• 240 syf.
    ·10/10
    jean baudrillard'ın yine derinlemesine bir insan incelemesi, yine bir simulasyon kuramı denemesi.

    bu kez tartışmaya açtığı: seks, haz, cinsellik, porno gibi konulardan oluşan kitap okurken elinizde sözlük bulundurulması elzem olduğu için okumak için sağlam bir sabra ihtiyacınız olabilir.

    sık sık kullanılan teknik tabirler ve akademik terimler sizi yorabilir. bilmediğiniz terimleri tek tek ''nedir'' diye okuduğunuz ve cümle içinde tekrar değerlendirdiğiniz vakit kitabı çözmeye başlayacaksınız. kısacası biraz birikim gerekiyor bir solukta okumak için.

    iletişim bilmi eğitimi sürecinde işlediğimiz için benim kavramlara tektek bakma ihtiyacım olmadı ama bu yöntem en doğrusu olacaktır.

    baştan çıkarmanın sadece cinsellik ve aşkla sınırlı olmadığını, ekonomik tüm süreçler ile sosyal ilişkilerin, insanın baştan çıkarılması üzerine kurulu olduğunu gösteren bir eseridir.

    simülasyon tabanına göre dizayn edilmiş toplumun smülakr'ın nesnesi konumuna getirilmesi, simgesel değiş tokuş un içi boş sistematiğinin, sadece kapitalin niceliksel ve niteliksel azmanlaşmasını sağlamasıdır. 1950 sonrası dönemde başta kadın bedeni olmak üzere insan bedeni de metalaşmış, tüm medya unsurlarında cinsel içerikli görseller baş köşeye oturtulmuş, tüketiciyi baştan çıkarıp tüketimi azamileştirmek için vitrin düzenleme, pazarlama - marketing mantığı almış yürümüş, malın kendi kalitesinden önce ambalaj kalitesi öne çıkmış, mağazalardaki alıveriş hızını arttırmak, tüketicinin bilinçaltına gaz vermek için aşırı doz müzik dinletmek işin raconu haline gelmiştir.

    başta amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerde başlayan bu gelişim zamanla üçüncü dünya denen toplumları da esir almış, 1980 sonrası ülkemizde de zuhur etmiş ve tam gaz etkisini sürdürmektedir.

    sonuç olarak; anneler günü dahil her tüketim grubuna bir gün hediye edilmiş, özellikle sevgililer gününde sevgilisini baştan çıkarma umuduyla hediye almaya mağazalara koşuşturan kitleler daha sevgilisine ulaşamadan baştan çıkarılmakta ve bir güzel becerilmektedir. becerilmektedir dememe rağmen herkes halinden memnundur o ayrı !
  • 400 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Dikkat spoiler içerir.
    Lindsay Boxer, ortağı Warren Jacobi ile bir ihbar üzerine yola çıkar ve katil olduğunu düşündükleri bir arabayı takip ederler. Arabadan Sara ve Sam Cabot adında iki çocuk çıkar ve silahla saldırırlar. Lindsay kızı öldürür ve oğlanı da vurur. Ancak çocukların babası Andrew, Lindsay'i dava eder. Kızlar kulübü Cindy ve Claire, ayrıca avukatı Yuki ortamdan uzaklaşmasını ister ve o da kız kardeşinin evine gider. Burada da cinayetler işlenmektedir. Lindsay'in çözemediği davadaki gibi gırtlağa kadar kesme ve kemerle dövme vardır. Burada Lindsay, kardeşinin arkadaşı Caroline, kızı Allison, avukat Bob ve tamirci Keith ile arkadaş olur. Eski porno yıldızı Danny ile de düşman. Mahkemeden aklanan Lindsay bu Joe Molinari ile kutlar ama polis şefi Joe Stark'ın ona ihtiyacı vardır. 3 kişilik katil ekibi biraz da rastlantı ile ortaya çıkar. Hiç beklenmedik isimlerdir. Cinayetleri neden işlemiştir? Yuki kızlar kulübüne dahil olacak mıdır? Lindsay Jacobi ile yeniden çalışacak mıdır? Keyifle soluksuz okunan bir roman.
  • Pornonun ortaya çıkardığı sorun ilk olarak aklın zayıf noktasını tokatlamasıdır. Porno söze ya da düşünceye başvurmadan direkt olarak fantezilerin merkezine yönelir. Önce erekte oluruz ya da ıslanırız ve ancak bunun ardından nedenini sorabiliriz. Otosansür refleksleri altüst olur. Porno görüntüsü bize seçenek bırakmaz: İşte seni azdıran şey, işte tepki verdiğin şey. Bizi tahrik etmek için hangi düğmeye basmak gerektiğini bize porno gösterir. Pornonun büyük gücü, bir nevi gizemli boyutu budur. Porno karşıtı birçok militan da bundan dolayı gerilir ve haykırır. Kendi arzularının yüzlerine karşı ifade edilmesine, susmayı ve görünmez kılmayı tercih ettikleri şeylerin bilmeleri için önlerine konulmasına karşı çıkarlar.
    Porno gerçek bir sorunu ortaya çıkarır: Arzuyu dışavurur ve bir yüceltme olanağı sunmayacak kadar hızlı bir şekilde ona bir yatışma önerir. Bu açıdan işlevseldir: Kültürümüzde aşırı cinsel taşkınlık (şehirde cinselliği çağrıştıran tün göstergeler tamamıyla beynimizi istila eder) ile cinsel gerçekliğin abartılı reddi (sonsuz bir seks partisi içinde yaşamıyoruz, izinli ya da olası şeyler sınırlı) arasındaki gerilim. Porno, basınç farklılığını dengelemek adına, bu gerilimi fiziksel bir boşalmayla sona erdirir. Fakat azdırıcı olan şey çoğunlukla yüz kızartıcıdır. Özel alanlarında, kapalı perdeler ardında kendilerini azdıran şeyi kamusal olarak da sahiplenen pek az kişi vardır. Genelde bunu cinsel partnerimizle bile konuşmayı tercih etmeyiz. Beni ıslatan şey özel bir mevzudur zira bunun bana verdiği imge gündelik toplumsal kimliğimle uyumsuzdur.
    Cinsel fantezilerimiz, rüyalarımızın saptırarak yaptığı gibi bize dair bir şeyler söyler, lakin fiilen olmasını arzuladığımız şeye dair tamamen suskun kalır.
    Aşikardır ki birçok heteroseksüel erkek başka erkekler tarafından becerilme ya da bir kadın tarafından aşağılanma, mahvedilme düşüncesiyle erekte olur ve yine aşikardır ki birçok kadın şiddete uğrama, gang bang’e girme ya da başka kadınlar tarafından becerilme düşüncesiyle ıslanır. Bunun yanı sıra, porno karşısında utanabiliriz, çünkü doyumsuz kızışmışlığımızda hayal kurarken dahi uyanmayan şeyleri ortaya çıkarır. Bizi azdıran ya da azdırmayan şeyler kontrolsüz, karanlık bölgelerin sonucudur ve bunlar bilinçli bir şekilde arzuladıklarımızla ender olarak uyumludur. Eğer kontrolü elden bırakmayı ve tanıdık alışkanlıklardan uzaklaşmayı seviyorsak, bu sinema janrının yararına dönüşür ama aynı zamanda her şeyi kontrol altına alamamaktan korkuyorsak, aynı sinema janrının tehlikesi de budur.
    Pornodan, sanki bir film değilmişcesine, sıklıkla gerçeğin bir görüntüsü olmasını talep ediyoruz. Mesela kadın oyunculara haz alıyor numarası yaptıkları için sitem ediyoruz. Oysa onlar orada bunun için var, onlara bunun için para ödeniyor, bunu yapmayı öğrendiler. Britney Spears’a her akşam sahnede yaptığı gibi dans etmeyi canının isteyip istemediğini sormuyoruz. O bunun için sahneye geldi, biz bunu görmek için para ödedik, herkes kendi işini yapıyor ve kimse “bence rol yapıyor” diye söylenmiyor. Özü itibariyle bir yanılsama tekniği olan sinemadan asla talep etmediğimiz şeyi pornodan talep ediyoruz: Porno gerçeği dillendirmeli.
    Virginie Despentes
    Sayfa 64 - Porno Cadıları bölümü
  • 468 syf.
    ·9/10
    Zebani benim okumayı uzun süre ertelediğim bir kitap oldu. Elimde olduğu halde birine hediye etmiştim ve uzun süre sonra bir tavsiye üzerine ikinci el olarak temin ettikten sonra okudum. Ve şöyle düşündüm iyi ki bunu şimdi okumuşum. Aslında kitap çok ilginç başlıyor, bir kaza sonucu üçüncü derece yanıkları olan eksi bir porno film yıldızının hikayesini okuyoruz. Hastanede geçirdiği sürede ona hikayeler anlatan gizemli bir kadınla tanışıyor; Marianne Engel. İçinde anlatılan hikayeler çok güzeldi. Çok sevdim, çoğu da aşk ile ilgili hikayelerdi ama aşk daha çok mental olarak anlatılmıştı. Bedensel olmaktan çok öte, ruha olan bir aşktan söz ediyor demek mümkün. Hikayeler beni çok etkiledi hele de hayatınızda duygusal olarak bağlandığınız biri varsa kitap sizin için daha anlamlı hale gelecektir. Yer yer fantastik ögeler barındırıyor, ilginç bir kitap ve enteresan bir hayal gücü ile yazılmış. Ben sevdim.
  • 240 syf.
    ·4 günde·7/10
    Yaşamımızda pek çok duyguyu ıskaladığımızı, kalplere dokunamadığımızı, alelacele alınmış karalarımızdan pek çoğunun ne denli bencilce, hatta insanlıktan uzak olduğunu yoğun bir şekilde yaşadım ve yaşıyorum Anne Lamott’un  HepKitap  Yayınları  Atölye serisinde çıkan Bir Kuştan Öbürüne( Hayat ve Yazmak Üzerine Tavsiyeler kitabını okuduktan sonra. 238 sayfalık yolculuğun ilk anları kitabın ruhuna ve finaldeki Son Ders bölümüne ters istikamette başlıyor, bu süreçte okuyan için insani zaaflar, önyargılar, hissizlikler tetikte bekliyor:  Bir yazarın kızıdır Lamott, yoğun olarak kitap okunan, kitaba değer verilen bir aile ortamındadır, bununla birlikte babası ve evlerine misafir olan babasının arkadaşlarıyla olan  ortamı, babasının yazar olarak aslında pek de bildiği tarzda bir iş yapmadığı düşüncesinden hareketle evlerinin geçiminin, yiyecek bulamayacakları zamanlar yaşayacakları kaygısı hakimdir çocuk aklında. Babasının aşırı alkol ve hatta uyuşturucu kullanması, yazdığı bir kitabın porno olduğunu görmesi ve bundan utanması olumsuz hislerini pekiştirir yüreğinde.  Beynimize alkol, şehvet, uyuşturucu, boş yaşamak   adlı düşman askerleri topluca hücum etmiştir. Kitabın Batı   standartlarında ve onların yaşam tarzlarına hizmet eden üslupta ilerliyor olması , okuma ve yazma heveslilerine  faydasının olamayacağı, tam tersine zararının dokunacağı önyargısı filizlenmeye başlamıştır  içimizde. Konuları n sırasıyla okunması  ve hele de b.ktan kelimesinin sıkça kullanılması, kahramanların beyhude bir hayat sürmelerinin gözümüze sokulması artık sabrımızı taşırmaya  başlamıştır adeta. Halbuki  arka taraftaki tanıtımda; Yıllardır yaratıcı yazarlık dersleri veren Anne Lamott, yayımlandığı tarihten bu yana ilgilenen herkesin baş ucu kitabı olan bu kitabında, kendi yazarlık macerasından karşılaştığı engellerden örnekler vererek içinden çıkamadığımız (okumak ve yazmak üzerine) bütün soruları cevaplıyor şeklindeki  iddialı  vurgulara güvenerek aldığımız kitabı nerdeyse bir kenara atmak üzereyizdir, ama neyse ki bu düşünce içimize sinmiyor, devam ediyoruz ve iyi ki böyle yapıyoruz.Uzunca bir giriş olduğunun farkındayım, daha kitabın kapağını dahi açamadık, fakat bunları en baştan söylemem elzemdi, şüphem yok ki siz de aynı duygularla hareket edecek, belki de kitabı okumaktan vazgeçecektiniz.Bir Kuştan Öbürüne; Yazmak, Yazarken Ruh Haliniz, Yol Boyunca Yardım, Eserinizin basılması ve Yazmak için Nedenler ve Son Ders başlıkları altında beş bölümden oluşuyor. Yazar da okuyucu da elbette bir bütünlük ve sıralama dahilinde hareket edecek ama yukarıda da değindiğim gibi ilk olarak kitapta en son bölüm olan Son Ders kısmını okumakta fayda var: Neden, neyi ve nasıl yazacağımız konusunda toparlayıcı bilgilerin,  adeta son nefesini vermekte olan bir insanın ağzından çıkan son cümleler gibi vurucu etkiler yapıyor bu 11 sayfa: (…) yazar olmak bilinçli olmakla alakalıdır. (…) nasıl göründüğünüz veya insanların sizi nasıl gördüğü hususunda takıntı yaparak daha fazla zaman kaybetmekten korkun. Yazdıklarınızı nihayete erdirememekten korkun. (…) Okumayla, yazmayla paylaşımla geçecek bir hayatın , yani edebi hayatın kendisinin mümkün olabilecek en güzel hayat olduğunu düşünen bir sürü insanız. (…) yazar olmak okur olarak da hayatınızı derinlemesine değiştirir. (…) belki de yazdıklarınız başkalarına yardım edecek, çözümün küçük bir parçası olacak.Son Derste bölümünden altını çizdiğim bu satırlar okumanın,  yazmanın hayatımızda açacağı değişimleri, başka kalplere dokunuşlarımızın hazzını yayınlatma, zengin olma, şöhret olma gibi duyguların önüne geçirecek mottosunu beynimize ilmek ilmek işliyor.‘Sürekli ve her şeyi yazın, b.ktan ilk taslaklara takılmadan her şeyi yazın, nasılsa düzeltirsiniz, ilk taslak dökme, ikincisi toplama ve üçüncüsü dişçi taslağıdır’ diyerek ilk bölüme  başlayan Anne Lamott, konu olarak çocukluğumuzdan başlamayı, okul anılarının, tatillerin ,büyük olayların, özel günlerin ilk denemelerimize konu olabileceğini örnekler. ‘Başka birine asla anlatmayacağınıza yemin ettiğiniz şeyleri yazın.  Herkesin çocukluğunda illa ki anlatacak mücevherler ve darbeler vardır’ cümlesiyle yol göstermeyi sürdüren yazar;  babasını ve en yakın arkadaşını kanserden, iki arkadaşının da bebeklerini kaybetmesiyle, onları teskin edebilmek, son günlerini mutlu geçirmelerine katkı sağlamak arzusuyla  yazmaya başladığını ve hala o yazılardaki içtenliği aradığını belirtiyor. Hayatın her alanında iyi bir gözlemci olmak ve sürekli not tutma, notlar almayı vazgeçilmez bir ödev olarak tavsiye eden Lamott; yazdıklarınızı okutacağınız, tartışabileceğiniz birileri mutlaka olsun diye de uyarıyor. Yazılan metinlerin en önemlisi olarak gördüğü Karakter Yaratma konusunda; Karakterlerinizle bütünleşin, olay örgüsünde gerçeklikten koparak sahtelik yoluna saptığınız okuyucu tarafından anında anlaşılacaktır diyen Lamott; ‘ Karakterleriniz hakkında onların bildiğinden daha çok şey biliyormuş gibi davranmayı bırakın, çünkü bilmiyorsunuz. Onlara karşı açık olun. Olay örgüsünün de karakterlerden doğduğunu üstüne basa basa vurgular.’ şeklinde sürdürür düşüncelerini.Yazarken Ruh Haliniz başlıklı ikinci bölüm, bakmanın, görmenin, anlamanın önemini işliyor ve ‘ İnsanlara baktığınızda sadece kıyafetlerinin pasaklı veya süslü olduğunu görüyorsanız , onları kesinlikle yanlış anlayacaksınız’ şeklinde bir hayat dersi de veriliyor Bir Kuştan Öbürüne’de. Çok yazmak iyi bir yazar olmayı sağlar mı? sorusuna da Anne Lamott bu bölümde cevap vermekte: ‘ İyi bir yazar olmak için sadece bir hayli yazmak yetmez, özen gösterip kıymet vermeniz de gerekir. Bir yazar her zaman çözümün bir parçası olmaya , hayatı biraz olsun anlamya ve bunu aktarmaya çabalar.’Bölümün, bu kitabın ve hatta hayatın özü de  şu tek cümleyle anlatılır, yazar hayatı boyunca buna inanarak yaşamış, okumuş, yazmış ve faydasını da görmüştür:  Ölmek üzereymiş gibi yaşamak bizi özgür kılabilir. Yol Boyunca Yardım bölümünde yazar yine kitabın çeşitli yerlerinde sıkça vurguladığı üzere yazdıklarımızı başkalarına göstermenin, bu konularda tartışma ve çalışma gruplarına katılmanın önemini ön plana çıkarıyor. Yazanların ve yazarların tıkanması sorunsalının nedenlerinden en önemlisinin boş olma, yani eksik ya da hiç bilmeme olduğunu da imliyor bize Anne Lamott. Eserinizin Basılması ve Yazmak için  Diğer Nedenler bölümü yazarın ‘ Eserlerinizin basılması hayatınızı değiştirmeyecek veya sorunlarınızı çözmeyecek uyarısıyla başlıyor. Bu kaygı atlatıldığında daha özgür ve başarılı olunacağını muştulayan Lamott, öyleyse neden yazıyoruz sorusuna okumak merkezli şu cevabı verir:  ‘ Kitaplar kim olduğumuzu ve nasıl davranmamız gerektiğini anlamamıza yardımcı olur, nasıl yaşayacağımızı ve öleceğimizi anlatır, geçirilen zaman da kalitelidir, muhteşem detaylar fark edebiliriz.’ Ve yazarlığın, bilgeliğin ve masumiyetin birleşimini gerektiğini de ekler. Yayımlama sürecinin büyük bir sabır ve bekleme alışkanlığı gerektirdiğini, bu noktada özellikle imla ve baskı hatalarının yazardan çok şey götüreceğini ifade eden Anne Lamott kitabını okuyanları uğurluyor.Okumayı ve yazmayı sevenlere iyi bir yol arkadaşı olacağına inandığım Bir Kuştan Öbürüne    (Hayat ve Yazmak Üzerine Tavsiyeler), okumaktan ziyade yazma sürecine yoğunlaşan, yazmayla okumanın ayrılmaz bir bütün olduğunu da vurgulayan önemli bir kitap.  Atölye serisinden çıkan diğer kitaplar;  Kendra Levin’in  Sen de Kendi Hikayenin Kahramanısın ve Hakan Bıçakçı imzalı Uydurmanın İncelikleri de  okunduğu takdirde yazmaya hevesli herkesin güzel bir iş kotaracaklarına inanıyorum.