Cengiz aytmatovun benim için edebiyatta yeri bambaşkadır. Toprak anayı okuduğumda ağlamıştım mesela. Kendimi bozkırlara, onların yaşadığı hayata daya yakın bulduğundan mı bilmem okurken beni içine çekiyor yazarın kitapları.
Bu eserinde de Yedigey dostu Kazangap'ın öldüğünü öğrenir ve onu Ana Beyit mezarlığına gömmeye giderken düşünmeye başlar. Bu düşünceler doğrultusunda geriye gidip romanın içine sürükleniyoruz. Yedigey ve Kazangap'ın nasıl dost olduklarını, Yedigey'in savaştan döndükten sonra ailesini de alıp iş arama çabalarını ve Kazangap ile olan dostluklarının böyle geliştiğini anlatıyor. Daha saonra Abutalip ile olan olaylar, Sarı özek bozkırında nasıl hayatta kalınır yaşanır bunları görüyoruz. Tabi bir de Ana beyit mezarlığının oraya kurulan Uzay üssü var. Burda da ikinci dünya savaşından sonra Rusya ve Amerika'nın soğuk savaş dönemine girmeden önceki zamanlar anlatılıyor. Ayrıca romanda hayvan unsurlarına da yer verilmiş. Burda yazarın veteriner olmasının da etkisi var tabi. Romanın ilk başındaki tilki, Aybars, kuşlar, devesi karanar..
Romanda eski masallara da bolca yer verilmiş ve onlarda çok güzeldi. Mankurt kelimesinin lügatımıza nasıl girdiğini de öğrenmiş olduk. Esir olarak alınan insanların başına deve derisi geçiriliyor ve saçlar çıkmaya başladıkça deri kafayı sıkıyor. Buna dayanamayan insanlar ölüyor kalanlar sağlam deniliyordu. Çok güzeldi.