• 384 syf.
    ·24 günde·Puan vermedi
    Günümüz insanların her gün üzerinde tarıştıkları kürtaj, ötenizi, cinsellik, çevre etiği gibi pratik etik konuları ele alınmış, elinden geldiğince konuların tarafını tutan ve konuya karşı olan argümanlar verilerek tarafsız bir yol izlemiş yazar. Hoşuma giden durumlardan biri , yazar konulara değinirken kullandığı felsefi terimleri kitabın ilk bölümünde açıklıyor ve kitabı okurken daha rahat bir şekilde ne demek istediğini anlayabiliyorsunuz. Sonuç olarak ise konular hakkında kendi fikrinizi oluşturma imkanı bulabilirsiniz. Bu konulara meraklı arkadaşlar için çok güzel bir kitap . Ben severek okudum . İyi okumalar :)
  • 184 syf.
    Bu eserde Alman Aydınlanmasının önde gelen isimlerinden Katı Rasyonalizmin etkisinde kalan ve ayrıca David Hume'un etkisiyle felsefesine başlayan I.Kantın çığır açmış, Felsefede büyük etkisinin ele alınması anlatılıyor.Dogmatik uykusundan uyandıran kişinin ise Empirizmin önemli temsilcilerinden David Hume olduğunu belirtmiştir.
    Onun 3 büyük eseri olan Saf Aklın Eleştirisi, Pratik Aklın Eleştirisi, Yargı Gücünün Eleştirisi.
    Saf Aklın Eleştirisinde I.Kant Bilginin Sınırlarını ele almıştır.Apriori, analitik, sintetik aprioriden bahsetmiş, sintetik aprioriyi 3'e ayırmış; matematik, fizik, metafizik olarak..
    Pratik Aklın Eleştirisinde ise Etik, Ahlak konuları ön plana çıkarılmış ahlak ve etiğin pratik akılla ortaya konulabileceğinden bahsedilmiştir.
    Yargı Gücünün Eleştirisinde ise Kant teleoloji, estetik konularını ele almıştır.Kant 1770'e kadar Tanrının kanıtlanabileceğini söylemiş.Ardından Tanrının kanıtlanamayacağını ancak inkar edilemeyeceğini dile getirmiştir.
    "İnanca Yer Açmak İçin Bilgiyi Sınırlandırdım."
  • 224 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Marquis de Sade’nin 1795 yılında yayınlandığı, Türkiye’de 2003 yılında çevrilip basılan, basıldıktan sonra halkın ar veya hayâ duygularını incitmesi ve cinsi arzuları istismar eder nitelikte yayın yapması gerekçesiyle 'müsadere ve imha' kararı ile toplama emri çıkartılıp toplatılıp yok edilen, dönemin Fransız politik rejiminden kesitler sunarken “cinsellik” olgusunu delik deşik eden bir kitabı.
    Yedi diyalogdan oluşan kitapta genç bir kıza libertenlik eğitiminin verilmesi anlatılıyor. Özgür ve özgün düşüncenin doruk noktası olarak kabul gören kitapta bu eğitimlerden başka birçok konudan bahsediliyor. Metafizik, bireysellik, ahlak, din, tarih, felsefe, şiddet, etik değerler gibi birçok noktaya değinen kitap dünya dillerine çevrilip milyonlar satmış ve birçok kez sinemaya uyarlanmış.
    Aslında Sade kendisi için şunu der:
    "Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi, suçlu ya da katil değil."
    Cinselliğin şarkılarda söylendiği gibi açık bir kapı ve sansür mevzusunun koca bir delik olduğu ülkemizde, eğer düz beyinli insanların olduğu kaçınılmaz bir geçekse, cinsel içerik ihtiva eden kitaplar illa bir dönem yasaklı damgası yiyorlar. Bardağın boş tarafından bakmanın bir alternatifsizlik olarak aksedildiği toplum yapımızda bu düz beyin sahibi insanların yorumuyla evet, Yatak Odasında Felsefe insanın sapmasına, sapkınlığın artmasına sebep olacak bir kitap. Evet, kitap ciddi anlamda duygularımızla kötü anlamda oynuyor, bizi baştan çıkarıyor; onu da geçelim dinsel kavramları şöyle bir oturup düşünmemizi hatta bu kavramlara karşı çıkmamızı sağlıyor. El sürülmeyecek, yakılacak, bir daha da adı söylenmesi yasaklanacak bir kitap.
    Bardağın diğer tarafında ise tüm aforizmaları altüst eden, tabuları yıkan, araştırmanın dibine vurmuş, öğreten, düşünmemizi ve seçmemizi sağlayan bir edebiyat ürünü var. Üstelik bu özgün ürün kendinden “liberten” olarak bahseden bir kafanın mahsulü. Kara mizah ve estetik öğelerin yanında özgür düşünceyi sonuna kadar destekleyen, doğayı yücelten hatta şiddetin bile doğallığını savunan bir yazar, bir kitap. Ve yazılanlardan “büyük fikir” olarak bahseden ve bu fikirleri kendi ağzıyla yapmadığını ve yapmayacağını söyleyen bir insan.
    Kitabın arkasında şöyle yazar ve düz kafalıların sorularını kendi deyimiyle yanıtlar:
    “Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak da bozulmadığını kim ileriye sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum!”
    Ayrıntı Yayınları’nın yeraltı edebiyatı dizisinden çıkan 190 sayfalık kitap sadece kendini tatmin etme arzusuyla kavrulan bireyler için değil, özgür yazmanın ne demek olduğunu öğrenmek isteyenler için önemli bir eser. Sade’nin başyapıtı.
    Çünkü Sade, okunmaya değer bir yazar ve Dostoyevski gibi sayısız yazara ilham kaynağı olmuş önemli bir yaratıcı.
    Umuyorum kitabı okurken sadece teorik ve pratik seks dersleri eğitimi gibi algılanmaz. Zira kitapta cinsel organ uzunluğundan tutun da grup seksin pozisyonlarına kadar her türlü sapkınlık mevcut.

    Marquis De Sade okumaya başlamadan önce Kafka, Nietzche, Sartre ve hatta Dostoyevski'nin başucu yazarı olduğunu ve Sade'dan çok etkilendiklerini bilmenizde fayda var

    Etkilenmeniz ve etkilenmemeniz dileğiyle. İyi okumalar.
  • Etik, varoluşu her zaman aşkın degerlere yükleyen Ahlak'ın yerini alır. Ahlak, bir Yaıgı sistemi olan, Tanrı yargısıdır. Ama Etik yargı sistemini tersine çevirir. Degerlerin çatışmasının yerini (İyilik-jötülük), varoluş kiplerinin (iyi-kötü) niteliksel farklılıgı alır.
  • Pratik anlamıyla İslam, Müslümanların; yoksul ve yoksunların iyi davranış gördükleri adil, eşitlikçi bir toplum yaratması anlamına gelir. Kuran'ın ilk ahlaki mesajı basittir: zenginlik biriktirmek ve kişisel servet yığmak yanlıştır, insanın zenginliğinden belirli bir oranı fakirlere vererek toplumun refahını paylaşması iyidir. Zekat, namazla birlikte; İslamın beş temel "direği"(rükn) de ikisidir. İbrani peygamberleri gibi, Muhammed de, tek Tanrı'ya tapınmanın sonucu olarak sosyalist diyebileceğimiz bir etik vaaz etmiştir. Tanrı konusunda zorlayıcı öğretiler yoktur: gerçekten de Kuran teolojik, kurgular konusunda fazlasıyla kuşkucudur kimsenin gerçeğini bilemeyeceği ve kanıtlayamayacağı konularda kendi başına ve aklından tahmini akıl yürütmelerde bulunması zann olarak reddedilir.
  • Eger Etik ve Ahlak aynı temel kuralları farklı şekilde yorumlamakla yetinselerdi, aralarındaki ayrım sadece kuramsal olacaktı. Ancak durum böyle degildir. Spinoza bütün yapıtında bıkıp usanmadan üç tür kişilik oldugunu bildirir: Kederli tutkuların insanı; kendi iktidarını kurmak için bu kederli tutkulara ihtiyaç duyan ve onları sömüren insan; ve insanlık durumundan ve genel olarak insanın tutkularından dolayı kederlenen insan (bu kişi bu tutkulardan tiksindigi ölçüde, bu tutkularla alay da edebilir, bu alay aslında kötü bir gülüştür). Köle, despot ve papaz..., ahlaksal üçlü.
    Gilles Deleuze
    Sayfa 34 - Norgunk yayıncılık