Osmanlı Devleti'nin içerisinde yaşayan milletlerin, devletin çöküşünden sonraki pay alma hırsının sivil yaşamda ne kadar yer bulabildiğini, bu hırsa sahip olan olmayan herkesin hedefin bu kadar sözümona kolay olduğunu gördüğünde aslında ne kadar da ilgilendiğini, bu kaotik ve yönetimsiz ortamda hayatta kalış mücadeleleri ve hayatlar alışlarını görüyoruz kitapta. Bu sebeple dönemin sosyolojisini çok güzel yansıtıyor ve o tarihlerdeki milletler arası ilişkilerin hiç olmadığı kadar gri olduğunu gösteriyor.
Kitap 1900'lerden 1922'lere kadar yaşayan bir Rum erkeğin gözünden yazılmış. Her ne kadar bu gözle okusanız da böylesi bir kaos ve belirsizlik döneminde dahi birlikleri toplayıp ordu haline getiren, artık çoktan kaybedildi denilerek umut namına bir şey kalmamış zamanlarda bile motivasyon oluşturabilen, böylesi imkansızlıklar içerisinde diğer milletlerce ezilmiş Türk halkını yeniden dirilten Mustafa Kemal Atatürk'e saygı ve minnet duymadan kitabı tamamlamak ise imkansız.
Karakterin düşüncelerinin gelişimi ise genel olarak Osmanlı içerisinde yaşayan Türk olmayan milletlerin Osmanlı Devleti'ne karşı olan düşüncelerini temsilen yazılmış. Bu da tarihi açıdan eğitici bir perspektif taşıyor.