Keskin bir çizgi ile ayrılmış olan iyi ve kötü ayrımının en bariz örneklerinden olan beyaz gemi sadece araç değil bir çocuğun umudunu ve hayallerini taşıyan bir karakter gibi idi kitapta. Sevgi-nefret, iyilik-kötülük gibi zıtlıkların neden ve nasıl zıt olduklarını dahi anlayabildiğim bir kitaptı. Saf sevginin nasıl korunduğunu ve katledildiğini, iyi bir insan olmanın kötünün yanında ne kadar zor olduğunu ve bu zorlukta sabrın önemini ve çıkabileceği düzeyi olaylar birlikteliğinde gözler önüne seren Cengiz Aytmatov insanın doymayan gözünün bunları ortaya çıkardığını şu cümleler ile aktarmıştır :"Eğer yıldızlar insan olsa, gökyüzü onlara dar gelir, sığmazlardı. Eğer balıklar insan olsa, nehirler ve denizler onlara yetmezdi." Bu cümle insanın sadece doymayan gözünü değil o gözü ortaya çıkaran gönlüde ortaya çıkarmıştır. Aytmatov paranın dahi gönlü nasıl çürüttüğünü karaktere uyarlayıp okura aktarmıştır. Sayıp ve sayılması sonsuza dek sürecek olan bu keskin kötülüklerin yanında hala hayali, umudu ve mücadeleyi sonuna kadar yürütmeye çalışan iyilere peki ne oldu? Kitabın bende en can yakan yanı işte bu sorunun cevabıydı. İyiler kötülerle savaşamayacak dereceye gelmişlerdi. Artık kötülerin değil iyilerin güçsüz olarak adlandırılmaları idi. Hem onlar hem dünya hem de benim için en korkutucu yanı bu idi beyaz geminin.