Ertesi gün haberi geliyor. Adam kim olduğunu bildiriyor; Fehime'yle kaçtıklarının, kızın da onda gönlü olduğunun, nikâh kıydıklarının haberini gönderiyor. Dedem arayıp sormuyor bir daha kızını. Görünmez bir defter vardır babaların elinde, başkalarının sözüyle kapandığı çok olmuştur. Fehime'nin defteri de öyle kapanıyor.
ecel tuzağını açamaz mısın
açıp da içinden kaçamaz mısın
azad eyleseler uçamaz mısın
kırık mı kanadın kolların hani
bunda yorgan döşek yastık var mıdır
bu geniş dünyada yerin var mıdır
dalın tahta duvar önün yar mıdır
yeşil başlı sunam göllerin hani
kocadın mı on beş yılın sunası
yok mudur takatin hallerin hani
sen de deden gibi tez uyandın
dedengibidedengibidedengibidedengibi
uyandın da taş yastığa dayandın
Aslı hanım gibi kavruldun yandın
yeller mi savurdu küllerin hani
daha seyrangâha çıkamaz mısın
çıkıp da dağlara bakamaz mısın
kaldırsam ayağa kalkamaz mısın
ver bana tutayım ellerin hani
ellerinhaniellerinhaniellerinhaniellerinhaniellerinhaniellerinhaniellerinhani
Kitap okumanın dünyaya bakışımızı genişlettiği söylenir ki bu da dünyayı daha iyi anlayabilmemizi sağlar, anlayışa sahip oldukça da güçleniriz. Güçlendiğimiz yönünü başarıyla bağdaştıran insanlar olsa da durum yalnızca güçlenmekle sınırlı değil; anlayış beraberinde acıyı da getirir. Kitaplar, kısıtlı deneyimlerimizle hiç görmediğimiz bir dünyanın barındırdığı acılarla çevrelenmiştir. Bir başka deyişle, eskiden farkında olmadığımız ıstıraplarla karşı karşıya kalırız. Bir başkasının kederini derinden hissederken sadece kendi başarımız ve mutluluğumuzun peşinden koşmak zorlaşır. Bu yüzden kitap okumanın, aksine bizleri bahsedilen o başarıdan uzaklaştırdığı kanaatindeyim. Kitaplar bizi başkalarının önüne ya da üstüne koymaz; başkalarının yanında durmamızda yardımcı olur. Bu sebeple bizler bir başka açıdan başarıya ulaşıyoruz aslında.
Büyükbabası olan adamın yazdığı kâğıdı eline alıyor. Arkasını çeviriyor ama başka bir şey yok. Sadece bu kısacık yazı, neredeyse elli yıllık bir gizem.
Ve ben seni, her şeyden çok.