Giriş Yap
Gucci Hanedanı Üzerinden Patrizia'yı Düşünürken
Öteki dünyada Allah’a hesap verme düşüncesi çok ağır bir düşüncedir. Yüzme bilmeyen bir kişinin denizde boğularak ölmesi kadar veya depremde göçük altında kalarak ölümü beklemek kadar korkunçtur. Bu yüzden bazıları “Allah’a hesap verme” yükünü kaldıramaz ve öteki dünyayı reddeder. Bu, onlara kısmi bir rahatlama hissi verir. Ancak bu his asla sonsuza kadar devam etmez. Çünkü evren boşluk kabul etmez. Eğer hayat tamamen anlamsız olsaydı “anlam” aramaya gerek kalmaz, dolayısıyla da hiçbir düşünce üretilmezdi. Demek ki “doğru” veya “yanlış” olan bir şeyler var ve biz işlediğimiz günahlardan ve suçlardan dolayı mutlaka sorguya çekileceğiz. Peki böyleyse bizi kötülüklerden uzak tutacak olan ne? İnsanların kötülüklerden uzaklaşması için “ilahi mahkemede yargılanma” inancı var olmalıdır. Bu inancın yokluğu insanı her türlü kötülüğe, şeytanlığa yaklaştırır. Hakikat buyken nasıl oluyor da bazı insanlar işledikleri günahlardan ötürü öteki dünyada yargılanacaklarına inanmıyorlar? Bencilliklerinden, kibirliliklerinden, kendilerini Tanrı’nın yerine koymalarından dolayı “inançsızlık bataklığı”na saplanmış olabilirler mi?
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Ağlamak; ne güzel şey, böyle içini döküyon, bütün sinir stres üzüntü akıp gidiyo harika 😂 Ama kalıcı bir çözüm olmadığından kimseye tavsiye etmem, çünkü tamamıyla kurtulmuyon dertlerinden, üzüntülerinden o anlık bi rahatlama sadece...
Hayatımız boyunca hemen hepimiz duygusal çatışmalarla karşılaşırız.Bu çatışmalarla mücadelede savunma mekanizması olarak ister mizahı kullanalım ister inkarı, zihnimizin nasıl işlediğini durup düşünmek hiç şüphesiz bize hem içsel bir aydınlanma hem de rahatlama sağlayacaktır...
Rocky Dağları Milli Parkının girişinde büyük bir levha vardır. Üzerinde büyük ve koyu harflerle DAĞLAR ALDIRMAZ ve ACIMAZ yazar ve dağa çıkacak olanların yıldırım, çığ gibi durumlara hazırlıklı olmaları için yapmaları gerekenler ile gerekli ve uygun donanımı gösterir. Ben bu levhayı ilk gördüğümde 25 yaşındaydım. Ürkütücüydü ama bu sözü hemen sevdiğimi hatırlıyorum. Levha bana her şeyi olduğu gibi söylüyor, dağlara çıkacaksam neyin içine girdiğimi ve nasıl hazırlanmam gerektiğini anlatıyordu. Eğer bir tepeye çıktığımda bol şimşekli bir yağmur fırtınasına yakalandıysam, niyetimin orayı hemen terk etmek olması veya çok iyi bir insan olmam, artık fark etmez ve bunların bana bir faydası olmaz. Yetişkinlik de böyledir. Bazı şeyler o kadar ‘öyle oldukları için öyle’dirler ki, yapılacak en akıllıca şey onlar hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenmektir. Öyle ya da böyle neredeyse tüm yirmi küsur yaşındaki hastalarım şu soruyu sormuştur: “Hayatım yolunda gidecek mi?” Yirmili yaşlardaki hayatı o kadar zorlaştıran şey bu sorunun temelindeki belirsizliktir. Ancak yirmi küsur yaşındakilerin harekete geçmesini mümkün kılan şey de bu belirsizliktir. Geleceği bilmemek huzursuzluk verir ve daha da iç karartıcı olan yirmili yaşlarımızda yaptığımız şeylerin geleceği belirlediğini bilmektir. Bu yılların gerçek olmadığını, çalıştığımız işlerin ve kurduğumuz ilişkilerin sayılmayacağını düşünmek ise biraz rahatlama sağlayabilir. Fakat yetişkin gelişimini incelemeye adanmış kariyerim bana bunun gerçek bir rahatlama olmadığını söylüyor. Yıllarca yakından dinlediğim yirmi küsur yaşındaki hastalar ve öğrenciler içten içe, hem kendilerinin hem de yaşamlarının ciddiye alınmasını ve yaptıkları şeylerin önemli olduğunu bilmek istiyorlar. İyi bir hayatı garanti eden hazırlop bir formül yok, ayrıca doğru veya yanlış hayat diye bir şey de yok. Hayatta yaptığımız seçimler ve bu seçimlerin sonuçları var. Dolayısıyla yirmi küsur yaşında verilecek kararların gelecekte nasıl sonuçlanabileceğini şimdiden bilmekten başka bir yol yok. Böylece verdiğiniz kararın sizi gelecekte taşıyacağı noktaya ulaştığınızda mutsuzluk duymazsınız. Yaşınız ilerledikçe her gün yaşadığınız şeyler sizi mutlu ediyorsa, bunun en güzel tarafı hayatınızın nasıl yoluna girdiğini görebilmektir. Yirmi küsur yaşındayken hayatınızı önemsiyorsanız, biliniz ki asıl refah günleriniz gelecek yıllardadır. DAĞLAR ALDIRMAZ ve ACIMAZ yazısını gördüğümde sırt çantalarımla dağlara çıkmaya hazırlanıyordum. Belki de bu uyarının etkisiyle, önce orman korucularının ofisine uğrayıp gezi programımı onlarla konuştum. Kamp yapacağım ilk vadiye varmak için birkaç mil yürüyüp dolambaçlı ve eğimli bir kaygan taş bölgesinden yukarı çıkmam gerekecekti. Sonra da karla kaplı dik bir yamaçtan çaprazlama geçerek iki tepe arasında düzlüğe ulaşıp, akşam olmadan oradaki bayırın öbür tarafına geçebilirdim. Çok tehlikeli bir gezi sayılmazdı çünkü hem yanımda gerekli donanımım vardı hem de böyle gezilerde tecrübeliydim. Fakat güneş etkisi ile kayma ihtimali iyice artmadan önce karlı yamacı geçmiş olmam gerekiyordu. Yamaç eğiminin ne olduğunu ve hangi hızda yürümem gerektiğini biliyordum ama gene de biraz huzursuzdum. Haritalarımı toplayıp çıkmaya hazırlanırken tereddütle korucuya sordum, “Başarabilecek miyim dersin?” Korucu bana baktı ve dedi ki, “Henüz kararını vermedin ki.” O anda adamın pek de iyi bir korucu olmadığını düşündüm. Şimdi ise gülüyorum. Çünkü o korucunun bana söylediğini şimdi ben yirmi küsur yaşındaki hastalarıma söylüyorum. Bu kitap da bu amaçla yazıldı. Geleceğinizi yıldızlardan okuyamazsınız. Hiçbir garanti yoktur. Yetişkin hayatınıza sahip çıkın. Hedeflerinizde kararlı olun. İş bulup çalışın. Ailenizi kendiniz seçin. Hesap yapın, sağlamasını da yapın, Hayatınızı bilmediğiniz veya yapmadığınız şeyler tanımlamasın. Çünkü tam da şu anda kendi hayatınız için karar veriyorsunuz.
Reklam
·
Reklamlar hakkında
"...İntihar bir seçim olabilir mi?" "Her insanın ölümü kendine aittir ve herkes kendi tarzını belirleyebilmelidir. Belki, yalnızca belki, insan yaşamını elinden almaya ilişkin bir hak düşünülebilir. Ama insanın ölümünü elinden almaya kimsenin hakkı yoktur. Bu rahatlama değildir! Acımasızlıktır!"
Sayfa 104 - Ayrıntı Yayınları
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
751
7,5bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.6