• Evet 3. Kitap da bitti.
    Yavaş yavaş hüzün bulutları çökmeye başladı üzerime. Şimdi ne yazacağım ne söyleyeceğim bilemiyorum. Son kitabı nasıl okuyacağım onu düşünüyorum.

    Öncelikle diğer 2 kitaptan daha çok betimleme vardı bu kitapta. Muazzam ötesi bir şey ya kelimelerle karış karış gezdik bütün Çukurovayı, dağları, dereleri… Aksiyon daha az gibiydi. Dağdan kasabaya indik genel olarak.
    Genel bir kanı kitabın daha ağır ilerlediği vs. ama benim için hiçbir şey değişmedi İnce Memed’le olduktan sonra gerisi boş.

    Şimdi ilk olarak bizim şu zamanlarımıza da çok benzeyen bir bölümü anlatacağım.
    İnce Memed artık bütün memlekette efsane olmuştur. Ünü her yere yayılmıştır. Seveni ile, sevmeyeni ile, destekleyeni ile, korkanı ile…
    Artık birinin ayağına taş değse İnce Memed’den bilinir hale gelmiştir durum. Köylü birine kızmıştır gider onu öldürür. “Kim yaptı?” İnce Memed. Bir eşkıya köyü basar yıkar, geçer, soyar, işkence eder, öldürür. “Kim yaptı?” İnce Memed.
    Artık herkesin suçunu atacağı kişi haline gelmiştir. İşine geldiği gibi İnce Memed’in adını kullanmaya başlamışlardır.
    Bu durum bana çok tanıdık geldi. Ülkemizin yakın zamanını gözden geçirirseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Yani zaman geçse de hiçbir değişmiyor. Kendine bir düşman yaratıyorsun ve sonra varlığını belki de daha güçlü şekilde sürdürüyorsun. Çünkü artık her istediğini yapıyorsun ve suçunu atacağın biri, birileri var.

    Bu durumun en dokunaklı yerini yazmak istiyorum.
    Sarıçiyan Abdik bir köyü basıyor ve Hasan’ı öldürüyor. Ailesi cenazeyi kaldırırken İnce Memed’e denk geliyorlar yolda. Soruyor İnce Memed ne oldu diye onlarda İnce Memed öldürdü diyorlar. Bunu duyunca İnce Memed’in yüreği yanıyor. Sonra Sarıçiyanı yakalayıp köye getirip onlara teslim ediyor ve sitemini dile getiriyor. İnce Memed garibanı öldürür mü, ince Memed hiç ırza geçer mi, siz hiç tanımadınız mı onu diye serzenişte bulunuyor. Köylünün yemeğini de yemeden oradan ayrılıyor.
    İşte sen ne kadar iyilik yapmaya çalışsan da birileri senin adını bir şekilde kötülüğe bulaştırıyor.

    Ağalara gelecek olursak İnce Memed’in efsaneleşmesinden sonra Abdi ağayı vs. birbir öldürdükten sonra diğer ağaları da ölüm korkusu sarmıştı. Çünkü suçlarını biliyorlardı. Ölüm korkusu onlara her şeyi yaptırıyordu, yalana binbir yalan katarak devletin imkanlarını seferber ederek İnce Memed’i öldürmenin peşindeler. Bu ağaların psikolojik durumları da sağlam işlenmiş. Her birinin durumunu ayrı ayrı anlıyorsunuz. Hele Murtaza ağa sen nasıl bir şeysin yaa...
    Bir de Tazı Tahsin var gariban, bir anası var, bir de saf ama işte güvenilmeyen tiplerden. Para için her şeyi yapan tiplerden başına her türlü şey geliyor ama yine de akıllanmıyor arkadaş çok enteresan :)

    Köylüye işkenceler, sürgünler, topraklara el koymalar her türlü pislik burada da devam ediyor. Ama işte İnce Memed var yine.
    “Ağalar az, fukaralar çok, ne kadar zalim varsa onun zulmüne baş kaldıran ince Memed olacaktır. "Bir İnce Memed ölür, bin İnce Memed gelir...”

    İnce Memed’in bir hayali vardı. Sevdiği Seyran ile portakal bahçeleri içine yaptığı evinde yaşamak, çocuklarını büyütmek…
    Her ne kadar eşkıya yüreği olmasa da onda içindeki kurt onu artık bırakmıyordu. O kurt insanın içine girdimi artık kurtuluş yoktu.
    “Her insanın içinde bir mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti, İnce Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek. Sen insanoğlunun içindeki kurtsun, ne olursan ol, nereye gidersen git. İşte insanoğlunun içindeki bu kurt yiterse, insanlık da işte o zaman insanlıktan çıkar. İnsanoğlu içindeki bu kurdu yitirmeyecek, ona kıyamete kadar gözü gibi, yüreği gibi bakacak. O kurt insanoğlunun şah damarı, atan yüreğidir. Senin içindeki kurt da, işte insanlığın bu kurdudur.”

    Hürü anaya değinmeden olmaz herhalde.
    İnce Memed’in tehlikede olduğunu hissedip dağ bayır demeden ona koşan her türlü fedakarlığı yapan biri. Net efsane.
    Ferhat hoca, Müslüm, Topal Ali (hele bu Topal Ali çok değişik adam yaa ) ve sayamadığım diğerleri…


    Ayrıca kitap destansı falan ama büyülü gerçekçilik akımı da var bu kitap da gözüme çarptı bilmiyoırum belki yanlış düşünüyorum ama birax işlenmiş. Yağız atın durumu, üç harfliler, ak libas giyen kadınlar, afsunlular vs. bana var gibi geldi.

    Son kitap da neler olacak acaba? Hiç bitmesin istiyor insan. İnanın daha kaç kitap olursa olsun hiç sıkılmadan okunur. 4. Kitap da görüşmek üzere o zaman.
  • Akdeniz kıyıları, portakal bahçeleri.
    Uzakta balıkçılar, yelken yelken üstüne
    Seni düşünüyorum seni, beyaz ellerin
    Gözlerini kapıyor ıslak melteme karşı

    Bir harap tekne gibi rüzgarların elinde
    Kayalara çarpıyor başımı hatıralar,
    Kumların üzerinde unuttuğum günleri
    Yırtık bir yelken gibi parçalıyor dalgalar.

    Liman çiçeklerinden daha aydınlık göğsün
    Körfez suları gibi kabarıp alçalıyor;
    Seslen bana dağların ardında kalan çocuk;
    Antalya'da saatler şimdi kaçı çalıyor?

    Baki Süha Ediboğlu - Kara sevda
  • Can Telaşı, ekmek telaşı, hak telaşı. İnsanlar var olduğundan beri süregelen hayat mücadelesi, bu üç temel istekler etrafında şekillenmiştir.
    Farklı coğrafyalarda, farklı ülkelerde, farklı isimlerde vücut bulmuştur bu istekler. Kiminde Che Guera olmuş, kiminde Mandela, kiminde Gandhi, kiminde de roman kahramanında yaşamış İnce Memed gibi.
    İnce Memed son bölümde artık ovaya inmiş hayalindeki portakal bahçeleri arasına küçük bir yuva kurmuş sevdiklerini yanına toplamış mutlu bir hayat sürme telaşına düşmüştür.
    Bir yanı huzur ister. Bir yanı olgunlaşıp gelişmek ister. Bir yanı okuyup yazmak ister. Kasabanın aydın öğretmeni ile ahbap olur okumayı öğrenir. Sorguladığı hayatı daha bir derin sorgulamaya başlar.
    İnce Memed ovaya inse de Ferhat Hoca zenginden alıp fakirlere dağıtan bir eşkıya olarak dağda İnce Memed Namı ile eşkıyalığı sürdürür.
    Ne yazık ki insanı ihtirası, dağda derede ovada her yerde aynıdır. İnce Memed, yeni yerleştiği yerde haksızlıklara sessiz kalamaz. İçindeki isyanı bir gün eyleme döker kasabanın zalimini ortadan kaldırır ve tekrar dağlara çekilir.
    Bir döngüdür yaşanılan bazen zalim kazanır bazen mazlum. Artık Kasabanın ekabir takımı efsaneleşen İnce Memed’i özellikle İnce Memed namı nı ortadan kaldırmak için tüm devlet imkanlarını kullanmak için olmadı iftiraları kullanır ve Jandarma birlikleri ve diğer eşkıyalar İnce Memed’in peşine düşerler. Bir yanda tüm kötüler zalimler birikirken diğer yanda halk, köylüler ve İnce Memedler yani iyiler birikir.
    Sürüp giden bir hayat memat meselesidir. Günümüzde başımızı kaldırıp baktığımızda yaşanılanlarla pekte farklı bir durum yoktur aslında.
    Belki Çukurova köylüleri yok ama şimdi enerji kaynaklarının topraklarında yaşayan gariban halklar vardır. Diğer yanda hegemonya kurmaya çalışan ihtiras sahibi güçler.
    İnce Memed bir dolu düğümlenmemiş hikayelerle sonar erer. Günümüzde yaşanılan sonu belirsiz toplum ilişkileri gibi…
  • İnce Memed, 2. Cildin sonunda Ali Sefa Beyi ve Kel Hamza’yı öldürdükten sonra dağlarda kaybolup gitmiştir. Ancak kitabın ortalarına doğra rastlarız İnce Memed’e, Jandarma ile girdiği çatışmada ağır yaralanmıştır ölümle yaşam arasında gidip gelmektedir.
    İnce Memed’ın hikayesi konuşulmasa da Ali Sefa Bey’i ve Kel Hamza’yı öldürmesinin gerek köylüler ve gerekse ağalar üzerindeki psikolojik etkisi anlatılır. Yapılanlar Köylülere ne kadar umut olduysa, ağalarda artık yataklarında uyuyamaz olmuş, yaşamları paranoya ya dönüşmüştür.
    Bu bölümde artık İnce Memed gerçeklikten çıkıp daha çok efsanesi konuşulmaya başlanmıştır.
    Anacık Sultan’ın ocağı, Şaman kültürünün izlerini taşır. Anacık Sultan’ın hekimliği ile sağlığına kavuşan İnce Memed yaşamını sorgular. Eşkıyalıktan yorulmuştur. Hayalı Çukurova’ya inip portakal bahçeleri içinde, Seyranla Hürü Ana ile mutlu bir yuva kurmaktır.
    Diğer taraftan Ağalar ve Jandarma, efsaneleşen İnce Memed’le uğraşmaktan çok İnce Memed’in köylüler üzerindeki ününü yok etmek, inançlarını kırmak istemektedir.
    Zalimle mazlumun hayat kavgası devam ederken her yeni gelişme İnce Memed’in gelgitler yaşamasına sebep olur. Ne kadar eşkıyalık işini yapmak istemese de yapılan zalimliklere sessiz kalamaz.
    Haksız yere cezaevinde yatan Ferhat Hoca’yı cezaevinden kaçırır. Mahmut Ağa’yı Murtaza ağa’nın evinde yatağında öldürür ve yeniden dağlara çekilir.
    30 Yılı aradan sonra yazılan 3. Ciltte daha çok bilgelik daha çok insan ruhunun derinlikleri görülür.
    Anacık Sultan’ın tevazu ile kerametin ocakta olmadığını, kerametin dağda taşta doğada olduğunu öğreniriz. Hürü Ana’dan, Dursun Ağa’nın hatta Murtaza Ağa’nın sözlerinden insan olmaya dönük bilgelik öğretileri görürüz.
    “Ölmekten bu kadar korktuğumuz, yaşamak ne işe yarıyor ? Uğruna bu kadar alçaldığımız, zulmettiğimiz, haram yediğimiz, insan öldürdüğümüz yaşamak ne işe yarıyor? Sonunda işte böyle bir kasabayı ya da küçücük bir mezarlığı kokuyla dolduruyoruz.”
  • Akdeniz kıyılarında toprak da deniz gibi köpürür. Çiçeğe durmuş turunç, portakal, limon bahçeleri de deniz gibi köpürür..
  • Var söyle kara gözlü Memedime, bana çok güzel bir ev yaptırsın portakal bahçeleri arasına.