ellerime baktım birikintili sularda
ve sokak lambalarından izdüşümlü gölgeme
baktım da bir buz kalıbı gibi içten içe
nasıl çatladığını gördüm ömrün
kördüm! toprağa çivilenmiş paslı gövde
bu köşe bucak irin kokan ülke
kördüm! hükümlü şarkısı metal izli bileklerin,
yamalı asfaltların soluk dokusunda
insanlığın nasıl devrildiğini gördüm
boş bir çuvalın ezilip büzülmesi
ya da kurumuş bir kuyunun,
kendi merkezine doğru ufalanmasıydı sanki...
... Kendimize ne uzak ne yakınız. Kendimize hem uzak hem yakınız. Tutsak yakalayacağız yakamızı, bıraksak bir daha bulamayacak kadar kaçacağız kendimizden.
Ve işte böyle kendi içini kaçıran insanlarız. Dışarıda akıp giden yaşama kanıp, büyülü dünyayı keşfetmekten kaçan, kendinde soluklanmayı başaramayan, yalnızlıktan ödü kopan... Karşısındakine bin türlü soruyu ardı ardına sorarken, kendisine doğru anda, doğru soruyu sormaktan kaçınan insanlarız.
Bir gün bir şarkı duyarsanız ve olduğunuz kişiyle yüzleşmeyi becerebilirsiniz. Ama asla yaşanamayacak bir hayata duyulan özlemle kolay kolay baş edemezsiniz.
Kaosun denklemi çok basit aslında. Yaşam=yaşam. Ölüm=ölüm. Oysa hepimiz kendi denklemimizi kurmanın ve dünyayı ona eşdeğer kılmanın peşindeyiz. Ne aymazlık!
Senin içindekini barındıracak derinlikte hiçbir şey yoktur gerçek dünyada; ama sen de, yaşamın, ölümün ve bütün düşlerinle, gerçeğin korkunç sonsuzluğunda, oylumsuz bir noktadan daha büyük değilsin.