• “Def-i mefâsid celb-i menâfîden evlâdır.”
    | Mecelle
  • Dürüst bir adam hesap yapmak için iki elinin parmaklarından fazlasına gereksinim duymaz, ya da olağanüstü hallerde on ayak parmağını da ekleyebilir, geri kalan her şey fazlalık. Yalınlık, yalınlık, yalınlık!

    Diyorum ki, bırakın işleriniz yüz ya da bin değil, iki ya da üç olsun; bir milyonu saymak yerine yarım düzineyi sayın ve hesaplarınızı parmak uçlarınızda tutun. İnsan, puslu havalar ve fırtınaları ve akarkumları ve bin bir çeşit başka tehlikeleri içeren uygar yaşamın bu çalkantılı denizinin ortasında hayatta kalmak zorundadır. Akarkuma saplanarak dibe batmamak ve rotasını hesaplayarak limana ulaşmak için gerçekten çok iyi bir hesap uzmanı olmalıdır. Y
  • Seksen beş yaşındayım, ”Bugün hava çok kötü” dediğim pek olmadı.
    Hava hep güzeldir. Güneşli olsa da güzeldir, yağmur yağsa da güzeldir, kar beyaz bir örtü halinde etrafı kaplasa da güzeldir. Soğuk da güzeldir, sıcak da…
    Hatta sisli, puslu havalar da…
    Yeter ki senin iç dünyan aydınlık olsun, berrak olsun.
    Yeter ki , gözlerin gerçeği görsün, aklın özgürce düşünebilsin…
    Sen yaşadığının farkına var…
    Derin bir nefes alıp gözlerini kapat…
    Düşün!..
    Yaşamı sana hediye eden Yüce Allah’a en son ne zaman, içtenlikle ve inanarak teşekkür ettin?
    Üstelik sağlığın da yerinde ise binlerce şükür Allah’ıma diyebiliyor musun!..
    Cebinde çok para olup olmadığını sormadım!
    Çünkü bu pek o kadar da önemli değil!
    Hayatın zenginliği uçsuz bucaksız…
    Tükenmez…
    Hepsi de senin, benim için yaratılmış…
    Yeter ki onları görelim…
    Bildiğin gibi, bakıp da görmemek mümkün!
    Sen görmeye, duymaya, hissetmeye hazır mısın?
    Çok sık tekrar edilen bir hata var: İnsanlar sahip olduklarına şükredeceklerine gözlerini hep ulaşamadıklarına dikiyor. Halbuki seni mutlu eden şey senin yanındadır, ama sen ondan uzaksın…

    İshak Alaton
  • Gecenin sessizliği hakim olmuş ruhumda, saatler ilerlemiş, hava puslu. Bir ben mi düşünüyorum seni . Ya senn! Hiç düşündün mü beni? Belki evet, belki de hayir. Ama ben gelmeni beklemekten merakım kalmadı. Geleceksen gel . Çünkü havalar soğuk, geceler soğuk. Üşüyorum sarilsam ya sana...
  • 238 syf.
    ·
    İlginçlikler ülkesinde bir gezinti yapalım, durmadan dolanıp duralım, dinlenmeden, yorulmadan, nefes nefese, başladığımız yere dönelim.

    İşte klasik olması gereken bir eser.

    Yazar bizi geçmişte bir entrika çemberine sokuyor. Ama usta bir şekilde çıkarmasını da biliyor. Mükemmel bir titreşim. Olağanüstü bir hikaye.

    Geç kalınmış bir okuma.

    İyi okumalar...
  • 101 syf.
    ·1 günde·10/10
    Birkaç gün süren huzursuzluğumun ardından, bir kitaba tamamen kendimi verdiğim anlara özlemle İNCİ’ye sarıldım. Pencere açıktı ve dışarda tam bir yaz gecesi vardı. Sakin, ılık ve böceklerin seslerinin eşliğiyle… Bu tür havalar beni okumaya yazmaya itiyor, içim şevkle doluyor. Çok mutlucuk bir kız çocuğu oluyorum:) (Sanki öyle değilsin İnci Küpişli Hanım)
    Neyse efenim, aldık elimize kitabımızı yanına çaylar, kofretler, leblebiler derken kitap bitti ama ne bitti be… Neyse alttaki paragrafta daha ciddi olmaya çalışacağım :)

    ***Kitap içeriği hakkında biraz bilgi içerebilir!***

    İspanya Kralı’na büyük zenginlikler getiren, bir koyda yaşayan Kızılderili, fakir bir inci avcısı ve küçük ailesinin hikayesi bu. Fakir ancak yine de tencerede yemeğini tıngırtatabilen bir aile…
    Kino baba bir sabah huzurla uyanır, karısı Juana’nın sessizce kahvaltıyı hazırladığını ve bebekleri Coyotito ile ilgilendiğini görür. Huzurludur Kino, karısı yanındadır, bebeği sağlıklıdır… İçinde Ailenin Türküsü çalar…

    Burada bir parantez açmak istiyorum izninizle.

    Kino’nun içinde bulunduğu halk, yaptıklarını, gördüklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini hep türkü haline getirmiş bir halk. Yabancı gelmedi değil mi? Bu yüzden yaşanılan her şeyde, her anda içlerine işlemiş o türküler, ne hissediyorlarsa ona göre çalmaya başlıyor, içten içe mırıldanıyorlar. İşitsel olarak duyguları duymak gibi, yürekte hissedilenlerin içerde, insanın içinde müzik olarak yankılanması; bir nevi yüreğin türkülerle insanı güvende olduğunu yada tehlikede, huzursuz olduğunu söylemesi gibi...Bu bana yaşadığım farklı bir şeyi anımsatıyor ancak ne yazık ki bunu bir türlü kelimelere dökemiyorum …

    Uyandıkları bu huzurlu sabah başlarına kötü bir olay gelir: bebekleri Coyotito’yu akrep sokar. Anne zehri emip dışarıya tükürse de doktorun bebeğini görmesini ister ve doktorun evine giderler. Adi doktorun (Ama hak ediyor) sadece varlıklı ailelere ayıracak vakti vardır ve “Ben doktorum, veteriner değil.” diyerek onları postalar. Aile paraya ihtiyaçları olduğunu fark ederek biricik varlıkları olan kanolarına koşarlar ve baba hemen inci avına çıkar. Talihin yüzlerine güldüklerini görürler çünkü Kino diğerlerinden çok daha büyük bir inci bulmuştur…

    İşte bu incinin oğullarının başına gelen o olaydan sonra bir uğur bir şans olduğunu düşünerek sevinçle dolarlar ancak başlarına gelen büyük olaylar hiç de böyle olmadığını onlara gösterir.

    Kino, bu inciyle hayatlarının değişeceğine öyle inanır ki yaptığı her şeyi doğru ve mübah görür kendine. Bu inciyle daha iyi bir yaşamları olacaktır, daha mutlu bir hayat daha rahat bir hayat süreceklerdir, oğulları büyüyecek ve okula gidecektir, cahillikleri oğulları sayesinde bir nebze olsun azalacaktır... Ama böyle olmaz işte. Birçok düşmanı çıkar Kino’nun, huzursuzlukları artar, tedirginlerdir, diken üstündelerdir…
    Kino her ne kadar iyi şeylerin hayalini kursa da yaşadığı şey sadece para hırsına dönüşür. Körleşir, duyguları erimiş her şeye hırs hakim olmuştur. Ve bu hırsı sayesinde ailesini kendi eliyle mahvedecektir…

    Paranın mutluluk getirmediğini biliyoruz. Birçok milyonerin, piyango talihlilerinin(!) ne hallere düştüklerini de. Her şeyin ayarı, demişler...Azı karar çoğu zarar, her şeyin! Paranın da malın da hatta sevginin bile çoğu zarar… (Bkz. sevdiği için öldürenler.)

    Steinback’ten okuduğum ilk kitap. Açıkçası daha önceden niye başlamadım diye kendime kızmıyor değilim. Dili sade, anlaşılır, herkesin okuyabileceği bir kitap. (Tabii gidip de 7-8 yaşlarındaki bir çocuğun eline vermeyin, o kadar da değil canım :))
    Cümleleri süslü püslü uzatıp sunmuyor bizlere, olduğu gibi gerçeği veriyor sade cümlelerle. Bu yüzden çabuk bitiyor kitap, zorlanmıyorsunuz okurken, takılmıyorsunuz. Sadece okurken bile düşünmenize fırsat sunuyor, yolu belli bir nehir gibi akıyor kitap…
    Tomris Uyar’ın çevirisiyle bambaşka bir tat almış kitap, en baştaki yorumuyla da tacı kondurmuş kitaba Tomris…

    Kitabı şiddetle tavsiye ediyor ve para hırsının ruhunuzdan uzak durmasını temenni ediyorum…


    Son olarak… Olmaz olsun cüzdanımda milyonlar ... :)

    https://youtu.be/NpYvpOKrsUk

    Keyifle dolun, huzurlu akşamlar :)