• Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim görevlisi olan Prof. DR. Muharrem KILIÇ hocanın öğrencileriyle paylaştığı kitap listesi:

    Sophokles, Antigone

    Aristophanes, Eşek Arıları

    Platon, Toplu Diyaloglar

    Platon, Sokrates’in Savunması

    Platon, Devlet

    Platon, Yasalar

    Aristoteles, Politika

    Aristoteles, Retorik

    Aristoteles, Nikomakhos’a Etik

    Aristoteles, Atinalıların Devleti

    Farabi, İdeal Devlet

    Farabi, Mutluluğun Kazanılması

    Nizamülmülk, Siyasetname

    İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı

    İbn Tufeyl, Hay Bin Yakzan

    Feridüddin Attar, Mantıku’t-Tayr

    İbn Rüşd, Siyasete Dair Temel Bilgiler

    Thomas Aquinas, Varlık ve Öz

    Nasreddin Tusi, Ahlak-ı Nasıri

    İbn Haldun, Mukaddime

    Desiderius Erasmus, Deliliğe Övgü

    Thomas Moore, Ütopya

    Niccolo Machiavelli, Prens

    Kınalızade Ali Efendi, Ahlak-ı Alai

    Francis Bacon, Denemeler

    Tommaso Campanella, Güneş Ülkesi

    William Shakespeare, Venedik Taciri

    Hugo Grotius, Savaş ve Barış Hukuku

    Francis Bacon, Yeni Atlantis

    Rene Descartes, Metot Üzerine Konuşma

    Thomas Hobbes, Leviathan

    John Locke, Yönetim Üzerine İkinci İnceleme

    David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme

    Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine

    Jean Jacques Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı

    Jean Jacques Rousseau, Toplumsal Sözleşme

    Cesare Beccaria, Suçlar ve Cezalar Hakkında

    Jeremy Bentham, Yasamanın İlkeleri

    Heinrich von Kleist, Michael Kohlhaas

    Carl von Savigny, Çağımızın Yasama ve Hukuk Bilimi Konusundaki Görevi Üzerine

    Johann Wolfgang von Goethe, Faust

    Victor Hugo, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

    Auguste Comte, Pozitif Felsefe Dersleri ve Pozitif Anlayış Üzerine Konuşma

    Alexis Tocqueville, Amerika'da Demokrasi

    Karl Marx, Komünist Manifesto

    Henry D. Thoreau, Haksız Yönetime Karşı

    Alexis Tocqueville, Eski Rejim ve Devrim

    John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine

    Victor Hugo, Sefiller

    John Austin, Hukukun Belirlenmiş Alanı

    Dostoyevski, Suç ve Ceza

    Rudolf von Jhering, Hukuk Uğrunda Savaş

    Paul Lafargue, Tembellik Hakkı

    Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt

    Emile Durkheim, İntihar

    Emile Zola, Suçluyorum

    Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu

    Emile Durkheim, Dinsel Yaşamın İlk Biçimleri

    Franz Kafka, Dönüşüm

    Carl Schmitt, Siyasi İlahiyat

    Franz Kafka, Dava

    Jose Ortega Y Gasset, Üniversitenin Misyonu

    Hans Kelsen, Saf Hukuk Kuramı

    Jose Ortega Y Gasset, Sistem Olarak Tarih

    Louis Le Fur, Tabii Hukuk Nazariyesi ve Modern Doktrin

    Antoine de Saint-Exupéry, Küçük Prens

    Ernst Hirsch, Pratik Hukukta Metod

    Bertrand Russell, Batı Felsefesi Tarihi

    George Orwell, Hayvan Çiftliği

    Bertolt Brecht, Kafkas Tebeşir Dairesi

    Erich Fromm, Sevgi ve Şiddetin Kaynağı

    George Orwell, 1984

    Albert Camus, Doğrular

    Albert Camus, Başkaldıran İnsan

    Martin Heidegger, Düşünmek Ne Demektir?

    Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü

    Ernst H. Kantorowicz, Kralın İki Bedeni

    Takiyettin Mengüşoğlu, Felsefeye Giriş

    Harper Lee, Bülbülü Öldürmek

    Gustav Radbruch, Hukukta Bilgelik Dolu Özlü Sözler

    William Frankena, Etik

    H.L.A Hart, Özgürlük ve Ahlak

    L.L. Fuller, Hukukun Ahlakı

    Wilhelm Weischedel, Felsefenin Arka Merdiveni

    William McNeill, Dünya Tarihi

    Anthony Giddens, Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori

    John Rawls, Bir Adalet Teorisi

    David Harvey, Sosyal Adalet ve Şehir

    Robert Nozick, Anarşi, Devlet ve Ütopya

    Michel Foucault, Hapishanenin Doğuşu

    Duncan Kennedy, Modern Hukukun Kaderi

    Michael E. Tigar, Kapitalizmin Yükselişi ve Hukuk

    Richard Sennett, Kamusal İnsanın Çöküşü

    Edward Said, Şarkiyatçılık

    Simon Roberts, Hukuk Antropolojisine Giriş

    Michel Villey, Roma Hukukunun Güncelliği

    Umberto Eco, Gülün Adı

    Ernst Hirsch, Anılarım

    Hugh Collins, Marksizm ve Hukuk

    Ronald Dworkin, Hakları Ciddiye Almak

    Ronald Dworkin, Hukukun Hükümranlığı

    Joseph Raz, Özgürlük Ahlakı

    Zygmunt Bauman, Yasa Koyucular ve Yorumcular

    J. Verges, Savunma Saldırıyor

    Roger Cotterel, Hukukbilimin Politikası

    Gianfranco Poggi, Devlet

    Costas Douzinas, Adalet ve İnsan Hakları

    Simon Clarke, Devlet Tartışmaları

    İlber Ortaylı, Osmanlı Devletinde Kadı

    Krishan Kumar, Sanayi Sonrası Toplumdan Post-Modern Topluma

    Andre Comte-Sponville, Büyük Erdemler Risalesi

    Cristopher Pierson, Modern Devlet

    Jared Diamond, Mikrop ve Çelik

    Jürgen Habermas, Kamusallığın Yapısal Dönüşümü

    Eveline T. Feteris, Hukuki Argümantasyonun Temelleri

    Cengiz İlhan, Mecelle: Hukukun Doksan Dokuz İlkesi

    Oral Sander, Siyasi Tarih

    Alaattin Şenel, İnsanlık Tarihi

    Antonio Negri, İmparatorluk

    Cemal Bali Akal, Modern Düşüncenin Doğuşu

    Will Kymlicka, Çağdaş Siyaset Felsefesine Giriş

    Mehmet Ali Ağaoğulları, Kent Devletinden İmparatorluğa

    Mehmet Ali Ağaoğulları, Levent Köker, İmparatorluktan Tanrı Devletine

    Mehmet Ali Ağaoğulları, Tanrı Devletinden Kral Devlete

    Cemal Bâli Akal, Mehmet Ali Ağaoğulları, Levent Köker, Kral Devlet Ya Da Ölümlü Tanrı

    Mehmet Ali Ağaoğulları, Reyda Ergün, Filiz Çulha Zabcı, Kral-Devletten Ulus-Devlete

    Mehmet Ali Ağaoğulları, Ulus-Devlet ya da Halkın Egemenliği

    Raymond Wacks, Hukuk Kuramını Anlamak

    Luc Ferry, Gençler İçin Batı Felsefesi

    Halil İnalcık, Adalet Kitabı

    Ali Murat Özdemir, Sözün Mülkiyeti

    Jonah Lehrer, Karar Anı

    Michael Sandel, Adalet

    Peter Watson, Fikirler Tarihi

    Martin Loughlin, Kamu Hukukunun Temelleri

    Kenneth E. Himma, Hukukun Ahlaki Kriterleri

    Ahmet Cevizci, Uygulamalı Etik

    Sue Donaldson, Will Kymlicka, Zoopolis: Hayvan Haklarının Siyasal Kuramı

    Muharrem Kılıç, Hukuksal Aklın Sosyo-Politik Bağlamı
  • İlginizi çeker mi bilmiyorum ama, ben yine de paylaşacağım.

    Arkadaşlar işinize yarayabilir.

    Notos dergisinin düzenlediği ,248 aydının seçtiği en iyi 100 Felsefe Metni’ni seçti.

    1- devlet – platon

    2- saf aklın eleştirisi – immanuel kant

    3- böyle buyurdu zerdüşt – friedrich nietzsche

    4- varlık ve zaman – martin heidegger

    5- ethica – baruch spinoza

    6- tinin fenomenolojisi – georg wilhelm friedrich hegel

    7- kapital – karl marx

    8- tractatus logico – phillosophicus – ludwig wittgenstein

    9- metafizik – aristo

    10- varlık ve hiçlik – jean paul sartre

    11- sokrates’in savunması – platon

    12- komünist manifesto – karl marx-friedrich engels

    13- toplum sözleşmesi – jean jacques rousseau

    14- poetika – aristoteles

    15- yöntem üzerine konuşma – rene descartes

    16- nikomakhos’a etik – aristoteles

    17- minima moralia – theodor w. adorno

    18- meditasyonlar/metafizik üzerine düşünceler – rene descartes

    19- leviathan – thomas hobbes

    20- pratik aklın eleştirisi – immanuel kant

    21- ütopya – thomas more

    22- ikinci cins – simone de beauvoir

    23- deliliğe övgü – desiderius erasmus

    24- iyinin ve kötünün ötesinde – friedrich nietzsche

    25- pasajlar – walter benjamin

    26- prens/hükümdar – machiavelli

    27- denemeler – montaigne

    28- irade ve temsil olarak dünya – arthur schopenhauer

    29- korku ve titreme – soren kierkegaard

    30- kelimeler ve şeyler – michel foucault

    31- insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma – david hume

    32- aydınlanmanın diyalektiği – theodor w adorno-max horkheimer

    33- felsefi soruşturmalar – ludwig wittgenstein

    34- politika – aristoteles

    35- itiraflar – augustinus

    36- şölen – platon

    37- insan doğası üzerine bir inceleme – david hume

    38- varoluşçuluk – jean paul sartre

    39- gramatoloji – jacques derrida

    40- ecce homo – friedrich nietzsche

    41- deliliğin tarihi – michel foucault

    42- estetik – georg wilhelm friedrich hegel

    43- cinsiyet belası – judith butler

    44- insanın anlama yetisi üzerine bir deneme – john locke

    45- negatif diyalektik – theodor w. adorno

    46- fragmanlar – herakleitos

    47- bütün diyaloglar – platon

    48- konuşmalar – konfüçyüs

    49- alman ideolojisi – karl marx-friedrich engels

    50- ahlakın söykütüğü – friedrich nietzsche

    51- ahlak metafiziğinin temellendirmesi – immanuel kant

    52- 1844 elyazmaları – karl marx

    53- anti-ödipus – gilles deleuze-felix guattari

    54- cinselliğin tarihi – michel foucault

    55- düşünceler – marcus aurelius

    56- summa theologica – thomas aquinas

    57- yargı gücünün eleştirisi – immanuel kant

    58- tao te ching – lao tzu

    59- sisifos söyleni – albert camus

    60- felsefenin ilkeleri – rene descartes

    61- monadoloji – gottfried wilhelm leibniz

    62- özgürlük üstüne – john stuart mill

    63- saf bir fenomenolojiye ve fenomenolojik felsefeye ilişkin düşünceler – edmund husserl

    64- organon – aristoteles

    65- novum organum – francis bacon

    66- tarih felsefesi – georg wilhelm friedrich hegel

    67- enneadlar/dokuzluklar – plotinos

    68- mantık bilimi – georg wilhelm friedrich

    69- simülasyon ve simülakra – jean baudrillard

    70- michel foucault – bilginin arkeolojisi

    71- kitabu’ş şifa/şifa kitabı – ibn sina

    72- düşünceler – blaise pascal

    73- aşkın metafiziği – arthur schopenhauer

    74- bulantı – jean paul sartre

    75- kötülüğün sıradanlığı – hannah arendt

    76- başkaldıran insan – albert camus

    77- fususu’l hikem – ibn arabi

    78- grundrisse – karl marx

    79- teolojik politik inceleme – baruch spinoza

    80- ideoloji ve devletin ideolojik aygıtlar – louis althusser

    81- çürümenin kitabı – emil michel cioran

    82- bin yayla – gilles deleuze-felix guttari

    83- mukaddime – ibn haldun

    84- insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı – jean jacques rousseau

    85- hapishane defterleri – antonio gramsci

    86- ya/ya da – soren kierkegaard

    87- evrenin yapısı – lucretius

    88- kadın haklarının gerekçelendirilmesi – mary wollstonecraft

    89- tragedyanın doğuşu – friedrich nietzsche

    90- phaidon - platon

    91- rüyaların yorumu – sigmund freud

    92- doğa hakkında – parmenides

    93- walden – henry david thoreau

    94- söylevler – epiktetos

    95- ahlak mektupları – seneca

    96- madde ve bellek – henri bergson

    97- türlerin kökeni – charles darwin

    98- fark ve tekrar – gilles deleuze

    99- şarkiyatçılık – edward said

    100- bilimsel devrimlerin yapısı – thomas kuhn
  • 1- devlet – platon

    2- saf aklın eleştirisi – immanuel kant

    3- böyle buyurdu zerdüşt – friedrich nietzsche

    4- varlık ve zaman – martin heidegger

    5- ethica – baruch spinoza

    6- tinin fenomenolojisi – georg wilhelm friedrich hegel

    7- kapital – karl marx

    8- tractatus logico – phillosophicus – ludwig wittgenstein

    9- metafizik – aristo

    10- varlık ve hiçlik – jean paul sartre

    11- sokrates’in savunması – platon

    12- komünist manifesto – karl marx-friedrich engels

    13- toplum sözleşmesi – jean jacques rousseau

    14- poetika – aristoteles

    15- yöntem üzerine konuşma – rene descartes

    16- nikomakhos’a etik – aristoteles

    17- minima moralia – theodor w. adorno

    18- meditasyonlar/metafizik üzerine düşünceler – rene descartes

    19- leviathan – thomas hobbes

    20- pratik aklın eleştirisi – immanuel kant

    21- ütopya – thomas more

    22- ikinci cins – simone de beauvoir

    23- deliliğe övgü – desiderius erasmus

    24- iyinin ve kötünün ötesinde – friedrich nietzsche

    25- pasajlar – walter benjamin

    26- prens/hükümdar – machiavelli

    27- denemeler – montaigne

    28- irade ve temsil olarak dünya – arthur schopenhauer

    29- korku ve titreme – soren kierkegaard

    30- kelimeler ve şeyler – michel foucault

    31- insanın anlama yetisi üzerine bir soruşturma – david hume

    32- aydınlanmanın diyalektiği – theodor w adorno-max horkheimer

    33- felsefi soruşturmalar – ludwig wittgenstein

    34- politika – aristoteles

    35- itiraflar – augustinus

    36- şölen – platon

    37- insan doğası üzerine bir inceleme – david hume

    38- varoluşçuluk – jean paul sartre

    39- gramatoloji – jacques derrida

    40- ecce homo – friedrich nietzsche

    41- deliliğin tarihi – michel foucault

    42- estetik – georg wilhelm friedrich hegel

    43- cinsiyet belası – judith butler

    44- insanın anlama yetisi üzerine bir deneme – john locke

    45- negatif diyalektik – theodor w. adorno

    46- fragmanlar – herakleitos

    47- bütün diyaloglar – platon

    48- konuşmalar – konfüçyüs

    49- alman ideolojisi – karl marx-friedrich engels

    50- ahlakın söykütüğü – friedrich nietzsche

    51- ahlak metafiziğinin temellendirmesi – immanuel kant

    52- 1844 elyazmaları – karl marx

    53- anti-ödipus – gilles deleuze-felix guattari

    54- cinselliğin tarihi – michel foucault

    55- düşünceler – marcus aurelius

    56- summa theologica – thomas aquinas

    57- yargı gücünün eleştirisi – immanuel kant

    58- tao te ching – lao tzu

    59- sisifos söyleni – albert camus

    60- felsefenin ilkeleri – rene descartes

    61- monadoloji – gottfried wilhelm leibniz

    62- özgürlük üstüne – john stuart mill

    63- saf bir fenomenolojiye ve fenomenolojik felsefeye ilişkin düşünceler – edmund husserl

    64- organon – aristoteles

    65- novum organum – francis bacon

    66- tarih felsefesi – georg wilhelm friedrich hegel

    67- enneadlar/dokuzluklar – plotinos

    68- mantık bilimi – georg wilhelm friedrich

    69- simülasyon ve simülakra – jean baudrillard

    70- michel foucault – bilginin arkeolojisi

    71- kitabu’ş şifa/şifa kitabı – ibn sina

    72- düşünceler – blaise pascal

    73- aşkın metafiziği – arthur schopenhauer

    74- bulantı – jean paul sartre

    75- kötülüğün sıradanlığı – hannah arendt

    76- başkaldıran insan – albert camus

    77- fususu’l hikem – ibn arabi

    78- grundrisse – karl marx

    79- teolojik politik inceleme – baruch spinoza

    80- ideoloji ve devletin ideolojik aygıtlar – louis althusser

    81- çürümenin kitabı – emil michel cioran

    82- bin yayla – gilles deleuze-felix guttari

    83- mukaddime – ibn haldun

    84- insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı – jean jacques rousseau

    85- hapishane defterleri – antonio gramsci

    86- ya/ya da – soren kierkegaard

    87- evrenin yapısı – lucretius

    88- kadın haklarının gerekçelendirilmesi – mary wollstonecraft

    89- tragedyanın doğuşu – friedrich nietzsche

    90- phaidon - platon

    91- rüyaların yorumu – sigmund freud

    92- doğa hakkında – parmenides

    93- walden – henry david thoreau

    94- söylevler – epiktetos

    95- ahlak mektupları – seneca

    96- madde ve bellek – henri bergson

    97- türlerin kökeni – charles darwin

    98- fark ve tekrar – gilles deleuze

    99- şarkiyatçılık – edward said

    100- bilimsel devrimlerin yapısı – thomas kuhn

    ALINTIDIR- EKSİ SEYLER
  • "Etik (ve bir yönüyle Ahlak); kişinin, ihtiyaçlar piramidini doğaya göre değil de, doğal sıralamayı aştıktan sonra, doğru gördüğüne göre -teorik ve pratik olarak- değiştirebilme yetisi olup, akıl sahibi herkeste az ya da çok bulunur ve geliştirilebilir."

    bi insan
  • Doç. Dr. Recep ARDOĞAN

    Din, bütün insan toplumlarında görülen bir vakıadır ve Bergson’un ifadesiyle, geçmişte olduğu gibi günümüzde de ilimsiz, sanatsız, felsefesiz toplum vardır fakat dinsiz toplum asla yoktur.[1] Buna bağlı olarak belli bir dine inanmayan bireylerin de din ve tanrı ile ilgili bir kanaati vardır. Bu kanaat, inkâr, bilinemezcilik, şüphecilik ve nadiren ilgisizlik biçiminde olabilir. Bunların hepsi taşıyıcısı olan bireyin nazarında öneme sahiptir. Başka bir anlatımla, dinin dışında olan insanlar da dinle ilgili bir kanaate sahiptir. Bu kanaat onu, dine karşı belli bir tavır almaya yöneltir. Bunun sonucunda onlarla bir dine inananlar arasında fikrî ve itikadî bakımdan ihtilaflar söz konusu olacaktır. Eğer din hürriyeti olmazsa, bu ihtilaflar çatışmaya, baskıya ve şiddete dönüşür.Dinî inanç, insanın gerek iç dünyası gerekse gözlemlenebilir yaşantısı üzerinde önemli role sahip bir olgudur. Bu bakımdan, haricî bir baskı altında kalmadan insanın potansiyellerini farklı yönleriyle ortaya koyması, kişilik ve karakterini geliştirmesinde din özgürlüğünün tanınması tabiî bir gerekliliktir. Bu nedenle din özgürlüğünün ihlali, insanların hissiyatını yaralar. Bireyin varoluşun gayesi, hayatın anlamına ilişkin kabullerine dokunur. Onun benlik algısı üzerinde yıkıcı tesirlerde bulunur. Bu nedenle din hürriyetinin tanınması, güvence altına alınması ve ihlal durumuna karşı bir hak olarak ileri sürülebilmesi, insan için son derece önemlidir.Din özgürlüğünün olduğu bir toplumda her birey, istediği inanç ve dini benimseyebilir ya da hiçbir dine inanmayabilir. Ona ne belli bir inancı benimsemesi için ne benimsediği inancı belli bir biçimde ifade etmesi herhangi bir baskı ve zorlamada bulunulamaz. Ayrıca benimsediği inançtan dolayı kınanması ya da suçlanması da doğru değildir. Bu nedenle kişinin bir inanç ve dini benimseyip benimsememesi, benimsediği inancı nasıl ifade edeceği tamamen akıl ve iradesiyle karar vereceği bir durumdur.Din hürriyetini bilinçli bir biçimde kullanılması ve başka bireylerin dinî özgürlüklerine saygı gösterilmesi gerekmektedir. Özellikle, farklı dinleri ya da teolojik kanaatleri benimseyen insanların aynı toplumda iç içe yaşadığı günümüzde bu bir zorunluluktur. Ancak insanların bu konuda gereken duyarlılığı gösterebilmeleri için din hürriyetini insanın doğuştan gelen bir haklarını başlıcalarından olduğuna inanmaları şarttır. Bu da din özgürlüğünün temellendirilmesini, onu gerekli hâle getiren ve içeriğini belirleyen temellerin incelenmesini gerektirmektedir.

    1. Din Özgürlüğü Kavramı

    ‘Din özgürlüğü (religious liberty)’, kişinin aşkın ve mutlak varlığa ilişkin inanç, inançsızlık ya da bir dini benimseme arasında seçim yapma ve bu inanca bağlı davranışları bir baskı ve engelleme olmadan kendi iradesiyle özgürce bireysel veya topluluk içinde gerçekleştirebilmesidir. Din ve vicdan özgürlüğü hakkı, bireylerin hem kozmik-metafizik inanç veya kanaatlerini, hem de bu dinî-felsefî öncüllerden kaynaklanan bireysel ve toplumsal alana ilişkin ödev tasavvurlarını gerçekleştirme iradelerini korur. Birinci boyut, vicdani özgürlükle, ikincisi ise inancı dışa vurmakla ilgilidir.[2] Bazılarına göre din özgürlüğü, hürriyetlerin asıl kalkış noktasını oluştururken, bazılarına göre de düşünce, kanaat ve vicdan özgürlüklerinin tabiî bir sonucu ve tezahürüdür.[3] Oysa din özgürlüğü, sübjektif yönüyle, vicdan hürriyetinin içindedir. Ancak objektif yönüyle onu aşar.

    İnanç özgürlüğü daha kapsayıcı olarak görünmekle birlikte,[4] aslında din hürriyeti kavramı içinde, inanç özgürlüğü ve onun tezahürleri doğrudan mevcuttur. Çoğu dinin içerdiği ilke ve kuralların şu dört alanı kapsadığını söyleyebiliriz:

    - İnanç

    - İbadet

    - Ahlak

    - Toplumsal düzenlemeler

    Din, dinî inancın ibadet, ahlak ve toplumsal ilişkiler alanındaki tezahürlerini doğrudan içeren bir kavram olduğundan, din özgürlüğü ifade hürriyetinden ayrı bir bütünü ifade eden farklı bir kavramdır.Daha çok ahlâk ve hissiyatla ilgili görünen vicdan ve kanaat kavramları, dine göre daha bireysel bir anlam taşır. Bu nedenle de kanaatlerin çok farklı tezahürleri vardır ve bunu belli içeriklerle sınırlamak mümkün değildir. Tabiî olarak bir kanaate dayanan din ise, belli biçimlerde tezahürlere sahiptir. O toplumun zihniyetinde ve ya­şam tarzının biçimlenmesinde önemli bir rol oynar. Bireysel kanaatlerden farklı olarak toplumsal ilişkiler içinde de somutlaşabilir. Dolayısıyla, kanaat hürriyeti ve din özgürlüğü benzer noktalara sahip olsalar da bunlardan ikincisi, ayrı bir kategori oluşturur. “‘Vicdan hürriyeti (liberty of conscience)’ tabiri ise, daha çok fikir hürriyetini, yani felsefî ve dünyevî görüşleri tercih etme ve benimseme hürriyeti de dâhil düşünce ve ifade hürriyetini çağrıştıran bir kusuru vardır.”[5]

    Din özgürlüğü, sahip olunan ve açıklanan kanaatin “dine ait”, “dinî bir anlam ve değere sahip” ve­ya “din hakkında”, kısaca “dinle ilgili (dinî)” olma özelliğiyle ve açık­­lama yollarının dinî bir değer ifade etmesiyle, ‘dü­şünce ve ifade öz­gürlüğü’nden ayrılır.[6] Bunun yanında bir dinî değere inanmamak, bir bakıma dinin değer kaynağı olmadığına, yanlış veya sap­tırıcı ol­du­ğuna inanmaktır ve din özgürlüğünün muhtevası da bu çer­çevede (yapabilme şeklinde değilse de kaçınabilme şeklinde) olur. Yani din hür­riyeti, inanmak kadar inanmama özgürlüğünü de kapsar. Bunun ya­­nında, din özgürlüğü, dinin mahiyetini belirleyen belli normatif çer­çe­veyi dışarıda bırakan düşünce özgürlüğü içinde de düşünülemez. Ay­rı­ca belli bir fikrî arka plana sahip eğitim, uygulama, toplanma ve der­nek oluşturma gibi sosyal faaliyetler, düşünce özgürlüğünden ayrı olarak ifade edilirken bunlar, dinî saikli olduğunda din özgürlüğü içinde yer alır.

    2. İnsan Hakları İçinde Din Özgürlüğünün Yeri

    Alman hukukçu G. Jellinek (1982) tarafından birey, toplum ve devlet ilişkisi göz önüne alınarak yapılan üçlü tasnifte, din özgürlüğü, “negatif statü hakları” içinde yer alır. Bu tasnifteki hak grupları şöyledir:

    1. Negatif statü hakları

    2. Aktif statü hakları

    3. Pozitif statü hakları

    Bunlara sırasıyla koruyucu haklar, katılma hakları ve talep hakları da denmektedir.[7] Dolayısıyla din hürriyeti, devlete karışmama yükümlülüğünü getirir. Bireye devlet, toplum ve üçüncü kişilerin dahline, siyasi baskılara karşı korunan bir alan belirler. Siyasi iktidarı, hiçbir zaman aşamayacağı ve kişinin özel alanını belirten çizgilerle sınırlandırır.Ancak zorunlu eğitim uygulamasının olduğu yerde din öğretimi ve eğitimi de, kanaatimizce, pozitif bir hakka dönüşür. Aksi hâlde zorunlu eğitim belli bir fikrin aşılanması gibi olacaktır. Dolayısıyla din hürriyetinin pozitif (devlete yerine getirme/temin etme yükümlülüğü getiren) uzanımları da vardır.Fransız hukukçu Karel Vasak tarafından yapılan tasnif ise insan haklarını tarihsel gelişimine göre üç kuşağa ayırır.

    I. Kuşak haklar (negatif statü ve aktif statü hakları)

    II. Kuşak haklar (ekonomik, sosyal ve kültürel haklar)

    III. Kuşak haklar (çevre hakkı, barış hakkı, gelişme/kalkınma hakkı)

    Bu tasnifte de din hürriyeti, anlaşılacağı üzere I. Kuşak haklar içinde yer alır.

    Diğer yandan özgürlükler bireysel ve kolektif tezahürleriyle de

    1. Kamu hayatının özgürlükleri,

    2. Bireysel özgürlükler olarak iki grupta incelenir. Bireysel özgürlükler de iki gruba ayrılır:

    1. Maddi hürriyetler: Hapis, kölelik ve esaretin olmayışını ifade eden fiziksel hürriyeti; barınma, seyahat ve yerleşim özgürlü­ğü­nü; çalışma, girişim, mülkiyet gibi ekonomik özgürlükleri kap­sar.

    2. Manevi hürriyetler: Din hürriyeti, düşünce ve ifade özgürlüğü, eğitim, öğretim, yayın, toplanma, dernek kurma gibi hürriyetleri içerir. Dolayısıyla bu sınıflandırmada da din hürriyeti, bireysel ve manevi nitelikteki özgürlükler içinde yer alır. AİHS’nde din hürriyeti, düşünce özgürlüğünden ayrı olarak ancak aynı madde içinde yer alır. AİHS’nin 9. maddesinde şöyle denir:

    “1- Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya toplu­­ca, aleni veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yap­­mak sureti ile dinine veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.”

    Sözleşmede olduğu gibi konuyla ilgili bazı kitaplarda da düşünce özgürlüğünün, vicdan ve din özgürlüğüyle birlikte tek bir başlık altında toplanır. Ayrıca sivil itaatsizlik, gösteri ve yürüyüş hür­riyeti vb.nin de bir düşünce açıklaması gibi değerlendirildiği ve ifade özgürlüğü olarak düşünüldüğü görülür. Bu durumda insan hakları öğretisinde din hürriyetinin başka bazı hürriyetler gibi dü­şünce özgürlüğünün bir formu olarak görüldüğünü söyleyebiliriz.Oysa insan hakları kavramının geliştiği Batı’da din hürriyeti aslında düşünce ve ifade özgürlüğü denen şeyin evrimiyle ortaya çıkmıştır. Batıda gerek kilise ve din adamları gerekse kraliyet, din özgürlüğünü son zamanlara kadar tanımamışlar, bu konudaki talep öncelikle kilise dogmalarının dışına çıkan ilim adamları ve filozoflardan gelmiştir. Onlar da aslında, tam anlamıyla din özgürlüğünü değil, bilim ve düşünce özgürlüğünü talep etmişler, din özgürlüğünü kanaat hürriyetinin bir açılımı olarak düşünmüşlerdir.Batı’da din hürriyetinin insanın doğuştan gelen bir hakkı olarak geliştiği süreç içinde tarihsel olayların da önemli etkileri vardır. Örneğin, otuz yıl savaşları gibi mezhep farklılığından kaynaklanan şiddetli mücadeleler sonucunda kabul edilen din hürriyeti, iç politikada kilisenin etkilerini kaldırmak, dış politikada ise güçsüz devletlerin iç siyasetine müdahale edebilmek için kullanılmıştır. Onların diğer milletlere bu hürriyetleri tanımaları da sömürgecilik döneminde Müslüman, Hindu ve Budist çoğunluğu yönetmek durumunda olmalarının sonucu politik bir zorunluluktur.Din hürriyetinden din ve vicdan hürriyeti olarak söz edilmesi,[8] onun düşünce ve ifade özgürlüğünün farklı bir formu olarak düşünülmesi, Batıda din hürriyetinin aslında düşünce ve ifade özgürlüğünün evrimi sonucunda ortaya çıkmasıyla yakından ilgilidir.Bu evrim sürecinin ilk aşaması, kilisenin/dinsel otoritenin sınırlan­dırılmasıdır. Örneğin, siyasal hükümetin kiliseden bağımsız ve ta­ma­­men ayrı olmasını savunan Occam’lı William kilise ve hü­kü­metin inanç sorunlarına karışmamasını istemiştir.[9] Din ve vic­dan özgür­lü­ğü­nün habercisi olarak anılan Padualı Marsilius da din­sel otoritenin za­rar­lılığı fikrini işler.[10] Zorla iman aşılamanın müm­kün olmadığını söy­le­yen Marsilius’a göre kilisenin iktidarına son verilmeli ve tek otorite tesis edilmelidir. …kilisenin görevi öğüt vermekle sınırlanmalı, vicdan üzerindeki baskısı kalkmalıdır.[11]

    Kilisenin otoritesinin sınırlandırılmasının bilimsel araştırma ve fikir alanında özgür olmak isteyen bilim adamları ve düşünürler tarafından talep edildiği görülür. Örneğin, dini, metafizik inanç ve düşünceden ayıran Spinoza da metafizik inanç ve düşünce için özgürlük talep eder. Ona göre, neyin doğru kabul edilip neyin yanlış sayılacağını ya da insanların Tanrı’ya hangi nedenlerle tapmaları gerektiğini öne sürmek, egemenliğin kötüye kullanılması ve uyrukların haklarının gasp edilmesidir. Bu sorunların hepsi, kişinin istese bile feragat edemeyeceği, doğal haklarının sınırları içinde kalır.[12] Spinoza’nın şu ifadesi ise hayli dikkat çekicidir: “En iyi yönetimin din konularında olduğu kadar felsefe konularında da düşünce özgürlüğüne izin vereceğinden kuşkulanamayız.”[13] Bu satırlar, Katolik kilisesinin dogmalarının zorla kabul ettirilmesinden rahatsız olan düşünürün, farklı felsefî düşünce ve dinle ilgili inançlar için özgürlük talebini dile getirmektedir. Onun için din hürriyeti ikinci plandadır.

    3. İslam’da Din Özgürlüğünün Yeri: Dindarlığın Değeri

    Tarihte mutlakıyetin yanında yer aldığı görülen Kilise ve dogmalarının sosyal ve siyasal alandaki tahakkümüne karşı mücadeleyi de gerektirmesi, Batı’da insan hakları konusunda verilen mücadelenin seküler bir kutba çekilmesine neden olmuştur. Örneğin, 19. yy.’da din hürriyeti, sekülarizm, gerçek inkârcılığı (agnostisizm) ve ateizmle eş anlamlı olarak kullanılmıştır.[14] Günümüzde de dini insan hakları tartışmalarının yalnızca üçüncü kişisi olarak düşünen bir eğilim zaman zaman görülmektedir.Batıda din özgürlüğünün gelişimine katkıda bulunan bir süreç olan sekülerleşmenin bir noktadan sonra sekülerciliğe (sekülarizm) dönüştüğü ve bunun da din özgürlüklerinin gerilemesine zemin hazırladığı görülür.Belirtelim ki Batı’da sekülerleşme ve dinin bireyselleşmesi din hür­riyetinin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Sekülerleşme, uhrevi olanda odaklanan ilgiyi dünyevi olana da yöneltilmesi, dünyevî olanın dinî olandan bağımsızlaştırılması, dinin ruhbanlık, mitoloji ve hurafelerden ayrıştırılması yönündeki bir süreçtir. Oysa seku­larizm, bu sürecin dünyevi olanın mutlaklaştığı ve dinselleştirildiği noktada durdurulmasıdır. Daha açık bir ifadeyle, dinî gaye ve değerlerden soyutlanmış yeni yapı ve değer sistemin kutsatması ve dinî olanın yerine geçirilmesidir. İslam’a göre, dindarlık bir değerdir. Bu nedenle gerçek dindarlığın bir önşartı olarak din hürriyeti de temel insan haklarındandır. Onun korunması da dinî bir vecibedir. Bireyin onu bilinçli bir biçimde kullanması ve başkaları tarafından da kullanımına saygı göstermesi gerekir. Din hürriyeti, İslam’da başlangıcından itibaren başlı başına bir insan hakkıdır; İslam toplumunun dayandığı temellerdendir. Burada İslam’da din özgürlüğünün, onun için mücadele etmeyi ve hicret etmeyi gerektirecek kadar önlemli olduğunun da altı çizilmelidir:

    “Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, ‘Ne işte idiniz?’ derler. Onlar da: ‘Biz yeryüzünde zayıf kim­selerdik.’ derler. Melekler ‘Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?’ derler. İşte bunların varacakları yer ce­hennemdir. O ne kötü gidiş yeridir. Ancak gerçekten aciz ve zayıf olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç...”[15]

    Bu ayetler, dinî sorumluluk temelinde din hürriyetinin önemini anlatmakta; onun feragat edilemez bir hak olduğuna işaret etmektedir.

    O halde tereddüt olmaksızın söylenebilir ki, İslâm’da din ve vicdan özgürlüğü, Batılılardaki gibi halkları sömürmenin gerektirdiği “siyasi bir maslahata bağlı bir uygulama” değil, aslî bir ilkedir. İslâm’da ‘din konusunda saltanat’ yani, başkalarının vicdanı, itikadı, ibadeti üzerinde tahakküm veya müdahale yetkisi yoktur. Çünkü İslam’da dindarlık bir değerdir. Dinin göstermelik bir eylemden ibaret olmaması, dinin taşıyıcısı olduğu epistemik, etik ve estetik doğrular, iyilikler ve güzelliklerin bir nüvesi olabilmesi için akıl, vicdan ve duygular üzerinde yükselmesi gerekir. Din ve dinî inancın temeli akıl ve iradedir ve samimî bir imanın bunlara, akıl yürütme ve delillere dayanması şarttır.Dinin ve dolayısıyla din hürriyetinin insan için önemi, Fıkıh âlimlerinin din özgürlüğüne ilişkin güvenceyi (din emniyeti, emnü’d-dîn) makasıdü’ş-şeria”[16] arasında saymasında ifadesini bulmuştur. An­cak ‘din emniyeti’ kavramı, çoğunlukla İslâm dini ve cemaatinin ko­runması şeklinde anlaşılmış; din ve vicdan alanında, insanları Hak Din’den alıkoyan bir saptırmanın ve zorlamanın bulunmadığı bir or­tam sağlamak, fitneyi kaldırmak şeklinde açıklanmıştır. Buna bağlı ola­rak dine ve cemaate zarar veren eğilimler ve davranışlar; bid’at çı­kar­mak, dinden sapmak; namaz, zekât ve ramazan orucunu terk etmek ve zarûrât-ı dîniyyeyi (bilinmesi zarurî olan dini konuları) bilme­mek suç sayılmış ve bunlara cezalar belirlenmiştir.[17] Oysa dinin an­laşılmasında yeni yorumları da içerebilecek bid’at esnek bir kavramdır. Namaz ve orucun cezası olmayıp, Hz. Ebu Bekir döneminde ze­kât aynı zamanda bir vergi sayıldığı, zekât vermemenin de devlete baş­kaldırı anlamı taşıdığı için, karşı çıkanlar cezalandırılmıştır. Dini bil­memek ise eğitim-öğretim alanında toplum ve devletin ihmalinin so­nucu olabilir.Dinin maksatları açısından din özgürlüğünün ve bireysel otonominin yeri, klasik yaklaşımda din emniyetinin öncelenmesine yansımış­tır. Ancak, bir görüşe göre canlı ve sağlıklı insan ve toplumun ol­madığı yerde din de işlevini göremeyeceğinden, ikrah karşısında küfr sözü söylenebilmesinde olduğu gibi nefs emniyeti din emniyetinden ön­ce gelir. Diğer mefsedetler ve zaruret hallerinde ihlal edilebildiği hal­de, hiçbir koşulda başka bir insanı öldürmeyi mubah kılacak bir gerekçenin olmayışı da canın korunmasının önceliğini gösterir. Cihat, dinin korumanın canı korumaktan önce geldiğini göstermez. Çünkü cihat, sadece dini korumaya yönelik değil, aynı zamanda beş zaruri maslahatın korunmasına yöneliktir.Bu görüşün diğer bir delili de şudur:

    İslâm’da beden sıhhati, dinî yükümlülüğün koşulu olduğundan, din sıhhatinden önce gelir. Mahallin yokluğu, hâllin yokluğunu getireceğinden, canın korunması dinin korunmasından önce gelir. Bunun bir örneği olarak, boğulmakta veya yanmakta olanı kurtarmak ile namaza devam etme seçenekleri karşısın­da olağan dışı durumlar sebebiyle Allah’ın/din hakkı olan unsurlar­da bireyi koruyucu ruhsatlar devreye girebilmektedir.[18] Ancak bu­rada dinin korunması, çok geniş bir açılıma sahip bir öze işaret et­mek­tedir. Namaza devam tek başına dini koruyucu değildir. Boğulanı kur­tarmak ise tek başına canı koruyucudur. Burada tek başına ilkeyi ger­çekleştiren fiil, ilkenin gerçekleşmesi için acil ve varedici unsur ol­mayan fiile karşı tercih edilmektedir. Ayrıca savaş, bir yerde in­san­ların İslam’ı seçme özgürlüğünün engellenmesinin önüne geçmek için yapıldığında, dinin korunmasının canın korunmasından önde geldiği söylenemez mi?Burada şu iki noktanın altı çizilmelidir:

    1. Temel haklar arasında bir öncelik sıralaması yapmak, son derece güçtür. Bu sıralamada inanç ve bireyin kendisi için neyi öncelikli gördüğü daha belirleyicidir.

    2. İslam, insan haklarının modern bir kavram ve öğreti olarak çıktığı batı düşüncesine nazaran dine büyük öncelik verir. Bu yaklaşım da din hürriyetine öncelik verilmesine yansır.

    Kur’an, ileride ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere, Rasulüllah’ın sadece bir tebliğci olup, insanları uyarmaktan başka, din konusunda zor­la­mada bulunamayacağını[19] ifade eder. “Dinde zorlama yoktur, artık hak ile batıl iyice ayrışmıştır”[20] ayetiyle de insanların din ve vicdan hürriyetinin tanınması direktifini vermekte, bunu garanti etmektedir. İnsan-üstü bir kaynaktan gelen bu hükümler, açıkça aklın ve iradenin yolunu açtığına göre, beşerî otoritelerin de düşünce, ibadet, yaşam tarzı, kültür ve eğitim alanlarında bireylerin özgürlük hak­kını tanıması bir gerekliliktir. Bu konuda inananlara düşen, hakkın açıklık kazanması ve duru bir biçimde kavranmasını sağlamaya çalışmaktan ibarettir.

    [1] Bergson, Ahlak ile Dinin İki Kaynağı, s. 127.

    [2] Erdoğan, Mustafa, Dersimiz Özgürlük, İst. 2001, s. 79.

    [3] Sezer, Abdullah, Türk ve Amerikan Yüksek Mahkeme Kararlarında Din-Vicdan Özgürlüğü ve Din-Devlet İlişkisi (Lâisizm-Sekülerizm), yüksek lisans tezi, dnş. S. İnceoğlu, MÜ SBE., İst. 2000, s. 53.

    [4] Öktem, Akif Emre, Uluslararası Hukukta İnanç Özgürlüğü, Ank. 2002, s. 3.

    [5] Armağan, Servet, Din-Vicdan Hürriyeti ve Lâiklik (Teori ve Pratik), İst. 2003, s. 39.

    [6] bk. Armağan, a.g.e., 139, 146.

    [7] Geleneksel sivil haklar (civil rights), negatif niteliktedir. Türkçe’de “sivil haklar” terimi yerine genellikle “kişi hakları” veya “medeni haklar” terimleri kullanılmaktadır. Erdoğan, Mustafa, Anayasal Demokrasi, 185.

    [8] Vicdan hürriyeti, din hürriyeti ayrımı da aslında din hürriyetinin bir evrimle ortaya çıktığına işaret eder. Vicdan hürriyeti, bireyin bir kanaat veya inancı kabul edip etmemesi ve bunu ifade edebilmesiyle ilgilidir, kavram daha çok din ve Tanrı ile ilgili ateizm, agnostisizm, deizm, tabii teoloji gibi (dinî topluluk, mabet ve ritüelleri ile) kurumlaşmamış inançlara dikkat çeker. Din hürriyeti ise, sırf bir inançtan ibaret olmamasından dolayı, vicdan hürriyetini aşan bir kavramdır.

    [9] Ben-Amittay, Siyasal Düşünceler Tarihi, 114.

    [10] Özdağ, Ümit, “Batı’da İnsan Haklarının Doğuşu”, 28.

    [11] Kapani, Kamu Hürriyetleri, 26. Marsilius her ne kadar prensip olarak inançsızların ve başka dinlere inananların koğuşturulması ve devletin meşru ölçüde bunlara karşı zor kullanımını kabul eder. Özdağ, Ümit, “Batı’da İnsan Haklarının Doğuşu”, 30.

    [12] Spinoza, “Din ve Siyaset Üstüne Bir İnceleme (Seçme Parçalar)”, 274.

    [13] Spinoza, a.g.m., 278.

    [14] Düzgün, Şaban Ali, Din, Birey ve Toplum, Ank. 1997, s. 134. iheb ve ilgili uluslar arası senetler, pratikteki ötekileştirici ve dışlayıcı rolüne yönelik bir tenkite göre, sadece Batılı ülkelere hizmet eden seküler belgelerdir. Vatikan’a misyonerlik alanlarını genişletme ve meşrulaştırma hak ve olanaklarını sağlarken, aynı zamanda da dünyada 'din ve vicdan özgürlüklerini kendi tekeline alabilme şansı vermektedir. Aytunç, Altındal, “Yeni Bir Religio: İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”, Yeni Türkiye, XXI (Ank. 1998), s. 358. Bu durum, politik ve enformatik gücün öğretiyi bir truva atına dönüştürebildiğini göstermektedir.

    [15] Nisa 4/97-99.

    [16] Makâsıdu’ş-şerî’a, İslâm’ın ilke ve kurallarının temel gayeleridir. O, usulcüler tarafından maslahatlar şeklinde açıklanır. ‘Maslahat’, bir şeyin geliş sebebine tam uygunluk içinde oluşu anlamında ‘salah’tan gelir. Örfe göre bir yarara, dine göre de, kulluk ve yaşam tarzı bakımından, Kanun Koyucu’nun maksadına götüren sebeptir. İslâm, insanların maslahatlarını gerçekleştirmek için hükümler koyduğundan, maslahatlar şeriatın maksatları olmuştur. Şeriatın ruhu, onun lafzından daha önemli ve onun maksatları metinden daha değerlidir. Fıkıh usulü âlimleri, bunları, şer’î hükümler, illetleri ve bunların teşrî’ ile ilgili normlarından tümevarım yoluyla çıkartmışlardır. Hallâf, İlmu’l-Usûli’l-Fıkh, 117. Bu, yasama ve içtihadın, hukukun insanların kabullerine değil illet ve hüküm ilişkisine, dinin maksatlarıyla belirlenen maslahatlara dayandığı anlayışını ortaya koymaktadır. ‘Makâsıdü’ş-şerî’a (şeriatın gayeleri)’ denen bu umu­mî maslahatlar, Fıkh Usûlü kaynaklarında ayrı bir bölüm teşkil etmektedir. Şer’î nasların doğru biçimde anlaşılması, delillerden geçerli biçimde hüküm istinbatı için bunların bilinmesi zorunludur.

    [17] Bk. Zuhaylî, Hukûku’l-İnsân..., 84.

    [18] Yaman, “İslam Hukuk İlmi Açısından Makâsıd...”, 42-43. Ammara, Muhammed, el-İslâm ve Hukûku’l-İnsân -Darûrât... Lâ Hukûk-, Kuveyt 1405/1985, s. 15-16.

    [19] Maide 5/99; Ğaşiye 88/21-2; Yunus 10/99.[20] Bakara 2/256.