Adem Çam, bir alıntı ekledi.
Dün 12:23

* Galile'nin yanında bitivermeyi veya 100 yıl sonrasına gitmeyi ister miydiniz? Ne yazık ki, geçmişe yolculuk birçok paradoks nedeniyle gerçekleşmeyecek. Dinozor avcıları için büyük hayal kırıklığı ve tarihçiler için de ne büyük rahatlama... * Fakat geleceğe yolculuk sandığınızdan çok daha basit: Tek yapmamız gereken şey hızlanmak. Dünya'nın etrafında ışık hızının yüzde 99'u hızda dönebilen bir tren inşa edebilirsek, bu trende tek bir gün Dünya zamanında bir yıla tekabül edecek..

Zamanın ve Uzayın Doğası, Stephen W. Hawking (Zamanda yolculuk)Zamanın ve Uzayın Doğası, Stephen W. Hawking (Zamanda yolculuk)
Levent Kılıç, bir alıntı ekledi.
Dün 11:04 · Kitabı okudu · Puan vermedi

her zevk her zaman ancak yarım zevktir, her tatmin kendi rahatsızlığını, her rahatlama yeni endi­şeleri ve sıkıntıları davet eder,

Hayatın Anlamı, Arthur SchopenhauerHayatın Anlamı, Arthur Schopenhauer

An'a Ait
Dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında götürdüğün bir şey var. Ondan kurtulamıyorsun. Bazen yolda olma hissi güzel geliyor. Ama anlık bir his. Çünkü gemi bir limana varacak ve gidiyor olmanın hissettirdiği hafifleme-rahatlama-kurtulma karışımı o anlamsız keyif bitecek. Biteceğini biliyorsan da sahip olduğun An en kıymetli şey oluyor. En basit izahı kaybetme korkusuyla elindekine daha çok sarılma psikolojisi. O an anlıyorsun ki mutluluk Ana ait. Küçük bir çikolata parçasının verdiği haz, yarım kiloluk kavanozun dibini görene kadar kaşıkladığın hazla aynı değil şu hayatta. İlk öptüğündeki gibi çarpmıyor yüreğin uzun uzun öperken. Bir film izleyip Bazen gitmek gerekir diyorsun. İşte mutluluk o Ana ait. Otobüs terminalinde içtiğin son sigaraya. Kulaklığında umutlu melodiler, bir elinde yeni bir kitap, diğer elinde o haftanın tüm mizah dergileri camdan dağları izlediğin Ana. Mola yerinde yediğin gözlemeye. O An mutlusun işte. Sonrası yok. Çünkü vardığında anlıyorsun ki dünyanın diğer ucuna da gitsen yanında götürdüğün bir şey var.

Brunello, bir alıntı ekledi.
 24 May 17:56 · Kitabı okuyor

Derin bir başarı ve rahatlama hissi ile kitabı bitirip, ‘Dolmakalemimi kurulayıp, gerisi sessizlik’ diyeceğim dedi.

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 391)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 391)
RESUL, bir alıntı ekledi.
22 May 00:33

Yazmak ve okumak görünmez işlerden değil ki! Hiçbir yazar kötü yazmaya gayret edemez. İyi yazması demek de okuyucuyla belli bir bağı kurması demektir. Bu bağı kurunca iki taraf da birbirlerine zarar mı verecekler hemen? Yazara böbürlenme, okuyucuya avunma sağlamayan yazılar hangileri? Bu soruları hayatın cevaplamasını beklemeliyiz. Yazar, yazmasam da olur dediğini yazmasın; okur, okumasam da olur diye düşündüğü zaman okumasın. Yazılan kaçınılmaz bir haber, okunulan da bu habere duyulan ihtiyaç ise her şey yerli yerini bulmuş olur. Böylece parlak yazılar kalkar ortadan, ukala okuyucular da kendilerine rahatlama imkanı sağlayan yazarlarını arar bulurlar.

Tehdit Değil Teklif, İsmet Özel (Sayfa 130)Tehdit Değil Teklif, İsmet Özel (Sayfa 130)
Meşrebi Kalender, Karamazov Kardeşler'i inceledi.
21 May 09:40 · Kitabı okudu · 80 günde · Puan vermedi

Rus romanlarındaki karakterleri birbirine karıştırmamak için, karakterlerin ismini not almaya gerek duymayan herhangi bir ademoğlu varsa, onun dimağına Fransız öpücüğü vermek gibi sapıkça fantezim olduğunu itiraf ederekten itici bir girizgahla vira Bismillah diyelim.

İsimleri ayrı karın ağrısı kısaltmaları ayrı…

Biz; İbrahim’e İbo deriz, İsmail’e İso deriz ya da adını anmak yerine “ naber la bebe”, “muhtar”, “müdür” diyerekten gariplikler yaparız. Ama asla ve kata Dimitri ismini “Mitya” diye kısaltıp insanları, kitap içinde “buralarda canı yanan bir çocuk vardı gördünüz mü komşular” der gibi hangi karakter hangisiydi diye satır satır aratmayız.

Post modern Rus zulmü diye işte buna derler a dostlar.

Aslında bu klasiklerle genel olarak başım belada! ( Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça, ayrıca )

Tam hava atacağım, sorulan klasiği, “ tabi ki okudum pirim” diye, ŞAK! Önüme koyuyorlar benim okuduğum kitabın en az üç katı kalınlığında bir tuğlayı.

Yaşadığım şaşkınlğı şu şekilde tahayyül edebilirsiniz. Hani azıcık ıspanak yemeği ile azıcık yoğurdu bir tabak içinde karıştırdığında ortaya çıkması gereken “voltran”ın birkaç katı daha büyük hacimde bir karışım elde ederiz ya, işte öyle bir şey.

O tuğla kadar ( 1008 sayfa bu arada) kitaptan 300 küsür sayfalık özeti çıkaran ve kitabın orijinali diye yutturan, yok etme konusunda Houdini’yi kıskandıracak yeteneğe sahip editöre kızmam, helal olsun derim. Et ile bütünleşmiş bir kot pantolonun cebinden, sahibinin ruhu duymadan cep telefonunu çalan bir “cepçi”nin yeteneğine duyduğum saygı ile aynı duygu ama, anlayana…

1984 romanındaki yıllar sonra ortaya çıkan basım hatası gibi bir şeyden bahsetmiyorum burada..
Zaten telif hakkı vermiyorsun, rahmetliler öleli 70 yıldan fazla oldu diye, bari biraz insafın olsun da kitabın başına bir uyarı yazısı yaz şu şekilde: YAKLAŞIK 700 SAYFA EL DEĞMEDEN İTİNA İLE KATLEDİLMİŞTİR.

Kitabımızın konusuna gelebilirsek; öz oğullarına karşı; Şemsi İnkaya’yı bile, eline su dökemeyecek hale sokacak, üvey babalık yapan yapan Fyodor ve oğullarının aşırı bunaltıcı ( sıkıcı demedim ) hikayesi.

Karakterlerin “gri”liği okuyucuyu kitaba bağlıyor. Her biri, bir şekilde, bir kötülüğün başrolü veya sponsoru. Ama hepsinin “yaptım ama niye yaptım” mazereti cebinde hazır. Uyarıyorum, çok ikna ediciler…

Dengesiz tanımsız olarak tarif edebileceğimiz bir çok duyguyu biz kifayetsizliğimizden tanımlayamaz haldeyken;yazar, öyle cümlelerle anlatıyor ki hayranlıktan ve kelime dağarcığımızın kapasitesinden sadece “AYNEN” diyebiliyoruz.

En küçük oğlun kilisedeki görevi nedeniyle, din hakkında sayfalarca süren farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Dine karşı; başın sıkıştığında veya bir şeyi çok fazla arzuladığında kapısını çaldığın, kendisinden mucizeler beklenen sadece bir “sihir” aracı muamelesinin, beynelmilel olduğunu görüp çirkin bir rahatlama yaşıyorsun.

Ayrıca Türklere pek sempati beslemediğini burada da tekrarlasa bile kendi toplumuna karşı da epey giydirdiğini belirteyim.

Kitapta cahil olarak gösterilen bazı karakterlerin, eski ve yeni Ahit’ten, antik yunan destanlarından, bir çok romandan, Fransızca ve Latince sözlerle atıflar yapması çok eğreti duruyor. ( Aha! Dosto’ya çaktım! Gerçi zamanında Tolstoy’a da laf atmaya cesaret etmiş bir bünyeden bahsediyoruz. TEŞHİS: ŞUURSUZLUKTA NİRVANASIZLIK SENDROMU )

Biraderlerden biri olan Dimitri’nin bir subayla tartışması ve subayın kendi oğlunun onlarla beraber olduğu bir ortamda yaşadığı büyük öfke patlaması, gururu, kederi özellikle de para teklifine verdiği karşılık, bakalım kimlerin aklına Kış Uykusu filmindeki Nejat İşler’in o etkileyici sahnesini hatırlatacak. ( NBC ve Demirkubuz gibi yönetmenlerin güzel ülkemde kimi zaman subliminal kimi zaman da sok gözüne gözüne şeklinde Dostoyevski sevgisi aşılaması, Dosto kitaplarına olan ilgiyi arttırdığını düşündüğümü de şöyle bir köşeye bırakıyım.)

Kitabın başından itibaren, yer yer kafasını uzatıp “ben de buradayım” diyen hanım hanımcık kızımız Liza’nın yavaş yavaş psikopata bağlamasına tanıklık edeceğiz. Hele 756. sayfadan sonraki birkaç sayfada bulunan Liza’nın diyaloglarını dinledikten sonra; Leon filmindeki Gary Oldman’nın canlandırdığı komiser karakterinin bile kızımızın yanında “benim applammm var ya benim applaammm, öyle bir saykodur ki…” diye başlayan hikayeleri ballandıra ballandıra anlatan bir yancıdan başka bir şey olamayacağını göreceksiniz.

Katil ortaya çıktığında “ Şerefsizim benim aklıma gelmişti, gerçek!!! “ nidaları arasında “ Deli Emin” e bir selam gönderip, dava sürecindeki karakter çözümlemelerine “gavur yapmış abi” diye edebi bir yorum yapıp saygısızlık yapmaktan korkup geri kalan sayfaları saygı duruşunda okuyacaksınız.

Sözün özü; kitap boyu en çok hissedilen duygu sevgisizlik ve onun doğurduğu yalnızlık. Kitap boyu kroşelerini hiçbir karakterden esirgemiyorlar.

Ağızda pipo ile Godot’yu bekler gibi değil; Otogargara oyununda, hiç gelmeyecek olan Elazığ otobüsünü, kıytırık bir bank üzerinde çaresizce, bekler gibi bekliyorlar bir tutam sevgiyi…

https://www.youtube.com/watch?v=JjI9lTdUU4Q

Seçiltstn, bir alıntı ekledi.
19 May 18:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İnsan her acıya bir sorumlu bularak rahatlama yolunu seçmez mi zaten.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 122)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 122)
Carnival of Rust, bir alıntı ekledi.
17 May 18:00

İnsani ilişkinin getirdiği rahatlama, bir bütüne katılmanın, bir bütünün parçası olmanın hazzıdır.

Filozofun Mutluluk Seyahatnamesi, Daniel KleinFilozofun Mutluluk Seyahatnamesi, Daniel Klein
Fulya Pirim, bir alıntı ekledi.
16 May 11:21 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çocukken yeterince ağlamalarına izin verilmediği için yakınan yetişkinler de gördüm; kaygı ve gücenmelerini yeterince ifade etme (ve böylece rahatlama) imkânı bulamadıkları için hayıflanıyorlardı; ne saldırgan itkileri ne de depresif kaygıları bir çıkış yolu bulabilmişti.

Haset ve Şükran, Melanie Klein (Sayfa 29 - Metis Yayınları (Ötekini Dinlemek-6))Haset ve Şükran, Melanie Klein (Sayfa 29 - Metis Yayınları (Ötekini Dinlemek-6))