Eliezer'in Kudüs'e tamamıyla yerleştikten ve işlerini yoluna koyduktan sonra attığı adımlardan biri, 1882'de Yehiel Michel Pined'le birlikte ''İsrail İhya Cemiyeti''ni kurmak oldu. Cemiyetin amacı İbraniceyi dirilterek konuşulan bir dil haline getirmek ve Yahudilerin Filistin topraklarına dönüşü için çalışmalar yürütmekti.
Müslümanların ve Hristiyanların ön planda bulunduğu Kudüs'te, aynı dönemde Yahudiler de varlık göstermeye başlamıştı. 1492'de İspanya ve Portekiz'den sürgün edildikten sonra Osmanlı coğrafyasına sığınan Yahudiler, kuzeyden Saraybosna-Üsküp-Selanik-İstanbul güzergahını izlemiş, güneyden ise Mağrip-Tunus-Mısır hattıyla Kudüs'e ulaşmıştı. Yüzyıllar içinde, geçtikleri coğrafyalardeki Osmanlı ve İslam kültüründen derin bir biçimde etkilenen Sefaradlar, 1800'lü yılların başından itibaren Filistin topraklarına yerleşmeye başlayan Aşkenaz Yahudilerinden keskin farklarla ayrışıyordu.
Sevgi fiziksel bir varlık olarak, sevilen kişiden çok daha öteye gidiyordu. En derin anlamını tinsel varlıkta, iç benlikte buluyordu. Onun gerçekten var olup olmadığı, yaşayıp yaşamadığı önemini bir ölçüde yitiriyordu.
''Biz deneyimlerimizin hakkında konuşmaktan hoşlanmıyoruz. İçeride bulunmuş olanların hiçbir açıklamaya ihtiyacı yok ve diğerleri de ne o zaman nasıl hissetmiş olduğumuzu ne de şimdi nasıl hissettiğimizi anlayamazlar.''