"Kitapların amacı, yaşamayı öğretmek değil, içinizde başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: kendi içimizde yaşama imkânını, yaşamın ilkesini bulmak..."
Halk bir şeye, bir müesseseye, bir geleneğe, bir şahsa bağlanmışsa, bunun elbet bir sebebi vardır. Mesela eskiden, Osmanlı idaresinin son devirlerinde Türk halkı, din adamları yoluyla kaza ve kadere bağlanmıştı. Dünya nimetlerinden vazgeçer, kıt kanaat yaşar ve dünya mallarına rağbet etmezse, yarın ahrette her türlü nimetlere nail olacağına inandırılmıştı. Neden? Çünkü Türk milleti o zamanlar zarfında, hayatını kaza ve kadere bağlamaya, kıt kanaat yaşamaya hadiseler tarafından zorlanmıştı.
Havaları bozmakta rasathane müdürünün ne tesiri varsa, fiyatları yükseltmekte tüccarın buna yakın derecede rolü olabileceğini, tüccarların sadece yağmurda küpünü doldurduğunu bir türlü kavrayamıyorduk.
Lice, Hine, Piran, Ergani, Çermik ve Çüngüş’ü gezdikten sonra 28.7.1959 gecesi radyo gazetesini dinledim. Yorumcu dedikleri adamın gerile gerile:
- Bugünkü mürrefeh ve mamur Türkiye... demesi beni şaşırttı.
Allah, Allah! Bu gezdiğim yerler “Türkiye” sayılmıyor mu?