• 296 syf.
    ·5 günde·10/10
    Öğretmenler, anneler, babalar için önemli bir kaynak diye düşünüyorum. Çünkü artık bir çocuğu yetiştirirken arkamızda koca bir köy yok. Gelenekten koptuğumuz, yeni olanı yakalamada güçlük çektiğimiz bu zamanda kitaplar en iyi rehberimiz.

    "Nasıl başaracağını öğrenmek en zekice başarıdır!" (s.13)
    Kişisel başarı öykülerimizin arkasındaki gözyaşlarının nedeni nasıl başaracağımızı bilmediğimiz ve başarı baskısına maruz kalmamız olabilir mi? (Bu tümcenin uyandırdığı soru)
    ********************************************************
    Adel Faber'in komik bir itirafına yer yerilmiş kitapta: "Kendi çocuklarım olmadan önce harika bir anneydim!" (s.13)
    Ben de bu tümceyi mesleğimle ilişkilendirdim: "Öğrencilerime kavuşmadan önce harika bir öğretmendim!"
    Bunun nedeni kitapta şöyle belirtilmiş: " 'Yeni normaller' karşısında eski haritalar ve hikayeler yetersiz kalıyor."

    İstediğiniz kadar kendinizi çağdaş olarak tanımlayın. Kültürel kodlarla savaşmak gerçekten çok zor. Kişinin kendiyle savaşması gerekiyor. Şu da bir gerçek. Geleneklerden koptuk, yeni dünyada çocuklarla yalnızız.
    Ne yapalım yani? Geleneği alıp çöpe mi atalım?
    Bunu isteseniz de başaramazsınız.
    Başarmamız gereken gelenek ile yenilik arasında denge kurmak...
    Kitapta geçen tümcelerle sözlerime derinlik kazandırmak istiyorum: "Çocukları, 'nasıl olduğunu henüz bilmediğimiz' bir geleceğe hazırlıyoruz. Özgürlük ile disiplin, yenilik ile gelenek, emek ile teknoloji, yetenek ile çabanın ideal dengeleri yeniden tanımlanıyor." (s.14)
    ************************************************************
    Kitapta Amazon.com'un kurucusu Jeff Bezos'un yaşam öyküsüne yer verilmiş. "Üç yaşındayken ikide bir annesine "büyük bir yatakta" yatmak istediğini söylemiş. Annesi "Henüz değil büyüyünce." diye ertelemiş. Birkaç gün sonra odasına girdiğinde, Küçük Jeff'i elinde bir tornavidayla, beşiğini sökmeye çalışırken yakalamış." (s.15)
    Burada durup düşündüm.
    Kendi çocuğum böyle bir şey talep etseydi ne yapardım?
    Yanıtım beni hep yakındığım kültürel kodlarımla karşılaştırdı.
    Yapılması gereken ise çocuğun yanına oturup onun bir deneyim yaşamasına izin vermek!
    Annesi de böyle yapmış...
    Çünkü kitapta belirtildiği gibi: "Başarılı çocuk yetiştirme sürecinde neyi desteklemek, neyi sınırlandırmak gerektiğini bilmek çok kritik bir karar."
    ***************************************************************
    Çocuğun başarısıyla ilgilenmek, onun başarısını olumlu etkiler.
    AMA NASIL?
    #80153713
    Çocuğun başarılı olacağı alanı kendisinin seçmesine izin vermeliyiz. Biz ne yapıyoruz peki? Sözel ve dilsel zekası iyi olan bir çocuğu götürüp başarısız olduğu dersle, genellikle matematik, karşı karşıya bırakıyoruz. Bol bol başarısızlık duygusu tattırmaktan başka bir işe yaramıyor. (Gardner'in çoklu zeka kuramını hepimizin öğrenmesi gerekiyor. )
    Balıklar çok şanslı.
    Anneleri, babaları, öğretmenleri onları uçamadıkları için suçlamıyor.

    Gelelim şimdi önemli bir araştırmaya:
    "Araştırmalara göre genellikle başarı beklentisi başarıyı, başarısızlık beklentisi başarısızlığı çoğaltıyor." (s.16)
    Bir çocuğa başaramayacağını söylemek ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden yalnızca biridir, diye düşünüyorum.
    Kişisel tarihimdeki "Çabana güveniyorum!" diyen azınlık sesin yüreğimi nasıl ısıttığını tarif edemem. Etkisi ölümsüz olmalı ki öğrencilerime de "Çabana güveniyorum!" dediğimde bu tümce varlığını gözlerinde ışıltı olarak sürdürüyor...

    Gelelim diğer araştırmaya: "Birçok araştırma, "öğretmenin öğrencisinden başarı beklentisi"nin çocuğun başarısını birinci derecede etkilediğini gösteriyor. Çocukların başarı davranışları, okul öncesi dönemde ailelerinden, ilkokul yıllarında öğretmenlerinden, ergenlik döneminde de arkadaşlarından daha fazla etkileniyor." (s.17)
    ***************************************************************
    "Kızının başının etini yiyen" yüksek beklentili annelerin kızlarının hayati karar anlarında daha az hata yaptığı ortaya çıkmış. (s.18)
    Bu araştırma beni çok şaşırttı. Nasihatlerin bilinç altında yönlendirici bir işlevinin olduğunu öğrenmiş oldum.
    ***************************************************************
    Bir çocuğun başarısına katkıda bulunmak için ne gerektiğini dair üç tane önemli nokta üzerinde durulmuş:
    "Birincisi çocuğun fabrika ayarlarını tanımakla işe başlamak gerekir. Çocuğun kişiliği, yetenekleri, ilgileri, istekleri, değişen ve değişmez yönlerini taramak gerekiyor." (s.19)
    Her çocuk biriciktir.
    Ortaya ödül koyduğunda çalışanlar, ödülün onda stres oluşturduğu ve çalışma sürecini olumsuz etkilediği çocuklar vardır. Bu yüzden kişiye özel teknikler belirlenmelidir.
    "Başarılı çocuk yetiştirenler, konfeksiyonculardan çok terzilere benzer; kalıplara değil, vücut ölçülerine bakarak çalışırlar." (s.19)
    İkinci önemli nokta, "bütünsel/holistik bakış açısıyla yaklaşmaktır."(s.20)
    Yani başarının nedenini tek bir öncüle indirmek yanlıştır. Her bir değişkeni göz önünde bulundurmak gerekir.
    Üçüncü önemli nokta ise "Çocukları başarılı veya başarısız yapan faktörleri kanıtlanmış veriler ışığında berrak bir şekilde anlamak gerekir." (s.20)
    Kısacası yukarıda sözünü ettiğim başarıyı etkileyen farklı öncüllerin neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Bu "önemli başarı unsurları" önemlidir. Çünkü "Nasıl ki, koca bir ağaç tek kök üzerinde duramazsa, büyük bir başarı da tek bir şeyi doğru yapmakla gelmez." (s.20)
    *************************************************************
    Einstein'a göre, hayatta iki türlü bilgi vardır: canlı bilgi ve cansız bilgi. (S.21)
    Canlı bilgi tozlu raflardan alınıp yaşama geçendir.
    "Hepimiz biliyoruz ki, dünyayı değiştirenler kitaplar değil, onları okuyanlardır." (s.21)
    **************************************************************
    Kitapta benim de ilgimi çeken bir araştırmadan söz edilmiş: Japonya'nın kuzeyinde Kojima adındaki adada, dış dünyayla bağlantısı olmayan bir yirmi kişilik maymun sürüsü yaşamakta. Kahramanımız ise "Küçük Imo"
    Araştırmacılar 1952 yılından itibaren düzenli olarak adadaki kumsala patates bırakmaya başlamışlar. Suyu sevmeyen makaklar patatesin üzerindeki kum taneciklerini elleriyle süpürüp yemeklerini mideye indirmişler. Bir sene sonra ise 1,5 yaşındaki bir dişi makak patatesini eliyle temizlemek yerine insan gibi suda yıkamayı denemiş.
    Zaman içinde diğerleri de onu taklit etmeye başlamış. 5 yıl içinde makak sürüsünün %56'sı patateslerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. Bu oran dokuz sene içinde %73'e yükselmiş.
    Devrimci Imo 1956 yılında da araştırmacıların kumsala bıraktığı buğday tanelerini yemeden önce suda yıkamaya başlamış. 1962 yılında 49 makağın 19'u Imo'yu taklit etmekteymiş.
    1959 yılında da Ego adındaki dişi bir makak tıpkı bir insan gibi deniz keyfi yapmaya başlamış. 1962 yılına gelindiğinde sürünün 31 üyesi düzenli olarak yıkanıyor, kayalardan denize atlıyor, hatta nefeslerini tutup su altına dalıyormuş.
    50 sene sonra ise makaklar patateslerini ve buğdaylarını yemeden önce suda yıkıyor ve serinlemek için denize giriyorlarmış.

    Bu araştırmanın bize söylediği girişimci çocukların mutlaka aileleri tarafından desteklenmesi gerektiğidir. Çünkü ailenin desteklediği yenilikçi gençler toplumu dönüştürür. Evet burada aile bağları çok önemlidir. Aynı zamanda sosyal çevredeki etkileşimin de yadsınamaz bir payı vardır. Bu araştırmada görülen ayrıca şudur. Yetişkin erkeklerin, patates yıkama işini kesin olarak reddetmesi. Anneler ise yaşlı değillerse öğrenmeye daha açıklar.
    Bu araştırmadan öğrendiğim eski köye yeni adet getiren gençlerin açık fikirli anneler anneler tarafından yetiştirildiği gerçeğidir.
    **************************************************************
    KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET

    "Bir insanın beklentilerinin, başka bir insanın performansını etkilemesine Pygmalion etkisi veya beklenti etkisi deniyor.
    Bu çok bilindik bir araştırma. Öğretmenlere, öğrencileri hakkında gerçek bilgiler verilmemiş. Yalnızca belli çocukların yıl sonunda çok başarılı olacağı üzerinde durulmuş. Öğretmenler o gruba dair olumlu bir beklenti içerisine girip daha fazla bilgi aktarmışlar, kendilerini ifade etmeleri için daha çok zaman tanımışlar. Onlara duyuşsal, bilişsel destekte bulunmuşlar. Sürecin sonunda ise gerçekten başarı elde edilmiş.
    * Araştırmaya göre beklenti etkisinin yaş ilerledikçe bir rolü olmadığı. Çünkü küçük çocukların desteklenmeye daha çok gereksinimi var.
    *Öz güveni yüksek çocuklar bundan pek etkilenmiyor.
    BEKLENTİ ETKİSİNİ NASIL İŞE KOŞABİLİRİZ?
    -Çocukların doğrularını yakalayıp onları onurlandırabiliriz.
    -Güçlü olduğu durumları keşfetmelerinde yardımcı olabiliriz.
    -Saçma sapan övgülere boğmak yerine gerçeğin bilgisiyle yolunu aydınlatabiliriz.
    - Ona uygun sorumluluk vererek hem öz güvenlerinin gelişiminde olumlu bir rol oynayıp hem de övgü için gerçek bir yaşantı sunabiliriz. :)
    *****************************************************************
    Yıkıcı Golem Etkisi:
    Çocuğa kırk kere başarısızsın dersen başarısız olur mu?

    Robert Rosenthal ve Elisha Babad başka bir sorunun peşine düşüyor: Çocuktan beklenti yüksek olunca başarılı oluyorsa, beklenti düşük olursa ne olur?
    Bir grup beden eğitimi öğretmeni ve öğrencilerle bu araştırma yapılıyor. Ön yargılı öğretmenlerin eline düşen çocuklar adeta karanlığa yuvarlanıyor. Bizde "Ondan adam olmaz." tümcesiyle mağdur edilen çocuklar bunlar...
    *Golem etkisinin adı Musevi mitolojisinden gelmektedir.. Birini yanlış yetiştirerek, kendine düşman yaratmaya "Golem etkisi" deniyor. Bir grup Musevi din adamı, işlerini görmesi için çamurdan bir dev yaratırlar ve o dev Frankeştayn gibi bir gün kontrolden çıkar, etrafına zarar verir. Golem etkisi, kendisine zarar verecek kişiyi kendi elleriyle yaratmak demektir. Golem argoda "kaz kafalı" anlamına da gelir. (s.38)

    Benim yorumum: Gerçekleşmeyen potansiyeller zamanla yıkıcı olur. Kıskançlık, saldırganlık, yakınma olarak ya kişinin kendisine ya da çevresine zarar verir.

    Yapılması gereken "Golem etkisine karşı bağışıklık sistemini güçlendirmek"
    *Öncelikle böyle bir güruhun varlığından haberdar olmalarını sağlayabiliriz.
    *Senden bir şey olmaz diyenlere karşı iyi bir savunma hattı oluşturulmasında yardımcı olabiliriz.
    *Kişinin kendisini çok iyi tanımasına ve başarılı olduğu durumlara tutunmasına destek olarak ikinci maddeyi gerçekleştirebiliriz. :)
    *************************************************************
    Evdeki kitap sayısının, hangi ülkede doğduğundan, ailenin eğitim düzeyinden, ülkenin refah seviyesinden, babanın mesleğinden ve ülkedeki politik sistemden daha önemli olduğu ortaya çıkmış. (s.43)
    Çocuklarınıza bırakacağınız son maddi miras mal varlığınızdır. Ortanca miras kütüphanenizdir. İlk miras ise kelime hazinenizdir. (s.46)
    Kullanılan sözcük sayısı kadar "yıkıcı ve destekleyici dil kalıpları çocukların başarısını çok etkiliyor." (s.49)
    ***********************************************************
    Zekaları eşit olan insanlar arasında, farkı yaratan "Dayanıklılık eğitimidir."
    #80287877

    Dahileri Fanilerden Ayıran 4 Özellik

    1. İleriki hayata aktif hazırlık
    2. Karşısına başka bir şey çıkınca başladığı işten vazgeçmemek.
    İstikrarlı istek sahibi olmak
    3. Bir yola girdikten sonra o yolda irade ve sebat göstermek.
    4. Engeller karşısında işi bırakmamak, içsel kararlılık.

    Dayanıklılık 4 temel özelliği kapsıyor.
    -Hedef Odaklılık
    -Motivasyon
    -Özdenetim
    -Pozitif bakış açısı
    Çocukların bu beceriyi edinmeleri için
    1. Sıkılmalarına izin verin.
    2. Evde herkesin pes etmeyeceği zor bir etkiliği olsun.
    3. Çocukların spor yapmasına destek olun, teşvik edin. :)
    ************************************************************
    LOKUM GİBİ ARAŞTIRMA :)
    Bu araştırmada da çocukların istekleri ile iradeleri karşı karşıya getiriliyor. "Ya şimdi bir tanesini alıp ye ya da biraz bekle iki tane vereyim" söyleminden sonra bekleyen çocukların daha iradeli ve daha başarılı oldukları ortaya çıkmış.
    Hayattaki sıkıntılarla daha iyi baş ettikleri, daha girişken oldukları, stres altında çökmedikleri, baskı altında odaklarını yitirmedikleri de ortaya çıkan beceriler arasında.
    LOKUMA HAYIR DEMEK İÇİN
    *Çocuklarınızın iç disiplinini geliştirmek için öncelikle siz güvenilir, tutarlı ve dürüst olmalısınız.
    *Kendinizi yönetmelisiniz. (Erken yaşlarda bunu başarmak daha kolaydır.)
    *İsteğe ket vurup iradeli davranmak için dikkati başka bir tarafa çevirin.
    *Dürtüden kaçmak için başka alternatifler yaratın. Bilgisayarla daha az vakit geçirmek istiyorsanız spor yapın, doğada yürüyün vs.
    *Günlük hedefleriniz uygulanabilir nitelikte olup gelecekteki hayalinizi de desteklemelidir.
    ****************************************************************
    İNATÇI ÇOCUĞU AZİMLİ ÇOCUĞA DÖNÜŞTÜRME
    * İletişim kanallarını açık tutun. Ona her zaman nedenini açıklayın. Kışın tişörtle sokağa çıkarsa hasta olabileceğini uzun süre dışarı hiç çıkamayacağını kendisine keşfettirin.
    *Onlara gerçekten saygı duyun. Onların doğal eğilimi inat. İşlenirse ortaya mucizeler çıkar. Bunu hiç unutmayın.
    * Mantıksız geliyorsa söylediği ya da yaptığı onun mantık kurmasına izin vererek bunu kendisinin bulmasına destek verin.
    *Söylediği mantıklıysa geri adım atın. Sizi model alacaktır.
    *İşlerin kitlendiği noktada el ele verip çatışmayı çözmek için yollar arayın. Yaratıcılık ve iletişim böyle böyle gelişir. :)
    * Seçenekleri siz hazırlayın seçimleri ona yaptırın:
    Önce oyun mu oynayalım masal kitabını mu okuyalım?
    Böylece kendi iradesiyle yaşadığını düşünecek.

    Prof. Erdal Atabek konuyla ilgili anlamlı bir ayrım yapıyor:
    "İrade ile inat arasındaki fark, akıldır. Akılla direnme azim, akılsız direnme inattır."
    İnadı iradeye ve azme çevirme bizim elimizde!
    ***************************************************************
    ÖZE DÖNÜK ZEKA
    Gardner'in zeka türleri arasından biridir. İnsanlar bu zeka türündeki kişileri "öz güvensiz" olarak yaftalar. Bu yanlıştır!
    Bazı insanlar gücünü kalabalıklardan değil kendinden alır.
    Ben de o insanlardan olduğum için gururla söylüyorum! :)
    Bizim türümüz için yalnızlık yakınılacak bir durum değil, başlı başına bir besin kaynağıdır.
    Gelelim çocuklara...
    Bazı çocuklar oyunlarda yoktur.
    Çocuğum sosyal değil mi diye korkmaya gerek yok!
    Çünkü çocuğun kendi oyununun kendisinin kurmasına izin verin.
    Bu doğrultuda araştırmalar yapılmış.
    Dışlanmanın yaratıcı başarıya olan etkisi üzerinde durulmuş.
    Araştırmanın ilk adımında benlik algısı ve yaratıcılık arasındaki ilişki incelenmiş. "...kalabalıklar arasından sıyrılma isteğinin ne derece güçlü olduğuna bakılmış..." (s.85)
    İkinci adımda katılımcılara "şimdiye kadar herhangi bir proje grubundan dışlandınız ya da atıldınız mı?" diye sorulmuş.
    Üçüncü adımda da katılımcılara çok basit bir görev verilmiş.
    "Bize bu dünyanın dışından gelen bir yaratık çizin!"
    (s.86)
    İnsana benzemeyen her bir unsur için 1 puan vererek seviyenizi tespit edin.
    "Kural net; çizdiğiniz şey insana ne kadar az benziyorsa yaratıcılık seviyeniz o kadar yüksek!" (s.86)

    Yaratıcı düşünme yeteneği yüksek olan kişi, özgüveni de yüksekse, tek başınayken üretken bir yalnıza dönüşüyor. Yalnızlık üretkenlik için gereken sosyal izolasyonu sağlıyor. Arkadaşları onu yoldan çıkaramadığı için, üretken bir yalnızın başarısı hızla büyüyor. Özgüven düşükse, bu defa aynı durum depresyon gibi yıkıcı duygular üretebiliyor. (s.86)
    ****************************************************************
    SOSYAL ZEKANIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Kendini ezdirmeyen ama başkalarını da ezmeyen, kırılgan olmayan ama kırıcı da olmayan, gerektiğinde hayır diyebilen, zorbalık yapmayan, çatışmaları diyalogla çözen, empati kurabilen, ikna yeteneği yüksek, sevilen ve liderlik eden bir çocuk pek çok anne babanın hayali" (s.91)
    Araştırmalar sosyal ve duygusal becerilerin okul başarısını da arttırdığını söylüyor.
    Çocuğun sosyal zekasını desteklemek için
    *Çocuk için oyun sosyalleşmenin anahtarıdır.
    Oyunlar oynamasına izin verin. Oyun sırasında çatışma çözme, oyun kurma becerilerini edinmelerini sağlayın.
    *Çocuklarınızla sık sık sohbet edin.
    Not: Bizler okullarda, evde kendisiyle sohbet edilen çocukları ve edilmeyen çocukları hemen fark ediyoruz.
    *Evcil hayvanlarla oynamasına izin verin.
    *Üç yaşından önce ekran kültürü edinmelerinin önüne geçin.
    *Çocuğun ikna becerilerini geliştirin.
    *Film izlerken ya da roman okurken oradaki karakterle empati kurdurun.
    *Bol bol seyahate çıkın. Sosyal sorumluluk projeleri içinde yer almalarını sağlayın. Yaratıcı drama ve spor gibi etkinliklerin içerisinde de bulunmalarını destekleyin. :)
    ******************************************************************GENLER ÇOCUĞUN BAŞARISINI NE KADAR ETKİLER
    Yapılan araştırmaların "Çocukların akademik başarısında %60 genetik, %40 çevresel koşulların etkili olduğu sonucu çıkmış. (s.99)
    Dolayısıyla "Doğal eğilimlerle uyumlu eğitimler organik başarılar yaratır." (s.99)
    Çocukların genetik eğilimlerini keşfetmek için
    *Siz de çocuğunuzun doğal başarı alanını keşfetmeye çalışabilirsiniz. Sevdiği ve öğrenirken hızlı ilerlediği alanlar bir göstergedir. Çocuğun doğal eğilimini körelten değil, güçlendiren eğitimleri tercih edebilirsiniz. Einstein'in dediği gibi, yüzmek için doğmuş balıklara ağaca tırmanmayı hedef koymamak gerek! (s.100
    Gardner'in çoklu zeka kuramını araştırmanızı salık veririm.
    **************************************************************
    İncelemeyi bitirmeden önce önemli gördüğüm birkaç yere daha değinmek istiyorum.
    *Çocukları överken zekayı değil, çabayı övün.
    "Sen çok akıllısın" yerine "Emeğin çok güzel!" "Çabana güveniyorum!"

    * Kahvaltı yapan çocukların okulda daha başarılı olduğu tespit edilmiş. Can da başarı da boğazdan gelir. :)

    *Odaklanamamak çağın hastalığı. Çocuğun bu beceriyi de edinmesini sağlamalıyız.
    Birkaç öneri
    -Düzenli bir masa.
    - Sessiz ortam.
    -Çalışma sırasında telefon ve bilgisayardan uzak durmak.
    Yardım almak için SelfControl, Freedom, FocusMe gibi uygulamalara bakabilirsiniz. İnterneti kesmek için...
    -Doğal ortam
    -Yoğunlaşma eşiğini iyi bilip, ona göre mola verme.
    -Nasıl dinlendiğinizi iyi bilme.

    Ayrıca özellikle vurgulamak gerekir ki (benim de bu konuda kusurlarım var.) TEK BİR İŞE ODAKLANMAK GEREK!
    "Saçımı tararken, sadece saçlarımı düşünürüm, başarımın sırrı budur" diyen Fransız başkanı Clemenceau'nun sözü kulağıma küpe olsun benim de. :)

    Önemli gördüğüm noktalardan biri de şu bir araştırma sonucuna göre "babanın çocukla geç ilgilenmeye başlaması, çocuğun okul başarısını olumsuz etkiliyor."
    Babalar sadece tehlike çanları çalmaya başlayınca sürece dahil oluyor. Biz öğretmenler sadece o zaman babanın yüzünü görebiliyoruz. Bu konuda penguenleri örnek almalıyız diye düşünüyorum. Anne ve baba penguenler ebeveynliği adilce paylaşıyor.

    Kitabı taradıkça bu da önemli diye yazdıkça yazıyorum. Sanırım bu inceleme uzadıkça uzayacak.
    Yine yapılan araştırmalara göre
    * Eğer kişi farklı deneyimlere açık ise göçün başarı üzerinde önemli bir etkisi var.
    Sınıfımdaki Suriyeli öğrencilerimi bu gözle de değerlendireceğim. Bu araştırma da işime yaradı.
    Peki bütün çocuklar için ne yapılmalı?
    *Yurtdışına seyahat etmek, yaratıcı düşünceyi tetikler.
    Farklı bakış açıları edinilmesini sağlar.
    *Yurtdışına çıkarma imkanımız yoksa, farklı ortamlara sokmaya çalışmalıyız çocuğu. Farklı mekanlar, farklı insanlar, farklı deneyimlerle karşı karşıya kalmalı. Doğal yaşam en güzeli ancak kitaplardan filmlerden de yararlanabiliriz.
    *Yeni deneyimlere biz ne kadar açığız? İşte bu çok önemli. Çocuk mutlaka bundan etkilenir.
    *Hayvanlarla zaman geçirme de düşünme esnekliği kazandırır.
    *İnternet dünyayı gezmek için harika kaynaklar sunuyor. Google'ın sanat ve kültür sayfasının lingini buraya bırakıyorum. "www. google.com/culturalinstitute
    Yaratıcı düşünce için ezber bozan yaşam aklımızın bir köşesinde kalsın diyerek başka bir konuya geçeyim.
    ***************************************************************
    Bilgisayar Oyunlarının Başarıya Etkisi
    "Oyun doğru dozda ve uygun şekilde kullanıldığında son derece faydalı olabiliyor. Buna karşın aşırı derecede oynayanların, ders başarılarında gözle görünür düşüş meydana geliyor." (s.169)
    Peki bu dozu nasıl ayarlayacağız?
    Sevgili Bahar Eriş'in sosyal medya paylaşımında buna yanıt buldum:
    "Çocuğunuzun yaşına uygun ekran süresini çok kolay hesaplayabilirsiniz. Çocuğun yaşından 1 çıkarıp değeri 10 dakika ile çarpın. Dakika olarak ekran süresi hakkı çıkar. Örnek: 5 yaş için 4x10 = 40 dakikadır."
    Bu konuda uzman olan isim "Orhan Toker"dir.
    https://orhantoker.com
    Çocuğun yaşamından bilgisayar oyunlarını çıkartıyorsanız yerine mutlaka başka seçenekler oluşturmalısınız.
    Yoksa onu salt bilgisayar oyunlarına mahkum edersiniz.
    Hem geliştirici nitelikte bilgisayar oyunları da var.
    "çocuklara; dikkati toplama, stratejik düşünme, engelleri aşma, işbirliği yapma, aşamalı ilerleme, sabırla bekleme ve bir işte ustalaşma konularında fayda sağlayabilir. " (s.168)
    Şiddet içermeyen ve gelişimi destekleyen oyunları çocuklara önerebiliriz. Onlardan önce biz oynamalıyız ve hangi gelişim alanına yönelik olduğu bilgisini edinmeliyiz.
    ***********************************************************
    TELEVİZYONU KAPATMAK ÇOCUĞUN AKLINI AÇAR!
    "2,5 yaş öncesi için TV izlemek, eğitici program olsa bile zararlı." (s.172)
    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca (2015) 12 bin aile üzerinde bir araştırma yapmış. Sonuçlara göre "Öğrenciler yılda ortalama 1000 saatlerini okulda, 1500 saatlerini ise televizyon ve bilgisayar başında geçiriyor. (s.173)
    Rakamlar korkunç.
    Önüne geçmek için
    *Televizyonu kimse izlemiyorsa kapatın. Mekanik sesler yerine doğal sesler gelişimi daha da destekler.
    *Çocuk tv izlerken onunla izlediği program hakkında konuşun. Eleştirel izleme/dinleme yapmasına katkı bulunursunuz.
    *Çocuğun odasında Tv olmaması çok iyidir.
    *Yemek yerken Tv izlemeyin. Birbirinizin farkında olmanız daha önemlidir.
    * Televizyonu ödül ya da ceza aracı olarak kullanmayın. Bu televizyonu çocuğun gözünde yüceltir. (s.174)
    ***************************************************************
    Çocukların ilgi ve yetenek alanlarını keşfetmek için neler yapabiliriz?
    *Oyunlar sırasında onu izleyin. Oynadığı oyuncaklar kadar onlarla nasıl oynadığı da önemli ipuçları verebilir. (s.182)
    Araba ile oynarken ne yapıyor?
    Araba ile konuşuyorsa sözel, dilsel, sosyal zekası daha yüksek olabilir.
    Arabayı söküp içerisindekileri inceliyorsa "mühendis kafalı" olabilir gibi gibi :)
    *Çocukların hangi faaliyetlere daha uzun zaman ayırmak istedikleri de öncü bir işarettir. (s.182)
    *Çocuğa izlediği bir gösteri, film ya da okuduğu bir kitaptan ne hatırladığını sormak da iyi bir yaklaşımdır. En çok aklında kalan sahneler ya da cümleler ilgi alanıyla ya da eğilimleriyle ilgili ipucu verebilir. (s.182)
    Sözgelimi Rob Buyea'nın Sınıftan Yükselen Sesler adlı kitabını onlara önerdiniz. Bu kitapta farklı yetenekte, ilgide ve kişilikte karakterler var. Acaba çocuğunuz hangi karakteri kendine yakın buldu? Alın size harika bir ipucu :)
    Bunu öğrencilerim için mutlaka uygulayacağım.
    Buna "Bağ kurarak okuma tekniği" diyelim. :)
    *Çocuğun genel konuşmalarda en sık kullandığı kelimeler hangileri? Duygulara mı, eylemlere mi, duyulara mı (koku, tat, vs) odaklı? Bu da değerleri ve düşünme biçimleri üzerine ipuçları verir. (s.183)
    *************************************************************
    SANATIN BAŞARIYA ETKİSİ
    "Her çocuk bir sanatçıdır," der Picasso, "Asıl sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir." (s.185)
    Araştırmalara göre sanatın başarı üzerinde olumlu bir etkisi var. Sanat eğitimi çocuğa ince zevk, estetik duygusu kazandırdığı gibi çocuğu düşüneni duyan üretken bir insan kılıyor.
    "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir," diyor Atamız. Onun bu anlamlı sözlerine kulak verip müfredatta olsa da olmasa da konuyla ilişkilendirip sınıflara sanatı taşımalıyız.
    ÖNERİLER
    *Çocuklara yönelik sanat etkinliklerine katılın.
    *Evde imkanlar doğrultusunda sanat köşesi oluşturabilirsiniz.
    (Boya, tuval, kağıt, kalem gibi sanatsal çalışma yapacakları malzemeler de bulundurabilirsiniz.)
    *Online sanat sitelerinden yardım alabilirsiniz. Google'ın Sanat ve Kültür sitesi (Google Arts and Culture) muhteşem kaynak. (s.188)
    *Seçtiğiniz bir sanat eseri hakkında konuşabilirsiniz. Farklı bakış açılarınızı karşılaştırabilirsiniz. Bu esnek düşünme egzersizidir.
    Bunu yaparken önce ayrı ayrı düşünün, sonra birlikte.
    ***********************************************************
    Sınıftaki başarıyı oturduğunuz sıra etkiliyor.
    Bu da bir araştırma sonucu.
    Önde oturanlar başarıda da ön sıralarda.
    Ortada oturanlar dengeli gitmeyi sevenler.
    Arka sıralar asiler.
    Pencere sevenler, hayal severler. (Benim yerim) :)
    Kapıya yakın oturanlar aceleciler.
    Araştırma sonucu da bu genel izlenimi destekler nitelikte.
    Bu araştırma benim hoşuma gitmedi.
    Ön sıralara oturtacağın öğrenciyi seçmek diğerlerine bir haksızlık değil mi? Çünkü ön sırada oturan her açıdan şanslı. Kolayca not alabilir, öğretmeni dikkati bölünmeden dinleyebilir, düşüncesini ifade ettikten sonra arkadaşlarının baskılayan bakışlarına maruz kalmaz.
    Sırasını değiştirince öğrencinin kişiliğinin bile değiştiğini fark etmiştim. Bu kişisel yaşamıma yönelik bir çıkarımım da olmuştu. Ancak bu araştırma bilgisi bana ciddi bir sorumluluk yükledi.
    ***************************************************************
    Sayfa 195'teki hoşuma giden bir kavram üzerinde durmak istiyorum. "Kar küreyici anne ve babalar" ifadesi.
    Çocuğun önünden gidip karşılaşacakları engelleri temizlersek onların elinden şu becerileri çalarız: "Azim, adanma, yaratıcılık."
    Çocuklarımız, bir kısım Suriyeli Çocuklar gibi, şunu öğrenmeliler: "Hayat sana füze atıyorsa, sen de ondan güzel bir salıncak yap!" (s.196)
    **************************************************************
    Güçlü ve Güvenli Bir İmaj İçin
    *Dik durun ve geniş bir ayala yayılın.
    *Ayaktayken oturanlardan daha güçlü görünürsünüz
    *Oturuken iki ayağın yere değmesi, kolların bedenden açık olması, tek dirseği kolçağa dayamak, masaya eşyaları yaymak kendi alanınızı belirleme hakkı verir.
    Unutmayın evrende yer kaplamak hepimizin hakkı.
    Ezilip büzülmek kendi varlığımızı yeryüzünden silme çabasıdır.
    *Ayaklarınızın arasını açın! Ayaklarınızı bedeninizin alt kısmına verin.
    *"'Başarılarım' defteri tutun." (s.202)
    (Bunu mutlaka yapacağım.)
    *Güçlü duruşun kimyası. Ayaklarınızı iki dakika masaya uzatmak, ellerinizi başınızın gerisine doğru esnetmek, güç hormonu olan testosteron düzeyini artırıyor. Stres hormonu kortizon azalıyor. Risk toleransınız azalıyor. (s.202)
    *Göz teması kurmak bizim kültürümüzde karşı cins ile iletişimde yanlış anlaşılabiliyor. Ancak " önerilen 'karşınızdakinin göz rengini algılayabilecek kadar' bakmak.
    (s.202)
    *Gülümseyin!
    *Avuç içlerinin görünmesi karşıya güven ve samimiyet verir.
    *Eller havaya! Elinizi kolunuzu hareket ettirerek konuşmak, düşünceyi ve anlatımı güçlendiriyor. "Immm"lar, "eee"ler azalıyor, ağzınızdan daha düzgün cümleler çıkıyor. (s.202)
    Peki iletişimde yapılmaması gerekenler
    1)Kıpraşmayın.
    2) Elleri ovuşturmayın.
    3)Ayakları yere vurmayın.
    4)Masaya tık tık dokunmayın.
    5)Saçınızla oynamayın.
    6)Kolları ovuşturmayın.
    7)Elleri saklamayın.
    8Avuç içini bedene yapışık tutmayın.
    *************************************************************
    DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN
    Araştırma sonuçlarına göre
    *Okula yürüyerek gitmek başarıyı olumlu etkiliyor.
    (Sağlıklı ve başarılı bir yaşam için her gün 10.000 adım. Hareketsizlik yeni sigaradır.)
    *Özgürlük ile disiplinin eşsiz birleşimi mucize yaratabilir. (s.219)
    *Her başarılı kadının arkasında başarılı bir anne vardır.(s.221)
    (Annelerin sözleri bilinç altında varlığını korumaktadır.)
    Anne demişken Michael Caine'nin annesi: "Annem bana ördek gibi ol derdi. Yüzeyde sakin kal ama suyun altında bacaklarını deli gibi çırp!" (s.223) demiş.
    Bu sözler çok hoşuma gitti. :)
    *Okulda kızlar daha başarılı, yaşamda da erkekler.
    (Çünkü kadınlar yaşamda toplumsal kabul görmek için arka sıralara geçiyor. Başarılı olduğun zaman hırslı etiketi yiyorsun. Dahası da var. Çirkin yakıştırmalara burada yer vermeyeyim. Biliniyor zaten. Kadınlara kariyer desteği sunmak gerekir. Türkiye'de kadının işgücüne katılım oranı yüzde 30'larda. Tevfik Fikret ne demiş: "Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer." Daha fazla söze de gerek yok.)
    *Uykunun başarı üzerinde olumlu bir etkisi var.

    not: Zamanım olduğunda devamını getireceğim :)
  • Antik Yunan mitolojisinden bir heykeltıraş olan Pygmalion günün birinde bir kadın heykeli yapar. Ancak bu kadın heykeli o kadar güzel, o kadar müthiştir ki Pygmalion bu heykele deli divane aşık olur, aşkı saplantı haline gelir, gözü başka insanları görmez olur. Durumu fark eden ve Pygmalion’un haline acıyan aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit de heykele can verir, Pygmalion’un heykeliyle aşk yaşamasını sağlar. Bu durum bir “kendini gerçekleştiren kehanet” (self-fulfilling prophecy) örneğidir ve aynı zamanda “Pygmalion etkisi” ya da “beklenti etkisi”olarak anılır. Pygmalion, heykeline aşık olmuş ve onunla birlikte olmayı o kadar istemiştir ki beklentisi gerçek olmuştur.
  • Başınıza gelen herhangi bir olay karşısında: “Tam da beklediğim gibi oldu!” “İşte, korktuğum başıma geldi!” şeklindeki tepkileriniz çoğunlukta oluyorsa bu yazımıza bir göz atmanızı öneririz.

    Keyifli okumalar.

    Maruz kaldığımız durumdan kaçma, kaçınma çabalarımız sonuç vermediğinde, sonraki ve benzer süreçler için de:
    “Nasılsa başaramıyorum, olmuyor.”

    Bazen bir öğrenilmiş çaresizliğin, bazen elimizde geçerli bir neden olmaksızın inandığımız bir şeyin gerçekleşmesine farkında olmadan kendimizi hazırladığımız ve buna uygun davrandığımız için gerçekleşmesi “kendini gerçekleştiren kehanet” kavramıyla açıklanır.

    “Bir şeye çok inanmak, farkında olmadan o şeyin olmasını sağlayacak şekilde davranmamıza neden olabilmektedir.”

    Araştırmalar, başkaları hakkında beklenti içinde bulunan bireylerin, bu beklentilerle, onların davranışlarını şekillendirebileceğini göstermektedir.

    Pygmalion Etkisi, bir kişinin beklentisinin, başka bir kişinin davranışları üzerinde güçlü etkisi olduğunu ifade etmektedir.

    Kendini gerçekleştiren kehanette, yanlış bir inanç veya düşünce zamanla kendini gerçekleştirmektedir.

    Kendini gerçekleştiren kehanet süreci; birinin, başka biri hakkındaki yanlış inancının gerçekleşmesi veya zamanla doğru olmasından ibarettir.

    1.Adım: Bir kişi (algılayan) başka bir kişi (hedef) hakkında yanlış bir inanca sahip olmalıdır. Sözgelimi öğretmen bir öğrencisinin diğer öğrencilerinden daha az yetenekli olduğunu varsayabilir.

    2.Adım: Algılayan kişi, hedefteki kişiye istikrarlı bir şekilde sahip olduğu yanlış inanca göre davranmalıdır. Sözgelimi öğretmen daha az yetenekli olduğuna inandığı öğrenciye daha az söz verir veya daha az zaman ayırır.

    3.Adım: Hedefteki kişi, algılayan kişinin kendi hakkındaki yanlış inancına göre davranış göstermesi gerekmektedir. Sözgelimi öğretmeni tarafından yeteneksiz olarak görünen öğrenci, nihayetinde diğer öğrencilere nazaran derse daha az katılım gösterir ve daha az öğrenir.

    Bir iş başvurusu için hazırlanan kişi, daha önceki denemelerinden ya da işin konumundan dolayı o işi alamayacağına inandığı için iş görüşmesine “zaten olmayacak” düşüncesiyle özensiz gidecek ve bu özensizlik kişinin işe alınmamasını doğrulayabilecektir.
    Matematik dersinden nefret eden öğrenci, ne kadar çalışırsa çalışsın matematik sınavından düşük alacağını düşündüğü için çalışmayacak ve bu çalışmama davranışı düşük almasını gerçek kılacaktır.
    Yeni başladığı şirkette çalışan bir personelin, ortada bunu düşünmek için somut bir neden olmaksızın kendisinden hoşlanmadığını düşünen kişi, bu personele karşı düşüncesinden ötürü soğuk davranacak ve bu davranış personelin ondan gerçekten hoşlanmamasına neden olacaktır.
    Belki de, neye inandığımızı yeniden gözden geçirmenin vakti gelmiştir.

    Sağlıcakla…

    Matamatiksel
  • (Alıntı)
    Mitolojide bir efsaneye göre, Pygmalion isimli bir heykeltıraş birgün hayalindeki kadının heykelini yapmaya karar verir. Uzun bir sabır ve özveriyle yaptığı fildişinden oyulan bu kadın heykeli bittiğinde o kadar güzel olur ki, yaşayan hiçbir kadının bu heykel kadar güzel olamayacağı rivayet edilir. Pygmalion ise yaptığı heykele giderek aşık olduğunu fark eder ve cansız olduğu için derin bir aşk acısı çekmeye başlar. Öyle ki; aşk, bereket ve güzellik tanrıçası olan Afrodit onuruna yapılan bir festivalde, Pygmalion adaklar adayarak aşık olduğu bu güzel heykelin canlanmasını diler. Evine dönüp heykeli öptüğü zaman heykelin sıcak ve canlı olduğunu fark eder ve anlar. Afrodit, Pygmalion’un adağını kabul ederek dileğini gerçekleştirmiştir. Hemen evlenir heykeltıraş canlandırılan hayallerinin kadınıyla. Daha sonra bu heykel “Galatea” ismiyle anılacaktır anlatılan efsanelerde…

    Bizler ise günümüze kadar gelmiş ve psikolojide bile yer edinmiş bu efsanenin rolünü anlamaya çalışacağız. Nedir bu Pygmalion etkisi?

    Günümüzde kendini gerçekleştiren kehanet olarak da geçen bu etki, aslında bize bir şeyi ne kadar çok istersek ve beklersek, gerçekleşme ihtimalinin de bir o kadar yüksek olduğunu anlatmak ister. Bu konudaki en önemli araştırmaları ise Robert Rosenthal yapmıştır. Bu gözlemlerini ve efsaneden esinlenmesini test etmek içinse 18 öğretmen ve ilkokul çağındaki 650’ye yakın çocukla deneyler yapmaya başlar. Bu deneylerde Rosenthal öğrencileri ikiye böler ve öğretmenlere ilk gruptaki çocukların üstün zekalı çocuklar olduğu söylenir. Gerçekte normal seviyedeki çocuklarla yürütülen ve birinin diğerinden daha üstün olmadığı bu çocukların okulda geçirdiği bir senenin ardından yapılan testlerde görülür ki yüksek potansiyelin olduğu söylenen grupta çocuklar genel zeka testlerinden ortalamanın üzerinde puan alırken, diğer grupta anormal bir yükselme veya azalma görülmez.

    Rosenthal’a göre bu sonucun alınmasında öğretmenlerin yüksek beklentisi, bedensel ya da sözsel ifadeler öğrenciler üzerinde böyle olumlu bir etki bırakıyor. Bu düşüncenin sebebi ise bu deneyde öğrenci-öğretmen ilişkilerinin süresinde hiçbir fark bulunmamasına rağmen, kurulan ilişkilerin niteliğinin daha farklı olmasıdır. Gruba yaklaşımların farklılığı yüksek zekalı olduğu düşünülen öğrenciler üzerinde pozitif bir etki ve daha yüksek bir motivasyon sağlamıştır.

    Bu deneyler sonucunda bugün olumlu beklentiler sayesinde kendimizin ve diğer insanların performans seviyelerinin yükseleceğini görebiliyoruz.Yani kendini gerçekleştiren kehanet kavramı, beklentilerin kontrolünü elinde tutmayla ve doğru yönetebilmeyle, yaşam kalitemiz ve hedeflerimize ulaşma olasılığımız arasında doğru bir orantı olduğunu sonucuna ulaşmamızı sağlıyor. Rosenthal ise aynı zamanda beklentileri ifade etmenin alınan verimde önemli bir nokta olduğunu belirtiyor. Bu noktalar şu şekilde bir sıraya konulabilir:

    Karşımızdaki kişiyle yaptığımız ya da kendimize dair yaptığımız işle ilgili çekinik değil,tam aksine özgüvenli davranmalıyız.”Başarabilirim” hissini kendimize ve karşı tarafa verebilmeliyiz.

    Sözel olmayan iletişim de en az sözel iletişim kadar önemlidir.İletişim sırasında uzaklara bakmak, kesik kesik konuşmak, mesafeli ve donuk bir ses tonu iletişimi olumsuz etkilerken; gülümseme, başımızla onaylama, dokunma, neşeli bir duruş ise olumlu etkiler yaratıyor.

    Birlikte çalışan insanlara ve kendinize karşı değerlendirmelerde bulunup sonuç çıkarabilmek. İyi yanlarla beraber olumsuz yanların da fark edilerek üzerine gidilmesi performansı daha da olumlu etkiliyor.

    Sonuç olarak kendinizle ve çevrenizdeki insanlarla ilgili olumsuz yargı ve düşüncelerin ağır basması, olumsuz sonuçlar alma ihtimalinizi ve kaygı seviyenizi yükseltir. Bu ise hayatınızda daha büyük problemler yaşayıp bocalamanıza yol açabilir. Olumlu beklentiler bize kesin sonuçlar vermese de kaygı seviyemizi ve hedefe ulaşmaya olan inancımızı da olumlu yönde etkileyerek hata yapma olasılığımızı düşürür ve hedefe ulaşmada daha yüksek ihtimaller yaratır.

    Kendini gerçekleştiren kehanet yaklaşımını aklınızın bir kenarında tutun ve grup çalışmalarında ya da bireysel hedeflerinizde olumlu yaklaşımlarda bulunmayı deneyin. Bu sayede hayat kalitenizi bir seviye daha yukarıya taşıyıp hedefe daha kolay ulaşabilirsiniz.
    https://youtu.be/4aN5TbGW5JA