Benliğinin derinliklerinde yetimlik, aidiyetsizlik, var olmaya çalışma mücadelesi...Hiçbir zaman kendisini özgür hissedemedi Yusuf... Yaşamını denetleyen ve onda hak sahibi olan hep başkaları oldu. Hiçbir hadisede başkalarıyla iletişim kurmamış,kuramamıştır. Onun en büyük eylemi; içinde yaşattığı ve devamlı sorguladığı varoluşuna anlam bulmak için hayata(sevdiğine) tutunma çabası ve yaşadığı tüm bu kaosun romanın sonunda sevdiğini bile öldürecek şekilde dışa vurumu,patlaması oldu.
“Konuşmaya ne lüzum vardı? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları, birbirlerinin sessiz mevcudiyeti, yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.”
Hadiseler, gece vakti ve bir idare kandilinin ışığında konuşulduğu kadar ümitsiz ve korkunç değildi. Dışarıda ağaçların yapraklarını oynatarak esen bir sonbahar rüzgarı, bu ölüme mahkum yaprakları henüz koparamıyordu. Bu minimini yeşil mevcudiyetler bile içlerinde bu kadar kuvvetli bir mücadele ve mukavemet kabiliyeti taşırlarken, kendisinin karanlık düşüncelere dalması doğru olamazdı.