• Seherler ki, 24 saatin altın değerindeki bir bölümü, ilahi füyuzatın sağanak sağanak yağdığı, gönülleri serinleten rahmet rüzgarlarının estiği, yüce Yaratıcı ile baş başa, yüz yüze olunma zevkinin alındığı kutlu zaman dilimidir.
  • İslami Camia'da önemli bir yere sahip olan Cahit Zarifoğlu eseriyle tanışmak nasip oldu sonunda.

    Zarifoğlu'nu tek kelime ile anlat deselerdi, ben "samimiyet" olarak anlatırdım. Gerçekten de günün sorunları karşısında duyarsız kalamamış, dertlenmiş, kağıdı kalemi eline alıp belki çözüm üretmek belki de içini dökmek için fikirlerini aktarmış.

    Kitapta çok farklı konular işlenmiş ancak kitabın ana temasını ülkemizdeki ve İslam alemindeki sorunlar oluşturuyordu. Hem ülkemizde dinin algılanması ve yaşanması konusunda devam eden değişim hem de İslam ülkelerinde yaşanan savaşlar, zulümler, ölümler gibi konular işlenmiş. Kitap sayesinde o günün şartlarını yaşıyor, üzülüyorsunuz. Bununla birlikte Moro, Hama gibi daha önce fikir sahibi olmadığınız coğrafyalar ve bu coğrafyaların tarihi hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Moro ve Hama'yı okuduktan sonra üzülmemek elde değil. Özellikle de Hama'yı.

    Yakın zamanda, iki yakın dost olan Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu kitaplarını okudum. Özdenören'in İki Dünyası'nı, Zarifoğlu'nun da Bir Değirmendir Bu Dünya adlı eserini bitirdim. İki kitapta da batılılaşma başta olmak üzere birçok konuya karşı çıkılmış, tepki gösterilmiş. İşin üzücü olan tarafı şu; şu anda ülkeyi Zarifoğlu ve Özdenören okuyarak büyümüş insanlar yönetiyor ve bu iki yazarın 70'li yıllarda eleştirdikleri hangi konular varsa neredeyse hepsini yapar duruma gelmişler. Misal iki kitapta da batılılaşma ve Avrupa Birliği sert bir şekilde eleştirilirken şu anda ülkeyi yöneten muhafazakar iktidarın AB yolunda eline verilen her ev ödevini yapması. Daha fazla örnek verip de kitabın özetini çıkarmış gibi olmak istemiyorum.

    Asıl merak ettiğim mesele şu; Zarifoğlu bu dünyadan ebedi hayata intikal etmiş. O yüzden varsayımlar üzerinden konuşamayız. Ancak Özdenören hâlâ hayatta. Acaba kendisi Avrupa Birliği konusunda şu anda yapılan çalışmalar hakkında ne düşüyor? Eskiden verdiği tepkileri şu anda da veriyor mu? Kendisinin köşe yazılarını takip eden bir okur varsa, bu soruyu cevaplayabilirse memnun olurum.

    Değinmek istediğim bir konu daha var. Rasim Özdenören, İki Dünya adlı eserinde Batılılaşma hareketlerinin Osmanlı Devleti döneminde başladığını örneklerle birlikte açıklarken Cahit Zarifoğlu bir yazısında bu hareketlerin Cumhuriyetle birlikte başladığını söylüyor. Yazarın katılmadığım birkaç görüşünden biri buydu.

    Ben "Bir değirmendir bu dünya / Öğütür bizi bir gün" sözünün Zarifoğlu'na ait olduğunu zannediyordum ama yanlımışım. Adaşı olan bir alim tarafından seneler önce söylenmiş. Bunu da öğrenmiş oldum.

    Zarifoğlu kitaptan anladığım kadarıyla samimi, olaylara tepkisini korkusuzca veren, insanlarımızın İslamiyetten uzaklaşması konusunda üzülen, çözüm üretmeye çalışan, ihlaslı bir kulmuş. Allah kendisine rahmet eylesin.

    Kitapta beni en çok etkileyen bölümü de yazıp sonlandırmak istiyorum. Hayalperest olmak ile geniş hayal dünyasına sahip olmak konusu mükemmel anlatılmış. Hayalperest olan bir insan kafasında kurduğu hayali düşüncelerle tatmin olup gerçek hayatta hiçbir adım atamazken hayalperest olan insan ise olaylara geniş bir açıdan yaklaşır diyor yazar. Mesela, sıradan bir insan dersi geçmek için Arapça öğrenirken, geniş hayal dünyasına sahip biri Arapça'yı ana dili gibi öğrenmek ister, diyor. Yine Zarifoğlu mahalledekilere daktilo öğrenin, sürücü belgesi alın derken kendisine verilen cevap "Bizim sürmeye bisikletimiz yok, arabamız nasıl olsun? Ehliyet alıp ne yapacağız" şeklindeydi. Ancak bu konuyla ilgili Zarifoğlu muhteşem bir örnek veriyor. Mahallede yaşayan ve okula minibüsle gidip gelen bir genç, her gün şoförün eline ve ayaklarına bakarak nasıl araba sürüldüğü konusunda fikir sahibi olmuş ve aldığı birkaç dersten sonra kolaylıkla ehliyet sınavını geçmiş. İşte geniş hayalli olmak böyle bir şey.
  • 101 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba öncelik:)Simdi dehşet bir kitaba inceleme yazmaya çalışacağım sürç_ü lisan etmişsem yazıda af buyurun şimdiden :)Basliyorum son 2 3 4 bismillah...Bir kitaptan okuduğum bir sözü hatırlıyorum efendim;
    "Aliye Izzetbegoviç, tek cümleyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Begovic’siz Bosna, İslam’sız da Begoviç düşünülemez"
    Bu sözden anlaşıldığı gibi Aliya'nin ve eserlerinin ne kadar önemli olduğunu islam dünyası ve Bosna için de görebiliriz.Şuanki dünyayı ve geçmişi ögrenmek isteyenler bizatihi okumalı kitabın dili yalın ve güzel ince ama derin.

    Baktigimiz da İslâm’a gerçek ruhunu kazandıran ilk ve en önemli etken Kur’an-ı Kerim’dir ve sünneti seniyyedir.  Bu hayat kitabını okuyan, idrak eden ve teoride bırakmayıp pratiğe dökenler ise Âlimlerdir.(Rabbanilerdir)  İşte onlardan birisi de hayatını mücadeleye adamış, İslâm’ın Müslümanlar arasında tebliğ edilmesi için gayret sarf etmiş, inançlı, azimli, mayasını Doğu’dan alıp Batı kaynakları okuyup bunun üzerinde çözüm önerileri sunan ya da eleştiren bir öncü şahsiyet “Bilge Kral” ünvanıyla meşhur bulmuş bir alim Aliye Izzetbegovictir.Ruhuna rahmet diliyorum.Simdi ben buraya hayatıyla link bırakıyorum; gevezelik etmiyim ha bide ya sevdiğim bir şiir var kendisiyle ilgili onu da bırakıyorum icimde kalacak :)

    Hayati=https://islamansiklopedisi.org.tr/izzetbegovic-aliya

    Şiir=https://youtu.be/avCP5O-K0f8

    Kitap, 70’li yıllarda Bosna’da yazılmış . O yıllarda Bosna’da bağımsızlık mücadelesi veriliyordu tabi. Müslümanlara ağır işkenceler yapılıyor; mevcut konjöktürü değiştirmek isteyenler ise tutuklanıyordu ve uzun yıllar hapishaneye mahkûm ediliyordu. Bunlardan birisi de hayatıyla, yaşantısıyla tüm Müslümanlara örneklik teşkil eden Aliye İzzetbegoviç’tir. Böylesine zor şartlarda yazılması hasebiyle kitabın ayrı bir önemi var benim için.

    ŞİMDİ INCELEME ZAMANI..

    Kitabı ilk ellerime aldığımda dikkatimi ilk çeken gözümüze ilk çarpan önsözde şu kısım oldu;
    HEDEFİMİZ:     Müslümanların İslamlaşması
    SLOGANIMIZ:  İnanmak ve mücadele etmek

    Sonradan kitabı bitirince ne demek istediğini anladım meğer bu iki sözün açıklığı için yazılmış zaten.Yani şunu anladım;Bilge Kral bu bildirinin Müslümanların, Gayr-i Müslimlerden üstün olduğunu ispatlamak için değil; Müslümanların uyanışına vesile olması için Müslüman adıyla anılan ama aslında Müslüman kimliği taşımayan, kapitalist, sosyalist ya da Batı felsefesinin ve hayatının kuklası olmuş kişilere yazıldığını belirtiyor. Yine aynı önsözde Çin, Rusya ve Batılı ülkeler, Müslüman âleminin neresinde hâkim olacakları hususunda mücadele etmekte olduklarını; fakat bütün bu çabaların boşuna olduğunu ve zaferin İslam’ın ve kendisini Allah’a adamışların olacağını bildirmekte.
    Şimdi kitap Kitap üç başlık altında toplanmış bunlar;

    1-    Müslüman Hakların Geri Kalmışlığı
    2-    İslamî Düzen
    3-    İslamî Düzenin Bugünkü Sorunları

    ILK BÖLÜM=Burada müslümanların üzerinde çokça durduğu modernizm ve muhafazakarlığın negatif ve pozitif yönünü anlatmış Bilge kral.Bu iki düşünceyi Bilge Kral’a göre birer kelimeyle açıklamak gerekirse: “Muhafazâkar=Mistizimz, Modernizm=Saf Batıcılık” diyebiliriz belki. Çözümün ise bu iki kavramın ortak değerlerde birleştirilmesi gerektiğini; böylece Müslümanları tek safta toplayabileceğini belirtiyor.Ahlaki temeller anlatılmış. Müslümanların bugünkü egitimsizliginden bahsetmiş.Din ile ahlakı, ahlakla da sorumluluğu sıkı sıkıya birbirlerine bağliyor ayni zamanda.Bilge Kral buraya dikkat :)Bu anlamda İki devleti misal olarak veriyor. Bunlardan birisi olumsuz diğeri ise olumlu manada örnek verilmiş. Bir tanesi alfabesini tamamen değiştiren, bir gecede âlimleri cahilleştiren ve Batı’yı her yönüyle kabul eden Türkiye; diğer tarafta ise gelenek ile modernizmi birleştirmeyi başaran ve ekonomi alanında çok önemli mesafeler kat eden Japonya..
    Kitapta bir yerde şu geçiyordu;
    Ne olduğunu ve köklerinin nereden geldiğini bilmeyen bir ülke, nereye gideceğini ve yüzünü neye doğru çevirmesi gerektiğini bilebilir mi?”halimiz bu değil mi sizce de geçmişten kopartildik ve yapilan bunca reform bizi olumsuz etkiledi. Daha sonra ise Müslümanların güçsüz kalmasının nedenlerini anlatıyor.

    İKİNCİ BÖLÜM = “İslamî düzene” ayrılmış daha çok. İslamî düzen Bilge Kral’a göre:
     “Din ve kanun, terbiye ve güç, ülkü ve çıkarlar, manevi toplum ve devlet, gönüllülük ve zorlamanın birliğidir.”
     Burada din kavramı gerektiği gibi açıklanmış ve “Religion (Saf inanç)” sözcüğü ile eşit tutulmamış baktığımızda . Bu bölümü Bilge Kral’ın şu sözleriyle özetliyecem:
     “Hayatı sadece din ve dua ile değil, aynı zamanda çalışma ve bilimle tanzim etmek gerektiğine inanan, dünya tasavvurunda ibadethane ile fabrikanın yan yana olması gerektiğine izin vermekle kalmayıp talep eden, insanları sadece terbiye etmek değil aynı zamanda onların dünyadaki hayatlarını kolaylaştırmak gerektiğini düşünen ve bu iki hedefin birbirine kurban edilmesi için hiçbir sebebin bulunmadığı fikrinde olan kimse, o İslâm’a aittir"

    *Kitapta bu bölümde yine Bizim zamanımızda İslam düzeni /Tezler” başlığı altında vicdan,Müslüman kardeşliği,Kadın ve aile,Zekat faiz vs anlatılmış.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM=İslamî düzen, Panislamizm ve ırkçılık, Hristiyanlık ve Yahudilik, kapitalizm ve sosyalizm teşkil etmekte bunlardan bahsedilmiş.

    **Tüm kitapta Bilge Kral’ın İslam ümmetinin sorunlarına sunduğu çözümler de mevcuttur. Lâkin bütün bu çözümlerin başlangıcı hiç şüphesiz İslam birliği ile olanaklı olmakta bunu sürekli belirtiyor.Ayrica Bilge kral, ortaya koyduğu bazı sorunların temel kaynağı ve çözümünün kilit noktası olarak aydınları görür ve burda şiddetle ruhbanliga karşı çıkıp,Aydınların kendi halklarına doğruda yol gösterecek imkanlarının olmaması veya halkla aydın kitlenin arasındaki geçişkenliğin azalması gibi problemlerin ortadan kalkmasına yönelik çözüm önerileri sunmuştur.Halki düşüncenin kalbi görüp aydinlar ile aralaeinda fikir birliğinin olmasını istiyor..

    #Bu kitabı yazan Bilge Kralin ruhu için sizlerden bir Fatiha istiyorum içinizden geliyorsa tabi çok mutlu olurum:)

    BU KİTABI ALIN OKUYUN OKUTUN UFKUNUZ GENIŞLER.BUGÜN IÇIN DAHA İYİ ÇALIŞIRSINIZ..
    selametle iyi okumalar:)
  • 264 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Merhaba arkadaşlar. Tarihler 25 Mart 2019’du yani yaklaşık 10.5 yıl evveli gösterdiğinde Türk tarihi önemli bir ismini kaybetti. Ben o zamanlar henüz 13 yaşında, askeri sistemle yetişmeye çalışan 13 yaşında bir çocuktum. Yani birileri gibi Muhsin Başkan da Muhsin Başkan diye prim kasacak, hava atacak biri değildim. Halen de değilim çünkü onu anlamak kolay değil. Sonrasında gerek içinde bulunup yakınlık hissettiğim siyasi parti ve gerekse onun oradan ayrılışı nedeniyle de sadece ALLAH RAHMET ETSİN gibi cümleler kurduğum bir şahsiyetti kendisi. Ta ki bu yıla kadar. Bu yıl ne mi oldu? Onu alt paragrafa aktaralım.

    Bu yıl özellikle okuduğum kitaplarda böyle gizemli, mistik sanırım doğru kelime, diyebileceğim birçok vakayla karşılaştım. Bunlardan birisi de Vatikan tarafından varlığı kabul edilmeyen ve yerine 4 farklı kitap seçilip kendisi seçilmeyen Barnabas İncili idi. Chaplin’in zamanında Chaplin’e Benzeyenler yarışmasına girip 3. olması gibi bir durumdan bahsediyorum burada. Açıkçası bu durumdan korkuyorum da. Benim etim ne budum ne, tabii korkacağım. Bu konuda araştırma yapan insanlar hep bir KAZA (!) kurbanı oluyor. 28 Şubat sürecinin ardından Mahmut Esat Coşan’ın da bir KAZA da kurban gitmesini düşünüyorum da şöyle bir, aynı akibeti Muhsin Yazıcıoğlu da yaşayınca insanda bir korku oluşuyor. Her şeyi dile getirip bu konuda 10 yıldır sessiz kalan bir basına sahibiz. Demek ki herkes bu konuyu dile getireceği zaman kim olduğuna bakmadan korkuyor. Benim gibi birinin de korkması normal. Ters giden bir şeylerin farkında olmak ve bunu bir yerde bir şekilde dile getirmek sonrası için insana mutlak bir korku yaşatır. Sorunlarımıza devam edeceğiz. Uzun bir inceleme olacak.

    Öncelikle şuradan başlayalım. Ahmet Tahir Can, yazılarında sizi öyle etkiler ki, kimi yazısında siz meseleyi anlayana kadar o yazmayı bitirmiştir, kimi zamanda da hiçbir şey anlatmadığını düşünürsünüz, vakit kaybettiğinizi sanırsınız ama öyle sorular sorar, öyle cümleler kurar ki bunları anlamak için dahi belli bir birikiminiz olması gerektiğini bilmeniz lazımdır. Ben öncelikle uzun olsa bile kitabın neler içerdiğini şöyle bir paylaşayım istiyorum.

    https://i.hizliresim.com/Ydo8OA.png

    https://i.hizliresim.com/86jWNA.png

    https://i.hizliresim.com/DOjWyZ.png

    https://i.hizliresim.com/mX0gJY.png

    https://i.hizliresim.com/EOjWyv.png

    https://i.hizliresim.com/jqdrQ9.png

    https://i.hizliresim.com/2OpWEL.png

    https://i.hizliresim.com/BOjWyV.png

    Öncelikle doğruları konuşacak olursam –ki doğrular kişiye göre değişiyor- bana göre olan DOĞRU algılama şudur: Muhsin Yazıcıoğlu asla ama asla KAZA ile ölmemiştir. Bunu söyleyebilirim. Biz zaten inanmıyoruz o işin KAZA falan olduğuna. Bazı inançlar değişmez, değiştirebilir misiniz? Sadece boşa çabalarsınız, bu da öyledir. Bu saatten sonra, aradan yıllar bile geçse rahmetli Turgut Özal’ın oğluna, SENİN BABAN ZEHİRLENMEDİ KARDEŞİM, VEFAT ETTİ diyebilir misiniz? İmkanı yok. Bu da öyle. Zaten bir sürü şaibe var burada. Bakın ben size kanıtlanmış olanları sunayım hatta.

    Gerçi gerek Turgut Özal gerek Muhsin Reis de gariptir ki TERÖR sorununa odaklandığında KAZA (!) geçirdiler. Bunun yanında Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Kazım Çillioğlu da suikaste kurban gitmişlerdir zamanında. Ayrıca Erdoğan da dahil SİYASİ OLARAK UYUŞMADIĞI KİŞİLER DE DAHİL OLMAK ÜZERE birçok kişiye bu konularda yardım etmiş, Erdoğan’a yapılacak operasyonlar sırasında devreye girmiştir. Hatta bu konuda da NAMLUNUN UCUNDAKİ BAŞBAKAN: HEDEF RTE isimli kitap da bizlere aktarılmış.

    => Helikopter suikastı öncesinde Reis’in evinin üst katından LAPTOP çalınıyor. Bahçede bulunuyor. Reis’in tüm programlarının yer aldığı bu makine daha sonra bahçeye bırakılmış halde bulunuyor.
    => Suikasttan tam 15 gün önce suikast ile ilgili bir ihbar yapılıyor, kim yaptı dersiniz? Neden ciddiye alınmadı. Üstelik kendisinin (7 Haziran 2008) ve hatta eşinin yani yenge hanımın da geçirdikleri kaza olayını (14 Mayıs 2007) düşününce sormadan edemiyorum.
    => O dönemin Kayseri valiciği acaba neden KURTARMA EKİPLERİ OLAY YERİNE GİTTİ, REİS YARALI ve ŞUURU AÇIK açıklamasını yaptı? Bu bilgiyi ona kim verdi ya da neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti sizce? Ben söyleyeyim mi? Bence arama ekiplerinin işi bırakmasını ya da yavaşlamasını istiyordu. Orada bir şey oluyordu çünkü. Bir resim paylaşacağım bununla alakalı.
    => Anadolu Ajansı denilen yayın organı Vali haberini verdikten 8 gün sonra ne oldu da haberini sildi? Kimden emir aldılar da böyle oldu sizce?
    => Övünülen yüksek teknoloji, enkazı 48 saat sonra buldu. Hatta bulanlar da ileride ilk açıklamalarını korkutularak değiştirecek, olayla ilgili çektikleri video ve resim kayıtları ellerinden alınacak ve aileleriyle tehdit edilecek olan köylülerdi. Teknolojisiyle övünenler değildi.
    => İHA (İhlas Haber Ajansı) muhabiri İsmail Güneş telefonda yaklaşık yarım saat konuşuyor, kayıtlar var ama yayımlanan otopsi raporunda çenesinin kırık olduğu belirtiliyor. Kırık Çene ve yarım saat telefonda konuşma. Sizce mantıklı mı arkadaşlar? Neden halen UTANMADAN kaza denilebiliyor anlamıyorum ben. Ayrıca yarım saat telefonda konuştuğu belli olan birinin nasıl olurda yeri tespit edilemez? Külliyen yalan. Bunun vebalini kaldıramayacaklar, hesap günü biz hakkımızı helal etmeyeceğiz.
    => Reis, miting yaparken helikopter bir süre bölgeden ayrılıyor sonra geri geliyor. Bu sürede ne oldu? Bunu nasıl gizleyebiliyorlar, eğer yakıt aldığını belirteceklerse neden helikopter patlamadı ya da yanmadı o zaman? Demek ki farklı bir şey var burada.
    => En can alıcı nokta da ne biliyor musunuz? Bunun mercii Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ya da dağlık bölge olduğu için Jandarma’dır. Bir helikopter yahut uçak yahut bir Balon, havada uçan ve içinde yolcu taşıyan ne varsa, ki buna teleferik de dahil, bir ROTA olur. Nereden gelip nere gideceği, ne yapacağı vs tüm işlemler için. Yani kaza yeri bilinmeliydi o zaman. Rota sonradan değiştirilse bu da bilinmeliydi. Yani mutlaka bilen birileri var. Yazıklar Olsun.

    Bunların dışında araştırmalar genişledikçe ikinci bir helikopter gördüğünü söyleyenler, bir grup asker üniforması giymiş kişilerin köylüleri bölgeye sokmadıkları gibi durumlar mevcut ama kesin olan bir şey var. İsmail Güneş’e ait kamerayı biliyorsunuz. İHA yetkililerinden yapılan açıklamada kendilerine gelen kamerada 1 kaset olduğu ama onların 2 kaset kullandıkları yazıyordu. Yani gene geliyoruz şu soruya, hangi hain aldı o kamerayı? Bu işi yapanlar ölmesinler, Allah onlara uzun ömürler versin, benimkinden de alıp versin. Öyle uzun yaşasınlar. Yaşasınlar ama yaşadıklarının her günü öyle acı çeksinler ki ölmedikleri için kahrolsunlar, her gün her saat her saniye her an canları yansın.

    Gelelim can alıcı noktalardan birine. Bu alttaki resme çok iyi bakmanızı rica ediyorum. Bir video var. Sanırım işi yapanların biri korkmuş, gizlice dağı çeker gibi bir çekim yapıyor. Burada diğer askerler helikopterin etrafında bir şey yapıyor. Ne mi? Argus 5000 ve SKYMAP IIIC cihazları. Yani helikopterin beyni. Helikopter nerede uçuyor, irtifa bilgileri ve hız kaydı yani her şey burada kayıt altında. Neyse lafı çok da uzatmadan bunun kanıtını eklemek istiyorum.

    https://i.hizliresim.com/dL9JBQ.png

    Gelelim karbon monoksit değerlerine. Öldüğümüz zaman otopsimiz yapıldığında DOĞAL BİR ŞEKİLDE ölmüşsek vücudumuzdaki kan değerimizde %0.5 ile %3 arasında karbon monoksit bulunur. Şimdi burada yorumu sizlere bırakacağım: Muhsin Reis de %13.1, Pilot Kaya İstektepe’de %26.6, Erhan Üstündağ’da %21.8, Yüksel Yancı’da %8.5, İsmail Güneş’te %27 ve Murat Çelikkaya’da %10.1 oranında. Yorum sizin.

    Bu bilgiler ve daha da fazlasının sonrasında yaklaşık 50 sayfalık bir rapor okuyoruz. Bu rapor Cemal Boyalı, İsmail Hakkı Sayın, Faik Ceceli, Mehmet İlhan ve Mehmet Ali Özkılınç tarafından EK 1 DEVLET DENETLEME KURULU RAPORU SONUÇ BÖLÜMÜ adıyla yayımlanıyor.

    En sonda da onun kişisel özellikleri ve onu tanıyan -hatta anlaşamadıkları da dahil- insanların Reis hakkında neler düşündüğünü okuyoruz. Kitabımız işte böyle bitiyor. Keşke bitmese dedim bu kitap ama bitti işte. Ne diyelim ki? Allah rahmet eylesin. Kalanlara da uzun ömürler versin. Versin ki o ihanet şebesi her gün acı çeksin. Biz de her gün kinimizi, öfkemizi diri tutalım. Esen kalın, iyi akşamlar, iyi okumalar..
  • Amenerrasulü suresi ne anlatıyor? Amenerrasulü (Amener Resulu) okumanın fazileti ve sırları nelerdir? Amenerrasulü suresi Arapça, Türkçe okunuşu, anlamı ve tefsiri… Amenerrasulü (Amener Resulu) duası ile ilgili hadisler neler? Amenerrasulü ne zaman ve nerede indirilmiştir? Amenerrasulü dinlemek istiyorum (Fatih Çollak Hoca) diyenler ve araştıranlar için hakkında bilinmesi gereken herşey…
    Yatsı namazlarından sonra okunan "Amenerrasulü" duasının fazileti ve sırları, Arapça, Türkçe okunuşu, anlamı, tefsirini sizler için derledik.

    Ebu Umame (r.a.)'den rivayet edildi ki, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    "Dört şey Arşu'r-Rahman'ın altındaki hazineden (Cennet hazinelerinden) indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete'l-Kürsi, Sure-i Bakara'nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir." (El-Mütteki, Kenzu'l Ummal, 1/558)

    “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

    Amenerrasulü Bakara suresinin 285. ve 286. ayetlerinde yer almaktadır. Bu iki âyet “Amener-RasUlü” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimiz’e Miraç gecesi vahyedilmiştir. (Müslim, İman 279)

    Bakara suresi Mushafta ikinci, nüzûl sıralamasında 87. sûredir, Medine’de nâzil olmuştur. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Tamamının bir nüzûl sebebi olmamakla birlikte birçok âyeti için özel iniş sebepleri vardır.

    اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

    AMENERRASULÜ TÜRKÇE YAZILIŞI OKUNUŞU
    Amenerrasulü bi ma ünzile ileyhi mir rabbihi vel mü'minun, küllün amene billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadim mir rusülih, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke rabbena ve ileykel masiyr. (Bakara-285)

    La yükellifûllahü nefsen illa vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tüahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kâblinâ, rabbena ve la tuhammilna ma la takate lena bih, va'fü anna, vağfir lena, verhamna, ente mevlane fensurna alel kavmil kafirin. (Bakara-286)

    AMENERRASULÜ ANLAMI
    " Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."(Bakara-285)
    Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara-286)

    AMENERRASULÜ OKUMANIN FAZİLETİ VE FAYDALARI
    Bu iki âyet “Âmene’r-Rasûlü” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimiz’e Miraç gecesi vahyedilmiştir. (Müslim, İman 279) Bunların faziletiyle alakalı olarak Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurur:

    “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

    "Bu iki ayet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan o eve yaklaşamaz." (Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 4)

    "Peygamber Efendimiz’e (sas) miraçta üç hediye verilmiştir: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin son iki ayeti, ümmetinden Allah’a şirk koşmadan ölenlerin büyük günahlarının bağışlanacağı müjdesi." (Müslim, Îman, 279)

    “Allah Teâlâ, Bakara sûresini iki âyetle sona erdirdi ki, bunları bana arşın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar hem rahmettir, hem duadır, hem Kur’an’dır.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 14)

    "Dört şey Arşu'r-Rahman'ın altındaki hazineden indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete'l-Kürsi, Sure-i Bakara'nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir." (El-Mütteki, Kenzu'l Ummal, 1/558)

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakara Suresi'nin son iki ayetinin "cennet hazinelerinden", "Arş-ı Âzam'ın altında bulunan hazine"den alınmış olduğunu belirtmiştir.(bkz. İ. Canan, K. Sitte, Muhtasar ve Şerhi, Bakara Suresinin Fazileti Bölümü)

    "Arşın altındaki hazineden" ve "Cennet hazinelerinden" indirilmiş buyrulması bu ayetlerin bereket ve feyzinin çok olduğunu ifade etmektedir.

    Bu ayetleri okuyanlara Cennette mükafatlar verileceğine işarettir.
    Hazine anlamına gelen "kenz" ifadesi, ecir ve mükafat olarak ifade edilmiştir. (İbn Esir, en- Nihaye, HZN md.) Her ibadetin ve duanın bir karşılığı vardır. Bunlar cennette -tabiri caiz ise- depolanır ve sahibi de bu güzelliklere kavuşur. Bundan dolayı hazine denilmiştir.
    Buna göre hadiste geçen surelerin cennette büyük bir ecir ve mükafata vesile olacağı anlatılmıştır.
    Her ayetin elbette bir ecri vardır. Ancak içinde geçen konulardan dolayı bazı ayetler ve sureler diğer ayetlerden ve surelerden daha çok sevaplı olabiliyor. Bunları bize bildiren de Peygamber Efendimiz (asv)'dir.
    AMENERRASULÜ İNİŞ SEBEBİ?
    Bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir rivayet nakledilir:

    Bir önceki “İçinizden geçeni açığa vursanız da, gizleseniz de Allah onun hesabını sizden sorar” (Bakara 2/284) âyeti inince, burada işaret edilen ince mânalar, ilâhî vahyin karşısında gerçekten çok hassas bir gönle

    sahip olan ashâb-ı kirâma pek ağır geldi. Toplanıp Rasûlullah’ın huzuruna vardılar, diz çöktüler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namaz, oruç, cihâd, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle sorumlu olduk. Şimdiyse sana bu âyet indirildi. Halbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek” dediler.

    Peygamberimiz (s.a.v.) onlara: “Siz de sizden önceki kitap ehli gibi, «İşittik ve isyan ettik» mi demek istiyorsunuz? Bilakis «İşittik, itaat et tik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüş ancak sanadır» deyin” buyurdu. Bunu hep birlikte söylemeye başladılar. Söyledikçe dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı. O zaman Bakara 285. âyet nâzil oldu. Böylece Allah’a tazarrû ve niyaz ile yalvarıp yakardılar, istiğfar edip Allah’a sığındılar. Bu sebeple bir süre sonra da 286. âyet indirilerek güçlerinin yetmeyeceği ve ellerinde olmayan şeylerden hesaba çekilmeyecekleri bildirilmiş ve endişeleri giderilmiş oldu. (Müslim, İman 199)

    AMENERRASULÜ NASIL İNDİRİLDİ?
    "Bu iki âyet “Âmene’r-Rasûlü” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimiz’e Miraç gecesi vahyedilmiştir." (Müslim, İman 279)

    Diğer rivayetler şöyle geçmektedir:

    Ayetlerin iniş sıraları hakkındaki rivayetler farklılık gösterebilmektedir. bir rivayette, Bakara Suresi'nin son iki âyeti Cibrîl vasıtasıyla nazil olmamış, Resulullah bunları Mirac gecesinde vasıtasız olarak işitmiştir.

    Bundan dolayı Bakara Sûresi Medine devrinde nazil olmuştur, ancak o takdirde bu iki âyet müstesna olarak daha önce nazil olmuş, demektir. Bununla beraber bir başka rivayette, "Bunlar da Medine'de Cibrîl ile nazil oldu." demişlerdir. (bkz. Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, Bakara Suresi 286. ayetin tefsiri)

    Hasan ve Mücahid ile İbn Sirin'den, bir rivayette de İbnü Abbas'dan naklen anlatıldığına göre, Bakara suresinin bu son iki âyeti Cibrîl vasıtasıyla nazil olmamış, Resulullah bunları Mirac gecesinde vasıtasız olarak işitmiştir

    el-Vahidi de Mukatil b. Süleyman’dan naklen bu son iki ayetin Miraç gecesinde vasıtasız olarak Hz. Peygambere nazil olduğunu belirtmiştir. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri).

    AMENERRASULÜ TEFSİRİ UZUN
    Bakara 285. "Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti ve mü’minler de iman ettiler. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar da; “O’nun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız” dediler. Sonra da: “İşittik, itaat ettik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüşümüz ancak sanadır” diye niyazda bulundular."
    Bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir rivayet nakledilir:

    Bir önceki “İçinizden geçeni açığa vursanız da, gizleseniz de Allah onun hesabını sizden sorar” (Bakara 2/284) âyeti inince, burada işaret edilen ince mânalar, ilâhî vahyin karşısında gerçekten çok hassas bir gönle

    sahip olan ashâb-ı kirâma pek ağır geldi. Toplanıp Rasûlullah’ın huzuruna vardılar, diz çöktüler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namaz, oruç, cihâd, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle sorumlu olduk. Şimdiyse sana bu âyet indirildi. Halbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek” dediler.

    Peygamberimiz (s.a.v.) onlara: “Siz de sizden önceki kitap ehli gibi, «İşittik ve isyan ettik» mi demek istiyorsunuz? Bilakis «İşittik, itaat et tik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüş ancak sanadır» deyin” buyurdu. Bunu hep birlikte söylemeye başladılar. Söyledikçe dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı. O zaman Bakara 285. âyet nâzil oldu. Böylece Allah’a tazarrû ve niyaz ile yalvarıp yakardılar, istiğfar edip Allah’a sığındılar. Bu sebeple bir süre sonra da 286. âyet indirilerek güçlerinin yetmeyeceği ve ellerinde olmayan şeylerden hesaba çekilmeyecekleri bildirilmiş ve endişeleri giderilmiş oldu. (Müslim, İman 199)

    Bakara sûresinin ilk beş âyetinde iman esaslarına yer verilmiş, müttaki olmak ve kurtuluşa erebilmek için bunlara inanmanın ve gereğince amel etmenin önemine dikkat çekilmişti. Burada sûre sona erdirilirken tekrar İslâm’ın temelini oluşturan Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman, mü’minlerin ayrılmaz bir vasfı olarak dile getirilir.

    Mü’min olmanın, ayrılmaz şartlarından biri de Allah’ın ve peygamberin emirleri karşısında son derece duyarlı bir gönle sahip olmak, en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün tekliflere “işittik ve itaat ettik” diyerek mukabele etmektir. Onlar için isyan ve itaatsizlik olacak şey değildir. İşitme ve itaatte eksik kalan kısımlar için de Allah Teâlâ’dan af ve bağışlanma talep edilecektir.

    Bu bakımdan Allah Teâlâ’nın sonsuz merhamet sahibi olduğunu unutmayın ve ilâhî rahmete erebilmek için âdâbına uygun tarzda Rabbinize şöyle yalvarın:

    Bakara 286. "Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği günahlar da kendi zararınadır. O mü’minler, niyazlarına şöyle devam etiler: “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi cezalandırma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kaldıramayacağımız şeyleri de bize yükleme! Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!”
    Burada yer alan “Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz” (Bakara 2/286) ifadesi, Allah Teâlâ’nın kullarını sorumlu tuttuğu dinî emirlerdeki ölçüyü haber vermektedir. Dolayısıyla insanlara güç yetirebilecekleri şeyleri teklif etmek, Allah’ın değişmez bir kanunudur. Bu da Rabbimizin kullara olana rahmet, merhamet ve ihsânının bir göstergesidir. “Allah sizin için kolaylık diler, fakat zorluk dilemez” (Bakara 2/185) âyeti de bu gerçeğe ışık tutmaktadır. Ancak kul, yine de Rabbine niyaz halinde olmalıdır.

    Nitekim Kur’ân-ı Kerîm, zaman zaman mü’minlerin Allah Teâlâ’ya nasıl dua edeceklerini bildirir. Burada da çok mühim dua ve niyaz örnekleri yer almaktadır.

    Bunlardan birincisi: “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi cezalandırma!” (Bakara 2/286) duasıdır. Gerçekten de Cenâb-ı Hak, mü’minlerin bu duasını kabul buyurmuş, onlardan unutma ve hata yollu vuku bulan günahları affedeceğini müjdelemiştir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

    “Allah Teâlâ hatâ, unutma ve zorlama sûretiyle işlenen günahlardan dolayı ümmetimi hesaba çekmeyecek, onları bağışlayacaktır.” (İbn Mâce, Talâk 16/2043, 2045)

    İkincisi: “Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!” (Bakara 2/286) duasıdır. Önceki ümmetlere bir kısım ağır sorumluluklar yüklenmişti. Meselâ yahudiler günde elli vakit namaz kılmak, mallarının dörtte birini vergi vermek, pislik bulaşan elbiseyi kesmek, vatanlarından sürülüp çıkarılmak, birçok konuda hemen idam cezası uygulanmak, tevbe etmek için intiharla yükümlü olmak, bir isyan üzerine hemen ceza verilmek, herhangi bir hata meydana gelirse helâl olan yiyeceklerden bazıları yasak kılınmak gibi hükümlerle sorumlu tutulmuşlardı. (bk. Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 159) İşledikleri günahlar sebebiyle de maymun ve hınzıra çevrilmişlerdi. (bk. Bakara 2/65; Mâide 5/60) İşte mü’minler bu gibi sıkıntılardan, zorluklardan korunmalarını niyaz ettiler, Allah Teâlâ da Peygamber Efendimiz’i göndererek fazl u keremiyle bu ağır sorumlulukları ümmet-i Muhammed’den kaldırdı. (bk. A‘râf 7/157)

    Üçüncüsü: “Rabbimiz! Kaldıramayacağımız şeyleri de bize yükleme!” (Bakara 2/286) duasıdır. Yani “Dinî sorumluluk olarak güç yetmez, hiç çekilmez, takat getirilmez, yüklenecek olursa yerine getirilemeyecek, isyan ve itaatsizliğe sevkedecek tekliflerde bulunma! Dünya hayatında ceza olarak gelen, bizi mahv ve helâk eden, takat yetişmez musibetler, belalar ve sevdâlar altında bizi inletme!” demektir. Bir tevcihe göre, bir önceki dua ile yerine getirilmesi zor olan sorumluluklardan Allah’a sığınılırken, bu dua ile de güç yetirmek zor olan cezalardan Allah’a sığınılmak istenmiştir. Çünkü güç yetmeyecek zor işlerle mükellef tutulan kişilerin, kusur işlemekten tamâmen uzak durmaları ve cezaya uğramamaları oldukça zordur.

    Dördüncüsü ise: “Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!” (Bakara 2/286) duasıdır. “Affet” niyazı, günahların silinmesini, yok edilmesini ve bunlarla sorguya çekilmemeyi istemektir. Her ne kadar işlenen günahlar, Allah’ın ilminde belli ve sâbit olsa da, Cenâb-ı Hak isterse onların kullara yönelik sonuçlarını silebilir ve onları bu günahlar sebebiyle cezalandırmayabilir. “Mağfiret” niyazı ise günahların açığa vurulmamasını talep etmektir. Allah Teâlâ yapılan bir günahın cezasından vazgeçebilir ama, onu açıklamaktan ve ortaya dökmekten vazgeçmeyebilir. İşte mü’minler Allah’tan hem günahlarının affını, hem de bunların gizlenmesini istemekle emrolunmuşlardır. Ancak bu şekilde halleri gizli kalabilir ve rezil olmaktan kurtulabilirler.

    Kaynak: Tefsir (Prof. Dr. Ömer Çelik, Dr. Öğr. Üyesi Adem Ergül) - Kuran-ı Kerim Görsel, Metin Meal (Diyanet, İslam ve İhsan) - Videolar (İlamtv)