• 224 syf.
    ·6/10
    Kitap depresyonu derinlemesine yaşayan yazarın, bu süreçteki yaşamından bir kesit. Psikiyatri ve insan psikolojisiyle ilgili deneyimlerimden dolayı, akıcı ve yüzeysel yaşam koçluğu tarzı bir yayın olmuş. Benim okumaktan çokta keyif aldığım bir kitap olmadı..
  • 408 syf.
    ·7/10
    Psikiyatri dünyasının tanınan önemli simalarından biri olan Yalom kuvvetli ve akıcı üslubu ile meslek hayatından yaşanmışlıkları okurları ile buluşturuyor. Irvin Yalom ve psikiyatri ile tanışmak için iyi bir başlangıç olabilir kitap. Psikoloji ve kendini tanımak için eser arayanlara çekinmeden önerebiliriz. javascript:ntrTemp(); ile javascript:ntrTemp(); adreslerinde kitap üzerine yapılmış bir çok değerlendirme bulabilirsiniz.
  • "Psikiyatri, insanı kendine affettirme sanatıdır."
  • Aşk, kış kıyamette bile kelebek olmaya heveslenecek kadar çocuk tutabilmektir kalbi…

    On yedi yaşında bir şizofrenim; benim de aşk tarifim böyle. İnsanların arasında yalnız hissediyorum kendimi; kimse sincaplardan, sardunyalardan ve kelebeklerden konuşmak istemiyor.

    “Ben kelebek olacağım” dedim anneme; “kelebeğin ömrü üç gündür” dedi. “Zaten üç günlük dünyada yaşıyoruz” dedim. Evet, ben hastayım; siz çok sağlıklısınız!

    “Balık olmaya gidiyorum” dedim babama; “insan olarak yaratıldığına şükret” dedi. “Birazcık yosun kokmak ve kayalıklara pullarımı bırakıp, ışığa baygın baygın bakmak kimbilir ne güzeldir” dedim. Anormallik iyi geliyor bana; sizin normalliğiniz beni çok incitiyor…

    “Bir gün ırmağa dönüşeceğim” dedim öğretmenime; “iyileşeceğine inanıyorum senin” dedi. “Hayal bilgisi dersleri olsa keşke; birimiz sazlık olsa, diğerimiz kırlangıç” dedim. Biliyorum ki beni anlamadı ve sesimi unutuncaya kadar susmak istiyorum oysa…



    “Denizyıldızlarına çok özeniyorum” dedim arkadaşıma; “her zamanki gibi tuhaf konuşuyorsun” dedi. “Denizyıldızlarının şarkılarını duyabilseydin, sen de benim gibi özenirdin onlara” dedim. Tuhafım ve sizi de tuhaflaşmaya davet ediyorum!

    “Rengini niye içine attı rüzgârlar, biliyor musun dedim?” dedim komşuma; “rüzgârların rengi yok ki” dedi. “Dağların, denizlerin ve ovaların haritadaki hallerini gördükleri günden beri, gizliyor o muhteşem rengini bütün rüzgârlar” dedim. Hayalciymişim hep; siz gerçekçi olduğunuz için yeryüzü böyle bencilliklerle, kıyımlarla ve mutsuzluklarla dolu…

    “ Yarış atları,-ayrıca faytonlarda kullanılan atlar- ve eşekler hep hor görülüyorlar“ dedim kardeşime; “kaderlerinde bu varmış, sen böyle şeyleri düşüneceğine psikiyatri kontrollerini aksatma” dedi. “”Zalimlik, cehalet ve kibir nasıl da kutsallaştırılmış; ne acı” dedim. Atlar, eşekler ve ben, ağlıyoruz gece yarıları siz uyurken…

    An gelecek, doğaya karışacağım; ağaçların, ormanların ve leyleklerin özüne serpiliverecek ruhum. Şimdilik insanım, evet; bir sokak kedisi ne kadar insan olabilirse, ben de o kadar insanım işte…

    “Mezbahalar” desem susuyorsunuz, “nükleer santraller” desem umarsamıyorsunuz, “hepimiz hayvanlarla, derelerle, ormanlarla eşiz bu dünyada” desem ayıplıyorsunuz; “aşk” desem, “beni anlamadınız, aşkolsun” desem, öylece bakıyorsunuz. Aşk benim doğa`mda var ve siz sevgisizlikler, doğa`mı katlediyorsunuz…



    Slyvia Plath, “bir ayna damıtan şu buluttan daha fazla annen değilim senin” dedi bana uykumda; “uzayıp giden kara parçalarına inat, annelik yapıyorum yavru bir buluta” dedim ona. Öyle güzel söyleştik, öyle güzel dertleştik ki; o intihar etmemiş gibiydi, ben tecavüz edilmemiş gibi…

    On yedi yaşında bir şizofrenim; bazen bir kaplumbağa, bazen bir yeşillik, bazen de bir kelebek, sevgilim oluyor benim. İnsanların arasında yalnız hissediyorum kendimi; kimse düşlerden, özgürlükten ve aşk`tan konuşmak istemiyor.

    Bir kelebek ölüsüyüm yanıbaşınızda; beni rengarenk rüzgârlar diriltiyor…
  • Yavaş yavaş kendinizi anlayıp çözümlüyorsunuz kesinlikle faydalı.. Psikiyatriden önce bu kitaba başvurup psikiyatri düzeyindeyseniz bile bu kitabı okuyarak tedaviye devam etmenizi öneririm iyi geceler :)
  • 181 syf.
    ·6/10
    İnsan olmak belki de doğduğumuz günden beri bir şekilde bulunduğumuz çevrede maruz kaldığımız bir söylem olarak kulağımıza dokunan, derin ve üstüne birçok fikir üretilmiş ve insanlığımızda görülen her insan dışı eylem için söylenmiş ‘insan ol’ lafının dilimize yerleşmesine sebep olan trajikomik bir kalıp. İnsanlar hala insan olmak için uğraşıyor. Yaşantılarımızla, eylemlerimizle, acılarımızla ve sevinçlerimizle insan olmanın eksilerini ve artılarını yaşıyoruz. Bazı anlar geliyor bir ağaç, uçan bir kuş, bir kelebek olmak istiyoruz. İnsanlığımızdan kurtulma, insan olma halinden uzaklaşma arzusu dolduruyor içimizi. İmgeler içinde kaybolup kafamızın içindeki türlü hikayelerde başrol oynuyoruz. Engin Geçtan’da işte burada bu somut gerçeklikte kendi hikayemizin başrolünde nelerle karşılaştığımızı, insan olma yolunda neler yapabildiğimizi, neler hissettiğimizi ve neler düşündüğümüzü kendi deneyimlerine ve bilgilerine dayanarak okuyucuya aktarıyor. Engin Geçtan’dan bahsedersek kendisi 2018 yılında aramızdan ayrılmış Türk psikiyatri profesörü, psikoterapist ve başarılı bir yazar. Özellikle analiz yeteneğinin çok güçlü olmasıyla birlikte bunu okuyucuya da çok açık ve başarılı bir şekilde aktarabiliyor. Bu kitabında ise çocukluğumuzdan başlayıp yetişkinliğimize kadar olası duygudurumlarımız ve hepimize azar azar tanıdık gelen birçok senaryo ile hepimizin içindeki insan yönlerini ortaya çıkarıyor. Öfke ve düşmanlık duygularımızın sebeplerinden değersizlik duygularımıza ve kaygılarımıza kadar birçok bilişsel hataları görmemizi sağlayarak genel bir öz farkındalık yaşatıyor. Bu noktada ekleyeceğim birkaç alıntı kitaba dair bir öngörüş oluşturmanızda fayda sağlayabilir.


    “Değersizlik duyguları yaşayan biri için diğer insanlar ya kendinden üstündür ya da aşağı; eşiti yoktur. Bazı insanları küçümser, çünkü onlarda kendine benzeyen bazı özellikler görür ve bu insanları hoşlanmadığı benliğini kendisine yansıtan bir ayna gibi algılar. Ama bunun bilincinde olmadığı için onları kendisinden daha değersiz bulur. Aslında, başkalarını küçümseyen insan, kendisini de küçümseyen, dolayısıyla küçümsenmekten korkan biridir. Bir başkasının onu küçümsemesi, aslında kendisinin de kendisini küçümsemekte olduğu gerçeği ile yüzleşmesine neden olur.”

    “Bir insanın kendi gerçeklerini algılayış biçiminde diğer insanların onun hakkında söyledikleri ve düşündüklerinin payı oldukça önemlidir. İşte bu nedenledir ki, insanlar yalnız kaldıklarında ya da dış dünyadan soyutlandıklarında, benliklerinin sınırlarını yitiriyormuşçasına bir duygu yaşayabilir ve öznel benlikleriyle nesnel dünyanın ayrımını yapmakta güçlük çekebilirler. Dolayısıyla, bir insanın kendi benliğini ne ölçüde diğer insanların görüşlerine göre değerlendirdiği, o insanın yalnız kaldığı zaman yaşayacağı korkunun oranını belirleyen en önemli etmenlerden biridir.”


    Psikanalitik bir çerçevede aktarım sağlayarak birçok duygu ve düşüncemizin çocukluk yaşantılarımız, ebeveyn ilişkilerimiz ve yetişme tarzımız ile bağlantılandığı noktaları yalın ve anlaşılır bir dille semantik belleğimize aktarıyor. Kitabı okurken çocukluğumuzdan şimdimize doğru bir yolculuğa çıkıp kendimizi anlama ve anlamdırma noktasında birçok psikolojik analizle karşılaşacağımız, sindirerek okunması gereken faydalı bir kitap.

    Keyifli okumalar…
  • 384 syf.
    ·34 günde·Puan vermedi
    Kitap bittiginde ankaraya gidip madalyon psikiyatri merkezine gidip gulseren hanimi saatlerce de olsa bekleyip sabrindan dolayi kutlamak ve ellerinden yanaklarindan alnindan opmek istedim...