• "Kahr ile rahmet, inad ile sebat, gurur ile vekar, nefret ile muhabbet, posa ile öz, acı ile tatlı, hulasa zıtlar ve makbul olanlarla olmayanlar arası, yerine göre müspet ve ahenk duygusundan mahrum, hadiselerin tersine döne döne giden daire kavislerinden gafil, tek çizgi üzerinde dar ve hasis bir ruh..."
  • 152 syf.
    ·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
    "-Sende mi öğrendin bu lafı?
    Ne kelimeler, ne duygular var; öğretemiyoruz da, sıra merhamete geldi mi, herkes ezbere biliyor. Ağızların iğrenç sakızı!
    -Merhamet suç mu efendim?
    -Hem de idamlık... "


      Yankılanıyor bu sözleri Reis beyin... Merhamet... Ağızların iğrenç sakızı!


    " Etmeyin Reis Bey, siz ağlayamazsınız! Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!
    Siz merhametten, acıma duygusundan yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerinde haklısınız. Fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için, en büyük hakkı kaybediyorsunuz. Rahmet, kaldırılmış sizin kalbinizden... Buz çölünde yol alıyorsunuz! "

      Mâsum bir insana idam gömleği giydirilmiş  bu sözleri ise yürek parçalayıcısı...

    Necip Fazıl Kısakürek'in bu eseri insanda büyük tesirler bırakan bir eser olmuştur.
    Eser ; piyes tarzında, konuşma metinleri olarak kaleme alınmış. Okurken hiç sıkmıyor ve çabuk ilerliyor olaylar.
    Olay örgüsü ise son derece etkileyici.


    https://youtu.be/KEawhO1RY3E

    Reis Bey 'in uyarlanmış filmine bu linkten ulaşabilirsiniz. Filmle birlikte eş zamanlı olarak götürmek gerçekten çok güzeldi.
    Ancak itiraf etmeliyim ki okurken daha çok keyif aldım. Filmde bazı bölümlere yer verilmemekle birlikte baş karakterin Reis Bey ile örtüşmediği kanısındayım.


       Ve Reis Bey masum bir genci anne katili olmayla suçlayıp idam gömleğini giydirir. Bu sırada masum gencin şu sözleri yürek burkar;

    "Kaybolan siyah kareli ceketime karşılık biçtiğiniz gömleği sırtımda seyretmeye mi geldiniz? Teşekkür ederim! Çok naziksiniz! "

    Bu genç boynuna idam ipi geçirildikten sonra belki de hükmü verene yenilmemek için bastığı tabureyi kendisi atar. Onların çekip almasına fırsat vermeden...
     

    Reis Bey suçsuz yere birini öldürdüğü için son derece pişman olmuştur. Bunu okurken yaşıyorsunuz. Merhamet yoksunu adam, merhamet timsaline dönüşüyor.

     "Varsın, bir kötünün bürünmesi ihtimali olan mâsumluk maskesini kullanılmaz hale getirmek için bin mâsum feda edilsin..."
     Diyen adam

    "Merhamet, hiçbir şeyin kendisi değil, su gibi, toprak gibi, hava gibi, ateş gibi, her şeyin temeli... Onu getirin, kuracağı iklimde İyi'nin ölü bitkileri dirilsin, kötünün de diri bitkileri ölsün..."
     
    Diyen bir adama dönüşmüştür...


    Kesinlikle okuyun, merhamet neydi sorgulayarak okuyun.
  • 400 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Şeriati'nin konferanslarından derlenmiş olan 'Kendisi Olmayan İnsan' adlı kitap 'İnsanın Dört Zindanı' alt başlığı ile bize kitabın insan üzerine kurulu olduğunu açıkça belirtiyor.

    Kitap özellikle öze dönüşün ve kendini tanımanın gerekliliği özellikle vurguluyor. Bugün modern yaşam adı verilen, tüketimin dayatıldığı ve özgürlüğümüzü kendi irademiz ile makinizme teslim etme tuğlalarından yapılmış olan bir binayı parçalara ayırıyor ve günden güne amaç olduğu unutulan insanı, parçaların arasına, olması gerektiği yere tekrar cesur bir dille yerleştirip binayı yeniden inşa ediyor.
    Şeriati hem soruyor, hem cevap veriyor. Sadece sorunu söylemiyor, derin felsefi muhabbetlere davet ediyor. Ezberleri bozacak nitelikte olan kitap İnsan'ın ne olduğunu, yerini, kıymetini örnekleriyle açıklıyor.

    Yakın çağın en önemli fikir insanlarından biri olduğunu düşündüğüm Şeriati fikirleriyle, İslam ve Batı medeniyetlerini yakından tanımış olmasıyla, geleneksel düşünceleri bir kenara bırakıp özgün bir bakış açısıyla bizlere seslenmektedir. Şeriati, döneminde fikirleri yüzünden dışlanmış ve inandığı doğrular uğruna şehit edilmiştir. Allah rahmet eylesin.
  • Meselâ, göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesâbına çalıştırsan, geçici, devamsız bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavvat derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesâbına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir mütâlaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı san’at-ı Rabbâniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübârek bir arısı derecesine çıkar.
    Altıncı Söz
  • Selmân (r.a)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Allah Teâlâ gökleri ve yeri yaratınca, yüz tane de rahmet yaratmıştır. Her bir rahmet gök ile yer arasını dolduracak kadardır. Allah’ın kendi katında doksandokuz rahmeti vardır. Allah, mahlûkatı arasında rahmetin bir cüz’ünü paylaştırmıştır ki bu rahmet sayesinde mahlûkat birbirine şefkat ve merhamet eder. Bunun en sonunda arta kalanını da sadece müttakîlere vermiştir.”
  • Medeniyetin yıkımı önce zihinlerde başladı. Bu sebeple, evvela, yeni bir medeniyet için zihinlerin iman ve zihni kirliliğin önlenmesi şart.

    Meselâ, artık yazı yazarken inandığımız gibi yazmalıyız. İnandığımız Allah’ın uhrevî muhasebesini başa alarak yazmalıyız. Niyetimizi, başlarken besmele, bitirirken de O’nun ilmine teslim olarak sahihleştirmeliyiz.

    İrademizin çapı da, sorumluluk ve niyetimizin menzili içindedir. Şimdi gerçek sorumluluğumuzu idrâk etmeliyiz. Biz kaybedilmişlerin ağıtçıları değil, dirilenlerin ve daim var olanların müjdecileri olmalıyız. Ümidimizi, evrensel bir “rahmet medeniyeti”ni hissettikçe, dualar ve ameller ile kendimize dayanak yapmalıyız.

    Ey nefs-i entelektüel! Zaman pişmanlık zamanıdır, sonlayan ölüm gelmeden!
  • Sana kalpler akıyor geçtiği hâlde çok asırlar,
    Sen en âlâsın ezelden Sana sevdâlı yasırlar
    Esir olmak Sana hürriyyetin en tatlı safâsı
    İmrenirler o safâya hem o görkemli kasırlar.

    Yanağında izi kalmış o hasırın gözü yaşlı!
    Ayağında tozu kalmış o vahânın özü yaslı!
    Sen’i taşlar Sen’i kuşlar Sen’i kâinat anarken,
    Sana meyletmemiş âkillerin hep kalpleri paslı!

    “Âlemlere Rahmet” Seni bildik biz Efendim!
    “Kalplerde Letâfet” Seni bildik biz Efendim!
    “Zirvedeki Haslet” Seni bildik biz Efendim!
    “Hem Mahmûd hem Ahmed” Seni bildik biz Efendim!

    Sen’i sevmek Sana dönmek Sana tâat ile yanmak,
    Seni idrâk ile sünnetlerini dâimî anmak,
    Budur Hakk’a itâatin hem edebi hem îcâbı.
    Sen’siz olmaz Sen’den ayrı olamaz îmâna varmak!

    Sana Allah ve Melekler salâvat getiriyorken,
    Sana Mevlâmız “Habîbim” diyerek sesleniyorken,
    Câhilâne gâfilâne dolananlara vah eyvâh!
    Sen’i Dünya Sen’i ukbâ Sen’i âlem tanıyorken!
    Neslihan Nur Türk