.’
    Herbert J. Gans
    Sayfa 123 - Yapı Kredi Yayınları
  • ‘Alt-orta kültürün estetik anlayışı öze, esasa önem verir; biçim, özü daha anlaşılır kılmak, daha doyurucu hale getirmek için kullanılmalıdır. Dramatik malzeme kültürün kendi fikirlerini, kendi duygularını anlatmak ve güçlendirmekte yalnızca bir araçtır. Bir yere kadar sorgulamaya izin verilebilir, ancak çoğu zaman öykünün sonunda kuşkular mutlaka çözümlenmelidir. Kahramanları sıradan insanlardır. Sıra dışı olsalar da, sonunda “namus” gibi geleneksel değerlerin, din gibi geleneksel kurumların geçerliliğini kabul ederler.’
    Herbert J. Gans
    Sayfa 119 - Yapı Kredi Yayınları
  • ‘Üst-orta kültürün kullanıcıları -en azından erkekleri- iktisadi ve siyasi olarak etkili konumlarda bulundukları için, onların roman kahramanları da başkalarına, bürokrasiye ya da doğaya karşı giriştikleri yarışlarda kazanmak, amaçlarına ulaşmak ister; yüksek kültür kahramanlarının aksine, toplum karşısında yabancılaşmış bireyler de değillerdir. Sözün kısası, bu kamuyu çeken, bireysel kazanımların ve yükselmenin konu edildiği romanlar, tiyatro yapıtları ve özyaşamöyküleridir. Öyle sanıyorum ki üst-orta kamunun kadınları, erkek-egemen girişimlerde erkeklerle yarışan kadınların savaşımını konu edinen, kocaları işleriyle evli olan kadınların yaşadığı sıkıntıları anlatan; son zamanlarda da, kadın hareketlerinin gücünü ve sorunlarını irdeleyen romanlara eğilim gösteriyor.’
    Herbert J. Gans
    Sayfa 116 - Yapı Kredi Yayınları
  • ‘Yüksek kültürün asıl bağlılığı kendi yaratıcıya yönelik kamusunadır, ama aynı zamanda kendini estetik ölçüler koyma ve bütün topluma uygun bir kültür sağlama konusunda da sorumlu görür. Her ne kadar kitle kamusu eleştirisinde önemli bir yer tutan bu algılama çok abartılmaktaysa da, yüksek kültür öteki beğeni kültürleri ve toplumun bütünü için en azından bir tane, çok önemli ve ayrıcalıklı işlev görür. Yüksek kültür yaratıcıya yönelik olduğundan ve yaratıcıları da iyi eğitim görmüş, iyi yetiştirilmiş kimseler olduğundan, öteki kültürlerden çok daha düzenli, çok daha yoğun olarak soyut toplumsal, siyasal ve felsefi konulara ve sorunlara eğilir. Bu yüksek kültürün bütün temel sorunlarla ilgilendiği, aşağı kültürlerin de bunları göz ardı ettiği anlamına gelmez. Popüler eğlence programlarında ahlaki konular sık sık ele alınır, felsefi sorunlar da, özellikle somut olaylarla örneklenerek, gündeme gelir. Buna karşılık yüksek kültür, ekmek parası kazanmak gibi “dünyevi” konularla ilgilenmez; çünkü böyle konular kamusu tarafından sorun olarak görülmez.’
    Herbert J. Gans
    Sayfa 112 - Yapı Kredi Yayınları