Çoğu kez nereden yürüdüğümüze bile bakmayız. Adımlarımızın yönünde anlaşılmaz ve sert dönüşler yapan fikrin değişken hareketleriyle, sıradan patikalarda yer değiştiren yığınları, bir insan akıntısını izleriz. Herkes nereye gidiyor ise biz de oraya gideriz. Atıklarla tıkabasa dolu patikalarda ayaklarımızı sürükleriz; ki bu atıklar, her insanın ilerlemeye cesaret edemeden durduğunda ya da yürüdüğünde geride bıraktıklarıdır. Sendeleriz ama zorluklar nedeni ile değil, kendimizin oluşturduğu engeller nedeni ile.
Yaşlandıkça "sorunları" değil de hâlâ kendi geçmişimizi araştırıyorsak, bunun nedeni -kuşkusuz- anıları kımıldatmanın fikirleri harekete geçirmekten daha kolay olmasıdır.
Nasıl da buram buram bir geçmiş zaman kokusu taşıyor özünde kurduğumuz bütün cümleler? Geçmiş hiç durmadan aklımızı kamaştırıyor bizim. Cereyanda kalmış, sersemlemiş gibiyiz sanki. Bizim gibi zamanın bir yerinde takılıp kalmışların, bir türlü 'şimdi'ye tam olarak taşınamamışların, zamanla birlikte akıp gitmeyi bir türlü içine sindirememişlerin duygusal son kullanma tarihleri geçti mi acaba diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü kalabalıkların içinde küçücük bir azınlığız artık. Görünüşe göre çoğu hayatından memnun öteki insanların.